Cenâb-ı Hak, bütün cüz ve cüz’îlerde sikke-i mahsusasını ve bütün küll ve küllîlerde has hâtemini vaz’ ettiği gibi, aktar-ı semâvat ve arzı, hâtem-i vahidiyetle ve mecmu-u kâinatı sikke-i ehadiyetle mühürlemiştir. Mezkûr sikke ve hâtemlerden, meselâ,
فَانْظُرْاِلٰۤىاٰثَارِرَحْمَتِاللهِكَيْفَيُحْىِاْلاَرْضَبَعْدَمَوْتِهَاۤاِنَّذٰلِكَلَمُحْىِالْمَوْتٰىوَهُوَعَلٰىكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ
1 âyetinin işaret ettiği ihya ve nefh-i ruh keyfiyetindeki hâtem-i İlâhîye bakınız ki, pek çok garip garip haşirleri, acip acip neşirleri göresiniz!
Evet, bilhassa arzın ihyasında, her sene üç yüz binden fazla saha-i vücuda getirilen mahlûkatın nevilerinde haşir ve neşirler vardır Lâkin, bilinmez bir hikmete binaen, şu haşir ve neşirlerin ekserîsinde, iade edilen emsal aralarındaki misliyet o kadar ayniyete karibdir ki, hemen hemen, dirilen evvelkinin ne aynı ve ne gayrıdır denilebilir. Her ne ise, misliyet, ayniyet mevzuu bahis değildir. Her nasıl olursa olsun, o haşir neşirler beşerin suhulet-i haşrine delâlet ettikleri gibi, beşerin haşrine birer misal ve birer örnek olabilirler.
İşte, birbirine muhalif, nihayet derecede karışık olan o envâ-ı kesireyi kemâl-i imtiyazla ihya etmek ve hatasız, haltsız, galatsız olarak mümtazâne iade etmek, nihayetsiz bir kudrete ve muhit bir ilme sahip olan Zât-ı Zülcelâlin hâtem-i has ve sikke-i mahsusasıdır.
Ve keza, sath-ı arz sahifesinde kusursuz, noksansız, sehivsiz, kemâl-i intizamla üç yüz binden fazla risaleleri yazmak, öyle bir Zâtın sikke-i mahsusasıdır ki, herşeyin içyüzü, herşeyin kilidi onun elindedir. Ve hiçbirşey onun teveccühünü başkasından çevirip kendisine hasredemez.
Hülâsa: Sath-ı arzda, altı ay zarfında, beşerin haşrini temsil eden o sayısız haşir ve neşirlerde görünen rububiyetin o tasarruf-u azîminde pek yüksek, büyük ve ince nakışlı bir hâtemi vardır. Mahlûkatın icadında görünen şu intizamlar, suhuletler, sür’atler, imtiyazlar hep o hâtemin parıltısından meydana geliyorlar. Evet, her bahar mevsiminde pek hakîmâne, basîrâne, kerîmâne faaliyetler başlar ve harikulâde san’atlar yapılır. Ve bütün bu ameliyat, kemâl-i sür’atle, suhuletle, muntazaman cereyan etmekte olduğu görünür.
İşte, bu harikulâde faaliyetler öyle bir Zâtın hâtemidir ki, hiçbir mekânda olmadığı halde, her mekânda ilim ve kudretiyle hâzır ve nâzırdır.
Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum Sûresi, 30:50.
| Lügatler :
acip : hayret verici
aktar-ı semâvat ve arz : gökyüzünün ve yeryüzünün dört bir yanı, her tarafı
arz : dünya
ayniyet : aynı oluş
bahis : konu
basîrâne : görerek, bilerek
beşer : insanlık
bilhassa : özellikle
binaen : dayanarak
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cereyan etmek : olmak, geçmek, yapılmak
cüz : bir bütünü oluşturan bölümler-den herbiri, parça
cüz’î : tikel, bir sınıfın bireyi, fert
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
ekserî : çoğunluk
emsal : denk, benzer
envâ-ı kesire : pek çok türler, çeşitler
galatsız : hatasız, yanlışsız
gayr : diğer, başkası
hakîmâne : çok hikmetli bir şekilde
haltsız : yanlışsız, karıştırmadan
harikulâde : olağanüstü, hayranlık verici
has : özel
hasretmek : özgü kılmak
haşir : toplanma; diriliş; mevsimlerle birlikte yaşanan ve haşri andıran gelişmeler
haşir ve neşir : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanılması ve bütün gerçeklerin sergilenmesi
hâtem : mühür
hâtem-i has : özel mühür
hâtem-i İlâhî : İlâhî mühür, damga
hâtem-i vahidiyet : her şeyi kaplayan birlik mührü
hâzır ve nâzır : her an her yerde olan ve gören
Hebenneka : tarihte ahmaklığıyla meşhur bir şahsiyet
hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olma
hülâsa : özet olarak
iade etmek : tekrar yapmak
icad : var etme, yaratma
ihya : hayat verme, diriltme
imtiyaz : birbirinden farklı olan varlıkları kolaylıkla birbirinden ayırma
karib : yakın
kaside : övgü şiiri
kemâl-i imtiyaz : varlıkları birbirinden eksiksiz bir şekilde ayırt etme
kemâl-i intizam : eksiksiz bir mükemmellikte olan düzen
kemâl-i sür'at : eksiksiz, mükemmel bir hızla
kerîmâne : çok lütufkâr ve cömert bir şekilde
keyfiyet : hal, özellik
keza : aynı, aynı biçimde
kudret : güç, iktidar
küll : bütün, bir şeyin tamamı
küllî : belli bir sınıfın fertlerini içine alan; tür, cins; tümel
lâkin : ama, fakat
mahlûkat : yaratılmışlar, varlıklar
mecmu-u kâinat : kâinatın tamamı
medih : övgü, şükür
mevzu : konu, bahis
mezkûr : anılan, ifade edilen
misal : örnek
misliyet : benzerlik
muhalif : zıt, ters
muhit : herşeyi içine alan, kuşatan
muntazaman : düzenli olarak
mümtazâne : birbirinden farklı bir şekilde
nakışlı : işlemeli, süslü
nefh-i ruh : ruhun üflenmesi
neşir : yayılma; bahar mevsiminde sayısız canlı varlıkların hayat bulup ortaya çıkmaları
nevi : tür
nihayet : son
nihayetsiz : sonsuz
risale : mektup; küçük bir kitabı andıran ve Allah'ı tanıtan varlık
rububiyet : Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
saha-i vücud : vücut sahası, varlık alanı
Sâni : her şeyi san’atla yaratan Allah
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve yücelik sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yapan Allah
sath-ı arz : yeryüzü
sehivsiz : hatâsız
sikke : damga, mühür
sikke-i ehadiyet : Allah’ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren mühür
sikke-i mahsusa : özel mühür
suhulet : kolaylık
suhulet-i haşir : haşrin kolaylığı
tasarruf-u azîm : büyük tasarruf, icraat
temsil eden : benzer bir örnekle mühim bir hakikati ortaya koyan
teveccüh : ilgi, yönelme
vaz’ etmek : koymak, yerleştirmek
Zât : Allah
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz büyüklük sahibi ve şanı yüce Allah
|