Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 263794" data-attributes="member: 1016557"><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"><u>TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">12.5.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)</span></u></strong></p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">İslâmiyet düşmanlarının yaptıkları taarruz ve hilâf-ı hakikat menfî propagandalarına mukabil üniversite Nur talebelerinin bir açıklamasıdır.(Devamı)</span></u></strong></p><p> </p><table style='width: 100%'><tr><td> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">Evet, Nur talebeleri ağırceza mahkemelerinde demişler ki:</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> “Bizi Üstadımız Bediüzzaman’dan ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıracak hiçbir beşerî kuvvet yoktur.” Evet, o münafıkların atomları dahi bu hususta âcizdir. Farz-ı muhal yapabilseler, hattâ cesedimizi öldürseler de, ruhumuz selâmet ve saadetle ebediyete gidecektir. Hem Üstadımızın Mektubat mecmuasında dediği gibi deriz: “Birimiz dünyada, birimiz âhirette, birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz şimalde, birimiz cenupta olsak, biz yine birbirimizle beraberiz.”<br /> <br /> Üstadımız hiçbir mânevî makam iddia etmiyor. Başkaları tarafından kendine verilen büyük ve müstesna payeleri reddediyor. Fakat onun hal ve ahvali, fiiliyat ve harekâtı onun kim olduğunu anlamaya ve ispata kâfidir. Evet, Bediüzzaman’ın ve Risale-i Nur’un Kur’ân, iman ve İslâmiyet hizmetine mâni olabilmek için, dünyayı elinde tutup çevirecek bir kuvvet lâzımdır.<br /> <br /> Hazret-i Üstadımızın idam plânlarıyla sevk edildiği mahkemedeki müdafaatlarından, Büyük Müdafaat kitabından bazı cümleler:<br /> <br /> “Risale-i Nur talebeleri başkalarına benzemez, onlarla uğraşılmaz, onlar mağlûp olmazlar. Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Kur’ân-ı Hakîmden süzülmüştür. Kur’ân ise, Arşı ferşle bağlayan bir zincir-i nuranîdir. Kimin haddi var ki buna el uzatsın? Risale-i Nur, bu Anadolu’nun sinesine yerleşmiştir; hiçbir kuvvet onu söküp atamayacaktır.”<br /> <br /> <strong>Meşhur ve harikulâde bir eser olan Âyetü’l-Kübrâ risalesinden:</strong><br /> <br /> “Risale-i Nur, yalnız cüz’î bir tahribatı ve bir küçük hâneyi tâmir etmiyor; belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm eden müfsit âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bahusus avâm-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeairlerin kısmen kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyeyi, Kur’ân’ın i’câzıyla ve geniş yaralarını, Kur’ân’ın ve imanın ilâçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Elbette, böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve binler tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir. İşte bu zamanda, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın i’câz-ı mânevisinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber; imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medar olmuştur ve olmaktadır.”<br /> <br /> <strong>Aziz kardeşlerimiz,</strong><br /> <br /> Yüzlerce ulemânın susturulduğu ve dinî neşriyatın yaptırılmadığı ve Kur’ân’ın hakikatlerini beyan ve tebliğ etmeye dinen muvazzaf oldukları halde cebren yaptırılmadığı ve din adamlarının imha edilmesi gibi dehşetli ve tarihin görmediği bir hengâmda, Kur’ân ve iman ve İslâmiyeti yıkmak plânlarının tatbik edildiği en müthiş bir devirde ve küfr-ü mutlakın ve dinsizliğin en azgın bir zamanında, Bediüzzaman Said Nursî, Kur’ân ve iman ve İslâmiyetin fedakâr ve pervasız bir müdafii ve muhafızı olarak cihad-ı diniye meydanında yegâne şahıs olarak görülmüştür. Evet, Bediüzzaman, devletlere, milletlere mukabil, değil yalnız bir yerdeki firavunlara, bütün Avrupa dinsizliğine karşı tek başıyla meydan okumuş ve okuyor. Ve Kur’ân hakikatlerini eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak içerisinde neşrediyor. “Vazifemiz çalışmaktır. Bizi galip etmek, mağlûp etmek, muvaffak etmek ve Nurları kabul ettirmek Cenâb-ı Hakka aittir. Biz, vazife-i İlâhiyeye karışmayız” demiş ve tarihte misline rastlanmayan zulüm ve işkenceler içerisinde çok zâlimâne muameleler görmüş ve kapısında jandarma ve polis bekletilmek suretiyle Cuma namazına dahi gitmekten men edilmiş ve bütün bu tarihî faciaları kapatmak ve kimseye işittirmemek için de sıkı bir takyidat altına alınmıştır<br /> <br /> İşte, böyle ağır şartlar içerisinde Risale-i Nur’u Hazret-i Üstadımız inayet-i İlâhiye ile telif edip, ekserisini Kur’ân harfleriyle ve el yazısıyla neşretmiştir. Böylelikle—aynı zamanda—Kur’ân hattını da muhafaza etmiş ve yüz binlerle Müslüman Türk gençleri Risale-i Nur’u okuyabilmek için mukaddes kitabımız olan Kur’ân’ın yazısını öğrenmek nimet ve şerefine nail olmuşlardır. Üstadımız, malik olduğu kuvvet-i iman ve ihlâs-ı tamme ile, hakaik-i Kur’âniye ve imaniyeyi avam ve havas talebelerinin umumunun istifade edebileceği ve asrın anlayışına uygun yepyeni bir tarz-ı beyanla ifade ve izhar etmiştir. Böylece, Risale-i Nur gibi tap taze ve parlak ve yüksek bir tefsir-i Kur’ânîyi inayet-i Hakla meydana getirmiştir.<br /> <br /> Bu hârikulâde eserlerdir ki, bu vatan ve milleti dinsizlik ve komünistlikten muhafaza etmiştir. Hem şeair-i İslâmiyenin cebren kaldırıldığı ceberut devrinde, dünya hatırı için kendini mecbur zannederek o kudsî şeairden fedakârlık yapanların ve din zararına hareket edenlerin ve İslâmiyete muhalif fetvalara ve bid’alara mecbur edilenlerin çokluğu zamanında, Bediüzzaman, ne lisan-ı halinde, ne lisan-ı kalinde ve ne de fiiliyatında o kadar zulümler çektiği ve idamlarla tehdit edildiği halde, en küçük bir değişiklik bile yapmamıştır.</span><br /> <br /> </td><td> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">âciz</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : çaresiz, güçsüz<br /> <strong>âhiret</strong> : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat<br /> <strong>ahval</strong> : haller, durumlar<br /> <strong>âlem-i beka</strong> : devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi<br /> <strong>âlem-i fena</strong> : gelip geçici olan dünya âlemi<br /> <strong>âlem-i nur</strong> : nur âlemi, aydınlık olan âlem, âhiret</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">Arş</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : göğün en yüksek katı; Cenab-ı Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer<br /> <strong>avam</strong> : halk, sıradan insanlar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>avâm-ı mü’minîn</strong> : sıradan mü’minler</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">Âyetü’l-Kübrâ</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : Şuâlar isimli eserde yer alan Yedinci Şuâ<br /> <strong>aziz</strong> : çok değerli, izzetli<br /> <strong>bahusus</strong> : özellikle<br /> <strong>Bediüzzaman</strong> : Bediüzzaman Said Nursî</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">beşerî</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : insanla ilgili, insana ait<br /> <strong>beyan</strong> : açıklama<br /> <strong>bid’a</strong> : aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamalar<br /> <strong>bilâkis</strong> : aksine, tersine<br /> <strong>ceberut</strong> : baskı, zulüm ve diktatörlük<br /> <strong>cebren</strong> : zorla </span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Cenâb-ı Hak</strong> : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">cenup</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : güney<br /> <strong>cereyan</strong> : akım, hareket</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">ceset</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : beden<br /> <strong>cihad-ı dini</strong> : din uğrunda yapılan çaba, mücadele</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">cüz’î</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : bireysel, ferdî<br /> <strong>dinî</strong> : din ile ilgili</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">ebed</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : sonu olmayan, sonsuzluk<br /> <strong>ebediyet</strong> : sonsuzluk<br /> <strong>ecel</strong> : ölüm vakti<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">edviye</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : devâlar, ilâçlar<br /> <strong>efkâr-ı âmme</strong> : kamuoyu, genelin fikir ve düşünceleri<br /> <strong>ekseri</strong> : çoğunluk<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">eşedd-i zulüm</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : zulmün en şiddetlisi, en büyük bir zülüm ve baskı<br /> <strong>facia</strong> : musibet, çok acı veren olay<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">farz-ı muhal</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : varsayalım ki<br /> <strong>ferş</strong> : yer, dünya<br /> <strong>fetva</strong> : bir mesele hakkında dince ehil olan kimse tarafından verilen dinî hüküm<br /> <strong>fiiliyat</strong> : fiiller, uygulamalar<strong> </strong></span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>galip</strong> : üstün, başarılı</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">garp</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : batı<br /> <strong>had</strong> : yetki<br /> <strong>hadsiz</strong> : sınırsız<br /> <strong>hakaik-i Kur’âniye ve imaniye</strong> : Kur’ân ve iman hakikatleri, esasları </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hakikat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : esas, doğru, gerçek<br /> <strong>hakkalyakîn</strong> : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">harekât</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : hareketler<br /> <strong>hârikulâde</strong> : olağanüstü, şaşırtıcı derecede<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hâsiyet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : özellik<br /> <strong>havas</strong> : seçkinler sınıfı, âlimler, aydınlar<br /> <strong>Hazret-i Üstad</strong> : Saygıdeğer Üstad; Bediüzzaman Said Nursî<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hengâm</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : ân, zaman<br /> <strong>hüccet</strong> : delil, kanıt</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">ıslah</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : düzeltme, iyileştirme<br /> <strong>i’câz</strong> : mu’cize oluş, aciz bırakma; Kur’ân’ın bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü<br /> <strong>i’câz-ı mânevi</strong> : mânevî mu’cizelik; Kur’ân ve iman hakikatlerini sarsılmaz ve güçlü delillerle ispat eden bir tefsir olduğu için Risale-i Nur hakkında bu ifade kullanılmıştır</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">idam</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yok etme<br /> <strong>ihlâs-ı tamme</strong> : tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">imha</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yok etme, ortadan kaldırma<br /> <strong>inâyet-i Hak</strong> : varlığı hak olan, her şeyi hakkıyla yaratan ve her hakkın sahibi olan Allah’ın yardım, lütuf ve ihsanı<br /> <strong>inâyet-i İlâhiye</strong> : Allah’ın inâyeti, yardımı ve lütfu<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">inkişafat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : açılımlar, gelişmeler<br /> <strong>istibdad-ı mutlak</strong> : tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük<br /> <strong>istinadgâh</strong> : dayanak, sığınak<br /> <strong>izhar</strong> : açığa çıkarma, gösterme</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">kâfi</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yeterli<br /> <strong>kalb-i umumî</strong> : bütün insanların kalbi, toplumun ortak yüreği<br /> <strong>kudsî</strong> : kutsal<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">Kur’ân-ı Hakîm</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân<br /> <strong>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân</strong> : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân<br /> <strong>kuvvet-i iman</strong> : iman gücü </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">küfr-ü mutlak</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kesin ve tam bir inkâr; Allah’a ve Allah’ın kesin olarak bildirdiği hiçbir dinî değere inanmama<br /> <strong>küllî</strong> : bütün fertleri, insanları içine alan, kapsamlı<br /> <strong>lisan-ı hal</strong> : hâl dili, bir şeyi davranış ve hareketleriyle gösterme<br /> <strong>lisan-ı kal</strong> : söz ile anlatım, konuşma dili</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>mağlûp etme</strong> : yenme</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">mağlûp olma</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yenilme<br /> <strong>mânevî</strong> : maddî olmayan, mânâ ile ilgili olan<br /> <strong>malik</strong> : sahip </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">mecmua</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kitap<br /> <strong>medar</strong> : sebep, vesile, dayanak<br /> <strong>men edilme</strong> : yasaklanma </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">mertebe</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : derece, basamak<br /> <strong>misl</strong> : benzer, eş<br /> <strong>muamele</strong> : davranış<br /> <strong>muhafaza</strong> : koruma</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">muhafız</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : koruyan<br /> <strong>muhalif</strong> : aykırı, karşıt<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">muhit</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kapsamlı<br /> <strong>mukabil</strong> : karşılık<br /> <strong>mukaddes</strong> : kutsal </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">muvacehesinde</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : karşısında<br /> <strong>muvaffak</strong> : başarılı<br /> <strong>muvazzaf</strong> : vazifeli, görevli<br /> <strong>mücerreb</strong> : tecrübe edinmiş, denenmiş</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">müdafaat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : savunmalar<br /> <strong>müdafi</strong> : müdafaa eden, savunan</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">müfsit</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : bozguncu<br /> <strong>münafık</strong> : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen<br /> <strong>müstesna</strong> : seçkin, üstün, sıradışı<br /> <strong>nail olma</strong> : erişme<br /> <strong>neşretme</strong> : yazma, yayımlama<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">neşriyat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yayınlar<br /> <strong>nimet</strong> : iyilik, lütuf, ihsan<strong> </strong></span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Nurlar</strong> : Risale-i Nur</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">nümune</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : örnek, misal<br /> <strong>paye</strong> : makam, mertebe, rütbe<br /> <strong>payidar</strong> : sürekli, kalıcı, devamlı<br /> <strong>pervasız</strong> : korkusuz<br /> <strong>rahne</strong> : yara</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">risale</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kitap, mektup; Risale-i Nur’da yer alan her bir bölüm<br /> <strong>saadet</strong> : mutluluk, huzur<br /> <strong>selâmet</strong> : esenlik, güven<br /> <strong>sevk</strong> : yöneltme, gönderme<br /> <strong>sine</strong> : göğüs, kalp<br /> <strong>şark</strong> : doğu<br /> <strong>şeâir</strong> : işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler, ezan gibi<br /> <strong>şeâir-i İslâmiye</strong> : İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler, ezan gibi<br /> <strong>şeref</strong> : yükseklik, yücelik<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">şimal</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kuzey<br /> <strong>tagayyür</strong> : değişme<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tahribat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : tahripler, yıkıp bozmalar<br /> <strong>takyidat altına alınma</strong> : kontrol altına alınma, abluka edilme, sınırlandırılma<br /> <strong>tarz-ı beyan</strong> : açıklama şekli, anlatım üslûbu<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tatbik</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : uygulama<br /> <strong>tebliğ</strong> : bildirme, ulaştırma</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tedarik</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : birbirini izleme, birbirine katılma<br /> <strong>tefsir-i Kur’ânî</strong> : Kur’ân tefsiri; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap<br /> <strong>telif</strong> : yazma, kaleme alma<strong> </strong></span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>terakkiyat</strong> : gelişmeler, yükselmeler</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">teraküm</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : birikme, yığılma<br /> <strong>tiryak</strong> : derman, ilâç<br /> <strong>ulemâ</strong> : âlimler, ilim sahibi olanlar<br /> <strong>umum</strong> : bütün, genel<br /> <strong>vazife-i İlâhiye</strong> : Allah’ın emri, işi<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">vicdan</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kalbe ait hislerin mazharı ve aynası olan ve iyiyi kötüden ayırabilen his<br /> <strong>vicdan-ı umumi</strong> : bütün toplumun vicdanı, kamu vicdanı<br /> <strong>yegâne</strong> : tek, yalnız<br /> <strong>zâlimâne</strong> : zâlimce, zulmederek </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">zincir-i nuranî</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : nurlu zincir, kopmaz mânevî bağ<br /> <strong>zulüm</strong> : haksızlık, eziyet, işkence</span><br /> <br /> </td></tr></table><p></p><p></p><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"><u>DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">2.5.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)</span></u></strong></p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">MUKADDİME(DEVAMI)</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'">Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zira, hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz.<br /> <br /> İşte o hamalların, Avusturya’ya karşı, benim gibi bütün Avrupa’ya karşı <strong>[SUP]<span style="color: #cc0000">HAŞİYE</span>[/SUP]</strong> boykotajları ve en müşevveş ve heyecanlı zamanlarda âkılâne hareketlerinde bu nasihatin tesiri olmuştur. Padişaha karşı irtibatlarını tâdil etmeye ve boykotajlarla Avrupa’ya karşı harb-i iktisadî açmaya sebebiyet verdiğimden, demek cinayet ettim ki, bu belâya düştüm.<br /> <br /> <strong>DÖRDÜNCÜ CİNAYET:</strong> Avrupa, bizdeki cehalet ve taassup müsaadesiyle, şeriatı—hâşâ ve kellâ—istibdada müsait zannettiklerinden, nihayet derecede kalben üzülmüştüm. Onların zannını tekzip etmek için, Meşrutiyeti herkesten ziyade şeriat namına alkışladım. Lâkin yine korktum ki, başka bir istibdat tekrar o zannı tasdik eder diye, ne kadar kuvvetim varsa Ayasofya Camiinde meb’usana hitaben feryad ettim. Ve söyledim ki:<br /> <br /> Meşrutiyeti, meşruiyet unvanı ile telâkki ve telkin ediniz. Ta yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdat, pis eliyle o mübareği ağrazına siper etmekle lekedar etmesin. Hürriyeti, âdâb-ı şeriatla takyid ediniz. Zira câhil efrad ve avam-ı nas kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur. Adalet namazında kıbleniz dört mezhep olsun. Ta ki namaz sahih ola. Zira, hakaik-i meşrutiyetin sarahaten ve zımnen ve iznen dört mezhepten istihracı mümkün olduğunu dâvâ ettim.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Ben ki, bir âdi talebeyim. Ulemaya farz olan bir vazifeyi omuzuma aldım. Demek cinayet ettim ki bu tokadı yedim.</span><br /> <strong><u><span style="color: #990000"><span style="font-family: 'Calibri'">Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :</span></span></u></strong><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>[SUP]<span style="color: #cc0000">HAŞİYE</span>[/SUP] </strong>: Bediüzzaman’a zurafâdan biri, birgün, irfanıyla mütenasip bir esvap giymesi lüzumundan bahseder. Müşarün ileyh de: “Siz Avusturya’ya güya boykot yapıyorsunuz; hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum. Onun için yalnız memleketimin maddî ve mânevî mamulâtını giyiyorum” buyurmuştur.</span><br /> <br /> </td><td> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">âdâb-ı şeriat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : Allah tarafından bildirilen hükümlerin koyduğu edep ve kurallar<br /> <strong>adalet</strong> : hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma<br /> <strong>ağraz</strong> : kinler, garazlar, kötü maksatlar<br /> <strong>âkılâne</strong> : akıllı, mantıklı olarak<br /> <strong>avâm-ı nas</strong> : halk tabakası<br /> <strong>boykot/boykotaj</strong> : ambargo uygulama; bir şahıs veya devletle alışveriş ve münasebetleri kesme<br /> <strong>cihad</strong> : mücadele, çalışma, çabalama<br /> <strong>dâvâ</strong> : iddia<br /> <strong>efrad</strong> : fertler<br /> <strong>esvap</strong> : elbiseler, giysiler<br /> <strong>fenalık</strong> : kötülük<br /> <strong>hakaik-i meşrutiyet</strong> : meşrutiyetin hakikat ve esasları<br /> <strong>harb-i iktisadî</strong> : ekonomik savaş<br /> <strong>hâşâ ve kellâ</strong> : asla ve asla, kesinlikle öyle değil<br /> <strong>hikmet-i hükûmet</strong> : yönetim ilmi; hükûmetin takip ettiği maksat ve hikmet<br /> <strong>hitaben</strong> : hitap ederek, seslenerek<br /> <strong>husumet</strong> : düşmanlık<br /> <strong>irfan</strong> : bilgi ve kültür<br /> <strong>irtibat</strong> : bağ, ilişki<br /> <strong>istibdad</strong> : baskı ve zulüm<br /> <strong>istihrac</strong> : hüküm çıkarma<br /> <strong>ittifak</strong> : birlik, birleşme, beraberlik<br /> <strong>iznen</strong> : şeriatın müsaade ettiği, izin verdiği ölçüde<br /> <strong>kalben</strong> : kalbî olarak<br /> <strong>lekedar etme</strong> : lekeleme<br /> <strong>mamulât</strong> : yapılmış ürünler, imâl edilmiş şeyler<br /> <strong>marifet</strong> : eğitim; ilim, bilim<br /> <strong>meb’usan</strong> : mebuslar, milletvekilleri<br /> <strong>mezhep</strong> : dinde tutulan yol; burada İslâm hukukunun uygulamaya dair hükümlerini şeriata uygun olarak yorumlayan Hanefî, Şâfiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleri kastediliyor<br /> <strong>müşarün ileyh</strong> : kendisine işaret edilen (Üstad Bediüzzaman)<br /> <strong>müşevveş</strong> : karışık, düzensiz<br /> <strong>mütenasip</strong> : uyumlu<br /> <strong>nihayet</strong> : son derece<br /> <strong>sahih</strong> : doğru, kusursuz<br /> <strong>sarahaten</strong> : açıkça<br /> <strong>sebebiyet</strong> : sebep olma, neden olma<br /> <strong>sefih</strong> : yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olma, zararını ve yararını ayırt edemeyen<br /> <strong>sevk eden</strong> : yönlendiren, yönelten<br /> <strong>şeriat</strong> : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet<br /> <strong>taassup</strong> : aşırı derecede, körü körüne bağlılık<br /> <strong>tâdil</strong> : düzeltme, ıslah etme<br /> <strong>takyid etme</strong> : sınırlama, kayıt altına alma<br /> <strong>tasdik</strong> : doğrulama, onaylama<br /> <strong>tekzip</strong> : yalanlama<br /> <strong>telâkki</strong> : anlama, kabul etme<br /> <strong>telkin</strong> : fikir aşılama, fikren yönlendirme<br /> <strong>terakki</strong> : ilerleme, yükselme<br /> <strong>teyakkuz</strong> : uyanıklık<br /> <strong>unvan</strong> : isim, nam, ad<br /> <strong>zımnen</strong> : gizlice<br /> <strong>zurafâ</strong> : zarif kimseler</span><br /> <br /> </td></tr></table><p></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 263794, member: 1016557"] [B][FONT=Calibri][U]TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]12.5.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri]İslâmiyet düşmanlarının yaptıkları taarruz ve hilâf-ı hakikat menfî propagandalarına mukabil üniversite Nur talebelerinin bir açıklamasıdır.(Devamı)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri] [/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][FONT=Calibri]Evet, Nur talebeleri ağırceza mahkemelerinde demişler ki:[/FONT][/B][FONT=Calibri] “Bizi Üstadımız Bediüzzaman’dan ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıracak hiçbir beşerî kuvvet yoktur.” Evet, o münafıkların atomları dahi bu hususta âcizdir. Farz-ı muhal yapabilseler, hattâ cesedimizi öldürseler de, ruhumuz selâmet ve saadetle ebediyete gidecektir. Hem Üstadımızın Mektubat mecmuasında dediği gibi deriz: “Birimiz dünyada, birimiz âhirette, birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz şimalde, birimiz cenupta olsak, biz yine birbirimizle beraberiz.” Üstadımız hiçbir mânevî makam iddia etmiyor. Başkaları tarafından kendine verilen büyük ve müstesna payeleri reddediyor. Fakat onun hal ve ahvali, fiiliyat ve harekâtı onun kim olduğunu anlamaya ve ispata kâfidir. Evet, Bediüzzaman’ın ve Risale-i Nur’un Kur’ân, iman ve İslâmiyet hizmetine mâni olabilmek için, dünyayı elinde tutup çevirecek bir kuvvet lâzımdır. Hazret-i Üstadımızın idam plânlarıyla sevk edildiği mahkemedeki müdafaatlarından, Büyük Müdafaat kitabından bazı cümleler: “Risale-i Nur talebeleri başkalarına benzemez, onlarla uğraşılmaz, onlar mağlûp olmazlar. Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Kur’ân-ı Hakîmden süzülmüştür. Kur’ân ise, Arşı ferşle bağlayan bir zincir-i nuranîdir. Kimin haddi var ki buna el uzatsın? Risale-i Nur, bu Anadolu’nun sinesine yerleşmiştir; hiçbir kuvvet onu söküp atamayacaktır.” [B]Meşhur ve harikulâde bir eser olan Âyetü’l-Kübrâ risalesinden:[/B] “Risale-i Nur, yalnız cüz’î bir tahribatı ve bir küçük hâneyi tâmir etmiyor; belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm eden müfsit âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bahusus avâm-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeairlerin kısmen kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyeyi, Kur’ân’ın i’câzıyla ve geniş yaralarını, Kur’ân’ın ve imanın ilâçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Elbette, böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve binler tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir. İşte bu zamanda, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın i’câz-ı mânevisinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber; imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medar olmuştur ve olmaktadır.” [B]Aziz kardeşlerimiz,[/B] Yüzlerce ulemânın susturulduğu ve dinî neşriyatın yaptırılmadığı ve Kur’ân’ın hakikatlerini beyan ve tebliğ etmeye dinen muvazzaf oldukları halde cebren yaptırılmadığı ve din adamlarının imha edilmesi gibi dehşetli ve tarihin görmediği bir hengâmda, Kur’ân ve iman ve İslâmiyeti yıkmak plânlarının tatbik edildiği en müthiş bir devirde ve küfr-ü mutlakın ve dinsizliğin en azgın bir zamanında, Bediüzzaman Said Nursî, Kur’ân ve iman ve İslâmiyetin fedakâr ve pervasız bir müdafii ve muhafızı olarak cihad-ı diniye meydanında yegâne şahıs olarak görülmüştür. Evet, Bediüzzaman, devletlere, milletlere mukabil, değil yalnız bir yerdeki firavunlara, bütün Avrupa dinsizliğine karşı tek başıyla meydan okumuş ve okuyor. Ve Kur’ân hakikatlerini eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak içerisinde neşrediyor. “Vazifemiz çalışmaktır. Bizi galip etmek, mağlûp etmek, muvaffak etmek ve Nurları kabul ettirmek Cenâb-ı Hakka aittir. Biz, vazife-i İlâhiyeye karışmayız” demiş ve tarihte misline rastlanmayan zulüm ve işkenceler içerisinde çok zâlimâne muameleler görmüş ve kapısında jandarma ve polis bekletilmek suretiyle Cuma namazına dahi gitmekten men edilmiş ve bütün bu tarihî faciaları kapatmak ve kimseye işittirmemek için de sıkı bir takyidat altına alınmıştır İşte, böyle ağır şartlar içerisinde Risale-i Nur’u Hazret-i Üstadımız inayet-i İlâhiye ile telif edip, ekserisini Kur’ân harfleriyle ve el yazısıyla neşretmiştir. Böylelikle—aynı zamanda—Kur’ân hattını da muhafaza etmiş ve yüz binlerle Müslüman Türk gençleri Risale-i Nur’u okuyabilmek için mukaddes kitabımız olan Kur’ân’ın yazısını öğrenmek nimet ve şerefine nail olmuşlardır. Üstadımız, malik olduğu kuvvet-i iman ve ihlâs-ı tamme ile, hakaik-i Kur’âniye ve imaniyeyi avam ve havas talebelerinin umumunun istifade edebileceği ve asrın anlayışına uygun yepyeni bir tarz-ı beyanla ifade ve izhar etmiştir. Böylece, Risale-i Nur gibi tap taze ve parlak ve yüksek bir tefsir-i Kur’ânîyi inayet-i Hakla meydana getirmiştir. Bu hârikulâde eserlerdir ki, bu vatan ve milleti dinsizlik ve komünistlikten muhafaza etmiştir. Hem şeair-i İslâmiyenin cebren kaldırıldığı ceberut devrinde, dünya hatırı için kendini mecbur zannederek o kudsî şeairden fedakârlık yapanların ve din zararına hareket edenlerin ve İslâmiyete muhalif fetvalara ve bid’alara mecbur edilenlerin çokluğu zamanında, Bediüzzaman, ne lisan-ı halinde, ne lisan-ı kalinde ve ne de fiiliyatında o kadar zulümler çektiği ve idamlarla tehdit edildiği halde, en küçük bir değişiklik bile yapmamıştır.[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [B][FONT=Calibri]âciz[/FONT][/B][FONT=Calibri] : çaresiz, güçsüz [B]âhiret[/B] : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat [B]ahval[/B] : haller, durumlar [B]âlem-i beka[/B] : devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi [B]âlem-i fena[/B] : gelip geçici olan dünya âlemi [B]âlem-i nur[/B] : nur âlemi, aydınlık olan âlem, âhiret[/FONT] [B][FONT=Calibri]Arş[/FONT][/B][FONT=Calibri] : göğün en yüksek katı; Cenab-ı Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer [B]avam[/B] : halk, sıradan insanlar[/FONT] [FONT=Calibri][B]avâm-ı mü’minîn[/B] : sıradan mü’minler[/FONT] [B][FONT=Calibri]Âyetü’l-Kübrâ[/FONT][/B][FONT=Calibri] : Şuâlar isimli eserde yer alan Yedinci Şuâ [B]aziz[/B] : çok değerli, izzetli [B]bahusus[/B] : özellikle [B]Bediüzzaman[/B] : Bediüzzaman Said Nursî[/FONT] [B][FONT=Calibri]beşerî[/FONT][/B][FONT=Calibri] : insanla ilgili, insana ait [B]beyan[/B] : açıklama [B]bid’a[/B] : aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamalar [B]bilâkis[/B] : aksine, tersine [B]ceberut[/B] : baskı, zulüm ve diktatörlük [B]cebren[/B] : zorla[B] [/B][/FONT] [FONT=Calibri][B]Cenâb-ı Hak[/B] : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/FONT] [B][FONT=Calibri]cenup[/FONT][/B][FONT=Calibri] : güney [B]cereyan[/B] : akım, hareket[/FONT] [B][FONT=Calibri]ceset[/FONT][/B][FONT=Calibri] : beden [B]cihad-ı dini[/B] : din uğrunda yapılan çaba, mücadele[/FONT] [B][FONT=Calibri]cüz’î[/FONT][/B][FONT=Calibri] : bireysel, ferdî [B]dinî[/B] : din ile ilgili[/FONT] [B][FONT=Calibri]ebed[/FONT][/B][FONT=Calibri] : sonu olmayan, sonsuzluk [B]ebediyet[/B] : sonsuzluk [B]ecel[/B] : ölüm vakti[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]edviye[/FONT][/B][FONT=Calibri] : devâlar, ilâçlar [B]efkâr-ı âmme[/B] : kamuoyu, genelin fikir ve düşünceleri [B]ekseri[/B] : çoğunluk[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]eşedd-i zulüm[/FONT][/B][FONT=Calibri] : zulmün en şiddetlisi, en büyük bir zülüm ve baskı [B]facia[/B] : musibet, çok acı veren olay[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]farz-ı muhal[/FONT][/B][FONT=Calibri] : varsayalım ki [B]ferş[/B] : yer, dünya [B]fetva[/B] : bir mesele hakkında dince ehil olan kimse tarafından verilen dinî hüküm [B]fiiliyat[/B] : fiiller, uygulamalar[B] [/B][/FONT] [FONT=Calibri][B]galip[/B] : üstün, başarılı[/FONT] [B][FONT=Calibri]garp[/FONT][/B][FONT=Calibri] : batı [B]had[/B] : yetki [B]hadsiz[/B] : sınırsız [B]hakaik-i Kur’âniye ve imaniye[/B] : Kur’ân ve iman hakikatleri, esasları[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hakikat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : esas, doğru, gerçek [B]hakkalyakîn[/B] : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/FONT] [B][FONT=Calibri]harekât[/FONT][/B][FONT=Calibri] : hareketler [B]hârikulâde[/B] : olağanüstü, şaşırtıcı derecede[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hâsiyet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : özellik [B]havas[/B] : seçkinler sınıfı, âlimler, aydınlar [B]Hazret-i Üstad[/B] : Saygıdeğer Üstad; Bediüzzaman Said Nursî[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hengâm[/FONT][/B][FONT=Calibri] : ân, zaman [B]hüccet[/B] : delil, kanıt[/FONT] [B][FONT=Calibri]ıslah[/FONT][/B][FONT=Calibri] : düzeltme, iyileştirme [B]i’câz[/B] : mu’cize oluş, aciz bırakma; Kur’ân’ın bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü [B]i’câz-ı mânevi[/B] : mânevî mu’cizelik; Kur’ân ve iman hakikatlerini sarsılmaz ve güçlü delillerle ispat eden bir tefsir olduğu için Risale-i Nur hakkında bu ifade kullanılmıştır[/FONT] [B][FONT=Calibri]idam[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yok etme [B]ihlâs-ı tamme[/B] : tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/FONT] [B][FONT=Calibri]imha[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yok etme, ortadan kaldırma [B]inâyet-i Hak[/B] : varlığı hak olan, her şeyi hakkıyla yaratan ve her hakkın sahibi olan Allah’ın yardım, lütuf ve ihsanı [B]inâyet-i İlâhiye[/B] : Allah’ın inâyeti, yardımı ve lütfu[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]inkişafat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : açılımlar, gelişmeler [B]istibdad-ı mutlak[/B] : tam ve sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük [B]istinadgâh[/B] : dayanak, sığınak [B]izhar[/B] : açığa çıkarma, gösterme[/FONT] [B][FONT=Calibri]kâfi[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yeterli [B]kalb-i umumî[/B] : bütün insanların kalbi, toplumun ortak yüreği [B]kudsî[/B] : kutsal[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]Kur’ân-ı Hakîm[/FONT][/B][FONT=Calibri] : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân [B]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân[/B] : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân [B]kuvvet-i iman[/B] : iman gücü[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]küfr-ü mutlak[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kesin ve tam bir inkâr; Allah’a ve Allah’ın kesin olarak bildirdiği hiçbir dinî değere inanmama [B]küllî[/B] : bütün fertleri, insanları içine alan, kapsamlı [B]lisan-ı hal[/B] : hâl dili, bir şeyi davranış ve hareketleriyle gösterme [B]lisan-ı kal[/B] : söz ile anlatım, konuşma dili[/FONT] [FONT=Calibri][B]mağlûp etme[/B] : yenme[/FONT] [B][FONT=Calibri]mağlûp olma[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yenilme [B]mânevî[/B] : maddî olmayan, mânâ ile ilgili olan [B]malik[/B] : sahip[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]mecmua[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kitap [B]medar[/B] : sebep, vesile, dayanak [B]men edilme[/B] : yasaklanma[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]mertebe[/FONT][/B][FONT=Calibri] : derece, basamak [B]misl[/B] : benzer, eş [B]muamele[/B] : davranış [B]muhafaza[/B] : koruma[/FONT] [B][FONT=Calibri]muhafız[/FONT][/B][FONT=Calibri] : koruyan [B]muhalif[/B] : aykırı, karşıt[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]muhit[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kapsamlı [B]mukabil[/B] : karşılık [B]mukaddes[/B] : kutsal[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]muvacehesinde[/FONT][/B][FONT=Calibri] : karşısında [B]muvaffak[/B] : başarılı [B]muvazzaf[/B] : vazifeli, görevli [B]mücerreb[/B] : tecrübe edinmiş, denenmiş[/FONT] [B][FONT=Calibri]müdafaat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : savunmalar [B]müdafi[/B] : müdafaa eden, savunan[/FONT] [B][FONT=Calibri]müfsit[/FONT][/B][FONT=Calibri] : bozguncu [B]münafık[/B] : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen [B]müstesna[/B] : seçkin, üstün, sıradışı [B]nail olma[/B] : erişme [B]neşretme[/B] : yazma, yayımlama[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]neşriyat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yayınlar [B]nimet[/B] : iyilik, lütuf, ihsan[B] [/B][/FONT] [FONT=Calibri][B]Nurlar[/B] : Risale-i Nur[/FONT] [B][FONT=Calibri]nümune[/FONT][/B][FONT=Calibri] : örnek, misal [B]paye[/B] : makam, mertebe, rütbe [B]payidar[/B] : sürekli, kalıcı, devamlı [B]pervasız[/B] : korkusuz [B]rahne[/B] : yara[/FONT] [B][FONT=Calibri]risale[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kitap, mektup; Risale-i Nur’da yer alan her bir bölüm [B]saadet[/B] : mutluluk, huzur [B]selâmet[/B] : esenlik, güven [B]sevk[/B] : yöneltme, gönderme [B]sine[/B] : göğüs, kalp [B]şark[/B] : doğu [B]şeâir[/B] : işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler, ezan gibi [B]şeâir-i İslâmiye[/B] : İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler, ezan gibi [B]şeref[/B] : yükseklik, yücelik[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]şimal[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kuzey [B]tagayyür[/B] : değişme[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]tahribat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : tahripler, yıkıp bozmalar [B]takyidat altına alınma[/B] : kontrol altına alınma, abluka edilme, sınırlandırılma [B]tarz-ı beyan[/B] : açıklama şekli, anlatım üslûbu[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]tatbik[/FONT][/B][FONT=Calibri] : uygulama [B]tebliğ[/B] : bildirme, ulaştırma[/FONT] [B][FONT=Calibri]tedarik[/FONT][/B][FONT=Calibri] : birbirini izleme, birbirine katılma [B]tefsir-i Kur’ânî[/B] : Kur’ân tefsiri; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap [B]telif[/B] : yazma, kaleme alma[B] [/B][/FONT] [FONT=Calibri][B]terakkiyat[/B] : gelişmeler, yükselmeler[/FONT] [B][FONT=Calibri]teraküm[/FONT][/B][FONT=Calibri] : birikme, yığılma [B]tiryak[/B] : derman, ilâç [B]ulemâ[/B] : âlimler, ilim sahibi olanlar [B]umum[/B] : bütün, genel [B]vazife-i İlâhiye[/B] : Allah’ın emri, işi[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]vicdan[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kalbe ait hislerin mazharı ve aynası olan ve iyiyi kötüden ayırabilen his [B]vicdan-ı umumi[/B] : bütün toplumun vicdanı, kamu vicdanı [B]yegâne[/B] : tek, yalnız [B]zâlimâne[/B] : zâlimce, zulmederek[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]zincir-i nuranî[/FONT][/B][FONT=Calibri] : nurlu zincir, kopmaz mânevî bağ [B]zulüm[/B] : haksızlık, eziyet, işkence[B][/B][/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [FONT=Calibri] [/FONT] [B][FONT=Calibri][U]DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]2.5.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri]MUKADDİME(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri]Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zira, hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz. İşte o hamalların, Avusturya’ya karşı, benim gibi bütün Avrupa’ya karşı [B][SUP][COLOR=#cc0000]HAŞİYE[/COLOR][/SUP][/B] boykotajları ve en müşevveş ve heyecanlı zamanlarda âkılâne hareketlerinde bu nasihatin tesiri olmuştur. Padişaha karşı irtibatlarını tâdil etmeye ve boykotajlarla Avrupa’ya karşı harb-i iktisadî açmaya sebebiyet verdiğimden, demek cinayet ettim ki, bu belâya düştüm. [B]DÖRDÜNCÜ CİNAYET:[/B] Avrupa, bizdeki cehalet ve taassup müsaadesiyle, şeriatı—hâşâ ve kellâ—istibdada müsait zannettiklerinden, nihayet derecede kalben üzülmüştüm. Onların zannını tekzip etmek için, Meşrutiyeti herkesten ziyade şeriat namına alkışladım. Lâkin yine korktum ki, başka bir istibdat tekrar o zannı tasdik eder diye, ne kadar kuvvetim varsa Ayasofya Camiinde meb’usana hitaben feryad ettim. Ve söyledim ki: Meşrutiyeti, meşruiyet unvanı ile telâkki ve telkin ediniz. Ta yeni ve gizli ve dinsiz bir istibdat, pis eliyle o mübareği ağrazına siper etmekle lekedar etmesin. Hürriyeti, âdâb-ı şeriatla takyid ediniz. Zira câhil efrad ve avam-ı nas kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur. Adalet namazında kıbleniz dört mezhep olsun. Ta ki namaz sahih ola. Zira, hakaik-i meşrutiyetin sarahaten ve zımnen ve iznen dört mezhepten istihracı mümkün olduğunu dâvâ ettim.[/FONT] [FONT=Calibri]Ben ki, bir âdi talebeyim. Ulemaya farz olan bir vazifeyi omuzuma aldım. Demek cinayet ettim ki bu tokadı yedim.[/FONT] [B][U][COLOR=#990000][FONT=Calibri]Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :[/FONT][/COLOR][/U][/B] [FONT=Calibri][B][SUP][COLOR=#cc0000]HAŞİYE[/COLOR][/SUP][COLOR=#cc0000] [/COLOR][/B]: Bediüzzaman’a zurafâdan biri, birgün, irfanıyla mütenasip bir esvap giymesi lüzumundan bahseder. Müşarün ileyh de: “Siz Avusturya’ya güya boykot yapıyorsunuz; hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum. Onun için yalnız memleketimin maddî ve mânevî mamulâtını giyiyorum” buyurmuştur.[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [B][FONT=Calibri]âdâb-ı şeriat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : Allah tarafından bildirilen hükümlerin koyduğu edep ve kurallar [B]adalet[/B] : hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma [B]ağraz[/B] : kinler, garazlar, kötü maksatlar [B]âkılâne[/B] : akıllı, mantıklı olarak [B]avâm-ı nas[/B] : halk tabakası [B]boykot/boykotaj[/B] : ambargo uygulama; bir şahıs veya devletle alışveriş ve münasebetleri kesme [B]cihad[/B] : mücadele, çalışma, çabalama [B]dâvâ[/B] : iddia [B]efrad[/B] : fertler [B]esvap[/B] : elbiseler, giysiler [B]fenalık[/B] : kötülük [B]hakaik-i meşrutiyet[/B] : meşrutiyetin hakikat ve esasları [B]harb-i iktisadî[/B] : ekonomik savaş [B]hâşâ ve kellâ[/B] : asla ve asla, kesinlikle öyle değil [B]hikmet-i hükûmet[/B] : yönetim ilmi; hükûmetin takip ettiği maksat ve hikmet [B]hitaben[/B] : hitap ederek, seslenerek [B]husumet[/B] : düşmanlık [B]irfan[/B] : bilgi ve kültür [B]irtibat[/B] : bağ, ilişki [B]istibdad[/B] : baskı ve zulüm [B]istihrac[/B] : hüküm çıkarma [B]ittifak[/B] : birlik, birleşme, beraberlik [B]iznen[/B] : şeriatın müsaade ettiği, izin verdiği ölçüde [B]kalben[/B] : kalbî olarak [B]lekedar etme[/B] : lekeleme [B]mamulât[/B] : yapılmış ürünler, imâl edilmiş şeyler [B]marifet[/B] : eğitim; ilim, bilim [B]meb’usan[/B] : mebuslar, milletvekilleri [B]mezhep[/B] : dinde tutulan yol; burada İslâm hukukunun uygulamaya dair hükümlerini şeriata uygun olarak yorumlayan Hanefî, Şâfiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleri kastediliyor [B]müşarün ileyh[/B] : kendisine işaret edilen (Üstad Bediüzzaman) [B]müşevveş[/B] : karışık, düzensiz [B]mütenasip[/B] : uyumlu [B]nihayet[/B] : son derece [B]sahih[/B] : doğru, kusursuz [B]sarahaten[/B] : açıkça [B]sebebiyet[/B] : sebep olma, neden olma [B]sefih[/B] : yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olma, zararını ve yararını ayırt edemeyen [B]sevk eden[/B] : yönlendiren, yönelten [B]şeriat[/B] : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet [B]taassup[/B] : aşırı derecede, körü körüne bağlılık [B]tâdil[/B] : düzeltme, ıslah etme [B]takyid etme[/B] : sınırlama, kayıt altına alma [B]tasdik[/B] : doğrulama, onaylama [B]tekzip[/B] : yalanlama [B]telâkki[/B] : anlama, kabul etme [B]telkin[/B] : fikir aşılama, fikren yönlendirme [B]terakki[/B] : ilerleme, yükselme [B]teyakkuz[/B] : uyanıklık [B]unvan[/B] : isim, nam, ad [B]zımnen[/B] : gizlice [B]zurafâ[/B] : zarif kimseler[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [FONT=Calibri] [/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst