Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 264207" data-attributes="member: 1016557"><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"><u>TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">12.9.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)</span></u></strong></p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">İslâmiyet düşmanlarının yaptıkları taarruz ve hilâf-ı hakikat menfî propagandalarına mukabil üniversite Nur talebelerinin bir açıklamasıdır.(Devamı)</span></u></strong></p><p> </p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'">Otuz sene evvel, ihlâslı ve faziletli ihtiyar bir ehl-i tasavvuf, Lütfü isminde bir genci göstererek, “Bu Nur talebesi benden ileridir” demiştir ki, bunlar binler itiraflardan birer nümunedir.<br /> <br /> Yine bu azîm sırr-ı ihlâsa binaendir ki, Risale-i Nur talebeleri, iman ve İslâmiyet hizmetinde ağır şartlar ve kayıtlar ve tahdidatlar içinde muvaffak oluyorlar ve hayatlarını Risale-i Nur’a ve Üstadlarına vakfetmişler. Risale-i Nur’u, sermaye-i ömür ve gaye-i hayat edinmişlerdir. Risale-i Nur dâvâsı rıza-yı İlâhî dâvâsı olduğu içindir ki, hamiyet-i İslâmiyeye mâlik mümtaz avukatlar, Risale-i Nur’un fahrî avukatı olmak ve dindar hakperest mücahit muharrirler, dünyayı istilâ edecek Nur’un ilânında hissedar olmak şeref ve nimetine mazhar olmuşlardır. Risale-i Nur’un neşriyat ve fütühatı ve tesiratı, sessiz, büyük bir ihtişamla muhteşem bir bahar mevsiminde intişar eden mevcudat gibidir.<br /> <br /> İşte, ey Risale-i Nur gibi hadsiz hamd ü senâlara şâyeste olan bir nimet-i azîmeye nail olan Nur kardeşlerimiz! Böyle bir dâhî-yi âzamın, böyle bir mütefekkir-i ekberin, böyle bir müellif-i İslâmın ve ulûm-u evvelîn vel-âhirîne vâkıf böyle bir allâme-i asrın, böyle bir mücahid-i ekberin, böyle bir sahib-i zühd ve takvânın, hakaik-i imaniyenin varlığında âdetâ tecessüm eden böyle bir abd-i küllînin, rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye iltifat etmeyen ve âzamî ihlâsın mazharı olan böyle bir tilmiz-i Kur’ân ve hâdim-i İslâmın ve “Bir ferdin imanını kurtarmak için Cehenneme de atılmaya hazırım” diyen böyle bir halâskâr-ı imanın ve idam için sevk edildiği Divan-ı Harb-i Örfîde “Sen de mürtecisin” ittihamına karşı, “Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise, bütün ins ve cin şahit olsun ki ben mürteciyim. Bin ruhum da olsa, Kur’ân’ın birtek meselesine hepsini feda etmeye hazırım” diyen ve beraatinden sonra da, teşekkür etmeyerek, Bayezid Meydanındaki kalabalıkta: “Yaşasın zalimler için Cehennem! Yaşasın zalimler için Cehennem!” diye bağırarak ilerleyen ve imha plânıyla verildiği mahkemelerde yirmi dört sene evvel “Ey mülhidler! Ey zındıklar! Said, elli bin nefer kuvvetinde demişsiniz. Yanlışsınız; Kur’ân’a ve imana hizmetim cihetiyle elli bin değil, elli milyon kuvvetindeyim! Titreyiniz, haddiniz varsa ilişiniz!” “Benim ölümüm sizin başınızda bomba gibi patlayıp, başınızı dağıtacaktır. Toprağa atılan bir tohumun yüzer sümbüller vermesi gibi, bir Said yerine yüzler Said size o yüksek hakikati haykıracaktır” ve on beş sene evvel, “Saçlarım adedince başlarım bulunsa, hergün biri kesilse, bu hizmet-i imaniyeden çekilmem” ve “Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya eğmem” diyen ve elli sene evvel âlem-i İslâmı sömüren sömürgeci cebbar ve zalim bir imparatorluğa karşı, “Tükürün o zalimlerin hayâsız yüzüne!” diye matbuat lisanıyla cevap veren ve Büyük Millet Meclisinde, Reise “Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduttur. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîminde, yüz yerde edâsını emrettiği namazdan daha büyük bir hakikat olsaydı, imandan sonra onu emrederdi” diyen ve yazdığı bir beyannameden sonra Mecliste cemaatle namaz kılınmasına başlanan ve Birinci Cihan Harbinde gönüllü alay kumandanı olarak esir düştüğü Rusya’da Moskof Çarlığına karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza edip, kurşuna dizileceği hengâmda “Âhirete gitmek için bana bir pasaport lâzımdı” diye ölümü istihkar eden böyle bir kahraman-ı İslâm Üstadımız Bediüzzaman’ın eserlerini okumak nimet-i uzmâsına mukabil canımızı da feda etsek, ömrümüzü de ona vakfetsek, zulümden zulme de sürüklensek, ömrümüzün nihayetine kadar şükran secdesinden de kalkmasak, bize yine ucuzdur…<br /> <br /> <strong>Üstadımız sık sık der ki:</strong> “Mesleğimiz müsbettir; menfî hareketten Kur’ân bizi men ediyor.”</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Ey seyyid-i senedimiz!</strong> Ey ruhumuzun ruhu, kalbimizin kalbi, canımızın canı, cânânımız, sertâcımız, sevgili Üstadımız Efendimiz! Madem bize menfî harekete izin vermiyorsun. Öyleyse biz de rahmet-i İlâhiyeden niyaz ederek ahdediyoruz ki, din düşmanlığı ile Üstadımıza zulmeden o gaddar, insafsız zalimlerden intikamımızı şöylece alacağız: Risale-i Nur’u ölünceye kadar mütemadiyen okuyacağız ve neşrinde sebat ve sadakatla hizmet edeceğiz. Onu altın mürekkeplerle yazacağız, inşaallah.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Üniversite Nur talebeleri</span><br /> <br /> </td><td> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>abd-i küllî</strong> : bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>ahdetmek</strong> : söz vermek<br /> <strong>âhiret</strong> : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat<br /> <strong>alay</strong> : genel olarak üç taburdan oluşan askerî birlik<br /> <strong>âlem-i İslâm</strong> : İslâm dünyası<br /> <strong>allâme-i asır</strong> : asrın bilgini, asrın en büyük âlimi<br /> <strong>âzamî</strong> : bir şeyin en üst seviyesi, üst derecesi<br /> <strong>azîm</strong> : büyük</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Bayezid Meydanı</strong> : İstanbul’da bulunan, tarihî Bayezid Camii ile günümüzde İstanbul Üniversitesi arasında yer alan meydan<br /> <strong>beraat</strong> : temize çıkma, suçsuz bulunma, serbest bırakılma<br /> <strong>beyanname</strong> : bildiri, açıklama<br /> <strong>binaen</strong> : –dayanarak</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Birinci Cihan Harbi</strong> : Birinci Dünya Savaşı</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>cânân</strong> : sevgili<br /> <strong>cebbar</strong> : zorba, zalim<br /> <strong>Cenâb-ı Hak</strong> : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah<br /> <strong>dâhî-i âzam</strong> : en büyük dâhi, en zeki kişi<br /> <strong>Divan-ı Harb-i Örfî</strong> : Sıkıyönetim Mahkemesi</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>edâ etme</strong> : yerine getirme<br /> <strong>ehl-i tasavvuf</strong> : tasavvuf ehli; kalp yoluyla ilâhî hakikatlere ulaşmak için bir şeyh gözetiminde belli bir yol takip eden kimseler<br /> <strong>fahrî</strong> : karşılıksız, parasız, gönüllü olarak bir şeyi yapma<br /> <strong>fazilet</strong> : değer, üstünlük<br /> <strong>fert</strong> : birey</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>fırka</strong> : grup<br /> <strong>fütuhat</strong> : fetihler, zaferler; açılımlar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>gaddar</strong> : acımasız, çok zulmeden<br /> <strong>gaye-i hayat</strong> : hayatın gayesi<br /> <strong>hâdim-i İslâm</strong> : İslâmın hizmetçisi, İslâm dinine hizmet eden kimse<br /> <strong>hadsiz</strong> : sınırsız<br /> <strong>hakaik-i imaniye</strong> : iman hakikatleri, esasları</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>hakikat</strong> : doğru, gerçek<br /> <strong>hakikat-i Kur’âniye</strong> : Kur’ân’ın hakikati, esası<br /> <strong>hakperest</strong> : doğruluktan ayrılmayan, hakkı tutan<br /> <strong>halâskâr-ı iman</strong> : iman kurtarıcı, imanın kurtulmasına vesile olan<br /> <strong>hamd ü senâ</strong> : şükür ve övgü<br /> <strong>hamiyet-i İslâmiye</strong> : İslâmiyetten gelen din, millet gibi mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>hayâ</strong> : utanma<br /> <strong>hengâm</strong> : ân, zaman<br /> <strong>hissedar</strong> : pay sahibi</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>hizmet-i imaniye</strong> : iman hizmeti<br /> <strong>idam</strong> : yok oluş<br /> <strong>ihlâs</strong> : samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme<br /> <strong>ihtişam</strong> : haşmetlilik, heybetlilik, görkem<br /> <strong>iltifat</strong> : meyletme, yönelme</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>imha</strong> : yok etme<br /> <strong>ins ve cin</strong> : insanlar ve cinler</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>insafsız</strong> : vicdansız<br /> <strong>inşaallah</strong> : Allah izin verirse<br /> <strong>intişar</strong> : yayılma</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>istibdad</strong> : baskı ve zulüm<br /> <strong>istihkar</strong> : hakaret etme, aşağılama, küçümseme<br /> <strong>istilâ</strong> : kuşatma</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>ittiham</strong> : suçlama<br /> <strong>izzet-i İslâmiye</strong> : İslâmın izzeti, şeref ve yüceliği<br /> <strong>kâinat</strong> : evren, bütün yaratılmışlar<br /> <strong>kumandan</strong> : komutan<br /> <strong>lisan</strong> : dil<br /> <strong>mâlik</strong> : sahip</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>matbuat</strong> : basın, medya<br /> <strong>mazhar</strong> : ayna, yansıma ve görünme yeri<br /> <strong>mazhar</strong> : erişme, nail olma</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>men</strong> : yasaklama<br /> <strong>menfî</strong> : olumsuz, yıkıcı</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>menfî hareket</strong> : olumsuz, yapıcılıktan uzak, sert ve yıkıcı yaklaşım<br /> <strong>merdut</strong> : reddolunmuş, lânetlenmiş, kabul edilmeyen<br /> <strong>mevcudat</strong> : varlıklar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>muhafaza</strong> : koruma<br /> <strong>muharrir</strong> : yazar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>mukabil</strong> : karşılık<br /> <strong>muvaffak</strong> : başarılı<br /> <strong>mücahid-i ekber</strong> : din vatan ve millet gibi mukaddes değerler uğrunda çalışan, mücadele eden en büyük mücahit<br /> <strong>mücahit</strong> : cihat eden, din uğrunda çaba harcayan kimse<br /> <strong>müellif-i İslâm</strong> : Müslüman yazar; İslâmiyet ile ilgili eserleri olan</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>mülhid</strong> : dinsiz, inkârcı<br /> <strong>mümtaz</strong> : seçkin, üstün<br /> <strong>mürteci</strong> : geriye yönelmek isteyen, gerici</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>müsbet</strong> : olumlu, yapıcı<br /> <strong>mütefekkir-i ekber</strong> : en büyük düşünür, en büyük düşünce adamı</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>mütemadiyen</strong> : sürekli olarak, devamlı<br /> <strong>nail</strong> : erişme</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>nefer</strong> : asker</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>neşr</strong> : yayma, yayımlama<br /> <strong>neşriyat</strong> : yayma, yayınlama</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>nihayet</strong> : son<br /> <strong>nimet</strong> : iyilik, lütuf, ihsan<br /> <strong>nimet-i azîme</strong> : büyük nimet</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>nimet-i uzmâ</strong> : en büyük nimet</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>niyaz</strong> : dua, yalvarıp yakarma<br /> <strong>nümune</strong> : örnek, misal</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>rahmet-i İlâhiye</strong> : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti, merhamet ve şefkati<br /> <strong>reis</strong> : başkan<br /> <strong>rıza-yı İlâhî</strong> : Allah’ın rızası</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>sadakat</strong> : bağlılık<br /> <strong>sahib-i zühd ve takvâ</strong> : zühd ve takva sahibi; her türlü nefsanî arzulara karşı koyarak kendini ibadete veren ve Allah korkusuyla dinin yasaklarından kaçınan kimse</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Said</strong> : Bediüzzaman Said Nursî</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>sebat</strong> : kararlılık, sabit olma<br /> <strong>sermaye-i ömür</strong> : ömür sermayesi</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>sertâc</strong> : baş tacı<br /> <strong>sevk</strong> : yöneltme, gönderme</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>seyyid-i sened</strong> : dayanılan, güvenilen efendi<br /> <strong>sırr-ı ihlâs</strong> : ihlâsın sırrı<br /> <strong>şâyeste</strong> : uygun, lâyık<br /> <strong>şeref</strong> : yükseklik, yücelik, büyüklük</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>şükran</strong> : minnettarlık, teşekkür<br /> <strong>tahdidat</strong> : sınırlamalar, kısıtlamalar<br /> <strong>tecessüm</strong> : cisimleşme, maddî yapıya bürünme<br /> <strong>tesirat</strong> : tesirler, etkiler<br /> <strong>tilmiz-i Kur’ân</strong> : Kur’ân’ın talebesi<br /> <strong>ulûm-u evvelîn ve âhirîn</strong> : öncekilerin ve sonrakilerin ilimleri<br /> <strong>vakfetme</strong> : adama<br /> <strong>vâkıf</strong> : bir şeye hâkim olacak derecede bilgi sahibi olan</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>zındık</strong> : dinsiz<br /> <strong>zındıka</strong> : dinsizlik</span><br /> </td></tr></table></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 264207, member: 1016557"] [B][FONT=Calibri][U]TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]12.9.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri]İslâmiyet düşmanlarının yaptıkları taarruz ve hilâf-ı hakikat menfî propagandalarına mukabil üniversite Nur talebelerinin bir açıklamasıdır.(Devamı)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri] [/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri]Otuz sene evvel, ihlâslı ve faziletli ihtiyar bir ehl-i tasavvuf, Lütfü isminde bir genci göstererek, “Bu Nur talebesi benden ileridir” demiştir ki, bunlar binler itiraflardan birer nümunedir. Yine bu azîm sırr-ı ihlâsa binaendir ki, Risale-i Nur talebeleri, iman ve İslâmiyet hizmetinde ağır şartlar ve kayıtlar ve tahdidatlar içinde muvaffak oluyorlar ve hayatlarını Risale-i Nur’a ve Üstadlarına vakfetmişler. Risale-i Nur’u, sermaye-i ömür ve gaye-i hayat edinmişlerdir. Risale-i Nur dâvâsı rıza-yı İlâhî dâvâsı olduğu içindir ki, hamiyet-i İslâmiyeye mâlik mümtaz avukatlar, Risale-i Nur’un fahrî avukatı olmak ve dindar hakperest mücahit muharrirler, dünyayı istilâ edecek Nur’un ilânında hissedar olmak şeref ve nimetine mazhar olmuşlardır. Risale-i Nur’un neşriyat ve fütühatı ve tesiratı, sessiz, büyük bir ihtişamla muhteşem bir bahar mevsiminde intişar eden mevcudat gibidir. İşte, ey Risale-i Nur gibi hadsiz hamd ü senâlara şâyeste olan bir nimet-i azîmeye nail olan Nur kardeşlerimiz! Böyle bir dâhî-yi âzamın, böyle bir mütefekkir-i ekberin, böyle bir müellif-i İslâmın ve ulûm-u evvelîn vel-âhirîne vâkıf böyle bir allâme-i asrın, böyle bir mücahid-i ekberin, böyle bir sahib-i zühd ve takvânın, hakaik-i imaniyenin varlığında âdetâ tecessüm eden böyle bir abd-i küllînin, rıza-yı İlâhîden başka hiçbir şeye iltifat etmeyen ve âzamî ihlâsın mazharı olan böyle bir tilmiz-i Kur’ân ve hâdim-i İslâmın ve “Bir ferdin imanını kurtarmak için Cehenneme de atılmaya hazırım” diyen böyle bir halâskâr-ı imanın ve idam için sevk edildiği Divan-ı Harb-i Örfîde “Sen de mürtecisin” ittihamına karşı, “Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise, bütün ins ve cin şahit olsun ki ben mürteciyim. Bin ruhum da olsa, Kur’ân’ın birtek meselesine hepsini feda etmeye hazırım” diyen ve beraatinden sonra da, teşekkür etmeyerek, Bayezid Meydanındaki kalabalıkta: “Yaşasın zalimler için Cehennem! Yaşasın zalimler için Cehennem!” diye bağırarak ilerleyen ve imha plânıyla verildiği mahkemelerde yirmi dört sene evvel “Ey mülhidler! Ey zındıklar! Said, elli bin nefer kuvvetinde demişsiniz. Yanlışsınız; Kur’ân’a ve imana hizmetim cihetiyle elli bin değil, elli milyon kuvvetindeyim! Titreyiniz, haddiniz varsa ilişiniz!” “Benim ölümüm sizin başınızda bomba gibi patlayıp, başınızı dağıtacaktır. Toprağa atılan bir tohumun yüzer sümbüller vermesi gibi, bir Said yerine yüzler Said size o yüksek hakikati haykıracaktır” ve on beş sene evvel, “Saçlarım adedince başlarım bulunsa, hergün biri kesilse, bu hizmet-i imaniyeden çekilmem” ve “Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya eğmem” diyen ve elli sene evvel âlem-i İslâmı sömüren sömürgeci cebbar ve zalim bir imparatorluğa karşı, “Tükürün o zalimlerin hayâsız yüzüne!” diye matbuat lisanıyla cevap veren ve Büyük Millet Meclisinde, Reise “Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduttur. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîminde, yüz yerde edâsını emrettiği namazdan daha büyük bir hakikat olsaydı, imandan sonra onu emrederdi” diyen ve yazdığı bir beyannameden sonra Mecliste cemaatle namaz kılınmasına başlanan ve Birinci Cihan Harbinde gönüllü alay kumandanı olarak esir düştüğü Rusya’da Moskof Çarlığına karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza edip, kurşuna dizileceği hengâmda “Âhirete gitmek için bana bir pasaport lâzımdı” diye ölümü istihkar eden böyle bir kahraman-ı İslâm Üstadımız Bediüzzaman’ın eserlerini okumak nimet-i uzmâsına mukabil canımızı da feda etsek, ömrümüzü de ona vakfetsek, zulümden zulme de sürüklensek, ömrümüzün nihayetine kadar şükran secdesinden de kalkmasak, bize yine ucuzdur… [B]Üstadımız sık sık der ki:[/B] “Mesleğimiz müsbettir; menfî hareketten Kur’ân bizi men ediyor.”[/FONT] [FONT=Calibri][B]Ey seyyid-i senedimiz![/B] Ey ruhumuzun ruhu, kalbimizin kalbi, canımızın canı, cânânımız, sertâcımız, sevgili Üstadımız Efendimiz! Madem bize menfî harekete izin vermiyorsun. Öyleyse biz de rahmet-i İlâhiyeden niyaz ederek ahdediyoruz ki, din düşmanlığı ile Üstadımıza zulmeden o gaddar, insafsız zalimlerden intikamımızı şöylece alacağız: Risale-i Nur’u ölünceye kadar mütemadiyen okuyacağız ve neşrinde sebat ve sadakatla hizmet edeceğiz. Onu altın mürekkeplerle yazacağız, inşaallah.[/FONT] [FONT=Calibri]Üniversite Nur talebeleri[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [FONT=Calibri][B]abd-i küllî[/B] : bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul[/FONT] [FONT=Calibri][B]ahdetmek[/B] : söz vermek [B]âhiret[/B] : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat [B]alay[/B] : genel olarak üç taburdan oluşan askerî birlik [B]âlem-i İslâm[/B] : İslâm dünyası [B]allâme-i asır[/B] : asrın bilgini, asrın en büyük âlimi [B]âzamî[/B] : bir şeyin en üst seviyesi, üst derecesi [B]azîm[/B] : büyük[/FONT] [FONT=Calibri][B]Bayezid Meydanı[/B] : İstanbul’da bulunan, tarihî Bayezid Camii ile günümüzde İstanbul Üniversitesi arasında yer alan meydan [B]beraat[/B] : temize çıkma, suçsuz bulunma, serbest bırakılma [B]beyanname[/B] : bildiri, açıklama [B]binaen[/B] : –dayanarak[/FONT] [FONT=Calibri][B]Birinci Cihan Harbi[/B] : Birinci Dünya Savaşı[/FONT] [FONT=Calibri][B]cânân[/B] : sevgili [B]cebbar[/B] : zorba, zalim [B]Cenâb-ı Hak[/B] : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah [B]dâhî-i âzam[/B] : en büyük dâhi, en zeki kişi [B]Divan-ı Harb-i Örfî[/B] : Sıkıyönetim Mahkemesi[/FONT] [FONT=Calibri][B]edâ etme[/B] : yerine getirme [B]ehl-i tasavvuf[/B] : tasavvuf ehli; kalp yoluyla ilâhî hakikatlere ulaşmak için bir şeyh gözetiminde belli bir yol takip eden kimseler [B]fahrî[/B] : karşılıksız, parasız, gönüllü olarak bir şeyi yapma [B]fazilet[/B] : değer, üstünlük [B]fert[/B] : birey[/FONT] [FONT=Calibri][B]fırka[/B] : grup [B]fütuhat[/B] : fetihler, zaferler; açılımlar[/FONT] [FONT=Calibri][B]gaddar[/B] : acımasız, çok zulmeden [B]gaye-i hayat[/B] : hayatın gayesi [B]hâdim-i İslâm[/B] : İslâmın hizmetçisi, İslâm dinine hizmet eden kimse [B]hadsiz[/B] : sınırsız [B]hakaik-i imaniye[/B] : iman hakikatleri, esasları[/FONT] [FONT=Calibri][B]hakikat[/B] : doğru, gerçek [B]hakikat-i Kur’âniye[/B] : Kur’ân’ın hakikati, esası [B]hakperest[/B] : doğruluktan ayrılmayan, hakkı tutan [B]halâskâr-ı iman[/B] : iman kurtarıcı, imanın kurtulmasına vesile olan [B]hamd ü senâ[/B] : şükür ve övgü [B]hamiyet-i İslâmiye[/B] : İslâmiyetten gelen din, millet gibi mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti[/FONT] [FONT=Calibri][B]hayâ[/B] : utanma [B]hengâm[/B] : ân, zaman [B]hissedar[/B] : pay sahibi[/FONT] [FONT=Calibri][B]hizmet-i imaniye[/B] : iman hizmeti [B]idam[/B] : yok oluş [B]ihlâs[/B] : samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme [B]ihtişam[/B] : haşmetlilik, heybetlilik, görkem [B]iltifat[/B] : meyletme, yönelme[/FONT] [FONT=Calibri][B]imha[/B] : yok etme [B]ins ve cin[/B] : insanlar ve cinler[/FONT] [FONT=Calibri][B]insafsız[/B] : vicdansız [B]inşaallah[/B] : Allah izin verirse [B]intişar[/B] : yayılma[/FONT] [FONT=Calibri][B]istibdad[/B] : baskı ve zulüm [B]istihkar[/B] : hakaret etme, aşağılama, küçümseme [B]istilâ[/B] : kuşatma[/FONT] [FONT=Calibri][B]ittiham[/B] : suçlama [B]izzet-i İslâmiye[/B] : İslâmın izzeti, şeref ve yüceliği [B]kâinat[/B] : evren, bütün yaratılmışlar [B]kumandan[/B] : komutan [B]lisan[/B] : dil [B]mâlik[/B] : sahip[/FONT] [FONT=Calibri][B]matbuat[/B] : basın, medya [B]mazhar[/B] : ayna, yansıma ve görünme yeri [B]mazhar[/B] : erişme, nail olma[/FONT] [FONT=Calibri][B]men[/B] : yasaklama [B]menfî[/B] : olumsuz, yıkıcı[/FONT] [FONT=Calibri][B]menfî hareket[/B] : olumsuz, yapıcılıktan uzak, sert ve yıkıcı yaklaşım [B]merdut[/B] : reddolunmuş, lânetlenmiş, kabul edilmeyen [B]mevcudat[/B] : varlıklar[/FONT] [FONT=Calibri][B]muhafaza[/B] : koruma [B]muharrir[/B] : yazar[/FONT] [FONT=Calibri][B]mukabil[/B] : karşılık [B]muvaffak[/B] : başarılı [B]mücahid-i ekber[/B] : din vatan ve millet gibi mukaddes değerler uğrunda çalışan, mücadele eden en büyük mücahit [B]mücahit[/B] : cihat eden, din uğrunda çaba harcayan kimse [B]müellif-i İslâm[/B] : Müslüman yazar; İslâmiyet ile ilgili eserleri olan[/FONT] [FONT=Calibri][B]mülhid[/B] : dinsiz, inkârcı [B]mümtaz[/B] : seçkin, üstün [B]mürteci[/B] : geriye yönelmek isteyen, gerici[/FONT] [FONT=Calibri][B]müsbet[/B] : olumlu, yapıcı [B]mütefekkir-i ekber[/B] : en büyük düşünür, en büyük düşünce adamı[/FONT] [FONT=Calibri][B]mütemadiyen[/B] : sürekli olarak, devamlı [B]nail[/B] : erişme[/FONT] [FONT=Calibri][B]nefer[/B] : asker[/FONT] [FONT=Calibri][B]neşr[/B] : yayma, yayımlama [B]neşriyat[/B] : yayma, yayınlama[/FONT] [FONT=Calibri][B]nihayet[/B] : son [B]nimet[/B] : iyilik, lütuf, ihsan [B]nimet-i azîme[/B] : büyük nimet[/FONT] [FONT=Calibri][B]nimet-i uzmâ[/B] : en büyük nimet[/FONT] [FONT=Calibri][B]niyaz[/B] : dua, yalvarıp yakarma [B]nümune[/B] : örnek, misal[/FONT] [FONT=Calibri][B]rahmet-i İlâhiye[/B] : Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti, merhamet ve şefkati [B]reis[/B] : başkan [B]rıza-yı İlâhî[/B] : Allah’ın rızası[/FONT] [FONT=Calibri][B]sadakat[/B] : bağlılık [B]sahib-i zühd ve takvâ[/B] : zühd ve takva sahibi; her türlü nefsanî arzulara karşı koyarak kendini ibadete veren ve Allah korkusuyla dinin yasaklarından kaçınan kimse[/FONT] [FONT=Calibri][B]Said[/B] : Bediüzzaman Said Nursî[/FONT] [FONT=Calibri][B]sebat[/B] : kararlılık, sabit olma [B]sermaye-i ömür[/B] : ömür sermayesi[/FONT] [FONT=Calibri][B]sertâc[/B] : baş tacı [B]sevk[/B] : yöneltme, gönderme[/FONT] [FONT=Calibri][B]seyyid-i sened[/B] : dayanılan, güvenilen efendi [B]sırr-ı ihlâs[/B] : ihlâsın sırrı [B]şâyeste[/B] : uygun, lâyık [B]şeref[/B] : yükseklik, yücelik, büyüklük[/FONT] [FONT=Calibri][B]şükran[/B] : minnettarlık, teşekkür [B]tahdidat[/B] : sınırlamalar, kısıtlamalar [B]tecessüm[/B] : cisimleşme, maddî yapıya bürünme [B]tesirat[/B] : tesirler, etkiler [B]tilmiz-i Kur’ân[/B] : Kur’ân’ın talebesi [B]ulûm-u evvelîn ve âhirîn[/B] : öncekilerin ve sonrakilerin ilimleri [B]vakfetme[/B] : adama [B]vâkıf[/B] : bir şeye hâkim olacak derecede bilgi sahibi olan[/FONT] [FONT=Calibri][B]zındık[/B] : dinsiz [B]zındıka[/B] : dinsizlik[/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [FONT=Calibri] [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst