Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'ın Hayatı
Tarihçe-i Hayat
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ahmet.1" data-source="post: 575633" data-attributes="member: 1040028"><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><strong><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">KASTAMONU'DA BEDÎÜZZAMAN'A SEKİZ SENE HİZMET EDEN MEHMED FEYZİ İLE KIYMETDAR BİR NUR TALEBESİ OLAN EMİN'İN BİR MEKTUBUDUR </span></span></strong></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><strong><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></strong></em><span style="color: #a52a2a"><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 18px"></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><span style="color: #a52a2a"><span style="font-family: 'arial'"><span style="font-size: 18px">ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺭَﺳَٓﺎﺋِﻞِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺍﻟْﻤَﻘْﺮُﻭﺋَﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻤَﻜْﺘُﻮﺑَﺔِ</span></span></span><em></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Çok sevgili, çok kıymetdar, çok müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Evvelâ: Leyle-i Mi'racınızı tebrik eder, ellerinizden öper, kusurumuzun afvını rica ederiz.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımızın tercüme-i halini merak edenlere deriz ki:</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Kur'an-ı Hakîm otuzüç âyâtının i'cazkâr işaretiyle, İmam-ı Ali Radıyallahu Anhu Celcelutiye ve Ercuze'sinde kerametkâr delalatıyla, Gavs-ı A'zam Kuddise Sırruhu beşaretkâr beyanatıyla, Üstadımızın hakikî terceme-i halini ve Risale-i Nur'un hakikî mahiyetini beyan etmişler.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımızın şahs-ı manevîsini bilmek isteyenler, Risale-i Nur'un İşarat-ı Kur'aniye ve Keramat-ı Aleviye ve Keramat-ı Gavsiye risalelerini ve Risale-i Nur'un sair eczalarını dikkatle tetebbu' etmeleri lâzımdır. Yalnız bizim, Üstadımız hakkındaki kanaat-i kat'iyyemiz şudur ki: İsm-i Nur ve İsm-i Hakîm'e mazhariyetle, Kur'an-ı Hakîm'in hazinesinden nâil olduğu hakaik ve maarifi, tahdis-i nimet maksadıyla beşere ilân eden bu allâme-i zîfünun Bedîüzzaman Hazretleri, ahlâk-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm ile tahalluk etmiş, nefis ve heva berzahlarından geçmiş, mekârim-i ahlâkın en mümtaz ve müstesna bir timsal-i mücessemi olarak bu asırda bulunmuş. Şimdiye kadar bütün hayatında şâyan-ı hayret bir ulüvv-ü himmet ve sekinet ve iffet ve mahviyet içinde yaşamış. Gına-yı kalbi, tevekkül ve kanaatı hârikulâde; maişet ve kıyafeti pek sade ve mekârim-i ahlâkı pek fevkalâde; dünyaya zerre kadar meyil ve muhabbet etmez.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem öyle bir tarzda izzet-i ilmiyeyi hayatta muhafaza etmiş ki; aslâ kimseye arz-ı iftikar etmemek, hayatının en mühim bir düsturu olmuştur. Dünya kendilerine teveccüh etmişse de, ondan yüz çevirmiş olan Üstadımız; emr-i maaşta Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle, iffet ve nezahetini daima muhafaza eder; sadaka, zekat ve hediyeleri almaz. Yakînen biliyoruz ki; Kastamonu'da bulundukları zaman, oturdukları evin icarını vermek için yorganını sattılar da, yine hiçbir suretle hediye kabul etmediler.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem Üstadımız, tekellüf ve taazzumdan aslâ hoşlanmaz ve talebelerinin dahi tekellüf kaydından âzade olmalarını emreder. Ve buyururlar ki: "Tekellüf, şer'an ve hikmeten fenadır; çünki tekellüf sevdası, insanı hadd-i marufu tecavüze sevkeder. Mütekellif olanlar, bazan hodbinane bir tezahür ve tefahur tavrı ve muvakkat soğuk bir riyakâr vaziyeti takınmaktan kurtulmaz. Halbuki bunların ikisi de ihlası zedeler."</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem Üstadımız, gayet mütevazidir. Tefevvuk ve temeyyüz daiyelerinden, şöhret sevdalarından ziyadesiyle sakınırlar. Kendilerine mahsus safî meşrebi, o gibi can sıkacak şeylerden âlîdir. Herkese, hele ihtiyarlara ve çocuklara ve fukaralara, rıfk ve mülâyemetle uhuvvetkârane bir muamele-i hâlisanede bulunurlar. Mübarek yüzlerinde, mehabet ve beşaşetle karışık bir nur-u vakar lemean eder. Heybetle beraber âsâr-ı üns ve ülfet dahi görünür. Daima mütebessim bulunurlar. Fakat bazan tecelliyatın muktezası olarak mehabet ve celal nazarı o derece tezahür eder ki, artık o zaman yanında bulunup da söz söylemek isteyen adamın, âdeta dili tutulur, ne söylemek istediği anlaşılmaz. Bu âcizler, çok defa bu hali müşahede ettik.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımızın, az söylemek âdetidir. Fakat söylediğini veciz söyler; her halde düstur-u hikmet olarak pek manidar ve pek şümullü birer câmi'ü'l-kelimdirler.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımız ne kimseyi zemmeder ve ne de yanında kimseyi gıybet ettirir. Bunlardan aslâ hoşlanmaz. Kusur ve hataları setrederler. Hem o kadar hüsn-ü zanna mâliktir ki, hattâ kendisi hakkında bir nâseza söz tebliğ edene; "Hâşâ, bu yalandır. Bu sözü söyledi dediğin zât, böyle söylemez." buyururlar.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımızın nefisle mücahedede bir rüsuh ve ihtisası vardır ki, aslâ huzuzat-ı nefsaniyelerine hizmet etmezler. Bir insana kâfi gelmeyecek kadar az yerler ve az uyurlar. Gecelerde, sabaha kadar câlib-i dikkat bir hal-i hâşiane ile ubudiyette bulunurlar. Yaz ve kış, bu âdetleri tahallüf etmez. Teheccüd ve münacat ve evradlarını aslâ terketmezler. Hattâ bir Ramazan-ı Şerifte pek şiddetli hastalıkta, altı gün birşey yemeden savm-ı visal içinde ubudiyetteki mücahedelerini terketmediler. Komşuları her zaman derler ki: "Biz, sizin Üstadınızın sekiz sene yaz ve kış geceleri, aynı vakitlerde sabaha kadar hazîn ve muhrik sadâsıyla münacat seslerini dinler ve böyle fâsılasız devamlı mücahedesine hayretler içinde kalırdık."</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem Üstadımız, taharet ve nezafet-i şer'iyeye son derece riayet eder; her zaman abdestli olarak bulunur; aslâ mübarek vaktini boş geçirmez. Ya Risale-i Nur te'lifiyle veya tashihiyle meşgul veya Münacat-ı Cevşeniyeyi kıraat ve secdegâh-ı ubudiyete kaim veya tefekkür-ü âlâ-i İlahî bahrine müstağrak bulunurdu.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Ekseriyetle, yaz zamanı şehre uzak ormanlık dağ vardı. Üstadımızla oraya giderdik. Yolda hem Risale-i Nur tashih ederler, hem bu âciz talebelerinin okudukları risaleye dikkat ederler ve tashih için hatalarını söylerler veyahut eski müellefatından birisinden ders verirler; bu suretle yolda bile mübarek vaktini vazife ile geçirirlerdi. Evet biz itiraf ediyoruz ki, Üstadımızın nutkundaki letafet ve ülfetindeki halâvet o derece feyiz bahşederdi ki; insan, sabahtan akşama kadar o vaziyette ders alsa, yol yürüse, aslâ sıkılmak ihtimali yoktu.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem Üstadımız, Risale-i Nur hizmetini herşeye tercih ederler ve buyururlardı ki: "Yirmi senedir Kur'an-ı Hakîm'den ve Risale-i Nur'dan başka bir kitabı ne mütalaa etmişim ve ne de yanımda bulundurmuşum; Risale-i Nur kâfi geliyor." Evet Feyyaz-ı Mutlak tarafından bütün hakaik-i Kur'aniye kalb-i münevverine ilham ve ilka-i küllî ile ifaza olunur da, Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'dan başka neye muhtaç olur? Bundan şübhesi olanlar, Risale-i Nur'a dikkat etsinler. Cenab-ı Hak Üstadımıza Risale-i Nur'un te'lifinde öyle bir iktidar-ı bedî' ihsan etmiştir ki, bu herkese nasîb olacak hasletlerden değildir. O hârika Nur Risaleleri, her biri gurbette, hastalık içinde, dağda, bağda, kâtibsiz, tahammülü müşkil gayet ağır şerait dâhilinde, zahirî nice müşkilâtlarla meydana gelmiş ve mü'minlerin imdadına yetişmiştir. Fakat Cenab-ı Hakk'a şükrolsun ki, inayet-i İlahiye, hârika bir tarzda Üstadımıza fevkalâde muvaffakıyet ihsan etmiştir. İşte bu sırdandır ki Cenab-ı Hak, ona kâinatı bir kitab-ı semavî ve arzı bir sahife gibi keşf ve şuhudla bihakkalyakîn okuyacak bir iktidar vermiş; mahz-ı inayetle böyle kudsî bir esere sahib kılmıştır. </span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Evet âyât-ı teşriiyeyi hâvi Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın hakaik ve maarifini ve âyât-ı kevniyeyi şâmil kitab-ı kebir-i kâinatın vezaif ve meânisini beyan edip, marifetullahın en yüksek derecatına urûca nev'-i beşeri teşvik eden ve bugünkü günde, ölmeye yüz tutan kalbleri bile izn-i İlahî ile ihtizaza getirecek kadar hârika bir eser-i bedîa, bir sereyan-ı seria olan Risale-i Nur ile neşr-i hakaik eden bu vücud-u mes'ud ile beşeriyet iftihar etmek lâzım gelirken; çok garibdir ki, ehl-i şekavet tarafından zehir verilmeye cesaret ve taş attırılmaya bile cür'et ediliyor.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Evet </span></span></em><span style="color: #a52a2a"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'">ﺍَﺷَﺪُّ ﺍﻟْﺒَﻠﺎَٓﺀِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﺛُﻢَّ ﺍﻟْﺎَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀِ </span></span></span><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">sırrıyla, Enbiyanın vârisi olanların türlü türlü belalara uğramaları, hikmet-i İlahiye iktizasından olmasıyla, o zümre-i mübareke gibi, Üstadımız dahi nice belalara hedef olmuştur. Hattâ Kastamonu'ya ilk teşrif ettikleri zaman çocuklar, bir bedbaht şaki tarafından teşvik edilip, abdest almak için çeşmeye çıktıkları vakit taş atmışlar. Fakat Üstadımız daima gördüğü eza ve cefalara ulü'l-azmane sabır ve tahammül eder. Hem safa-i sadre ve selâmet-i kalbe mâlik olduklarından, o çocuklara dahi hiddet etmeyip buyururlardı ki: "Bunlar Sure-i Yâsin'den mühim bir âyetin nüktesini keşfime sebeb oldular" diye onlara dua ederlerdi. Sonra bu çocuklar, Üstadımızın duaları bereketiyle şâyan-ı hayret bir hal kesbettiler ki; Üstadımızı uzak-yakın nerede görürlerse, koşarak yanına gelirler, mübarek elini öperler, duasını alırlardı.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem Üstadımızın hârika hâlâtı ve şâyan-ı hayret garaib-i ahvali, başta Risale-i Nur olarak pek çoktur. Evet biz itiraf ediyoruz ki; Üstadımız bizim hatırat-ı kalbimizi bizden ziyade okur, çok defa haberimiz olmadığı bir mes'eleden bizleri şiddetli telaşla ikaz ederler, bizi hayrette bırakırlar. Fakat günler geçtikten sonra aynen Üstadımızın ikaz ettiği şeyle karşılaşır, aklımız başımıza gelirdi. Üstadımızla dağa gittiğimiz zaman, daha şehre dönme zamanı gelmeden, birden Üstadımız kalkarlar, bize de emrederlerdi. Hikmetini sormak istediğimizde: "Acele gidelim, Risale-i Nur hizmeti için bizi bekliyorlar." Hakikaten, şehre avdetimizde, mutlaka mühim bir Risale-i Nur şakirdi bizi bekliyor bulur veya birkaç defa gelip gittiğini komşular haber verirlerdi. Yine bir gün, Mevlâna Hâlid (K.S.) Hazretlerinin Küçük Âşık namında bir talebesinin neslinden mübarek bir hanım, yanında</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #008000"><span style="font-family: 'arial'">{(Haşiye): O hanım "Âsiye"dir.}</span></span><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">çok senelerden beri muhafaza ettiği Mevlâna Hazretlerinin cübbesini, Ramazan-ı Şerifte teberrüken Üstadımızın yanında kalsın diye Feyzi ile gönderir. Üstadımız hemen Emin kardeşimize yıkamak için emrederek, Cenab-ı Hakk'a şükretmeye başlar. Feyzi'nin hatırına: "Bu hanım, benim ile yirmi gün için gönderdi; Üstadım neden sahib çıkıyor?" diye hayretler içinde kalır. Sonra o hanımı görür, o hanım Feyzi'ye der ki: "Üstad hediyeleri kabul etmediğinden, bu suretle belki kabul eder diye öyle söylemiştim. Fakat emanet onundur, canımız dahi feda olsun." der, o kardeşimizi hayretten kurtarır.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Evet mübarek Üstadımızın o cübbeyi kabulü, Mevlâna Hâlid'den sonra vazife-i teceddüd-ü dinin kendilerine intikaline bir alâmet telakki etmesindendir, derler. </span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem de öyle olmak lâzım. Çünki hadîs-i sahihte:</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em></em><span style="color: #a52a2a"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'">ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻳَﺒْﻌَﺚُ ﻟِﻬَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺎُﻣَّﺔِ ﻋَﻠَﻰ ﺭَﺍْﺱِ ﻛُﻞِّ ﻣِﺎَﺓِ ﺳَﻨَﺔٍ ﻣَﻦْ ﻳُﺠَﺪِّﺩُ ﻟَﻬَﺎ ﺩِﻳﻨَﻬَﺎ </span></span></span><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">buyurulmuş. Mevlâna Hazretlerinin veladeti 1193, Üstadımız Hazretlerinin ise 1293'tür. Bu hadîsin tam izahı Risale-i Gavsiye'de vardır.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımız arasıra bizlere hususan Feyzi'ye, latîfe tarzında buyururlardı ki: "Cezanız var, tokat yiyeceksiniz, hapse gireceksiniz." diye Denizli hapsimizi bize remzen haber verip; hem bizi ikaz, hem kable'l-vuku' bir mühim hâdiseyi keşfen beyan ediyorlardı. Hakikaten çok geçmedi, Üstadımızın dediği çıktı.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Yine Denizli hapsi hâdisesinden evvel buyurdular ki: "Kardeşlerim, çoktandır sekiz seneden fazla bir yerde kalmamışım. Şimdi buraya geleli sekiz sene oluyor. Bu sene herhalde ya vefat edeceğim veya başka yere nakledeceğim" diye Kastamonu'dan teşrifini haber veriyorlardı.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem Denizli hapsi musibetinden evvel Üstadımız buyururlardı ki: "Kardeşlerim, Risale-i Nur'a birkaç cihette hücum hissediyorum, ziyade ihtiyat ediniz." Hakikaten çok geçmedi, İstanbul'da bir ihtiyar hoca, bilmeyerek, bir risalenin bir mes'elesine itiraz ediyor. Sonra eski fetva emini merhum Ali Rıza Efendi Hazretleri, o hocanın itirazını red ve Risale-i Nur'un hakkaniyetini tam tasdik ediyor.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"><strong>...........</strong></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Bir müddet sonra bir hayvan ürküp, Üstadımızın bacağını incitiyor. Aylarca ızdırablar içinde, vazife-i ubudiyetini ve Risale-i Nur'un hizmet-i kudsiyesini çok müşkilâtla îfa edebildi. Sonra dağda müdhiş bir zehirlenmeden mütevellid gayet ağır surette hasta iken, Denizli hapsi tevkifi meydana çıktı. Fakat o ferd-i ferîd, tahammülü pek müşkil bu dehşetli halde, hem hizmet-i imaniye ve Kur'aniyedeki azm-i metinini, hem ubudiyetteki vezaifi îfaya son derece gayret edip, aslâ fütur getirmeden ulü'l-azmane bir sabır ile sebat ediyordu. </span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Yine Üstadımız tevkifimizden evvel mükerreren buyururlardı ki: "Ehl-i dünya, Risale-i Nur'a ilişmesinler; ilişirlerse, âfetlerin hücumuna sebeb olurlar." Hakikaten herkesçe malûmdur ki: Risale-i Nur şakirdleri tevkif edilir edilmez her tarafta âfetler, zelzeleler, hastalıklar başlardı; tâ Risale-i Nur'un hakkaniyeti tasdik olunup vatana faideli olduğu itiraf edilinceye kadar çok yerlerde, ezcümle Kastamonu'da zelzele devam etti. Hattâ Kastamonu'nun tarihî yüksek kal'ası (ki bazı risalelerin medresesi hükmüne geçti) Risale-i Nur'a ve müellifi olan Üstadımıza iştiyak ve hasretinden matem tutup, en sağlam köklü taşlarını aşağı atarak, Üstadımızın ihbar-ı gaybîsini maddeten tasdik etmiştir.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımız, tevkifimizden mukaddem buyururlardı ki: "Risale-i Nur'a müdhiş bir hücum plânı var; fakat merak etmeyiniz. Müjde, inayet-i İlahiye imdadımıza yetişecek. Şöyle ki: </span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Bugün okumak için Hizb-i A'zam-ı Nurî'yi açmıştım, birden karşıma </span></span></em><span style="color: #a52a2a"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'">ﻭَ ﺍﺻْﺒِﺮْ ﻟِﺤُﻜْﻢِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻓَﺎِﻧَّﻚَ ﺑِﺎَﻋْﻴُﻨِﻨَﺎ ﻭَ ﺳَﺒِّﺢْ ﺑِﺤَﻤْﺪِ ﺭَﺑِّﻚَ </span></span></span><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">âyeti çıktı. Manen "Bana bak!" dedi. Ben de baktım, gördüm ki; manasının çok tabakalarından hususan mana-yı işarîsiyle ve cifrîsiyle hem hapis musibetine, hem necatımıza işaret ve bize beşaret ediyor." buyurdular. İşte Denizli mahkemesi, beraet kararı vermezden dokuz ay evvel, bilâ-tereddüd bu âyetin definesinden aldığı cevheri izhar edip, hem bu âyet-i kerimenin mühim nükte-i i'cazını keşf, hem de bu kuvve-i maneviyeye muhtaç zaîf talebelerini tebşir etmekle bizleri mesrur eylemişlerdir. Bu âyetin tam izahı, Denizli Müdafaasında ve Lâhikasındadır.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Nüsha-i nadire-i zaman olan Üstadımız, gayet şeci' ve metin ve ulü'l-azmane bir cesaret-i fevkalâdeye mâlik bir lisanü'l-haktır ki, hak yolunda söz söylemekten çekinmez ve levm-i lâimden korkmazlar. Bir gün "Bismillah" yazılı kabir taşlarını lâğımlar üzerine konurken görürler. Orada dünyaca mühim zâtlar hazır oldukları halde, kimsenin söyleyemediği gayet acı sözlerle o haksız işe ve daha başka haksız işlere de sedd-i sedid olmuşlardır.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Hem memleketimizde her kim Üstadımızı rencide etmeye cesaret etmişse, Risale-i Nur'a zarar getirmişse, mutlaka sû'-i âkıbete uğramışlardır. Bazıları dehalet edip akılları başlarına gelmiş ise de, bazıları da cezalarını çekmişlerdir. Bu vak'aların bazıları, Lâhika'da yazılmıştır.</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Elhasıl mübarek Üstadımızın evsaf-ı kemalini ve mehasin-i ahvalini bizim gibi âcizlerin bihakkın tasvir ve tarif edebilmesine imkân yoktur. Hâlık-ı Zülcelal Velcemal Hazretleri, Üstadımızı bir vücud-u müstesna olarak yaratmış ve tevfik-i İlahiyesine mazhar kılmıştır. Ne saadet ona ki; onun bizzât iştigal ettiği ve ehemmiyetle teşvik ve tavsiye ettiği Risale-i Nur ile hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede buluna ve Risale-i Nur'dan dersini almış ola...</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Üstadımız memlekette bulundukça, fâsılasız neşr-i hakaik eylemiş ve bizim saadetimiz için feyiz bahşeden mübarek nefesini sarfetmiştir. Cenab-ı Erhamürrâhimîn'den bütün ruh u canımızla niyaz ederiz ki: "Mahşer gününde dahi bizleri </span></span></em><span style="color: #a52a2a"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'arial'">ﺍَﻟﺴَّﻌِﻴﺪُ ﺳَﻌِﻴﺪٌ ﻓِﻰ ﺑَﻄْﻦِ ﺍُﻣِّﻪِ </span></span></span><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">hadîs-i şerifine mazhar olan Üstadımız define-i ulûm ve fünun, bedîülbeyan allâme-i Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri ile birlikte haşretsin. Tâ ki, o korkulu günde nurlu, müşfik, mübarek eliyle elimizi tutsun, huzur-u Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a bizi götürsün, inşâallah!... "</span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'"></span></span></em></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000"><em></em></span></span><p style="text-align: right"><span style="color: #000000"><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">Risale-i Nur Şakirdlerinden </span></span></em></span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="color: #000000"><span style="font-size: 12px"><em><strong><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'arial'">FEYZİ, EMİN</span></span></strong></em></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ahmet.1, post: 575633, member: 1040028"] [SIZE=3][COLOR=#000000][I][B][COLOR=#000000][FONT=arial]KASTAMONU'DA BEDÎÜZZAMAN'A SEKİZ SENE HİZMET EDEN MEHMED FEYZİ İLE KIYMETDAR BİR NUR TALEBESİ OLAN EMİN'İN BİR MEKTUBUDUR [/FONT][/COLOR][/B][/I][COLOR=#a52a2a][FONT=arial][SIZE=5] ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺭَﺳَٓﺎﺋِﻞِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺍﻟْﻤَﻘْﺮُﻭﺋَﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻤَﻜْﺘُﻮﺑَﺔِ[/SIZE][/FONT][/COLOR][I] [COLOR=#000000][FONT=arial] [/FONT][/COLOR][COLOR=#000000][FONT=arial]Çok sevgili, çok kıymetdar, çok müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri! [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Evvelâ: Leyle-i Mi'racınızı tebrik eder, ellerinizden öper, kusurumuzun afvını rica ederiz. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımızın tercüme-i halini merak edenlere deriz ki: [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Kur'an-ı Hakîm otuzüç âyâtının i'cazkâr işaretiyle, İmam-ı Ali Radıyallahu Anhu Celcelutiye ve Ercuze'sinde kerametkâr delalatıyla, Gavs-ı A'zam Kuddise Sırruhu beşaretkâr beyanatıyla, Üstadımızın hakikî terceme-i halini ve Risale-i Nur'un hakikî mahiyetini beyan etmişler. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımızın şahs-ı manevîsini bilmek isteyenler, Risale-i Nur'un İşarat-ı Kur'aniye ve Keramat-ı Aleviye ve Keramat-ı Gavsiye risalelerini ve Risale-i Nur'un sair eczalarını dikkatle tetebbu' etmeleri lâzımdır. Yalnız bizim, Üstadımız hakkındaki kanaat-i kat'iyyemiz şudur ki: İsm-i Nur ve İsm-i Hakîm'e mazhariyetle, Kur'an-ı Hakîm'in hazinesinden nâil olduğu hakaik ve maarifi, tahdis-i nimet maksadıyla beşere ilân eden bu allâme-i zîfünun Bedîüzzaman Hazretleri, ahlâk-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm ile tahalluk etmiş, nefis ve heva berzahlarından geçmiş, mekârim-i ahlâkın en mümtaz ve müstesna bir timsal-i mücessemi olarak bu asırda bulunmuş. Şimdiye kadar bütün hayatında şâyan-ı hayret bir ulüvv-ü himmet ve sekinet ve iffet ve mahviyet içinde yaşamış. Gına-yı kalbi, tevekkül ve kanaatı hârikulâde; maişet ve kıyafeti pek sade ve mekârim-i ahlâkı pek fevkalâde; dünyaya zerre kadar meyil ve muhabbet etmez. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem öyle bir tarzda izzet-i ilmiyeyi hayatta muhafaza etmiş ki; aslâ kimseye arz-ı iftikar etmemek, hayatının en mühim bir düsturu olmuştur. Dünya kendilerine teveccüh etmişse de, ondan yüz çevirmiş olan Üstadımız; emr-i maaşta Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle, iffet ve nezahetini daima muhafaza eder; sadaka, zekat ve hediyeleri almaz. Yakînen biliyoruz ki; Kastamonu'da bulundukları zaman, oturdukları evin icarını vermek için yorganını sattılar da, yine hiçbir suretle hediye kabul etmediler. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem Üstadımız, tekellüf ve taazzumdan aslâ hoşlanmaz ve talebelerinin dahi tekellüf kaydından âzade olmalarını emreder. Ve buyururlar ki: "Tekellüf, şer'an ve hikmeten fenadır; çünki tekellüf sevdası, insanı hadd-i marufu tecavüze sevkeder. Mütekellif olanlar, bazan hodbinane bir tezahür ve tefahur tavrı ve muvakkat soğuk bir riyakâr vaziyeti takınmaktan kurtulmaz. Halbuki bunların ikisi de ihlası zedeler." [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem Üstadımız, gayet mütevazidir. Tefevvuk ve temeyyüz daiyelerinden, şöhret sevdalarından ziyadesiyle sakınırlar. Kendilerine mahsus safî meşrebi, o gibi can sıkacak şeylerden âlîdir. Herkese, hele ihtiyarlara ve çocuklara ve fukaralara, rıfk ve mülâyemetle uhuvvetkârane bir muamele-i hâlisanede bulunurlar. Mübarek yüzlerinde, mehabet ve beşaşetle karışık bir nur-u vakar lemean eder. Heybetle beraber âsâr-ı üns ve ülfet dahi görünür. Daima mütebessim bulunurlar. Fakat bazan tecelliyatın muktezası olarak mehabet ve celal nazarı o derece tezahür eder ki, artık o zaman yanında bulunup da söz söylemek isteyen adamın, âdeta dili tutulur, ne söylemek istediği anlaşılmaz. Bu âcizler, çok defa bu hali müşahede ettik. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımızın, az söylemek âdetidir. Fakat söylediğini veciz söyler; her halde düstur-u hikmet olarak pek manidar ve pek şümullü birer câmi'ü'l-kelimdirler. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımız ne kimseyi zemmeder ve ne de yanında kimseyi gıybet ettirir. Bunlardan aslâ hoşlanmaz. Kusur ve hataları setrederler. Hem o kadar hüsn-ü zanna mâliktir ki, hattâ kendisi hakkında bir nâseza söz tebliğ edene; "Hâşâ, bu yalandır. Bu sözü söyledi dediğin zât, böyle söylemez." buyururlar. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımızın nefisle mücahedede bir rüsuh ve ihtisası vardır ki, aslâ huzuzat-ı nefsaniyelerine hizmet etmezler. Bir insana kâfi gelmeyecek kadar az yerler ve az uyurlar. Gecelerde, sabaha kadar câlib-i dikkat bir hal-i hâşiane ile ubudiyette bulunurlar. Yaz ve kış, bu âdetleri tahallüf etmez. Teheccüd ve münacat ve evradlarını aslâ terketmezler. Hattâ bir Ramazan-ı Şerifte pek şiddetli hastalıkta, altı gün birşey yemeden savm-ı visal içinde ubudiyetteki mücahedelerini terketmediler. Komşuları her zaman derler ki: "Biz, sizin Üstadınızın sekiz sene yaz ve kış geceleri, aynı vakitlerde sabaha kadar hazîn ve muhrik sadâsıyla münacat seslerini dinler ve böyle fâsılasız devamlı mücahedesine hayretler içinde kalırdık." [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem Üstadımız, taharet ve nezafet-i şer'iyeye son derece riayet eder; her zaman abdestli olarak bulunur; aslâ mübarek vaktini boş geçirmez. Ya Risale-i Nur te'lifiyle veya tashihiyle meşgul veya Münacat-ı Cevşeniyeyi kıraat ve secdegâh-ı ubudiyete kaim veya tefekkür-ü âlâ-i İlahî bahrine müstağrak bulunurdu. Ekseriyetle, yaz zamanı şehre uzak ormanlık dağ vardı. Üstadımızla oraya giderdik. Yolda hem Risale-i Nur tashih ederler, hem bu âciz talebelerinin okudukları risaleye dikkat ederler ve tashih için hatalarını söylerler veyahut eski müellefatından birisinden ders verirler; bu suretle yolda bile mübarek vaktini vazife ile geçirirlerdi. Evet biz itiraf ediyoruz ki, Üstadımızın nutkundaki letafet ve ülfetindeki halâvet o derece feyiz bahşederdi ki; insan, sabahtan akşama kadar o vaziyette ders alsa, yol yürüse, aslâ sıkılmak ihtimali yoktu. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem Üstadımız, Risale-i Nur hizmetini herşeye tercih ederler ve buyururlardı ki: "Yirmi senedir Kur'an-ı Hakîm'den ve Risale-i Nur'dan başka bir kitabı ne mütalaa etmişim ve ne de yanımda bulundurmuşum; Risale-i Nur kâfi geliyor." Evet Feyyaz-ı Mutlak tarafından bütün hakaik-i Kur'aniye kalb-i münevverine ilham ve ilka-i küllî ile ifaza olunur da, Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'dan başka neye muhtaç olur? Bundan şübhesi olanlar, Risale-i Nur'a dikkat etsinler. Cenab-ı Hak Üstadımıza Risale-i Nur'un te'lifinde öyle bir iktidar-ı bedî' ihsan etmiştir ki, bu herkese nasîb olacak hasletlerden değildir. O hârika Nur Risaleleri, her biri gurbette, hastalık içinde, dağda, bağda, kâtibsiz, tahammülü müşkil gayet ağır şerait dâhilinde, zahirî nice müşkilâtlarla meydana gelmiş ve mü'minlerin imdadına yetişmiştir. Fakat Cenab-ı Hakk'a şükrolsun ki, inayet-i İlahiye, hârika bir tarzda Üstadımıza fevkalâde muvaffakıyet ihsan etmiştir. İşte bu sırdandır ki Cenab-ı Hak, ona kâinatı bir kitab-ı semavî ve arzı bir sahife gibi keşf ve şuhudla bihakkalyakîn okuyacak bir iktidar vermiş; mahz-ı inayetle böyle kudsî bir esere sahib kılmıştır. Evet âyât-ı teşriiyeyi hâvi Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın hakaik ve maarifini ve âyât-ı kevniyeyi şâmil kitab-ı kebir-i kâinatın vezaif ve meânisini beyan edip, marifetullahın en yüksek derecatına urûca nev'-i beşeri teşvik eden ve bugünkü günde, ölmeye yüz tutan kalbleri bile izn-i İlahî ile ihtizaza getirecek kadar hârika bir eser-i bedîa, bir sereyan-ı seria olan Risale-i Nur ile neşr-i hakaik eden bu vücud-u mes'ud ile beşeriyet iftihar etmek lâzım gelirken; çok garibdir ki, ehl-i şekavet tarafından zehir verilmeye cesaret ve taş attırılmaya bile cür'et ediliyor. Evet [/FONT][/COLOR][/I][COLOR=#a52a2a][SIZE=5][FONT=arial]ﺍَﺷَﺪُّ ﺍﻟْﺒَﻠﺎَٓﺀِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﺛُﻢَّ ﺍﻟْﺎَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀِ [/FONT][/SIZE][/COLOR][I][COLOR=#000000][FONT=arial]sırrıyla, Enbiyanın vârisi olanların türlü türlü belalara uğramaları, hikmet-i İlahiye iktizasından olmasıyla, o zümre-i mübareke gibi, Üstadımız dahi nice belalara hedef olmuştur. Hattâ Kastamonu'ya ilk teşrif ettikleri zaman çocuklar, bir bedbaht şaki tarafından teşvik edilip, abdest almak için çeşmeye çıktıkları vakit taş atmışlar. Fakat Üstadımız daima gördüğü eza ve cefalara ulü'l-azmane sabır ve tahammül eder. Hem safa-i sadre ve selâmet-i kalbe mâlik olduklarından, o çocuklara dahi hiddet etmeyip buyururlardı ki: "Bunlar Sure-i Yâsin'den mühim bir âyetin nüktesini keşfime sebeb oldular" diye onlara dua ederlerdi. Sonra bu çocuklar, Üstadımızın duaları bereketiyle şâyan-ı hayret bir hal kesbettiler ki; Üstadımızı uzak-yakın nerede görürlerse, koşarak yanına gelirler, mübarek elini öperler, duasını alırlardı. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem Üstadımızın hârika hâlâtı ve şâyan-ı hayret garaib-i ahvali, başta Risale-i Nur olarak pek çoktur. Evet biz itiraf ediyoruz ki; Üstadımız bizim hatırat-ı kalbimizi bizden ziyade okur, çok defa haberimiz olmadığı bir mes'eleden bizleri şiddetli telaşla ikaz ederler, bizi hayrette bırakırlar. Fakat günler geçtikten sonra aynen Üstadımızın ikaz ettiği şeyle karşılaşır, aklımız başımıza gelirdi. Üstadımızla dağa gittiğimiz zaman, daha şehre dönme zamanı gelmeden, birden Üstadımız kalkarlar, bize de emrederlerdi. Hikmetini sormak istediğimizde: "Acele gidelim, Risale-i Nur hizmeti için bizi bekliyorlar." Hakikaten, şehre avdetimizde, mutlaka mühim bir Risale-i Nur şakirdi bizi bekliyor bulur veya birkaç defa gelip gittiğini komşular haber verirlerdi. Yine bir gün, Mevlâna Hâlid (K.S.) Hazretlerinin Küçük Âşık namında bir talebesinin neslinden mübarek bir hanım, yanında [/FONT][/COLOR] [COLOR=#008000][FONT=arial]{(Haşiye): O hanım "Âsiye"dir.}[/FONT][/COLOR][COLOR=#000000][FONT=arial] [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]çok senelerden beri muhafaza ettiği Mevlâna Hazretlerinin cübbesini, Ramazan-ı Şerifte teberrüken Üstadımızın yanında kalsın diye Feyzi ile gönderir. Üstadımız hemen Emin kardeşimize yıkamak için emrederek, Cenab-ı Hakk'a şükretmeye başlar. Feyzi'nin hatırına: "Bu hanım, benim ile yirmi gün için gönderdi; Üstadım neden sahib çıkıyor?" diye hayretler içinde kalır. Sonra o hanımı görür, o hanım Feyzi'ye der ki: "Üstad hediyeleri kabul etmediğinden, bu suretle belki kabul eder diye öyle söylemiştim. Fakat emanet onundur, canımız dahi feda olsun." der, o kardeşimizi hayretten kurtarır. Evet mübarek Üstadımızın o cübbeyi kabulü, Mevlâna Hâlid'den sonra vazife-i teceddüd-ü dinin kendilerine intikaline bir alâmet telakki etmesindendir, derler. Hem de öyle olmak lâzım. Çünki hadîs-i sahihte:[/FONT][/COLOR] [/I][COLOR=#a52a2a][SIZE=5][FONT=arial]ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻳَﺒْﻌَﺚُ ﻟِﻬَﺬِﻩِ ﺍﻟْﺎُﻣَّﺔِ ﻋَﻠَﻰ ﺭَﺍْﺱِ ﻛُﻞِّ ﻣِﺎَﺓِ ﺳَﻨَﺔٍ ﻣَﻦْ ﻳُﺠَﺪِّﺩُ ﻟَﻬَﺎ ﺩِﻳﻨَﻬَﺎ [/FONT][/SIZE][/COLOR][I][COLOR=#000000][FONT=arial]buyurulmuş. Mevlâna Hazretlerinin veladeti 1193, Üstadımız Hazretlerinin ise 1293'tür. Bu hadîsin tam izahı Risale-i Gavsiye'de vardır. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımız arasıra bizlere hususan Feyzi'ye, latîfe tarzında buyururlardı ki: "Cezanız var, tokat yiyeceksiniz, hapse gireceksiniz." diye Denizli hapsimizi bize remzen haber verip; hem bizi ikaz, hem kable'l-vuku' bir mühim hâdiseyi keşfen beyan ediyorlardı. Hakikaten çok geçmedi, Üstadımızın dediği çıktı. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Yine Denizli hapsi hâdisesinden evvel buyurdular ki: "Kardeşlerim, çoktandır sekiz seneden fazla bir yerde kalmamışım. Şimdi buraya geleli sekiz sene oluyor. Bu sene herhalde ya vefat edeceğim veya başka yere nakledeceğim" diye Kastamonu'dan teşrifini haber veriyorlardı. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem Denizli hapsi musibetinden evvel Üstadımız buyururlardı ki: "Kardeşlerim, Risale-i Nur'a birkaç cihette hücum hissediyorum, ziyade ihtiyat ediniz." Hakikaten çok geçmedi, İstanbul'da bir ihtiyar hoca, bilmeyerek, bir risalenin bir mes'elesine itiraz ediyor. Sonra eski fetva emini merhum Ali Rıza Efendi Hazretleri, o hocanın itirazını red ve Risale-i Nur'un hakkaniyetini tam tasdik ediyor.[/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial][B]...........[/B] [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Bir müddet sonra bir hayvan ürküp, Üstadımızın bacağını incitiyor. Aylarca ızdırablar içinde, vazife-i ubudiyetini ve Risale-i Nur'un hizmet-i kudsiyesini çok müşkilâtla îfa edebildi. Sonra dağda müdhiş bir zehirlenmeden mütevellid gayet ağır surette hasta iken, Denizli hapsi tevkifi meydana çıktı. Fakat o ferd-i ferîd, tahammülü pek müşkil bu dehşetli halde, hem hizmet-i imaniye ve Kur'aniyedeki azm-i metinini, hem ubudiyetteki vezaifi îfaya son derece gayret edip, aslâ fütur getirmeden ulü'l-azmane bir sabır ile sebat ediyordu. Yine Üstadımız tevkifimizden evvel mükerreren buyururlardı ki: "Ehl-i dünya, Risale-i Nur'a ilişmesinler; ilişirlerse, âfetlerin hücumuna sebeb olurlar." Hakikaten herkesçe malûmdur ki: Risale-i Nur şakirdleri tevkif edilir edilmez her tarafta âfetler, zelzeleler, hastalıklar başlardı; tâ Risale-i Nur'un hakkaniyeti tasdik olunup vatana faideli olduğu itiraf edilinceye kadar çok yerlerde, ezcümle Kastamonu'da zelzele devam etti. Hattâ Kastamonu'nun tarihî yüksek kal'ası (ki bazı risalelerin medresesi hükmüne geçti) Risale-i Nur'a ve müellifi olan Üstadımıza iştiyak ve hasretinden matem tutup, en sağlam köklü taşlarını aşağı atarak, Üstadımızın ihbar-ı gaybîsini maddeten tasdik etmiştir. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımız, tevkifimizden mukaddem buyururlardı ki: "Risale-i Nur'a müdhiş bir hücum plânı var; fakat merak etmeyiniz. Müjde, inayet-i İlahiye imdadımıza yetişecek. Şöyle ki: Bugün okumak için Hizb-i A'zam-ı Nurî'yi açmıştım, birden karşıma [/FONT][/COLOR][/I][COLOR=#a52a2a][SIZE=5][FONT=arial]ﻭَ ﺍﺻْﺒِﺮْ ﻟِﺤُﻜْﻢِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻓَﺎِﻧَّﻚَ ﺑِﺎَﻋْﻴُﻨِﻨَﺎ ﻭَ ﺳَﺒِّﺢْ ﺑِﺤَﻤْﺪِ ﺭَﺑِّﻚَ [/FONT][/SIZE][/COLOR][I][COLOR=#000000][FONT=arial]âyeti çıktı. Manen "Bana bak!" dedi. Ben de baktım, gördüm ki; manasının çok tabakalarından hususan mana-yı işarîsiyle ve cifrîsiyle hem hapis musibetine, hem necatımıza işaret ve bize beşaret ediyor." buyurdular. İşte Denizli mahkemesi, beraet kararı vermezden dokuz ay evvel, bilâ-tereddüd bu âyetin definesinden aldığı cevheri izhar edip, hem bu âyet-i kerimenin mühim nükte-i i'cazını keşf, hem de bu kuvve-i maneviyeye muhtaç zaîf talebelerini tebşir etmekle bizleri mesrur eylemişlerdir. Bu âyetin tam izahı, Denizli Müdafaasında ve Lâhikasındadır. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Nüsha-i nadire-i zaman olan Üstadımız, gayet şeci' ve metin ve ulü'l-azmane bir cesaret-i fevkalâdeye mâlik bir lisanü'l-haktır ki, hak yolunda söz söylemekten çekinmez ve levm-i lâimden korkmazlar. Bir gün "Bismillah" yazılı kabir taşlarını lâğımlar üzerine konurken görürler. Orada dünyaca mühim zâtlar hazır oldukları halde, kimsenin söyleyemediği gayet acı sözlerle o haksız işe ve daha başka haksız işlere de sedd-i sedid olmuşlardır. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Hem memleketimizde her kim Üstadımızı rencide etmeye cesaret etmişse, Risale-i Nur'a zarar getirmişse, mutlaka sû'-i âkıbete uğramışlardır. Bazıları dehalet edip akılları başlarına gelmiş ise de, bazıları da cezalarını çekmişlerdir. Bu vak'aların bazıları, Lâhika'da yazılmıştır. [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Elhasıl mübarek Üstadımızın evsaf-ı kemalini ve mehasin-i ahvalini bizim gibi âcizlerin bihakkın tasvir ve tarif edebilmesine imkân yoktur. Hâlık-ı Zülcelal Velcemal Hazretleri, Üstadımızı bir vücud-u müstesna olarak yaratmış ve tevfik-i İlahiyesine mazhar kılmıştır. Ne saadet ona ki; onun bizzât iştigal ettiği ve ehemmiyetle teşvik ve tavsiye ettiği Risale-i Nur ile hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede buluna ve Risale-i Nur'dan dersini almış ola... [/FONT][/COLOR] [COLOR=#000000][FONT=arial]Üstadımız memlekette bulundukça, fâsılasız neşr-i hakaik eylemiş ve bizim saadetimiz için feyiz bahşeden mübarek nefesini sarfetmiştir. Cenab-ı Erhamürrâhimîn'den bütün ruh u canımızla niyaz ederiz ki: "Mahşer gününde dahi bizleri [/FONT][/COLOR][/I][COLOR=#a52a2a][SIZE=5][FONT=arial]ﺍَﻟﺴَّﻌِﻴﺪُ ﺳَﻌِﻴﺪٌ ﻓِﻰ ﺑَﻄْﻦِ ﺍُﻣِّﻪِ [/FONT][/SIZE][/COLOR][I][COLOR=#000000][FONT=arial]hadîs-i şerifine mazhar olan Üstadımız define-i ulûm ve fünun, bedîülbeyan allâme-i Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri ile birlikte haşretsin. Tâ ki, o korkulu günde nurlu, müşfik, mübarek eliyle elimizi tutsun, huzur-u Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a bizi götürsün, inşâallah!... " [/FONT][/COLOR] [/I][/COLOR][/SIZE][RIGHT][COLOR=#000000][SIZE=3][I][COLOR=#000000][FONT=arial]Risale-i Nur Şakirdlerinden [/FONT][/COLOR] [B][COLOR=#000000][FONT=arial]FEYZİ, EMİN[/FONT][/COLOR][/B][/I][/SIZE][/COLOR][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'ın Hayatı
Tarihçe-i Hayat
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst