Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'ın Hayatı
Tarihçe-i Hayat
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ahmet.1" data-source="post: 575104" data-attributes="member: 1040028"><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'">Bedîüzzaman, yanında başka kitablar bulundurmuyordu.</span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'">-Neden başka kitablara bakmıyorsun? denildiğinde, buyururlardı ki:</span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'">-Her şeyden zihnimi tecrid ile Kur'andan fehmediyorum.</span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'">Eserlerden nakletse de, bazı mühim gördüğü mesaili, tağyir etmeden alırdı.</span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'">-Ne için aynen böyle tekrar ediyorsun? diye sorulduğunda: </span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'">-Hakikat usandırmaz, libası değiştirmek istemem, buyururdu.</span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'">Yukarıda bir nebze zikredilmişti ki, Bedîüzzaman hakaik-i Kur'aniyeye</span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">{(Haşiye): Üstad Bedîüzzaman Said Nursî Hazretlerinin İstanbul'da ve bir kısmını bilâhare Ankara'da tab' ile neşrettiği o zamanki eserleri, kırk sene sonra "Arabî Mesnevî-i Nuriye" ismiyle bir arada bir mecmua halinde neşredildi. İşte bu Mesnevî-i Nuriye'nin mukaddemesinde bu eserler hakkında diyor:</span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatü'l-hakaike karşı ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarîkat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünki aklı, fikri hikmet-i felsefe ile bir derece yaralı idi; tedavi lâzımdı. </span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">Sonra hem kalben, hem aklen hakikata giden bazı büyük ehl-i hakikatın arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı cazibedar bir hâssası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbanî de ona gaybî bir tarzda "Tevhid-i kıble et!" demiş; yani "Yalnız bir üstadın arkasından git!" O çok yaralı Eski Said'in kalbine geldi ki:</span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">"Üstad-ı hakikî Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur." diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu manevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazalî, Mevlâna Celaleddin ve İmam-ı Rabbanî gibi kalb, ruh ve akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrakın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Kur'an'ın dersiyle, irşadıyla hakikata bir yol bulmuş. Hattâ</span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #008000"></span></em><strong><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">ﻭَ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻟَﻪُٓ ﺍَﻳَﺔٌ ﺗَﺪُﻝُّ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻧَّﻪُ ﻭَﺍﺣِﺪٌ </span></span></strong><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">hakikatına mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş. </span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">Mevlâna Celaleddin, İmam-ı Rabbanî ve İmam-ı Gazalî gibi, akıl ve kalb ittifakıyla gittiği için, her şeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsinin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, felillahilhamd Eski Said Yeni Said'e inkılab etmiş. Aslı Farisî sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arabça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu'le, Lem'alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve saire dersleri ve Türkçe de Nokta ve Lemaat'ı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tab'etmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde, fakat dâhilî nefs ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalalette giden ehl-i felsefeye karşı Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti.</span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">O fidanlık Mesnevî, turuk-u hafiye gibi enfüsî ve dâhilî cihetinde çalışmış; kalb ve ruh içinde yol açmaya muvaffak olmuş. Bahçesi olan Risale-i Nur, hem enfüsî, hem ekser cihetinde turuk-u cehriye gibi âfâkî ve hariç daireye bakıp marifetullaha geniş ve her yerde yol açmış. Âdeta Musa Aleyhisselâm'ın asâsı gibi nereye vurmuş, su çıkarmış.</span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">Hem Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur'an'ın bir i'caz-ı manevîsiyle, her şeyde bir pencere-i marifet açmış; bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur'an'a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlub olmayıp galebe etmiş.}</span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'">ait oniki te'lifatını tab'ettirmişti. </span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'">Bu eserlerden üç-dördü Türkçe olup, mütebâkisi Arabîdirler. Bu zamana kadar hiçbir kitabda emsali bulunmayan bir tarz-ı beyan ve ifade ile hakikatları isbat ediyorlar.</span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'">Dârü'l-Hikmet'te bulunduğu zamanlarda geçirdiği bir inkılab-ı ruhîyi, bilâhare neşrettiği bir eserinde şöyle beyan ediyor: </span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'">Eski Said'in gafil kafasına müdhiş tokatlar indi, "El-mevtü hakk" kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Meded istedi, bir yol aradı, bir halaskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddüdde kaldı. Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylanî'nin (R.A.) "Fütuhu'l-Gayb" namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı:</span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em></em></em></span><span style="color: #a52a2a"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'">ﺍَﻧْﺖَ ﻓِﻰ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔِ ﻓَﺎﻃْﻠُﺐْ ﻃَﺒِﻴﺒًﺎ ﻳُﺪَﺍﻭِﻯ ﻗَﻠْﺒَﻚَ</span></span></span><span style="font-size: 12px"><em><em><em></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span><span style="font-family: 'arial'">Acibdir ki; o vakit ben, Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye a'zâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta ben idim. Hasta evvelâ kendine bakmalı, sonra hastalara bakabilir. </span><span style="font-family: 'arial'">İşte Hazret-i Şeyh bana der ki: </span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">"Sen kendin hastasın, kendine bir tabib ara!"</span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">Ben dedim: "Sen tabibim ol!" </span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">Tuttum, kendimi ona muhatab addederek, o kitabı bana hitab ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetli idi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatab ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum. Fakat sonra, ameliyat-ı şifakâraneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münacatını dinledim, çok istifaza ettim.</span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">Sonra İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaibdendir ki, bütün Mektubatında yalnız iki yerde "Bedîüzzaman" lafzı var. O iki mektub bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektubların başında "Mirza Bedîüzzaman'a Mektub" diye yazılı olarak gördüm.</span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">Fesübhanallah dedim, bu bana hitab ediyor. </span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">O zaman Eski Said'in bir lakabı, "Bedîüzzaman" idi. Halbuki hicretin üçyüz senesinde, Bedîüzzaman-ı Hemedanî'den başka o lakabla iştihar etmiş zâtları bilmiyordum. Demek İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali, benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime deva buldum. </span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">Yalnız İmam, o mektublarında tavsiye ettiği gibi çok mektublarında musırrane şunu tavsiye ediyor: "Tevhid-i kıble et." Yani: Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma. </span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'">Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahval-i ruhiyeme muvafık gelmedi. Ne kadar düşündüm: "Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi arkasından gideyim?" tahayyürde kaldım. Herbirinde ayrı ayrı cazibedar hâsiyetler var. Biriyle iktifa edemiyordum. O tahayyürde iken, Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle kalbime geldi ki: "Bu muhtelif turukların başı ve şu cedvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi, Kur'an-ı Hakîm'dir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyle ise, en a'lâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur. Ona yapıştım.</span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="font-family: 'arial'"></span></em></em></em></span></p><p><span style="font-size: 12px"><em><em><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">{(Haşiye) : Yazının sonunda diyor: "Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o Mürşid-i Hakikî'nin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor; fakat ehl-i kalb ve sahib-i halin derecatına göre o feyzi, o âb-ı hayatı yine onun feyziyle gösterebiliriz. Demek Kur'andan gelen o Sözler ve o Nurlar, yalnız aklî mesail-i ilmiye değil; belki kalbî, ruhî, hâlî mesail-i imaniyedir ve pek yüksek ve kıymetdar maarif-i İlahiye hükmündedirler."}</span></span></em></em></em></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ahmet.1, post: 575104, member: 1040028"] [SIZE=3][I][FONT=arial]Bedîüzzaman, yanında başka kitablar bulundurmuyordu. [/FONT] [FONT=arial]-Neden başka kitablara bakmıyorsun? denildiğinde, buyururlardı ki: [/FONT] [FONT=arial]-Her şeyden zihnimi tecrid ile Kur'andan fehmediyorum. [/FONT] [FONT=arial]Eserlerden nakletse de, bazı mühim gördüğü mesaili, tağyir etmeden alırdı. [/FONT] [FONT=arial]-Ne için aynen böyle tekrar ediyorsun? diye sorulduğunda: -Hakikat usandırmaz, libası değiştirmek istemem, buyururdu. [/FONT] [FONT=arial]Yukarıda bir nebze zikredilmişti ki, Bedîüzzaman hakaik-i Kur'aniyeye [/FONT] [COLOR=#008000][FONT=arial]{(Haşiye): Üstad Bedîüzzaman Said Nursî Hazretlerinin İstanbul'da ve bir kısmını bilâhare Ankara'da tab' ile neşrettiği o zamanki eserleri, kırk sene sonra "Arabî Mesnevî-i Nuriye" ismiyle bir arada bir mecmua halinde neşredildi. İşte bu Mesnevî-i Nuriye'nin mukaddemesinde bu eserler hakkında diyor: [/FONT] [FONT=arial]Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatü'l-hakaike karşı ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarîkat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünki aklı, fikri hikmet-i felsefe ile bir derece yaralı idi; tedavi lâzımdı. Sonra hem kalben, hem aklen hakikata giden bazı büyük ehl-i hakikatın arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı cazibedar bir hâssası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbanî de ona gaybî bir tarzda "Tevhid-i kıble et!" demiş; yani "Yalnız bir üstadın arkasından git!" O çok yaralı Eski Said'in kalbine geldi ki: "Üstad-ı hakikî Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur." diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu manevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazalî, Mevlâna Celaleddin ve İmam-ı Rabbanî gibi kalb, ruh ve akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrakın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Kur'an'ın dersiyle, irşadıyla hakikata bir yol bulmuş. Hattâ [/FONT] [/COLOR][/I][B][COLOR=#008000][FONT=arial]ﻭَ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻟَﻪُٓ ﺍَﻳَﺔٌ ﺗَﺪُﻝُّ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻧَّﻪُ ﻭَﺍﺣِﺪٌ [/FONT][/COLOR][/B][I][I][COLOR=#008000][FONT=arial]hakikatına mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş. Mevlâna Celaleddin, İmam-ı Rabbanî ve İmam-ı Gazalî gibi, akıl ve kalb ittifakıyla gittiği için, her şeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsinin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, felillahilhamd Eski Said Yeni Said'e inkılab etmiş. Aslı Farisî sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arabça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu'le, Lem'alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve saire dersleri ve Türkçe de Nokta ve Lemaat'ı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tab'etmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde, fakat dâhilî nefs ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalalette giden ehl-i felsefeye karşı Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti. [/FONT] [FONT=arial]O fidanlık Mesnevî, turuk-u hafiye gibi enfüsî ve dâhilî cihetinde çalışmış; kalb ve ruh içinde yol açmaya muvaffak olmuş. Bahçesi olan Risale-i Nur, hem enfüsî, hem ekser cihetinde turuk-u cehriye gibi âfâkî ve hariç daireye bakıp marifetullaha geniş ve her yerde yol açmış. Âdeta Musa Aleyhisselâm'ın asâsı gibi nereye vurmuş, su çıkarmış. Hem Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur'an'ın bir i'caz-ı manevîsiyle, her şeyde bir pencere-i marifet açmış; bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur'an'a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlub olmayıp galebe etmiş.} [/FONT][/COLOR] [FONT=arial]ait oniki te'lifatını tab'ettirmişti. Bu eserlerden üç-dördü Türkçe olup, mütebâkisi Arabîdirler. Bu zamana kadar hiçbir kitabda emsali bulunmayan bir tarz-ı beyan ve ifade ile hakikatları isbat ediyorlar. [/FONT] [FONT=arial]Dârü'l-Hikmet'te bulunduğu zamanlarda geçirdiği bir inkılab-ı ruhîyi, bilâhare neşrettiği bir eserinde şöyle beyan ediyor: [/FONT] [FONT=arial]Eski Said'in gafil kafasına müdhiş tokatlar indi, "El-mevtü hakk" kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Meded istedi, bir yol aradı, bir halaskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddüdde kaldı. Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylanî'nin (R.A.) "Fütuhu'l-Gayb" namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı: [/FONT] [/I][/I][/SIZE][COLOR=#a52a2a][SIZE=5][FONT=arial]ﺍَﻧْﺖَ ﻓِﻰ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔِ ﻓَﺎﻃْﻠُﺐْ ﻃَﺒِﻴﺒًﺎ ﻳُﺪَﺍﻭِﻯ ﻗَﻠْﺒَﻚَ[/FONT][/SIZE][/COLOR][SIZE=3][I][I][I] [FONT=arial] [/FONT][FONT=arial]Acibdir ki; o vakit ben, Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye a'zâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta ben idim. Hasta evvelâ kendine bakmalı, sonra hastalara bakabilir. [/FONT][FONT=arial]İşte Hazret-i Şeyh bana der ki: "Sen kendin hastasın, kendine bir tabib ara!" Ben dedim: "Sen tabibim ol!" Tuttum, kendimi ona muhatab addederek, o kitabı bana hitab ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetli idi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatab ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum. Fakat sonra, ameliyat-ı şifakâraneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münacatını dinledim, çok istifaza ettim. [/FONT] [FONT=arial]Sonra İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaibdendir ki, bütün Mektubatında yalnız iki yerde "Bedîüzzaman" lafzı var. O iki mektub bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektubların başında "Mirza Bedîüzzaman'a Mektub" diye yazılı olarak gördüm. Fesübhanallah dedim, bu bana hitab ediyor. O zaman Eski Said'in bir lakabı, "Bedîüzzaman" idi. Halbuki hicretin üçyüz senesinde, Bedîüzzaman-ı Hemedanî'den başka o lakabla iştihar etmiş zâtları bilmiyordum. Demek İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali, benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime deva buldum. Yalnız İmam, o mektublarında tavsiye ettiği gibi çok mektublarında musırrane şunu tavsiye ediyor: "Tevhid-i kıble et." Yani: Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma. Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahval-i ruhiyeme muvafık gelmedi. Ne kadar düşündüm: "Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi arkasından gideyim?" tahayyürde kaldım. Herbirinde ayrı ayrı cazibedar hâsiyetler var. Biriyle iktifa edemiyordum. O tahayyürde iken, Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle kalbime geldi ki: "Bu muhtelif turukların başı ve şu cedvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi, Kur'an-ı Hakîm'dir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyle ise, en a'lâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur. Ona yapıştım. [/FONT] [COLOR=#008000][FONT=arial]{(Haşiye) : Yazının sonunda diyor: "Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o Mürşid-i Hakikî'nin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor; fakat ehl-i kalb ve sahib-i halin derecatına göre o feyzi, o âb-ı hayatı yine onun feyziyle gösterebiliriz. Demek Kur'andan gelen o Sözler ve o Nurlar, yalnız aklî mesail-i ilmiye değil; belki kalbî, ruhî, hâlî mesail-i imaniyedir ve pek yüksek ve kıymetdar maarif-i İlahiye hükmündedirler."}[/FONT][/COLOR][/I][/I][/I][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'ın Hayatı
Tarihçe-i Hayat
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst