Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Tefe'ül Nedir? Risâle-i Nûrlarda tefe'ül ile ilgili yerler.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="memluk" data-source="post: 245663" data-attributes="member: 9260"><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Tefe'ül Nedir? </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"> Tefe’ül, bir şeyi hayra yormaktır. Resulullah (asm) da tefe’ülde bulunmuştur. Mesela, Hudeybiye seferinde, karşı tarafla görüşmelerin tıkandığı bir zamanda, karşı tarafın elçi olarak Süheyl b. Amr’ı göndermesi üzerine, O’nun ismiyle tefe’ül ederek “İşiniz kolaylaştı.” diye ashabına haber verir. (Süheyl kelimesinde kolaylık anlamı vardır</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">*Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi. *Olacak şeyi tahmin etmek. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"> Kur'ân ile tefe'üle ve rü'yâya i'timada ehl-i hakîkat tarafdar değiller. Çünki: Kur'ân-ı Hakîm, ehl-i küfrü, kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe'ülde, kâfire ait şiddeti, tefe'ül eden insana çıktığı vakit, yeis veriyor; kalbi müşevveş ediyor. (Mektubat)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Beşer idrakinin akibetini kestiremediği mühim işlerde İslâm dini istihare ile tefe'ülü tâlim etmiştir... S.B.M. C: 11 sh: 113) </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Ebu Hüreyre'den (R. A.) Resülullah'ın (S.A.M.): "İslâm'da teşe'üm yoktur (Tefe'ülün zıddı: Teşe'ümdür.), en hayırlısı tefe'üldür" buyurduğunu işittim, dediği rivayet olunmuştur. </span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Mecliste bulunanlar: Tefe'ül nedir Ya Resülallâh! diye sordular. Resül-i Ekrem: Sizden birinizin duyduğu güzel sözdür buyurdu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Teşe'üm, şom tutmak ve hayırsız saymak demektir. Tefe'ül de uğurlu ve hayırlı saymaktır ki dilimizde yom tutmak diye ifade ederiz. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Güzel sözle tefe'ül hakkında en güzel misal, Resül-i Ekrem'in Hudeybiyye seferinde Süheyl bin Amr'ın adiyle tefe'ül buyurmasıdır... Hudeybiyye'de Kureyş, müslümanları müşkil bir vaziyete soktuğu sırada Kureyş tarafından muahede akdine mezun bir hey'etin Süheyl bin Amr'ın riyaseti altında gelmekte olduğu duyulunca Resül-i Ekrem uysallık ve yumuşaklık ifade eden (Süheyl) adiyle tefe'ül ederek ashabına: "Artık işiniz kolaylaştı!" buyurmuştur.Güzel sözle tefe'üle dair güzel bir misâl de Arab edip ve şâiri Asmaî, İbn-i Avn'den hikâye ederek vermiştir ve doktora gitmek üzere evinden çıkan bir hastanın: (Sâlim) diye birisinin çağrıldığını duyarak hastalığından kurtulacağına yom tutmasıdır, demiştir. S.B.M. C: 12 Hadis no: 1936)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"><strong>Risâle-i Nûrlarda tefe'ül ile ilgili yerler.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: red"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Kur'ân ile tefe'üle ve rü'yâya itimada ehl-i hakîkat tarafdar değiller. Çünki Kur'an-ı Hakîm, ehl-i küfrü kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe'ülde, kâfire ait şiddeti, tefe'ül eden insana çıktığı vakit, yeis veriyor; kalbi müşevveş ediyor. Hem rü'ya dahi hayr iken, bazı aks-i hakikatla göründüğü için şerr telakki edilir, yeise düşürür, kuvve-i maneviyeyi kırar, sû'-i zan verir. Çok rü'yalar var ki: Sureti dehşetli, zararlı, mülevves iken; tabiri ve manası çok güzel oluyor. Herkes rü'yanın suretiyle manasının hakikatı mabeynindeki münasebeti bulamadığı için; lüzumsuz telaş eder, me'yus olur, keder eder.</span></span></p><p> </p><p></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">İşte yalnız bu cihet içindir ki, ehl-i hakikat gibi ve İmam-ı Rabbanî misillü başta <strong><span style="font-size: 18px">نَه شَبَمْ نَه شَبْ پَرَسْتَمْ</span> </strong> dedim.(Mektubat,s347 ) Şayan-ı hayret bir tefe'ül ve mühim bir ihbar-ı gaybî</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Sabri, Süleyman, Bekir, Galip ve Tevfik'in fıkrasıdır. Hem Hüsrev, Hâfız Ali ve Refet ve Âsım'ın ve Kuleönünden Mustafa'ların fıkrasıdır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Lâtif ve müjdeli bir tefe'ül: Üstad, Galip ve Süleyman, Ümmî Sinan Divanında mesleğimize ve Sözlere dair tefe'ül edildi, şu beyitler çıktı. Baktık, "Sözler" lâfzı, bütün divanında yalnız bu kafiyelerde görünüyor. Demek Sözler "hak söz," hem "nur söz" oluyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Derim ki yardımcım Allah,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Şefaatçım Resulullah.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Ki burhanım kitabullah,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Budur bendeki hak söz.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Senin kapında kul çoktur,</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Hesabı, haddi hiç yoktur.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Ve lâkin bir dahi yoktur.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Sinan-ı Ümmî gibi nur söz.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">(Sikke-i Tasdik-i Gaybî )</span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Şeyh Sa'dî-i Şirazî'nin "Bostan"ından Sözler hakkında ben, Hâfız Hâlid, Galib, Süleyman niyet edip açtık. Tefe'ül bu çıktı:</span></span><strong></strong></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"> <span style="font-size: 18px">نِگَرْ تَا گُلِسْتَان مَعْنَا شُگُفْت ٭ بَرُو هِيچْ بُلْبُلْ چُنِينْ خُوشْ نَگُفْت </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"><span style="font-size: 18px"> عَجَبْ گَرْ بِمِيرَدْ چُنِينْ بُلْبُلِى ٭ كِه اَزْ اُسْتُخَوانَشْ نَرُويَدْ گُلِى </span></span></span></strong></p><p> </p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Meali: Yani "Gel, bak, güller bağı şeklinde hakikat gülleri açılmış. Böyle hakikat bahçesinde hiç bir bülbül, böyle şirin, hoş nağme etmemiştir. Nasıl oluyor ki, böyle bir bülbül öldükten sonra onun kemiklerinden güller açılmasın."</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Bu meal, maksadımıza o kadar yakındır ki tabire lüzum yoktur. Yalnız gülistanımız; ebedî Kur'an cennetindendir, ondan gelmiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Mehmed Tevfik, Galib, Süleyman, Hâfız Hâlid, Said (R.A.) </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">(Sikke-i Tasdik-i Gaybi,s:157 )</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Sonra İmam-ı Rabbânî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubat'ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman'a Mektup"1 diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said'in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî'den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum.(Mektubat)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Bundan onbir sene evvel, Eski Said'in gafil kafasına müdhiş tokatlar indi, "El-mevtü hakkun" kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Meded istedi, bir yol aradı, bir halaskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddüdde kaldı. Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylanî Radıyallahü Anh'ın "Fütuh-ul Gayb" namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı: <strong><span style="font-size: 18px">اَنْتَ فِى دَارِ الْحِكْمَةِ فَاطْلُبْ طَبِيبًا يُدَاوِى قَلْبَكَ</span> </strong>Acibdir ki; o vakit ben, Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye âzası idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta ben idim. Hasta evvelâ kendine bakmalı, sonra hastalara bakabilir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">(Mektubat ,s:355 )</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">Onların ve onlar temsil ettikleri o civardaki hâlis kardeşlerimizin ve haddimin çok fevkindeki tarifatlarını, bir nevi samimî dua ve ulvî bir tefe'ül ve yüksek bir arzu-yu hayır ve istidadlarının ve itikadlarının ve Nurlara pek ciddî alâkalarının bir in'ikası olmasıdır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">(Emirdağ Lahikası-1,s:147 ) </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal"></span></span><strong>Hazırlayan: Bâkî ÇİMİÇ</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="memluk, post: 245663, member: 9260"] [SIZE=4][COLOR=teal]Tefe'ül Nedir? [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal][/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal] Tefe’ül, bir şeyi hayra yormaktır. Resulullah (asm) da tefe’ülde bulunmuştur. Mesela, Hudeybiye seferinde, karşı tarafla görüşmelerin tıkandığı bir zamanda, karşı tarafın elçi olarak Süheyl b. Amr’ı göndermesi üzerine, O’nun ismiyle tefe’ül ederek “İşiniz kolaylaştı.” diye ashabına haber verir. (Süheyl kelimesinde kolaylık anlamı vardır[/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]*Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi. *Olacak şeyi tahmin etmek. Kur'ân ile tefe'üle ve rü'yâya i'timada ehl-i hakîkat tarafdar değiller. Çünki: Kur'ân-ı Hakîm, ehl-i küfrü, kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe'ülde, kâfire ait şiddeti, tefe'ül eden insana çıktığı vakit, yeis veriyor; kalbi müşevveş ediyor. (Mektubat)[/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal] [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Beşer idrakinin akibetini kestiremediği mühim işlerde İslâm dini istihare ile tefe'ülü tâlim etmiştir... S.B.M. C: 11 sh: 113) [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Ebu Hüreyre'den (R. A.) Resülullah'ın (S.A.M.): "İslâm'da teşe'üm yoktur (Tefe'ülün zıddı: Teşe'ümdür.), en hayırlısı tefe'üldür" buyurduğunu işittim, dediği rivayet olunmuştur. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Mecliste bulunanlar: Tefe'ül nedir Ya Resülallâh! diye sordular. Resül-i Ekrem: Sizden birinizin duyduğu güzel sözdür buyurdu. Teşe'üm, şom tutmak ve hayırsız saymak demektir. Tefe'ül de uğurlu ve hayırlı saymaktır ki dilimizde yom tutmak diye ifade ederiz. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Güzel sözle tefe'ül hakkında en güzel misal, Resül-i Ekrem'in Hudeybiyye seferinde Süheyl bin Amr'ın adiyle tefe'ül buyurmasıdır... Hudeybiyye'de Kureyş, müslümanları müşkil bir vaziyete soktuğu sırada Kureyş tarafından muahede akdine mezun bir hey'etin Süheyl bin Amr'ın riyaseti altında gelmekte olduğu duyulunca Resül-i Ekrem uysallık ve yumuşaklık ifade eden (Süheyl) adiyle tefe'ül ederek ashabına: "Artık işiniz kolaylaştı!" buyurmuştur.Güzel sözle tefe'üle dair güzel bir misâl de Arab edip ve şâiri Asmaî, İbn-i Avn'den hikâye ederek vermiştir ve doktora gitmek üzere evinden çıkan bir hastanın: (Sâlim) diye birisinin çağrıldığını duyarak hastalığından kurtulacağına yom tutmasıdır, demiştir. S.B.M. C: 12 Hadis no: 1936) [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal] [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=red][B]Risâle-i Nûrlarda tefe'ül ile ilgili yerler.[/B] [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Kur'ân ile tefe'üle ve rü'yâya itimada ehl-i hakîkat tarafdar değiller. Çünki Kur'an-ı Hakîm, ehl-i küfrü kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe'ülde, kâfire ait şiddeti, tefe'ül eden insana çıktığı vakit, yeis veriyor; kalbi müşevveş ediyor. Hem rü'ya dahi hayr iken, bazı aks-i hakikatla göründüğü için şerr telakki edilir, yeise düşürür, kuvve-i maneviyeyi kırar, sû'-i zan verir. Çok rü'yalar var ki: Sureti dehşetli, zararlı, mülevves iken; tabiri ve manası çok güzel oluyor. Herkes rü'yanın suretiyle manasının hakikatı mabeynindeki münasebeti bulamadığı için; lüzumsuz telaş eder, me'yus olur, keder eder.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal] [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]İşte yalnız bu cihet içindir ki, ehl-i hakikat gibi ve İmam-ı Rabbanî misillü başta [B][SIZE=5]نَه شَبَمْ نَه شَبْ پَرَسْتَمْ[/SIZE] [/B] dedim.(Mektubat,s347 ) Şayan-ı hayret bir tefe'ül ve mühim bir ihbar-ı gaybî Sabri, Süleyman, Bekir, Galip ve Tevfik'in fıkrasıdır. Hem Hüsrev, Hâfız Ali ve Refet ve Âsım'ın ve Kuleönünden Mustafa'ların fıkrasıdır. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Lâtif ve müjdeli bir tefe'ül: Üstad, Galip ve Süleyman, Ümmî Sinan Divanında mesleğimize ve Sözlere dair tefe'ül edildi, şu beyitler çıktı. Baktık, "Sözler" lâfzı, bütün divanında yalnız bu kafiyelerde görünüyor. Demek Sözler "hak söz," hem "nur söz" oluyor. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Derim ki yardımcım Allah, Şefaatçım Resulullah. Ki burhanım kitabullah, Budur bendeki hak söz. Senin kapında kul çoktur, Hesabı, haddi hiç yoktur. Ve lâkin bir dahi yoktur. Sinan-ı Ümmî gibi nur söz. (Sikke-i Tasdik-i Gaybî )[/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Şeyh Sa'dî-i Şirazî'nin "Bostan"ından Sözler hakkında ben, Hâfız Hâlid, Galib, Süleyman niyet edip açtık. Tefe'ül bu çıktı:[/COLOR][/SIZE][B] [SIZE=4][COLOR=teal] [SIZE=5]نِگَرْ تَا گُلِسْتَان مَعْنَا شُگُفْت ٭ بَرُو هِيچْ بُلْبُلْ چُنِينْ خُوشْ نَگُفْت عَجَبْ گَرْ بِمِيرَدْ چُنِينْ بُلْبُلِى ٭ كِه اَزْ اُسْتُخَوانَشْ نَرُويَدْ گُلِى [/SIZE][/COLOR][/SIZE][/B] [SIZE=4][COLOR=teal] [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Meali: Yani "Gel, bak, güller bağı şeklinde hakikat gülleri açılmış. Böyle hakikat bahçesinde hiç bir bülbül, böyle şirin, hoş nağme etmemiştir. Nasıl oluyor ki, böyle bir bülbül öldükten sonra onun kemiklerinden güller açılmasın." [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Bu meal, maksadımıza o kadar yakındır ki tabire lüzum yoktur. Yalnız gülistanımız; ebedî Kur'an cennetindendir, ondan gelmiştir. [/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=teal]Mehmed Tevfik, Galib, Süleyman, Hâfız Hâlid, Said (R.A.) (Sikke-i Tasdik-i Gaybi,s:157 ) Sonra İmam-ı Rabbânî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubat'ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman'a Mektup"1 diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said'in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî'den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum.(Mektubat) Bundan onbir sene evvel, Eski Said'in gafil kafasına müdhiş tokatlar indi, "El-mevtü hakkun" kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Meded istedi, bir yol aradı, bir halaskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddüdde kaldı. Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylanî Radıyallahü Anh'ın "Fütuh-ul Gayb" namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı: [B][SIZE=5]اَنْتَ فِى دَارِ الْحِكْمَةِ فَاطْلُبْ طَبِيبًا يُدَاوِى قَلْبَكَ[/SIZE] [/B]Acibdir ki; o vakit ben, Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye âzası idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta ben idim. Hasta evvelâ kendine bakmalı, sonra hastalara bakabilir. (Mektubat ,s:355 ) Onların ve onlar temsil ettikleri o civardaki hâlis kardeşlerimizin ve haddimin çok fevkindeki tarifatlarını, bir nevi samimî dua ve ulvî bir tefe'ül ve yüksek bir arzu-yu hayır ve istidadlarının ve itikadlarının ve Nurlara pek ciddî alâkalarının bir in'ikası olmasıdır. (Emirdağ Lahikası-1,s:147 ) [/COLOR][/SIZE][B]Hazırlayan: Bâkî ÇİMİÇ[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Tefe'ül Nedir? Risâle-i Nûrlarda tefe'ül ile ilgili yerler.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst