Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Memba
Tefekkür
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 82760" data-attributes="member: 656"><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">NÜKTELER…</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'"></span><span style="font-family: 'Tahoma'">İMAM AZAM VE TEFEKKÜR</span></strong></p><p><strong></strong><span style="color: #7f0000"><span style="font-family: 'Tahoma'">İmam-ı A'zam Hazretleri bütün duygu ve lâtifeleriyle ümid ve korku içinde. âdeta baştan aşağı İslâmi vecd ve haşyetle doluyordu. Bir yatsı namazında İmam, "Zilzâl" sûresini okumuş. o da namazdan sonra kendinden geçerek sürenin mânâsı etrafında tefekküre dalmıştı. O'nu kendi haline bırakan müezzin gidip sabah namazına geri gelince hâlen vecdinin devam ettiğini ve: "Ey hayrın da şerrin de zerresini zayi etmeyen!. Kulun Ebû Hanife'nin şer mesabesindeki hallerini affeyle!.." diye ağladığını gördü. Nihayet müezzin yağı tükenmekte olan kandile yağ koyarken Ebû Hanife vecd halinden sıyrılıp kendine geldi, müezzine hitaben: "Kandili mi söndüreceksin?" diye sordu. Müezzin de: -Efendim. sabah namazı oldu, ezan okumaya geldim, yatsı değildir, cevabını verdi. Bundan sonra sabah namazını da cemaatla kılan Ebû Hanife oturup dersine devam etti ve müezzine de şöyle bir ricada bulundu: -Benim birtakım hallerim vardır ki bir kısmına sen muttali oluyorsun, istirham ediyorum, kimselere açma bunları, olur mu?</span></span></p><p><span style="color: #7f0000"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">HEREM BİN HAYYAN </span></strong></span></p><p><span style="color: #7f0000"><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">İslâm büyükleri bu dünya hayatını gaye değil vasıta bilir. Bu bilginin gereğine göre de hayatlarını tanzim ederler. Biz buna "ilmiyle amel etme" hâli de diyoruz. İşte bu hâl ile hallenen, yani ilmi ile amel eden İslâm büyüklerinden biri de. Herem bin Hayyan'dır. Hayatı hakkında fazla birşey bilemediğimiz bu zât, günlük nafakasını hayatının gayesi değil, belki vasıtası bildiğinden, bunun vasatını elde edince mes'elesi biter, gayesine teveccüh eder, ebedi hayatını alâkadar eden mevzular ile meşgul olurdu. Herkesin uykuya daldığı gecelerde O, tenha yerlere çekilir, derin tefekkürünü huşû içindeki ibadetiyle tenvir ve tezyin ederken şöyle söylenirdi: "Hayret ederim, Cennete talip olanlarla, Cehennemden korku duyanlara. Bunlar hem Cennete talip, hem de Cehennemden korkarlar; ama yine de uyumaya devam eder, bu kat'i gerçeğin heyecanıyla bir miktar olsun uykularını terk etme fedakârlığında bulunmazlar:" Herem bin Hayyan, ihlâslı dostlardan bir an olsun ayrılmak istemez, tefekkür âlemini zayıflatacak dünya ehli kimselere yaklaşmayı faydalı bulmazdı. Nitekim Onun bu ihlâslı dostlarından biri de Ashâbdan Hamime idi. Bir gün Hamime'nin evine misafir gelen Herem, yatsı namazından sonra Hamime'nin yatmayıp göz yaşları içinde namaza devam ettiğini anladı. Sabah olunca sordu: "Bu gece seni çok ağlar gördüm. sebebi nedir acaba?" . Şöyle cevap verdi aziz sahabî: "İnsanların yataklarından kalkar gibi mezarlarından kalkarak hesap yerine toplanacakları ânı hatırladım. O anda suçluların günahkârların, ibadetsizlerin dehşetli hâllerini hayal ettim. Kendimin bunların hangileri arasında yer alacağımı düşündüm, gözlerime bir türlü uyku girmedi, ağlamaktan kendimi alamadım." Herem bin Hayyan, böylesi ihlâslı dostlara çok değer verir, onların yanından ayrılmak istemezdi. Buna biraz da kendisinin gazablı bir mizaca sahip oluşu sebeb olurdu. Zira gazaba gelince, istemediği sözleri söyleyip, günaha girmekten korkardı. Dostlarının kendisine mani olacaklarını düşünür, onlardan bu yüzden uzak olmak istemezdi</span></span></p><p><span style="color: #7f0000"><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">TEFEKKÜR</span></strong></span></p><p><span style="color: #7f0000"><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Halk dilinde İbrahim Edhem diye meşhur olan bu büyük mâneviyat adamı, bir gün gemiye biner, bir köşede oturup tefekküre dalar. Meydana gelen fırtınayı geminin batma tehlikesini hiç de merak etmez. Yolcular ise aniden çıkan fırtına yüzünden bağrışırken içlerinden biri, İbrahim Edhem'in gemide bulunduğunu, duâ etmesini teklif eder. Hep</span></span><span style="font-family: 'Tahoma'"> <span style="color: #7f0000">birlikte yalvarırlar. O da ellerini kaldırıp şöyle dua eder: . "Yâ Rab, büyük kudretini gösterdin, ikaz olduk; şimdi de geniş merhametini göster de irşad olalım!" Aniden bulutlar çekilir, fırtına diner, güneş geminin , üzerinde bayram havası estirir. Herkes eski Belh Sultanının gerçekten gönül sultanı haline geldiğini açıkça söylemekten kendini alamaz.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"><span style="color: #7f0000"></span></span><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">ALLAH'IN SEVDİĞİ ÇOCUKLAR</span></strong></p><p><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ak sakallı âlim, seccadesinden başını kaldırmış Allah'a yalvanyordu:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Ey Rabbim, yaşım ilerledi, ömrümün sonuna geldim. Bana lûtfeylediğin bu ilmi, kütüphanemdeki şu güzel kitaplarımı kime vereyim ki, kıymetini bilsin, içindeki hakikatlardan istifade sağlasın?..</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Dualarla yatağına uzanan âlimin o gece gördüğü rüya çok manidardı. Yeşil kanatlı bir melek gelmiş kendisine şöyle diyordu:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Sen zengin kütüphanendeki güzel kitaplarını kime</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">vereceğini mi soruyorsun? Üzülme, vereceğin yeri sana bildirmek üzere Rabbim beni gönderdi. Sabah namazından sonra bitişikteki üç komşu evine gideceksin, bu evlerin çocuklarını alıp kütüphanene getirecek, kitaplarını. onlara taksim edeceksin. Senin kitaplarına lâyık olanlar bu çocuklardır!</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Melek bunlan söyledikten sonra pır diye uçup gider.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Gözlerini açan âlim, gördüğünü yeniden hayalinden seyretmeye çalışır. Meleğin sözlerini bir bir yeniden düşünür ve bu şeytanî bir rüya değildir, diyerek söyleneni yerine getirmeye karar verir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Sabah namazından sonra ilk işi tarif edilen komşu çocuklarını toplamak olur. Üç komşunun küçüklerini evin deki kütüphanesinin önüne oturtur ve sorar:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Sevgili çocuklar, sizler muhakkak Allah'ın sevdiği gençlersiniz. Allah sizi seviyor, ama neden seviyor, bilemiyorum. Bana söyler misiniz, gündüzleri boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Birinci çocuk şöyle konuşur:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Ben sabahlan kalkıp ormanlara, ağaçların yeşilliklerine, bağ, bahçelere bakıyorum. Bunlar kışta kupkuru, yapraksız, meyvesizken baharda yemyeşil.. Çiçekler açıyor, meyveler veriyorlar. Düşünüyorum, bu ağaçların içinde bunları yapacak bir makina olmadığına göre kim yapıyor bunları?.. Bunu ancak bizi nimetleriyle besleyip sevindirmek isteyen Allah'ımız yapıyor, diyor, Allah'a olan sevgimi daha da çoğaltıyorum. Bu düşüncelerle dinî kitapları daha çok okuyor, okudukça da Allah'a olan sevgimi daha çok kuvvetlendiriyorum. Kitap sevgim çok fazla..</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Ak sakallı âlim şöyle izah eder:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Yavrucuğum, bu söylediklerin çok güzel şeyler. Demek Allah da seni bunun için seviyor olmalı. Etrafına bakıp ibret almak, her gün boş zamanlarında dinî kitap okumak fevkalâde güzel şey.. İkinci çocuk da şöyle konuşur:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Ben de geceleri yıldızlarla süslü gökyüzüne bakıyor, boşluğu aydınlatan ayı seyrediyorum. Sonra bizlere yağmurlar indiren bulutlan düşünüyor, canlanan sebzeleri hatırlıyorum. Bütün bunları bizim için yaratan Rabbimize olan sevgim ve bağlılığım daha da artıyor? Bu sebeble ben de dinî kitapları daha çok okuyor, her gün boş zamanımda İslâmî bilgimi artırıyorum.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Nur yüzlü âlim bunun sözünü de şöyle izah eder:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Evlâdım, bu senin yaptığın Rabbimizin hoşuna giden şeydir. Boş zamanlarında yaratıkların ibretli durumlarım inceleyip, dinî kitaplar okuyarak dindarlığını kuvvetlendirmek kadar Allah'ın hoşuna giden bir şey olmasa gerektir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Üçüncü çocuk da şöyle konuşur:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Efendim, arkadaşımın biri gökyüzünü, diğeri de yeryüzünü inceliyormuş. Ben de yerde, gökte gördüğüm her şeyi, kuşları, hayvanları inceliyorum. Meselâ bunca kuşların rızıklarını veren Rabbimiz ayrıca yerde yaşayan * koyunların, kuzuların da rızıklarını veriyor. Hattâ onların memesinden bizlere de rızık gönderiyor. Nitekim koyun yediği ottan hem et yapıyor, hem süt veriyor, hem de gübre meydana geliyor. Yediği tek şey, ama neticesi çok çeşitli. Tek ottan değişik şey meydana gelmesi, koyunun, ineğin, mandanın kamında bir fabrika bulunduğundan değildir. Bunları düşününce Rabbimize olan sevgim daha da çoğalıyor, çoğaldıkça da boş zamanlarımda ben de arkadaşlarım gibi dinî kitap okuyor, Müslümanlığımı daha da kuvvetlendiriyorum.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Âlim ondan da çok memnun olur. Kitaplarını üçe ayırır, her birini birine verir ve der ki:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Çocuklar, bu gece yeşil kanatlı bir melek geldi, Allah'ın çok sevdiği çocuklara kitabını vereceksin diyerek sizleri tarif etti. Ben de Allah'ın sizi neden sevdiğini merak ettim. Şimdi anladım ki, sizler cidden Allah'ın seveceği bir tutum içindesiniz. Kitaplarımı size seve seve veriyorum. Alın, okuyun, siz de parmakla gösterilen âlimlerden olun.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Sevinen çocuklar evlerine kucak kucak kitap taşıyarak ana-babalarını da hayrette bırakırlar.. Allah'ın kendilerini daha çok sevmesi için o günden sonra daha çok dinî kitap okurlar, kâinattaki varlıkları ibretle incelemeye devam ederler.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">TEFEKKÜR</span></strong></p><p><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ey sâlih kişi! Sen bil kî, Resul (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">— Bîr saat tefekkür bir <strong>yıl ibâdetten </strong>hayırlıdır.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Kur'ân'da birçok âyetlerde, İşin sonunu düşünmek, kâinata ve olup bitenlere ibretle bakmak emrolunmuştur. Bunların hepsi tefekkür (düşünüş) anlamındadır. Bîr kişi tefekkürün faziletini bilse, ama hakikatini ve keyfiyetini, tefekkürün neden olduğunu, semeresinin ne olacağını bilmese o kişi tefekkürde bulunamaz.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bundan ötürü tefekkürü, bütün </span><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">ilişkileriyle açıklamak çok önemlidir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Biz önce tefekkürün faziletini </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">bildirelim. <strong>Ondan </strong>sonra da <strong>hakikatini anlatalım. Daha sonra da tefekkürün ne için </strong>olacağına ve hangi şeylerde olacağına </span><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">geçelim.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">TEFEKKÜRÜN FAZİLETİ</span></strong></p><p><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ey sâlih kişi! Sen bil ki, birisin bir saati, bir yıllık ibadetten uslun olursa o işin derecesi yücedir. İbn-i Abbas (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">—Bir halk topluluğu Allahü Teâlâ'nın zâtını düşünüyor, tefekkürde bulunuyordu. Resul (S.A.V.):</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">"Allahü Teâlâ'nın yaratıkları hakkında tefekkür kılın (düşünün), ama zâtında tefekkürde bulunmayın! Çünkü zâtını düşünmeğe takatiniz yoktur. O'nun yüceliğinin mikdar mı anlamaya gücünüz yetişmez!" diye buyurdu.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Hazret-i Âişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">-Resûl (S.A.V.) namaz kılmaktaydı ve ağlıyordu. Ben:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">—Niçin ağlıyorsun yâ Resûlâllah? Senin bütün günahların bağışlanmıştır! dedim. O da bana:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">—Nasıl ağlamayayım? Çünkü bana: "Göklerde yerlerde, gecenin ve gündüzün ayrılığında akıllı kimseler için âyetler (İşaretler) vardır!" (Âl-i İmrân Sûresi: 190) âyet-i kerimesi indi! diye buyurdu.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Sonra:</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">—</span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'"> <strong>Bu âyet-i kerimeyi okuyup da mânâsını düşünmeyen kimsenin vay haline! dedi.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong></strong></span><span style="font-family: 'Tahoma'">Davûd-ı Tâi bir gece evinin damı üstünde göklerin molekülünü düşünmekleydi. Ve ağlayıp duruyordu. Ansızın komşusunun avlusuna düştü. Komşusu yerinden sıçrayıp kılıcına sarıldı. Dâvûd-ı Tâî'yi hırsız sanıp onu yakalamak işlemişti. Fakat düşenin Dâvûd-ı Tâî olduğunu anlayınca:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">—Ey Tâî! Seni buraya kim bıraktı? diye sordu. Oda:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">- Kendimi bilmiyorum. Nasıl düştüğümden haberim yok! dedi.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">TEFEKKÜRÜN HAKİKATİ</span></strong></p><p><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ey sâlih kişi! Sen bil ki, tefekkürün mânâsı bilgi dileme, ilim talebidir. İlim, tez bilinmez. Onu öğrenmek gerektir. Bu da ancak bir başkasının bildiklerini kişinin kendisinin de bitmesiyle, yâni iki marifeti bir yere getirmekle olur ki, bu ikisinin arasında üçüncü marifet doğabilsin. Nitekim, erkekle dişinin arasından çocuk doğar. Önce bu İki marifet bu üçüncü marifete iki kök, iki asıl gibi olur. O üçüncü marifet de bir başkası ile bir araya getirilince dördüncü marifet doğar. Ve böylece sonsuz ilimler doğar.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bir kişi bu yollarla ilmini arttırmazsa temel ilimlere yol bulmamış demektir. Onun benzeri sermayesi olmayan kişilerdir ki, sermayesi olmadan ticarete girişmişlerdir. Eğer bunu bilir de iki marifetin arasını nasıl birleştireceğini bilemezse o kimse, sermayesi olup da alış veriş ilmini bilmeyen kimseye benzer. Bunun hakikatinin açıklanması uzundur. Ama bu makamda bir misâl daha söyleyelim. O da şudur: Eğer bir kişi âhiretin dünyadan daha üstün olduğunu bilmek dilerse bunu doğrudan doğruya bilmesi mümkün değildir. Bilmesi için iki şey lâzımdır:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">l — Baki (sonsuz) olanın fânî olandan (yâni sona erenden) daha hayırlı olduğunu bilmektir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">2 — Âhiret'in baki (sonsuz) olduğunu, dünyanın ise fâni (geçici) olduğunu bilmektir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bu iki aslı bilince de üçüncü İlim onaya çıkmış olur ki, bu da âhîretin dünyadan daha hayırlı olmasıdır. Bu da o iki asıldan doğmuş olur. Bu ikiden doğmuş olanı mutezile taifesinin dediği gibi olur, demiyoruz. Bu konuların açıklanması çok uzundur.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Bunda, tefekkürün hakikati şu ilmî taleptir ki, o da iki ilmin hazırlığı ile meydana gelir. Nitekim iki atı birbiriyle çiftleştirmekten koyun doğmaz. Bunun gibi her hangi iki ilimden de bu istenen ilim doğmaz. Aksine her cinsin iki aslı vardır. Eğer o iki asıl gönülde hazır kılınmazsa öteki fer' (dal) meydana gelmez.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">TEFEKKÜR NİÇİN GEREKLİDİR?</span></strong></p><p><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ey sâlih kişi! Sen bil ki, insan karanlıkta ve cehalette yaratılmıştır. Onun ise, nura ihtiyacı vardır. Tâ ki, bu karanlıktan kurtulup murad ettiği yolu bulabilsin. Bura için insan ne iş işlemelidir, hangi yönde etmelidir, bunu bilsin. Dünya tarafına mı gitmelidir, yoksa âhiret tarafına mı gitmelidir? Kendi işi ile mi ya da Hak ile mi uğraşmalıdır? Bunları yapmak insanın kendi kendisi ile bileceği iş değildir. Bu, ancak marifet nuru ile, tefekkürle (düşünce deryasına gömülmekle) meydana gelir. Nitekim bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">— Allahü Teâlâ halkı zulmette </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">yaratıl, <strong>ondan sonra kendi nurundan onların üzerine saçtı.</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'"><strong></strong></span><span style="font-family: 'Tahoma'">Nitekim, eğer bir kişi karanlıkta yolunu görmekten âciz olsa ve yolda yürüyemez olsa, taşı demire vurup ateş çıkartır. Marifet de o ikisinden çıkan nur gibi olur. Çırağı (mumu) tutuşturur. Bunun gibi bu iki ilim ki asıldır, ikisinin arasım bir yere getirince üçüncü marifet meydana gelir. O, taşla demir işlemi gibidir. Tefekkür kılmak da o taşı demire vurmaktan ibaret olur. Marifet de onlardan meydana gelen nur gibi olur. O marifetle kalbin de sıfatı değişir. Kalbin sıfatının değişmesi de zahirde olan âmeller de değişir. Meselâ kişi, âhiretin dünyadan daha hayırlı olduğunu bilince, dünyaya arkasını çevirip âhirete yüz tutar. Böylece tefekkürden üç şey doğar:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">1— Marifet,</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">2 —Hâl,</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">3— Amel.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Amel hâle uyar. Hâl de marifete (ilme, bilgiye) uymaktadır. Tefekkür, bütün hayırların, iyiliklerin aslı ve kilididir. Tefekkürün fazileti bu derecelerle bilinir.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">TEFEKKÜR ÜZERİNE HAL VE SÖZLER</span></strong></p><p><strong></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">...Mü'minin sıfatı olarak telâkki edilen tefekkür konusunda, fevkalâde hassas olan seleften de birkaç hâl ve söz aktarmak istiyoruz:</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Ebu Bekir </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Hz. Ebu Bekir, geceleri, yatsı namazından sonra bir-iki saat kadar ev halkıyla sohbet ederdi. Onlar yattıktan sonra kalkar, abdestini tazeler, iki rekât namaz kılıp seccadesi üzerinde oturarak, huşu içinde tefekküre dalardı. Sabaha bir saat kadar bir vakit kalınca, mübarek başını kaldırır bir kere ah! ederdi. Sonra on rekât teheccüd ve üç rekât vitir kılar ve ev halkını da uyandırırdı. Arkasından sabah sünnetini kılıp camiye giderdi. </span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Ali</span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">: "Tefekkürü olmayan bir susma, unutkanlık ve dalgınlıktır."</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Hasan-ı Basri: </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Tefekkür ve tezekküre dayalı bir tasfiyeyi benimseyen Hasan-ı Basri, "bir saat tefekkür, bir gece ibadetinden hayırlıdır" der. bu söz, tefekkürle gece ibadetini birleştiren kişinin daha fazileti bir iş yapacağına da işaret etmektedir.</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Zinnun-i Mısrî </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">(245/859): "İbadetin anahtarı tefekkür, isabetli yolda olmanın alâmeti heva, heves ve nefse muhalefettir."</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Mumşad ed-Dineverî </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">(299/908): "Hakimler hikmeti, tefekkür ve sükût ile elde etmişlerdir. "</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Lokman Hekim, </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">tek başına ve uzun uzun düşünürdü. Dostları kendisine uğrar ve:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">-"Yalnız niye oturuyorsun, toplum arasına karışıp onlarla kaynaşsan daha iyi olmaz mı?" deyince, Lokman:</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">- "Yalnızlık, tefekkür için daha uygundur. Tefekkür insanı cennet yoluna ulaştırır," cevabını verirdi. </span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ebu Süleyman ed-Daranî: </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Gözünüzle ağlamayı ve kalbinizle düşünmeyi âdet haline getirin."</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Mutarrif </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">(95/713): "Geceleri sırt üstü yatağıma uzanır, Kur'ân'ı düşünür ve amelimi cennet ehlinin ameliyle kıyaslarım.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Onların, altından kalkamayacağım şekilde amel yaptığını görürüm. Çünkü onları Kur'ân şöyle anlatıyor: "Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde istiğfar ederlerdi." {Zariyat, 51/17) "Onlar ki, gecelerini Rabb'lerine secde ederek (O'nun huzurunda ayakta) durarak geçirirler." {Furkan, 25/64) "Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabb'inin rahmetini uman gibi midir? De ki, "Bilenle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak akl-ı selim sahibi olanlar öğüt alır." (Zümer, 39/9) Kendimi onların içinde göremiyorum.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Sonra amelimi, "Sizi bu yakıcı ateşe ne sürükledi?" (Müddessir, 74/42) ayetinde anlatılan, cehennemliklerle kıyaslıyorum. Bakıyorum bunlar, iman etmemiş yalancılardır.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">En son kendimi şu ayetle zikredilenlerin içinde buluyorum: "Diğer bir kısmı da günahlarını itiraf ettiler, iyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki, Allah, bunların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, esirgeyendir" (Tevbe, 9/102). Ey kardeşlerim! Ümit ederim ki, ben ve sizler, hiç olmazsa, bu gruptan olalım! "</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Mansur b. Ali: </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">"Hikmet, ariflerin kalbinde sıdk diliyle, zahidlerin kalbinde tafdil diliyle, abidlerin kalbinde tevfik diliyle, müridlerin kalbinde tefekkür diliyle, alimlerin kalbinde ise tezekkür diliyle konuşur."</span></p><p><strong><span style="font-family: 'Tahoma'">Ömer b. Abdülaziz </span></strong><span style="font-family: 'Tahoma'">(101/719): "Allah'ın nimetleri üzerinde düşünmek en makbul ibadetlerdendir."</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Aişe validemizin naklettiği ve sabah Hz. Bilal gelinceye kadar ağlayıp ibadet eden Efendimiz'in durumunu anlatan hadis, bir evvelki bölümde geçmişti. O hadisin sonunda Hz. Peygamber, "Bu ayetleri (Âl-ı imran, 3/190-194) okuyup uzun uzun tefekkür etmeyenin vay haline" demektedir.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Hz. Peygamber'in bu ifadeleri ve o gece nazil olan ayetlerden, gecenin sessizliği içinde tefekküre dalmanın her mü'min için bir gereklilik olduğunu anlamak mümkündür. Kur'ân Felsefesi dahil bir çok esere imza atan Akkad, (1889/1964) bir eserine "İslâmî Bir Farz, Tefekkür" adını verirken bu ayet ve hadislerden yararlanmış olmalıdır.</span></p><p><span style="font-family: 'Tahoma'">Muhasebeyi de tefekkürden ayırmak mümkün değildir. Müminin her gün, her saat, iyi-kötü, yanlış-doğru, günah-sevap yaptığı şeyleri gözden geçirip, hayırları, güzellikleri şükürle karşılaması; inhirafları, günahları istiğfarla gidermeye çalışması; yanlışları ve kötülükleri de tevbe ve nedametle düzeltmeye gayret etmesi adına önemli bir cehd ve insanın kendini isbat etmesi adına da ciddi bir teşebbüs sayılan muhasebe, adeta içe dönük ve biraz da pratik neticeleri olan bir tür tefekkür sayılabilir.</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 82760, member: 656"] [B][FONT=Tahoma]NÜKTELER… [/FONT][FONT=Tahoma]İMAM AZAM VE TEFEKKÜR[/FONT] [/B][COLOR=#7f0000][FONT=Tahoma]İmam-ı A'zam Hazretleri bütün duygu ve lâtifeleriyle ümid ve korku içinde. âdeta baştan aşağı İslâmi vecd ve haşyetle doluyordu. Bir yatsı namazında İmam, "Zilzâl" sûresini okumuş. o da namazdan sonra kendinden geçerek sürenin mânâsı etrafında tefekküre dalmıştı. O'nu kendi haline bırakan müezzin gidip sabah namazına geri gelince hâlen vecdinin devam ettiğini ve: "Ey hayrın da şerrin de zerresini zayi etmeyen!. Kulun Ebû Hanife'nin şer mesabesindeki hallerini affeyle!.." diye ağladığını gördü. Nihayet müezzin yağı tükenmekte olan kandile yağ koyarken Ebû Hanife vecd halinden sıyrılıp kendine geldi, müezzine hitaben: "Kandili mi söndüreceksin?" diye sordu. Müezzin de: -Efendim. sabah namazı oldu, ezan okumaya geldim, yatsı değildir, cevabını verdi. Bundan sonra sabah namazını da cemaatla kılan Ebû Hanife oturup dersine devam etti ve müezzine de şöyle bir ricada bulundu: -Benim birtakım hallerim vardır ki bir kısmına sen muttali oluyorsun, istirham ediyorum, kimselere açma bunları, olur mu?[/FONT] [B][FONT=Tahoma]HEREM BİN HAYYAN [/FONT] [/B][FONT=Tahoma]İslâm büyükleri bu dünya hayatını gaye değil vasıta bilir. Bu bilginin gereğine göre de hayatlarını tanzim ederler. Biz buna "ilmiyle amel etme" hâli de diyoruz. İşte bu hâl ile hallenen, yani ilmi ile amel eden İslâm büyüklerinden biri de. Herem bin Hayyan'dır. Hayatı hakkında fazla birşey bilemediğimiz bu zât, günlük nafakasını hayatının gayesi değil, belki vasıtası bildiğinden, bunun vasatını elde edince mes'elesi biter, gayesine teveccüh eder, ebedi hayatını alâkadar eden mevzular ile meşgul olurdu. Herkesin uykuya daldığı gecelerde O, tenha yerlere çekilir, derin tefekkürünü huşû içindeki ibadetiyle tenvir ve tezyin ederken şöyle söylenirdi: "Hayret ederim, Cennete talip olanlarla, Cehennemden korku duyanlara. Bunlar hem Cennete talip, hem de Cehennemden korkarlar; ama yine de uyumaya devam eder, bu kat'i gerçeğin heyecanıyla bir miktar olsun uykularını terk etme fedakârlığında bulunmazlar:" Herem bin Hayyan, ihlâslı dostlardan bir an olsun ayrılmak istemez, tefekkür âlemini zayıflatacak dünya ehli kimselere yaklaşmayı faydalı bulmazdı. Nitekim Onun bu ihlâslı dostlarından biri de Ashâbdan Hamime idi. Bir gün Hamime'nin evine misafir gelen Herem, yatsı namazından sonra Hamime'nin yatmayıp göz yaşları içinde namaza devam ettiğini anladı. Sabah olunca sordu: "Bu gece seni çok ağlar gördüm. sebebi nedir acaba?" . Şöyle cevap verdi aziz sahabî: "İnsanların yataklarından kalkar gibi mezarlarından kalkarak hesap yerine toplanacakları ânı hatırladım. O anda suçluların günahkârların, ibadetsizlerin dehşetli hâllerini hayal ettim. Kendimin bunların hangileri arasında yer alacağımı düşündüm, gözlerime bir türlü uyku girmedi, ağlamaktan kendimi alamadım." Herem bin Hayyan, böylesi ihlâslı dostlara çok değer verir, onların yanından ayrılmak istemezdi. Buna biraz da kendisinin gazablı bir mizaca sahip oluşu sebeb olurdu. Zira gazaba gelince, istemediği sözleri söyleyip, günaha girmekten korkardı. Dostlarının kendisine mani olacaklarını düşünür, onlardan bu yüzden uzak olmak istemezdi[/FONT] [B][FONT=Tahoma]TEFEKKÜR[/FONT] [/B][FONT=Tahoma]Halk dilinde İbrahim Edhem diye meşhur olan bu büyük mâneviyat adamı, bir gün gemiye biner, bir köşede oturup tefekküre dalar. Meydana gelen fırtınayı geminin batma tehlikesini hiç de merak etmez. Yolcular ise aniden çıkan fırtına yüzünden bağrışırken içlerinden biri, İbrahim Edhem'in gemide bulunduğunu, duâ etmesini teklif eder. Hep[/FONT][/COLOR][FONT=Tahoma] [COLOR=#7f0000]birlikte yalvarırlar. O da ellerini kaldırıp şöyle dua eder: . "Yâ Rab, büyük kudretini gösterdin, ikaz olduk; şimdi de geniş merhametini göster de irşad olalım!" Aniden bulutlar çekilir, fırtına diner, güneş geminin , üzerinde bayram havası estirir. Herkes eski Belh Sultanının gerçekten gönül sultanı haline geldiğini açıkça söylemekten kendini alamaz. [/COLOR][/FONT][B][FONT=Tahoma]ALLAH'IN SEVDİĞİ ÇOCUKLAR[/FONT] [/B][FONT=Tahoma]Ak sakallı âlim, seccadesinden başını kaldırmış Allah'a yalvanyordu:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Ey Rabbim, yaşım ilerledi, ömrümün sonuna geldim. Bana lûtfeylediğin bu ilmi, kütüphanemdeki şu güzel kitaplarımı kime vereyim ki, kıymetini bilsin, içindeki hakikatlardan istifade sağlasın?..[/FONT] [FONT=Tahoma]Dualarla yatağına uzanan âlimin o gece gördüğü rüya çok manidardı. Yeşil kanatlı bir melek gelmiş kendisine şöyle diyordu:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Sen zengin kütüphanendeki güzel kitaplarını kime[/FONT] [FONT=Tahoma]vereceğini mi soruyorsun? Üzülme, vereceğin yeri sana bildirmek üzere Rabbim beni gönderdi. Sabah namazından sonra bitişikteki üç komşu evine gideceksin, bu evlerin çocuklarını alıp kütüphanene getirecek, kitaplarını. onlara taksim edeceksin. Senin kitaplarına lâyık olanlar bu çocuklardır![/FONT] [FONT=Tahoma]Melek bunlan söyledikten sonra pır diye uçup gider.[/FONT] [FONT=Tahoma]Gözlerini açan âlim, gördüğünü yeniden hayalinden seyretmeye çalışır. Meleğin sözlerini bir bir yeniden düşünür ve bu şeytanî bir rüya değildir, diyerek söyleneni yerine getirmeye karar verir.[/FONT] [FONT=Tahoma]Sabah namazından sonra ilk işi tarif edilen komşu çocuklarını toplamak olur. Üç komşunun küçüklerini evin deki kütüphanesinin önüne oturtur ve sorar:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Sevgili çocuklar, sizler muhakkak Allah'ın sevdiği gençlersiniz. Allah sizi seviyor, ama neden seviyor, bilemiyorum. Bana söyler misiniz, gündüzleri boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?[/FONT] [FONT=Tahoma]Birinci çocuk şöyle konuşur:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Ben sabahlan kalkıp ormanlara, ağaçların yeşilliklerine, bağ, bahçelere bakıyorum. Bunlar kışta kupkuru, yapraksız, meyvesizken baharda yemyeşil.. Çiçekler açıyor, meyveler veriyorlar. Düşünüyorum, bu ağaçların içinde bunları yapacak bir makina olmadığına göre kim yapıyor bunları?.. Bunu ancak bizi nimetleriyle besleyip sevindirmek isteyen Allah'ımız yapıyor, diyor, Allah'a olan sevgimi daha da çoğaltıyorum. Bu düşüncelerle dinî kitapları daha çok okuyor, okudukça da Allah'a olan sevgimi daha çok kuvvetlendiriyorum. Kitap sevgim çok fazla..[/FONT] [FONT=Tahoma]Ak sakallı âlim şöyle izah eder:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Yavrucuğum, bu söylediklerin çok güzel şeyler. Demek Allah da seni bunun için seviyor olmalı. Etrafına bakıp ibret almak, her gün boş zamanlarında dinî kitap okumak fevkalâde güzel şey.. İkinci çocuk da şöyle konuşur:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Ben de geceleri yıldızlarla süslü gökyüzüne bakıyor, boşluğu aydınlatan ayı seyrediyorum. Sonra bizlere yağmurlar indiren bulutlan düşünüyor, canlanan sebzeleri hatırlıyorum. Bütün bunları bizim için yaratan Rabbimize olan sevgim ve bağlılığım daha da artıyor? Bu sebeble ben de dinî kitapları daha çok okuyor, her gün boş zamanımda İslâmî bilgimi artırıyorum.[/FONT] [FONT=Tahoma]Nur yüzlü âlim bunun sözünü de şöyle izah eder:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Evlâdım, bu senin yaptığın Rabbimizin hoşuna giden şeydir. Boş zamanlarında yaratıkların ibretli durumlarım inceleyip, dinî kitaplar okuyarak dindarlığını kuvvetlendirmek kadar Allah'ın hoşuna giden bir şey olmasa gerektir.[/FONT] [FONT=Tahoma]Üçüncü çocuk da şöyle konuşur:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Efendim, arkadaşımın biri gökyüzünü, diğeri de yeryüzünü inceliyormuş. Ben de yerde, gökte gördüğüm her şeyi, kuşları, hayvanları inceliyorum. Meselâ bunca kuşların rızıklarını veren Rabbimiz ayrıca yerde yaşayan * koyunların, kuzuların da rızıklarını veriyor. Hattâ onların memesinden bizlere de rızık gönderiyor. Nitekim koyun yediği ottan hem et yapıyor, hem süt veriyor, hem de gübre meydana geliyor. Yediği tek şey, ama neticesi çok çeşitli. Tek ottan değişik şey meydana gelmesi, koyunun, ineğin, mandanın kamında bir fabrika bulunduğundan değildir. Bunları düşününce Rabbimize olan sevgim daha da çoğalıyor, çoğaldıkça da boş zamanlarımda ben de arkadaşlarım gibi dinî kitap okuyor, Müslümanlığımı daha da kuvvetlendiriyorum.[/FONT] [FONT=Tahoma]Âlim ondan da çok memnun olur. Kitaplarını üçe ayırır, her birini birine verir ve der ki:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Çocuklar, bu gece yeşil kanatlı bir melek geldi, Allah'ın çok sevdiği çocuklara kitabını vereceksin diyerek sizleri tarif etti. Ben de Allah'ın sizi neden sevdiğini merak ettim. Şimdi anladım ki, sizler cidden Allah'ın seveceği bir tutum içindesiniz. Kitaplarımı size seve seve veriyorum. Alın, okuyun, siz de parmakla gösterilen âlimlerden olun.[/FONT] [FONT=Tahoma]Sevinen çocuklar evlerine kucak kucak kitap taşıyarak ana-babalarını da hayrette bırakırlar.. Allah'ın kendilerini daha çok sevmesi için o günden sonra daha çok dinî kitap okurlar, kâinattaki varlıkları ibretle incelemeye devam ederler.[/FONT] [B][FONT=Tahoma]TEFEKKÜR[/FONT] [/B][FONT=Tahoma]Ey sâlih kişi! Sen bil kî, Resul (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:[/FONT] [FONT=Tahoma]— Bîr saat tefekkür bir [B]yıl ibâdetten [/B]hayırlıdır.[/FONT] [FONT=Tahoma]Kur'ân'da birçok âyetlerde, İşin sonunu düşünmek, kâinata ve olup bitenlere ibretle bakmak emrolunmuştur. Bunların hepsi tefekkür (düşünüş) anlamındadır. Bîr kişi tefekkürün faziletini bilse, ama hakikatini ve keyfiyetini, tefekkürün neden olduğunu, semeresinin ne olacağını bilmese o kişi tefekkürde bulunamaz.[/FONT] [FONT=Tahoma]Bundan ötürü tefekkürü, bütün [/FONT][B][FONT=Tahoma]ilişkileriyle açıklamak çok önemlidir.[/FONT] [FONT=Tahoma]Biz önce tefekkürün faziletini [/FONT][/B][FONT=Tahoma]bildirelim. [B]Ondan [/B]sonra da [B]hakikatini anlatalım. Daha sonra da tefekkürün ne için [/B]olacağına ve hangi şeylerde olacağına [/FONT][B][FONT=Tahoma]geçelim.[/FONT] [FONT=Tahoma]TEFEKKÜRÜN FAZİLETİ[/FONT] [/B][FONT=Tahoma]Ey sâlih kişi! Sen bil ki, birisin bir saati, bir yıllık ibadetten uslun olursa o işin derecesi yücedir. İbn-i Abbas (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:[/FONT] [FONT=Tahoma]—Bir halk topluluğu Allahü Teâlâ'nın zâtını düşünüyor, tefekkürde bulunuyordu. Resul (S.A.V.):[/FONT] [FONT=Tahoma]"Allahü Teâlâ'nın yaratıkları hakkında tefekkür kılın (düşünün), ama zâtında tefekkürde bulunmayın! Çünkü zâtını düşünmeğe takatiniz yoktur. O'nun yüceliğinin mikdar mı anlamaya gücünüz yetişmez!" diye buyurdu.[/FONT] [FONT=Tahoma]Hazret-i Âişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:[/FONT] [FONT=Tahoma]-Resûl (S.A.V.) namaz kılmaktaydı ve ağlıyordu. Ben:[/FONT] [FONT=Tahoma]—Niçin ağlıyorsun yâ Resûlâllah? Senin bütün günahların bağışlanmıştır! dedim. O da bana:[/FONT] [FONT=Tahoma]—Nasıl ağlamayayım? Çünkü bana: "Göklerde yerlerde, gecenin ve gündüzün ayrılığında akıllı kimseler için âyetler (İşaretler) vardır!" (Âl-i İmrân Sûresi: 190) âyet-i kerimesi indi! diye buyurdu.[/FONT] [FONT=Tahoma]Sonra:[/FONT] [B][FONT=Tahoma]—[/FONT][/B][FONT=Tahoma] [B]Bu âyet-i kerimeyi okuyup da mânâsını düşünmeyen kimsenin vay haline! dedi. [/B][/FONT][FONT=Tahoma]Davûd-ı Tâi bir gece evinin damı üstünde göklerin molekülünü düşünmekleydi. Ve ağlayıp duruyordu. Ansızın komşusunun avlusuna düştü. Komşusu yerinden sıçrayıp kılıcına sarıldı. Dâvûd-ı Tâî'yi hırsız sanıp onu yakalamak işlemişti. Fakat düşenin Dâvûd-ı Tâî olduğunu anlayınca:[/FONT] [FONT=Tahoma]—Ey Tâî! Seni buraya kim bıraktı? diye sordu. Oda:[/FONT] [FONT=Tahoma]- Kendimi bilmiyorum. Nasıl düştüğümden haberim yok! dedi.[/FONT] [B][FONT=Tahoma]TEFEKKÜRÜN HAKİKATİ[/FONT] [/B][FONT=Tahoma]Ey sâlih kişi! Sen bil ki, tefekkürün mânâsı bilgi dileme, ilim talebidir. İlim, tez bilinmez. Onu öğrenmek gerektir. Bu da ancak bir başkasının bildiklerini kişinin kendisinin de bitmesiyle, yâni iki marifeti bir yere getirmekle olur ki, bu ikisinin arasında üçüncü marifet doğabilsin. Nitekim, erkekle dişinin arasından çocuk doğar. Önce bu İki marifet bu üçüncü marifete iki kök, iki asıl gibi olur. O üçüncü marifet de bir başkası ile bir araya getirilince dördüncü marifet doğar. Ve böylece sonsuz ilimler doğar.[/FONT] [FONT=Tahoma]Bir kişi bu yollarla ilmini arttırmazsa temel ilimlere yol bulmamış demektir. Onun benzeri sermayesi olmayan kişilerdir ki, sermayesi olmadan ticarete girişmişlerdir. Eğer bunu bilir de iki marifetin arasını nasıl birleştireceğini bilemezse o kimse, sermayesi olup da alış veriş ilmini bilmeyen kimseye benzer. Bunun hakikatinin açıklanması uzundur. Ama bu makamda bir misâl daha söyleyelim. O da şudur: Eğer bir kişi âhiretin dünyadan daha üstün olduğunu bilmek dilerse bunu doğrudan doğruya bilmesi mümkün değildir. Bilmesi için iki şey lâzımdır:[/FONT] [FONT=Tahoma]l — Baki (sonsuz) olanın fânî olandan (yâni sona erenden) daha hayırlı olduğunu bilmektir.[/FONT] [FONT=Tahoma]2 — Âhiret'in baki (sonsuz) olduğunu, dünyanın ise fâni (geçici) olduğunu bilmektir.[/FONT] [FONT=Tahoma]Bu iki aslı bilince de üçüncü İlim onaya çıkmış olur ki, bu da âhîretin dünyadan daha hayırlı olmasıdır. Bu da o iki asıldan doğmuş olur. Bu ikiden doğmuş olanı mutezile taifesinin dediği gibi olur, demiyoruz. Bu konuların açıklanması çok uzundur.[/FONT] [FONT=Tahoma]Bunda, tefekkürün hakikati şu ilmî taleptir ki, o da iki ilmin hazırlığı ile meydana gelir. Nitekim iki atı birbiriyle çiftleştirmekten koyun doğmaz. Bunun gibi her hangi iki ilimden de bu istenen ilim doğmaz. Aksine her cinsin iki aslı vardır. Eğer o iki asıl gönülde hazır kılınmazsa öteki fer' (dal) meydana gelmez.[/FONT] [B][FONT=Tahoma]TEFEKKÜR NİÇİN GEREKLİDİR?[/FONT] [/B][FONT=Tahoma]Ey sâlih kişi! Sen bil ki, insan karanlıkta ve cehalette yaratılmıştır. Onun ise, nura ihtiyacı vardır. Tâ ki, bu karanlıktan kurtulup murad ettiği yolu bulabilsin. Bura için insan ne iş işlemelidir, hangi yönde etmelidir, bunu bilsin. Dünya tarafına mı gitmelidir, yoksa âhiret tarafına mı gitmelidir? Kendi işi ile mi ya da Hak ile mi uğraşmalıdır? Bunları yapmak insanın kendi kendisi ile bileceği iş değildir. Bu, ancak marifet nuru ile, tefekkürle (düşünce deryasına gömülmekle) meydana gelir. Nitekim bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:[/FONT] [B][FONT=Tahoma]— Allahü Teâlâ halkı zulmette [/FONT][/B][FONT=Tahoma]yaratıl, [B]ondan sonra kendi nurundan onların üzerine saçtı. [/B][/FONT][FONT=Tahoma]Nitekim, eğer bir kişi karanlıkta yolunu görmekten âciz olsa ve yolda yürüyemez olsa, taşı demire vurup ateş çıkartır. Marifet de o ikisinden çıkan nur gibi olur. Çırağı (mumu) tutuşturur. Bunun gibi bu iki ilim ki asıldır, ikisinin arasım bir yere getirince üçüncü marifet meydana gelir. O, taşla demir işlemi gibidir. Tefekkür kılmak da o taşı demire vurmaktan ibaret olur. Marifet de onlardan meydana gelen nur gibi olur. O marifetle kalbin de sıfatı değişir. Kalbin sıfatının değişmesi de zahirde olan âmeller de değişir. Meselâ kişi, âhiretin dünyadan daha hayırlı olduğunu bilince, dünyaya arkasını çevirip âhirete yüz tutar. Böylece tefekkürden üç şey doğar:[/FONT] [FONT=Tahoma]1— Marifet,[/FONT] [FONT=Tahoma]2 —Hâl,[/FONT] [FONT=Tahoma]3— Amel.[/FONT] [FONT=Tahoma]Amel hâle uyar. Hâl de marifete (ilme, bilgiye) uymaktadır. Tefekkür, bütün hayırların, iyiliklerin aslı ve kilididir. Tefekkürün fazileti bu derecelerle bilinir.[/FONT] [B][FONT=Tahoma]TEFEKKÜR ÜZERİNE HAL VE SÖZLER[/FONT] [/B][FONT=Tahoma]...Mü'minin sıfatı olarak telâkki edilen tefekkür konusunda, fevkalâde hassas olan seleften de birkaç hâl ve söz aktarmak istiyoruz:[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Hz. Ebu Bekir [/FONT][/B][FONT=Tahoma]"Hz. Ebu Bekir, geceleri, yatsı namazından sonra bir-iki saat kadar ev halkıyla sohbet ederdi. Onlar yattıktan sonra kalkar, abdestini tazeler, iki rekât namaz kılıp seccadesi üzerinde oturarak, huşu içinde tefekküre dalardı. Sabaha bir saat kadar bir vakit kalınca, mübarek başını kaldırır bir kere ah! ederdi. Sonra on rekât teheccüd ve üç rekât vitir kılar ve ev halkını da uyandırırdı. Arkasından sabah sünnetini kılıp camiye giderdi. [/FONT] [B][FONT=Tahoma]Hz. Ali[/FONT][/B][FONT=Tahoma]: "Tefekkürü olmayan bir susma, unutkanlık ve dalgınlıktır."[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Hasan-ı Basri: [/FONT][/B][FONT=Tahoma]Tefekkür ve tezekküre dayalı bir tasfiyeyi benimseyen Hasan-ı Basri, "bir saat tefekkür, bir gece ibadetinden hayırlıdır" der. bu söz, tefekkürle gece ibadetini birleştiren kişinin daha fazileti bir iş yapacağına da işaret etmektedir.[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Zinnun-i Mısrî [/FONT][/B][FONT=Tahoma](245/859): "İbadetin anahtarı tefekkür, isabetli yolda olmanın alâmeti heva, heves ve nefse muhalefettir."[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Mumşad ed-Dineverî [/FONT][/B][FONT=Tahoma](299/908): "Hakimler hikmeti, tefekkür ve sükût ile elde etmişlerdir. "[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Lokman Hekim, [/FONT][/B][FONT=Tahoma]tek başına ve uzun uzun düşünürdü. Dostları kendisine uğrar ve:[/FONT] [FONT=Tahoma]-"Yalnız niye oturuyorsun, toplum arasına karışıp onlarla kaynaşsan daha iyi olmaz mı?" deyince, Lokman:[/FONT] [FONT=Tahoma]- "Yalnızlık, tefekkür için daha uygundur. Tefekkür insanı cennet yoluna ulaştırır," cevabını verirdi. [/FONT] [B][FONT=Tahoma]Ebu Süleyman ed-Daranî: [/FONT][/B][FONT=Tahoma]"Gözünüzle ağlamayı ve kalbinizle düşünmeyi âdet haline getirin."[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Mutarrif [/FONT][/B][FONT=Tahoma](95/713): "Geceleri sırt üstü yatağıma uzanır, Kur'ân'ı düşünür ve amelimi cennet ehlinin ameliyle kıyaslarım.[/FONT] [FONT=Tahoma]Onların, altından kalkamayacağım şekilde amel yaptığını görürüm. Çünkü onları Kur'ân şöyle anlatıyor: "Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde istiğfar ederlerdi." {Zariyat, 51/17) "Onlar ki, gecelerini Rabb'lerine secde ederek (O'nun huzurunda ayakta) durarak geçirirler." {Furkan, 25/64) "Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabb'inin rahmetini uman gibi midir? De ki, "Bilenle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak akl-ı selim sahibi olanlar öğüt alır." (Zümer, 39/9) Kendimi onların içinde göremiyorum.[/FONT] [FONT=Tahoma]Sonra amelimi, "Sizi bu yakıcı ateşe ne sürükledi?" (Müddessir, 74/42) ayetinde anlatılan, cehennemliklerle kıyaslıyorum. Bakıyorum bunlar, iman etmemiş yalancılardır.[/FONT] [FONT=Tahoma]En son kendimi şu ayetle zikredilenlerin içinde buluyorum: "Diğer bir kısmı da günahlarını itiraf ettiler, iyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki, Allah, bunların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, esirgeyendir" (Tevbe, 9/102). Ey kardeşlerim! Ümit ederim ki, ben ve sizler, hiç olmazsa, bu gruptan olalım! "[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Mansur b. Ali: [/FONT][/B][FONT=Tahoma]"Hikmet, ariflerin kalbinde sıdk diliyle, zahidlerin kalbinde tafdil diliyle, abidlerin kalbinde tevfik diliyle, müridlerin kalbinde tefekkür diliyle, alimlerin kalbinde ise tezekkür diliyle konuşur."[/FONT] [B][FONT=Tahoma]Ömer b. Abdülaziz [/FONT][/B][FONT=Tahoma](101/719): "Allah'ın nimetleri üzerinde düşünmek en makbul ibadetlerdendir."[/FONT] [FONT=Tahoma]Hz. Aişe validemizin naklettiği ve sabah Hz. Bilal gelinceye kadar ağlayıp ibadet eden Efendimiz'in durumunu anlatan hadis, bir evvelki bölümde geçmişti. O hadisin sonunda Hz. Peygamber, "Bu ayetleri (Âl-ı imran, 3/190-194) okuyup uzun uzun tefekkür etmeyenin vay haline" demektedir.[/FONT] [FONT=Tahoma]Hz. Peygamber'in bu ifadeleri ve o gece nazil olan ayetlerden, gecenin sessizliği içinde tefekküre dalmanın her mü'min için bir gereklilik olduğunu anlamak mümkündür. Kur'ân Felsefesi dahil bir çok esere imza atan Akkad, (1889/1964) bir eserine "İslâmî Bir Farz, Tefekkür" adını verirken bu ayet ve hadislerden yararlanmış olmalıdır.[/FONT] [FONT=Tahoma]Muhasebeyi de tefekkürden ayırmak mümkün değildir. Müminin her gün, her saat, iyi-kötü, yanlış-doğru, günah-sevap yaptığı şeyleri gözden geçirip, hayırları, güzellikleri şükürle karşılaması; inhirafları, günahları istiğfarla gidermeye çalışması; yanlışları ve kötülükleri de tevbe ve nedametle düzeltmeye gayret etmesi adına önemli bir cehd ve insanın kendini isbat etmesi adına da ciddi bir teşebbüs sayılan muhasebe, adeta içe dönük ve biraz da pratik neticeleri olan bir tür tefekkür sayılabilir.[/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
Memba
Tefekkür
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst