Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 264385" data-attributes="member: 1016557"><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"><u>DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ</u></span></strong> </p><p><strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">2.12.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)</span></u></strong></p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">MUKADDİME(DEVAMI)</span></u></strong></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong><u>ON BİRİNCİ CİNAYET</u></strong></span></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'">Ben vilâyât-ı şarkiyede aşiretlerin hâl-i perişaniyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevî bir saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacak. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mecrâsı ulema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Ta ulemâ-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsin.<br /> <br /> Zira, o vilâyatta nim-bedevî vatandaşların zimâm-ı ihtiyarı, ulema elindedir. Ve o saik ile Dersaadete geldim. Saadet tevehhümü ile o vakitte-şimdi münkasim olmuş, şiddetlenmiş olan-istibdatlar, merhum Sultan-ı mahlûa isnad edildiği halde, onun Zaptiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan-ı şahanesini kabul etmedim, reddettim. Hatâ ettim. Fakat o hatam, medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin yanlışlarını göstermekle hayır oldu. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim. O şefkatli Sultana boyun eğmedim. Şahsî menfaatimi terk ettim.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Şimdiki sivrisinekler beni cebirle değil, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler. Bir buçuk senedir burada memleketimin neşr-i maarifi için çalışıyorum. İstanbul’un ekserisi bunu bilir.<br /> <br /> Ben ki bir hamalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hamal oğulluğundan ve fakr-ı hâlden çıkarmadım. Ve dünya ile kökleşemediğim ve en sevdiğim mevki olan vilâyât-ı şarkıyenin yüksek dağlarını terk etmekle millet için tımarhaneye, tevkifhaneye ve Meşrutiyet zamanında işkenceli hapishaneye düşmeme sebebiyet veren öyle umurlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyledim ki, bu dehşetli mahkemeye girdim.<br /> <br /> <strong><u>YARI CİNAYET</u></strong> </span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Şöyle ki: Daire-i İslâmın merkezi ve rabıtası olan nokta-i hilâfeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sabık Sultan merhum Abdülhamid Han Hazretleri sabık içtimaî kusuratını derk ile nedamet ederek kabul-ü nasihate istidat kesbetmiş zannıyla ve “Aslâh tarik musalâhadır” mülâhazasıyla, şimdiki en çok ağraz ve infiâlâta mebde ve tohum olan bu vukua gelen şiddet sûretini daha ahsen sûrette düşündüğümden, merhum Sultan-ı sâbıka ceride lisânıyla söyledim ki:<br /> <br /> Münhasif Yıldızı darülfünun et, ta Süreyya kadar âli olsun. Ve oraya seyyahlar, zebânîler yerine ehl-i hakikat melâike-i rahmeti yerleştir, ta cennet gibi olsun. Ve Yıldız’daki milletin sana hediye ettiği servetini, milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dinî darülfünunlara sarf ile millete iade et. Ve milletin mürüvvet ve muhabbetine itimad et. Zira, senin şahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf âhireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terk et. Zekâtü’l ömrü ömr-ü sâni yolunda sarf eyle.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Şimdi muvazene edelim: Yıldız eğlence yeri olmalı veya darülfünun olmalı? Ve içinde seyyahlar gezmeli veya ulema tedris etmeli? Ve gasp edilmiş olmalı veyahut hediye edilmiş olmalı? Hangisi daha iyidir? İnsaf sahipleri hükmetsin.<br /> Ben ki bir gedayım, bir büyük padişaha nasihat ettim. Demek yarı cinayet ettim.<br /> Cinayetin öteki yarısını söylemek zamanı gelmedi. <strong>[SUP]<span style="color: #cc0000">HAŞİYE</span>[/SUP]</strong></span><br /> [h=3]<u><span style="font-family: 'Calibri'">Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :</span></u>[/h] <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>[SUP]<span style="color: #cc0000">HAŞİYE</span>[/SUP] </strong>: O yarının zamanı, on beş sene sonra yirmi sekiz senedir müellifin sebeb-i hapsi olan Siracü’n-Nur’un âhirindeki bahse bakınız. Tam o yarı cinayeti bileceksiniz.</span><br /> </td><td> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>ağraz</strong> : kötü niyet ve düşmanlıklar<br /> <strong>âhiret</strong> : öldükten sonra sonsuz olarak devam edecek olan hayat<br /> <strong>ahsen</strong> : en güzel, daha güzel<br /> <strong>âli</strong> : yüksek<br /> <strong>aslâh</strong> : en iyi, en uygun, en elverişli<br /> <strong>cebir</strong> : zor kullanma<br /> <strong>cehalet</strong> : cahillik, bilgisizlik<br /> <strong>ceride</strong> : gazete, basın, medya<br /> <strong>daire-i İslâm</strong> : İslâm dairesi<br /> <strong>darülfünun</strong> : üniversite<br /> <strong>dehşetli</strong> : korkunç, ürkütücü<br /> <strong>derk</strong> : anlama, bilme<br /> <strong>ehl-i hakikat</strong> : doğru ve hak yolda olan kimseler<br /> <strong>ekserisi</strong> : çoğunluğu<br /> <strong>fakr-ı hâl</strong> : fakir hâl, fakirlik<br /> <strong>içtimaî</strong> : sosyal, toplumsal<br /> <strong>infiâlât</strong> : etkilenmeler, hareketlenmeler, taşkınlıklar<br /> <strong>istidat kesbetme</strong> : yetenek kazanma<br /> <strong>itimad</strong> : güvenme<br /> <strong>kabul-ü nasihat</strong> : nasihat kabul etme<br /> <strong>kusurat</strong> : kusurlar, hatâlar<br /> <strong>mebde</strong> : başlangıç<br /> <strong>medrese</strong> : dinî ilimlerin öğretildiği okul<br /> <strong>melâike-i rahmet</strong> : rahmet melekleri<br /> <strong>menfaat</strong> : çıkar<br /> <strong>mevki</strong> : yer<br /> <strong>muhabbet</strong> : sevgi<br /> <strong>musalâha</strong> : barışma, barış<br /> <strong>mülâhaza</strong> : düşünce<br /> <strong>münhasif</strong> : sönmüş, batmış, tutulmuş<br /> <strong>mürüvvet</strong> : iyilikseverlik, cömertlik<br /> <strong>mütekeffil</strong> : kefilliği üstlenen, garantör<br /> <strong>müyesser</strong> : kolay, kolaylaştırılmış<br /> <strong>nedamet</strong> : pişman olma, pişmanlık<br /> <strong>nefis</strong> : kişinin kendisi<br /> <strong>neşr-i maarif</strong> : ilmi ve bilgiyi yayma<br /> <strong>nokta-i hilâfet</strong> : Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık noktası<br /> <strong>rabıta</strong> : bağ<br /> <strong>sabık</strong> : geçen, önceki<br /> <strong>sebebiyet verme</strong> : sebep olma<br /> <strong>seyyah</strong> : yolcu, gezip dolaşan<br /> <strong>Sultan-ı sâbıka</strong> : önceki sultan, padişah; İkinci Abdülhamid<br /> <strong>Süreyya</strong> : Ülker takım yıldızı<br /> <strong>şefkatli</strong> : merhametli<br /> <strong>tarik</strong> : yol<br /> <strong>teşebbüs</strong> : başvurma, girişme<br /> <strong>tevkifhane</strong> : tutuk evi, hapishane<br /> <strong>tımarhane</strong> : ruh, sinir ve akıl hastalıkları hastanesi<br /> <strong>umur</strong> : işler<br /> <strong>vilâyât-ı Şarkiye</strong> : Doğu illeri<br /> <strong>vukua gelme</strong> : meydana gelme<br /> <strong>zebânî</strong> : Cehennemde vazifeli melek, korkunç ve kötü bir iş yapan görevli</span><br /> <br /> </td></tr></table><p></p><p><span style="color: #888888"> -- </span><span style="color: black"><span style="font-family: 'Calibri'">Bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi, menazır-ı sermediyeyi teşkil etmek için, bir fabrika destgahları hükmünde görünüyor. Mesela: Nasıl ki ehl-i medeniyet, fani vaziyetlere bir nevi beka vermek ve ehl-i istikbale yadigar bırakmak için; güzel veya garib vaziyetlerin suretlerini alıp, sinema perdeleriyle istikbale hediye ediyor, zaman-ı maziyi zaman-ı halde ve istikbalde gösteriyor ve dercediyorlar. Aynen öyle de: Şu mevcudat-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sani'-i Hakim'i alem-i bekaya ait gayelerini o aleme kaydetmekle beraber alem-i ebedide, sermedi manzaralarda onların etvar-ı hayatlarında gördükleri vezaif-i hayatiyeyi ve mu'cizat-ı Sübhaniyeyi, menazır-ı sermediyede kaydetmek, mukteza-yı ism-i Hakim ve Rahim ve Vedud'dur. </span></span></p><p></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'Calibri'">(Bediüzzaman Said Nursi - 24. Mektub'dan) </span></span></p><p> </p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler</span></u></strong></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Âlem </strong>:dünya, kâinat</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Âlem-i beka</strong> :sonsuzluk âlemi</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Âlem-i ebedi</strong> :sonsuz âlem</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Beka :</strong>sonsuzluk, sonu olmamak</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Dercetmek </strong>:içine konmak, yerleştirmek</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Destgâh :</strong>işyeri ,tezgah, servet, kuvvet</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Ehl-i istikbal</strong> :gelecek nesil</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Ehl-i medeniyet</strong> :medeni insanlar</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Etvar-ı hayat</strong> :hayat tavırları, yaşam tarzı</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>fâni :</strong>ölümlü, gelip geçici, yok olan</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Garip :</strong>tuhaf, hayret veren</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>İstikbal: </strong>gelecek</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Menazır-ı sermediye</strong> :süreklilik arzeden manzaralar</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Mevcudat </strong>:varlıklar, kâinattaki her şey</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Mevcudat-ı bahariye ve dünyeviye</strong> :bahar mevsiminde çıkan renk renk dünyevi varlıklar</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Mu’cizat-ı Subhaniye :</strong>Subhan olan=hiçbir şeye benzemeyen, yüce Allah’ın mucizeleri</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Mukteza-i İsm-i Hakîm</strong> :Hakim=her şeyde hikmet gizleyen isminin gereği ve lazımı</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Nev’</strong> :çeşit, sınıf, cins</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Rahîm </strong>:rahmet edici, merhamet eden</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Sâni-i Hakîm</strong>:Hikmetli yaratıcı</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Sermedi :</strong>devamlı, sürekli, kesintisiz</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>suret :</strong> biçim, şekil</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Teşkil :</strong>şekil vermek, meydana getirmek</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Vaziyet :</strong>durum, hal</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Vedûd :</strong>çok şefkatli, çok sevilen</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Vezaif-i hayatiye</strong> :hayat vazifeleri, hayati vazifeler</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Yadigâr </strong>:hatıra, hediye</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Zaman-ı hal ve istikbal</strong> :şimdiki ve gelecek zaman</span></p><p> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Zaman-ı mazi :</strong>geçmiş zaman</span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman TUR'"></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times New Roman TUR'"></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 264385, member: 1016557"] [B][FONT=Calibri][U]DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]2.12.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri]MUKADDİME(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [FONT=Calibri][B][U]ON BİRİNCİ CİNAYET[/U][/B][U][/U][/FONT] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri]Ben vilâyât-ı şarkiyede aşiretlerin hâl-i perişaniyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevî bir saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacak. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mecrâsı ulema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Ta ulemâ-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsin. Zira, o vilâyatta nim-bedevî vatandaşların zimâm-ı ihtiyarı, ulema elindedir. Ve o saik ile Dersaadete geldim. Saadet tevehhümü ile o vakitte-şimdi münkasim olmuş, şiddetlenmiş olan-istibdatlar, merhum Sultan-ı mahlûa isnad edildiği halde, onun Zaptiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan-ı şahanesini kabul etmedim, reddettim. Hatâ ettim. Fakat o hatam, medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin yanlışlarını göstermekle hayır oldu. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim. O şefkatli Sultana boyun eğmedim. Şahsî menfaatimi terk ettim.[/FONT] [FONT=Calibri]Şimdiki sivrisinekler beni cebirle değil, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler. Bir buçuk senedir burada memleketimin neşr-i maarifi için çalışıyorum. İstanbul’un ekserisi bunu bilir. Ben ki bir hamalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hamal oğulluğundan ve fakr-ı hâlden çıkarmadım. Ve dünya ile kökleşemediğim ve en sevdiğim mevki olan vilâyât-ı şarkıyenin yüksek dağlarını terk etmekle millet için tımarhaneye, tevkifhaneye ve Meşrutiyet zamanında işkenceli hapishaneye düşmeme sebebiyet veren öyle umurlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyledim ki, bu dehşetli mahkemeye girdim. [B][U]YARI CİNAYET[/U][/B] [/FONT] [FONT=Calibri]Şöyle ki: Daire-i İslâmın merkezi ve rabıtası olan nokta-i hilâfeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sabık Sultan merhum Abdülhamid Han Hazretleri sabık içtimaî kusuratını derk ile nedamet ederek kabul-ü nasihate istidat kesbetmiş zannıyla ve “Aslâh tarik musalâhadır” mülâhazasıyla, şimdiki en çok ağraz ve infiâlâta mebde ve tohum olan bu vukua gelen şiddet sûretini daha ahsen sûrette düşündüğümden, merhum Sultan-ı sâbıka ceride lisânıyla söyledim ki: Münhasif Yıldızı darülfünun et, ta Süreyya kadar âli olsun. Ve oraya seyyahlar, zebânîler yerine ehl-i hakikat melâike-i rahmeti yerleştir, ta cennet gibi olsun. Ve Yıldız’daki milletin sana hediye ettiği servetini, milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dinî darülfünunlara sarf ile millete iade et. Ve milletin mürüvvet ve muhabbetine itimad et. Zira, senin şahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf âhireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terk et. Zekâtü’l ömrü ömr-ü sâni yolunda sarf eyle.[/FONT] [FONT=Calibri]Şimdi muvazene edelim: Yıldız eğlence yeri olmalı veya darülfünun olmalı? Ve içinde seyyahlar gezmeli veya ulema tedris etmeli? Ve gasp edilmiş olmalı veyahut hediye edilmiş olmalı? Hangisi daha iyidir? İnsaf sahipleri hükmetsin. Ben ki bir gedayım, bir büyük padişaha nasihat ettim. Demek yarı cinayet ettim. Cinayetin öteki yarısını söylemek zamanı gelmedi. [B][SUP][COLOR=#cc0000]HAŞİYE[/COLOR][/SUP][/B][/FONT] [h=3][U][FONT=Calibri]Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :[/FONT][/U][/h] [FONT=Calibri][B][SUP][COLOR=#cc0000]HAŞİYE[/COLOR][/SUP][COLOR=#cc0000] [/COLOR][/B]: O yarının zamanı, on beş sene sonra yirmi sekiz senedir müellifin sebeb-i hapsi olan Siracü’n-Nur’un âhirindeki bahse bakınız. Tam o yarı cinayeti bileceksiniz.[/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [FONT=Calibri][B]ağraz[/B] : kötü niyet ve düşmanlıklar [B]âhiret[/B] : öldükten sonra sonsuz olarak devam edecek olan hayat [B]ahsen[/B] : en güzel, daha güzel [B]âli[/B] : yüksek [B]aslâh[/B] : en iyi, en uygun, en elverişli [B]cebir[/B] : zor kullanma [B]cehalet[/B] : cahillik, bilgisizlik [B]ceride[/B] : gazete, basın, medya [B]daire-i İslâm[/B] : İslâm dairesi [B]darülfünun[/B] : üniversite [B]dehşetli[/B] : korkunç, ürkütücü [B]derk[/B] : anlama, bilme [B]ehl-i hakikat[/B] : doğru ve hak yolda olan kimseler [B]ekserisi[/B] : çoğunluğu [B]fakr-ı hâl[/B] : fakir hâl, fakirlik [B]içtimaî[/B] : sosyal, toplumsal [B]infiâlât[/B] : etkilenmeler, hareketlenmeler, taşkınlıklar [B]istidat kesbetme[/B] : yetenek kazanma [B]itimad[/B] : güvenme [B]kabul-ü nasihat[/B] : nasihat kabul etme [B]kusurat[/B] : kusurlar, hatâlar [B]mebde[/B] : başlangıç [B]medrese[/B] : dinî ilimlerin öğretildiği okul [B]melâike-i rahmet[/B] : rahmet melekleri [B]menfaat[/B] : çıkar [B]mevki[/B] : yer [B]muhabbet[/B] : sevgi [B]musalâha[/B] : barışma, barış [B]mülâhaza[/B] : düşünce [B]münhasif[/B] : sönmüş, batmış, tutulmuş [B]mürüvvet[/B] : iyilikseverlik, cömertlik [B]mütekeffil[/B] : kefilliği üstlenen, garantör [B]müyesser[/B] : kolay, kolaylaştırılmış [B]nedamet[/B] : pişman olma, pişmanlık [B]nefis[/B] : kişinin kendisi [B]neşr-i maarif[/B] : ilmi ve bilgiyi yayma [B]nokta-i hilâfet[/B] : Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık noktası [B]rabıta[/B] : bağ [B]sabık[/B] : geçen, önceki [B]sebebiyet verme[/B] : sebep olma [B]seyyah[/B] : yolcu, gezip dolaşan [B]Sultan-ı sâbıka[/B] : önceki sultan, padişah; İkinci Abdülhamid [B]Süreyya[/B] : Ülker takım yıldızı [B]şefkatli[/B] : merhametli [B]tarik[/B] : yol [B]teşebbüs[/B] : başvurma, girişme [B]tevkifhane[/B] : tutuk evi, hapishane [B]tımarhane[/B] : ruh, sinir ve akıl hastalıkları hastanesi [B]umur[/B] : işler [B]vilâyât-ı Şarkiye[/B] : Doğu illeri [B]vukua gelme[/B] : meydana gelme [B]zebânî[/B] : Cehennemde vazifeli melek, korkunç ve kötü bir iş yapan görevli[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [FONT=Calibri] [/FONT] [COLOR=#888888] -- [/COLOR][COLOR=black][FONT=Calibri]Bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi, menazır-ı sermediyeyi teşkil etmek için, bir fabrika destgahları hükmünde görünüyor. Mesela: Nasıl ki ehl-i medeniyet, fani vaziyetlere bir nevi beka vermek ve ehl-i istikbale yadigar bırakmak için; güzel veya garib vaziyetlerin suretlerini alıp, sinema perdeleriyle istikbale hediye ediyor, zaman-ı maziyi zaman-ı halde ve istikbalde gösteriyor ve dercediyorlar. Aynen öyle de: Şu mevcudat-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sani'-i Hakim'i alem-i bekaya ait gayelerini o aleme kaydetmekle beraber alem-i ebedide, sermedi manzaralarda onların etvar-ı hayatlarında gördükleri vezaif-i hayatiyeyi ve mu'cizat-ı Sübhaniyeyi, menazır-ı sermediyede kaydetmek, mukteza-yı ism-i Hakim ve Rahim ve Vedud'dur. [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Calibri] [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Calibri](Bediüzzaman Said Nursi - 24. Mektub'dan) [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Calibri] [/FONT][/COLOR] [B][U][FONT=Calibri]Lügatler[/FONT][/U][/B] [FONT=Calibri][B]Âlem [/B]:dünya, kâinat[/FONT] [FONT=Calibri][B]Âlem-i beka[/B] :sonsuzluk âlemi[/FONT] [FONT=Calibri][B]Âlem-i ebedi[/B] :sonsuz âlem[/FONT] [FONT=Calibri][B]Beka :[/B]sonsuzluk, sonu olmamak[/FONT] [FONT=Calibri][B]Dercetmek [/B]:içine konmak, yerleştirmek[/FONT] [FONT=Calibri][B]Destgâh :[/B]işyeri ,tezgah, servet, kuvvet[/FONT] [FONT=Calibri][B]Ehl-i istikbal[/B] :gelecek nesil[/FONT] [FONT=Calibri][B]Ehl-i medeniyet[/B] :medeni insanlar[/FONT] [FONT=Calibri][B]Etvar-ı hayat[/B] :hayat tavırları, yaşam tarzı[/FONT] [FONT=Calibri][B]fâni :[/B]ölümlü, gelip geçici, yok olan[/FONT] [FONT=Calibri][B]Garip :[/B]tuhaf, hayret veren[/FONT] [FONT=Calibri][B]İstikbal: [/B]gelecek[/FONT] [FONT=Calibri][B]Menazır-ı sermediye[/B] :süreklilik arzeden manzaralar[/FONT] [FONT=Calibri][B]Mevcudat [/B]:varlıklar, kâinattaki her şey[/FONT] [FONT=Calibri][B]Mevcudat-ı bahariye ve dünyeviye[/B] :bahar mevsiminde çıkan renk renk dünyevi varlıklar[/FONT] [FONT=Calibri][B]Mu’cizat-ı Subhaniye :[/B]Subhan olan=hiçbir şeye benzemeyen, yüce Allah’ın mucizeleri[/FONT] [FONT=Calibri][B]Mukteza-i İsm-i Hakîm[/B] :Hakim=her şeyde hikmet gizleyen isminin gereği ve lazımı[/FONT] [FONT=Calibri][B]Nev’[/B] :çeşit, sınıf, cins[/FONT] [FONT=Calibri][B]Rahîm [/B]:rahmet edici, merhamet eden[/FONT] [FONT=Calibri][B]Sâni-i Hakîm[/B]:Hikmetli yaratıcı[/FONT] [FONT=Calibri][B]Sermedi :[/B]devamlı, sürekli, kesintisiz[/FONT] [FONT=Calibri][B]suret :[/B] biçim, şekil[/FONT] [FONT=Calibri][B]Teşkil :[/B]şekil vermek, meydana getirmek[/FONT] [FONT=Calibri][B]Vaziyet :[/B]durum, hal[/FONT] [FONT=Calibri][B]Vedûd :[/B]çok şefkatli, çok sevilen[/FONT] [FONT=Calibri][B]Vezaif-i hayatiye[/B] :hayat vazifeleri, hayati vazifeler[/FONT] [FONT=Calibri][B]Yadigâr [/B]:hatıra, hediye[/FONT] [FONT=Calibri][B]Zaman-ı hal ve istikbal[/B] :şimdiki ve gelecek zaman[/FONT] [FONT=Calibri][B]Zaman-ı mazi :[/B]geçmiş zaman[/FONT] [COLOR=black][FONT=Times New Roman TUR] [/FONT][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst