Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 265348" data-attributes="member: 1016557"><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"><u>DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">2.21.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)</span></u></strong></p><p> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">MUKADDİME(DEVAMI)</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَلَوْلاَ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">تَكَالِيفُ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">الْعُلٰى</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَمَقَاصِدُ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">عَوَالٍ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَاَعْقَابُ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اْلاَحَادِيثِ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">فِي</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">غَدٍ</span></strong><strong><br /> </strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">َلاَعْطَيْتُ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">نَفْسِى</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">فِى</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">التَّخَلِّى</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">مُرَادَهَا</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَذَاكَ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">مُرَادِى</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">مُذْ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">نَشَئْتُ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَمَقْصَدِى</span></strong><strong><br /> </strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَاَكْتُمُ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اَشْيَاءً</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَلَوْ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">شِئْتُ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">قُلْتُهَا</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">وَلَوْ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">قُلْتُهَا</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">لَمْ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">اُبْقِ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">لِلصُّلْحِ</span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">مَوْضِعًا</span><span style="font-family: 'Calibri'">[SUP]<span style="color: #cc0000">1</span>[/SUP]</span></strong><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">Tenbih:</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> MEDENİYETTEN İSTİFAM, sizi düşündürecek. Evet, böyle istibdat ve sefahete ve zilletle memzuç medeniyete, bedeviyeti tercih ediyorum. Bu medeniyet, eşhası fakir ve sefih ve ahlâksız eder. Fakat hakikî medeniyet, nev-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i nev’iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek, insaniyeti istemektir.<br /> <br /> Hem de mânâ-yı meşrutiyete iptilâ ve muhabbetimin sebebi şudur ki: Asya’nın ve âlem-i İslâmın istikbalde terakkisinin birinci kapısı meşrutiyet-i meşrua ve şeriat dairesindeki hürriyettir. Ve talih ve taht ve baht-ı İslâmın anahtarı da meşrutiyetteki şûrâdır. Zira, şimdiye kadar üç yüz yetmiş milyon İslâm ecanibin istibdad-ı mânevîsi altında eziliyordu. Şimdi hâkimiyet-i İslâmiye, âlemde, bahusus bundan sonra Asya’da hükümfermâ olduğu halde, her bir ferd-i Müslüman hâkimiyetin bir cüz-ü hakikîsine mâlik olur. Ve hürriyet üç yüz yetmiş milyon İslâmı esaretten halâs etmeye bir çâre-i yegânedir. Farz-ı muhal olarak, burada yirmi milyon nüfus, tesis-i hürriyette çok zarardîde olsalar da, feda olsunlar. Yirmiyi verir, üç yüzü alırız.<br /> <br /> Yazık! Eyvahlar olsun! Bizdeki unsurlar, ırklar, hava gibi muhtelittir. Su gibi memzuç olmamışlar. İnşaallah, elektrik-i hakaik-i İslâmiyetle imtizaç ederek, ziya-yı maarif-i İslâmiye hararetiyle kuvvet tevlid ederek bir mizâc-ı mutedile-i adalet vücuda gelecektir.<br /> <br /> Yaşasın meşrutiyet-i meşrua! Sağ olsun hakikat-i şeriat terbiyesinden tam ders alan neyyir-i hürriyet!</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">İstibdadın Garibüzzamanı,<br /> Meşrutiyetin Bediüzzamanı,<br /> Şimdikinin de Bid’atüzzamanı:<br /> <em>Said Nursî</em></span><br /> [h=3]<u><span style="font-family: 'Calibri'">Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :</span></u>[/h] <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>[SUP]<span style="color: #cc0000">1</span>[/SUP] </strong>: Eğer ulvî mes’uliyetler, yüce gayeler ve bir de hâdiselerin yarın ne getireceği belli olmasaydı, nefsimin benden istediklerini yerine getirirdim. Zira çocukluktan beri takip ettiğim gayem budur. Söyleyeceğim bazı şeyleri gizliyorum. Çünkü söylersem, sulh için bir zemin bırakmamış olurum.</span><br /> <br /> </td><td> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>âlem-i İslâm</strong> : İslâm dünyası<br /> <strong>baht-ı İslâm</strong> : Müslümanların talihi<br /> <strong>bahusus</strong> : özellikle<br /> <strong>bedeviyet</strong> : göçebelik; şehirlilikten uzak göçebe hayatı</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">Bid’atüzzaman</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : zamanın bid’ası; zamanın yenilikçi acayip kişisi<br /> <strong>cüz-ü hakikî</strong> : gerçek, asıl kısım<br /> <strong>çâre-i yegâne</strong> : tek çâre<br /> <strong>ecanib</strong> : ecnebiler, yabancılar<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">elektrik-i hakaik-i İslâmiyet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : İslâmiyetin hakikat ve esaslarının elektriği, ışığı<br /> <strong>esaret</strong> : esirlik, kölelik<br /> <strong>eşhas</strong> : şahıslar<br /> <strong>farz-ı muhal</strong> : imkânsızı varsaymak<br /> <strong>ferd-i Müslüman</strong> : Müslüman fert, birey </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">Garibüzzaman</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : zamanın garibi; zamanın şaşırtıcı, hayret verici kişisi<br /> <strong>hâdise</strong> : olay </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hakikat-i şeriat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : şeriatın hakikat ve esası<br /> <strong>hakikî</strong> : gerçek<br /> <strong>hâkimiyet</strong> : egemenlik, hükümranlık<br /> <strong>hâkimiyet-i İslâmiye</strong> : İslâmiyetin egemenlik ve hâkimiyeti<br /> <strong>halâs</strong> : kurtarma </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hararet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : sıcaklık, ısı<br /> <strong>hükümfermâ</strong> : hüküm süren </span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>imtizaç etme</strong> : karışıp kaynaşma<br /> <strong>insaniyet</strong> : insanlık<br /> <strong>iptilâ</strong> : düşkünlük, tiryakilik<br /> <strong>istibdad-ı mânevî</strong> : mânevî baskı, zulüm<br /> <strong>istibdat</strong> : baskı, zulüm<br /> <strong>kuvveden fiile çıkma</strong> : potansiyel özellikleri dışa yansıtma, uygulama<br /> <strong>mahiyet-i nev’iyesi</strong> : türünün niteliği, temel özelliği<br /> <strong>mâlik</strong> : sahip<br /> <strong>mânâ-yı meşrutiyet</strong> : meşrutiyetin anlamı<br /> <strong>memzuç</strong> : karışmış, birbirinin içinde kaynaşmış<br /> <strong>meşrutiyet-i meşrua</strong> : dine uygun meşrutiyet; İslâmın öngördüğü meşrutiyet</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">mizâc-ı mutedile-i adalet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : ölçülü ve dengeli adalet yapısı karakteri<br /> <strong>muhabbet</strong> : sevgi </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">muhtelit</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : karışık<br /> <strong>nefis</strong> : insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu<br /> <strong>nev-i insan</strong> : insan türü, insanlık </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">neyyir-i hürriyet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : hürriyetin ışığı, aydınlığı<br /> <strong>nokta-i nazar</strong> : bakış açısı<br /> <strong>nüfus</strong> : nefisler<br /> <strong>sefahet</strong> : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, zararı yararı ayırt edememe<br /> <strong>sefih</strong> : yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün, beyinsizce davranan<br /> <strong>sulh</strong> : barış<br /> <strong>şeriat</strong> : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet<br /> <strong>şûrâ</strong> : karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak için toplanma<br /> <strong>taht</strong> : makam<br /> <strong>tekemmül</strong> : mükemmelleşme, gelişme, ilerleme<br /> <strong>tenbih</strong> : ikaz, uyarı<br /> <strong>terakki</strong> : ilerleme, yükselme<br /> <strong>tesis-i hürriyet</strong> : hürriyetin kurulması </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tevlid</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : üretme<br /> <strong>ulvî</strong> : yüce, büyük<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">unsur</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : ırk<br /> <strong>vücuda gelme</strong> : gerçekleşme, meydana gelme<br /> <strong>zarardîde</strong> : zarar görmüş<br /> <strong>zemin</strong> : yer<br /> <strong>zillet</strong> : alçaklık, aşağılık </span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>ziya-yı maarif-i İslâmiye</strong> : İslâmî ilimlerin ışığı<br /> <br /> </span><br /> </td></tr></table><p></p><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"><u>TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">12.19.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'"> “Senin bu vaziyetin nedir?” diye soruldu. “Madem milyonlar kadar arkadaşların var; neden bunların hatırlarını muhafaza etmiyorsun?”<br /> <br /> <strong>Cevaben dedi:</strong> “Madem mesleğimiz âzamî ihlâstır; değil benlik, enaniyet, dünya saltanatı da verilse, bâki bir mesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek âzamî ihlâsın iktizasıdır. Meselâ, harp içinde, avcı hattında, düşmanın top gülleleri arasında Kur’ân-ı Hakîmin tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine ‘Defteri çıkar’ diyerek at üstünde o nükteyi yazdırmış. Demek Kur’ân’ın bir harfinin, bir nüktesini düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş ruhunun kurtulmasına tercih etmiş.” <br /> <br /> O kardeşimize sorduk: “Bu acip ihlâsı nereden ders almışsın?” <br /> <br /> <strong>Demiş:</strong> İki noktadan...<br /> <br /> <strong>Birisi:</strong> Âlem-i İslâmiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumuyla beraber mücahidlerin yarısı silâhını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rek’at sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır. Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayrı da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hâdise-i dünyeviyeye tercih edilmiş. Üstad-ı mutlakın böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh ve canımızla ittibâ ediyoruz.<br /> <br /> İkincisi: Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Celcelûtiyenin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum mânâsı hâtırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mâni olunmamak için, bir muhafız ifriti dergâh-ı İlâhîden niyaz etmiş.<br /> <br /> İşte bu biçare, ömrü bu zamanda hodfuruşluk içinde yuvarlanan biçare kardeşiniz de, hem sebeb-i hilkat-ı âlemden, hem kahraman-ı İslâmdan bu iki küçük nükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur’ân’ın esrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazasını dinlemeyerek, Kur’ân’ın bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş. </span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Said Nursî</span><br /> </td><td> <strong><u><span style="color: #990000"><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></span></u></strong><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>acip</strong> : acayip, şaşırtıcı<br /> <strong>âhir</strong> : son<br /> <strong>âlem-i İslâmiyet</strong> : İslâm dünyası<br /> <strong>Aleyhissalâtü Vesselâm</strong> : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun<br /> <strong>âzamî</strong> : çok büyük<br /> <strong>bâki</strong> : devamlı ve kalıcı<br /> <strong>cevaben</strong> : cevap olarak<br /> <strong>enaniyet</strong> : kendini beğenme, gurur<br /> <strong>Fahr-i Âlem</strong> : bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.)<br /> <strong>gaflet</strong> : dalgınlık, dikkatsizlik<br /> <strong>hâdise-i dünyeviye</strong> : dünyaya ait hâdise, olay<br /> <strong>hadis-i şerif</strong> : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış<br /> <strong>harb</strong> : savaş<br /> <strong>hayır</strong> : sevap<br /> <strong>himayetçi</strong> : koruyucu<br /> <strong>hissedar</strong> : pay sahibi<br /> <strong>ihlâs</strong> : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet<br /> <strong>iktiza</strong> : gerektirme<br /> <strong>ittibâ etmek</strong> : tabi olmak, uymak<br /> <strong>kahraman-ı İslâm</strong> : İslâm kahramanı<br /> <strong>Kur’ân-ı Hakîm</strong> : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân<br /> <strong>mesele-i imaniye</strong> : imana dair mesele<br /> <strong>muhafaza etmek</strong> : korumak<br /> <strong>muhafız</strong> : koruyan<br /> <strong>musafaha etmek</strong> : el sıkışmak<br /> <strong>mücahid</strong> : cihad eden<br /> <strong>nükte</strong> : ince ve derin mânâ<br /> <strong>Radıyallahü Anh</strong> : “Allah ondan razı olsun”<br /> <strong>riayet etmek</strong> : uymak, gözetmek<br /> <strong>ruhsat</strong> : izin; asıl hükmü yerine getirmeyi zorlaştıran veya imkânsız hâle getiren bir sebep dolayısıyla ikinci derece olan hüküm; hastalık veya yolculukta oruç tutmamaya izin verilmesi gibi<br /> <strong>sünnet</strong> : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler<br /> <strong>şerik</strong> : ortak<br /> <strong>tasavvur</strong> : düşünme, hayal etme<br /> <strong>üstad-ı mutlak</strong> : üstünlüğü tartışmasız olan üstad; Hz. Muhammed</span><br /> </td></tr></table><p></p><p> </p><p><span style="color: #888888"> -- </span>İktisat eden, maişetçe aile belasını çekmez</p><p></p><p> 13 Ekim 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur dersi</p><p> </p><p> <em><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></em></p><p> “İktisat eden, maişetçe aile belâsını çekmez” meâlindeki <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b672.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />hadis-i şerifi sırrıyla, “iktisat eden, maişetçe aile zahmet ve meşakkatini çok çekmez.”</p><p> Evet, iktisat kat’î bir sebeb-i bereket ve medar-ı hüsn-ü maişet olduğuna o kadar kat’î deliller var ki, had ve hesaba gelmez. Ezcümle, ben kendi şahsımda gördüğüm ve bana hizmet ve arkadaşlık eden zatların şehadetleriyle diyorum ki:</p><p> İktisat vasıtasıyla bazan bire on bereket gördüm ve arkadaşlarım gördüler. Hattâ dokuz sene (şimdi otuz sene) evvel 3 benimle beraber Burdur’a nefyedilen reislerden bir kısmı, parasızlıktan zillet ve sefalete düşmemekliğim için, zekâtlarını bana kabul ettirmeye çok çalıştılar. O zengin reislere dedim: “Gerçi param pek azdır. Fakat iktisadım var, kanaate alışmışım. Ben sizden daha zenginim.” Mükerrer ve musırrâne tekliflerini reddettim. Câ-yı dikkattir ki, iki sene sonra, bana zekâtlarını teklif edenlerin bir kısmı, iktisatsızlık yüzünden borçlandılar. Lillâhilhamd, onlardan yedi sene sonra, o az para, iktisat bereketiyle bana kâfi geldi, benim yüz suyumu döktürmedi, beni halklara arz-ı hâcete mecbur etmedi. Hayatımın bir düsturu olan “nâstan istiğnâ” mesleğini bozmadı.</p><p> Evet, iktisat etmeyen, zillete ve mânen dilenciliğe ve sefalete düşmeye namzettir. Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde bazan haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazan mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, mânevî yüz lira zararla maddî yüz paralık bir mal alınır. </p><p> Eğer iktisat edip hâcât-ı zaruriyeye iktisar ve ihtisar ve hasretse,</p><p> <span style="color: #503010"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b673.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span> sırrıyla, (“Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” Zâriyat Sûresi, 51:58.)</p><p> <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b674.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sarahatiyle, ummadığı tarzda, yaşayacak kadar rızkını bulacak. Çünkü şu âyet taahhüt ediyor. (“Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a ait olmasın.” Hûd Sûresi, 11:6.)</p><p> <em>(Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a)</em></p><p> <em><strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></em></p><p> <u><strong>SÖZLÜK:</strong></u></p><p><u><strong> </strong></u>arz-ı hâcet : ihtiyacını bildirme</p><p> belâ : sıkıntı</p><p> bereket : bolluk</p><p> Burdur : </p><p> câ-yı dikkat : dikkat çekici, ilginç nokta</p><p> düstur : kural</p><p> ezcümle : örneğin</p><p> had ve hesaba gelmemek : sonsuz ve sınırsız olmak</p><p> hadis-i şerif : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış</p><p> hâkim : hükmeden, idaresi altında tutan</p><p> haysiyet : itibar, onur</p><p> Hazret-i Gavs : Abdülkadir-i Geylânî (k.s.)</p><p> iktisat : tutumluluk</p><p> iktisatsız : tutumlu olmayan</p><p> isrâfât : israflar, savurganlıklar</p><p> kâfi : yeterli</p><p> kanaat : elindekiyle yetinme</p><p> leziz : lezzetli</p><p> lillâhilhamd : ne kadar hamd ve şükür varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir</p><p> maişet : geçim</p><p> mânâ : anlam</p><p> mânen : mânevî olarak</p><p> mânevî : maddî olmayan</p><p> meâl : anlam</p><p> medar : dayanak noktası, kaynak</p><p> medar-ı hüsn-ü maişet : güzel geçinme kaynağı</p><p> menhus : uğursuz, kötü</p><p> meşakkat : güçlük, zorluk</p><p> mukabil : karşılık</p><p> mukaddesât-ı diniye : dinde mukaddes, kutsal sayılan şeyler</p><p> musırrâne : ısrarlı bir şekilde</p><p> mükerrer : tekrarlanan</p><p> namus : şeref, iffet</p><p> namzet : aday</p><p> nâstan istiğnâ : insanlara ihtiyaç duymama</p><p> nefis : insanı kötülüklere yönelten duygu</p><p> nefyedilen : sürülen, sürgün edilen</p><p> nükte : ince ve derin anlamlı söz</p><p> reis : başkan</p><p> sebeb-i bereket : bolluk sebebi</p><p> sefalet : perişanlık, yoksulluk</p><p> şehadet : şahitlik</p><p> şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme</p><p> zahmet : zorluk</p><p> zillet : hor, hakir, aşağılanma</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 265348, member: 1016557"] [B][FONT=Calibri][U]DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]2.21.İKİ MEKTEB-İ MUSİBETİN ŞEHADETNAMESİ(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [B][U][FONT=Calibri]MUKADDİME(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][FONT=Times New Roman]وَلَوْلاَ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]تَكَالِيفُ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]الْعُلٰى[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]وَمَقَاصِدُ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]عَوَالٍ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]وَاَعْقَابُ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]اْلاَحَادِيثِ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]فِي[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]غَدٍ[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]َلاَعْطَيْتُ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]نَفْسِى[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]فِى[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]التَّخَلِّى[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]مُرَادَهَا[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]وَذَاكَ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]مُرَادِى[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]مُذْ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]نَشَئْتُ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]وَمَقْصَدِى[/FONT][/B][B] [/B][B][FONT=Times New Roman]وَاَكْتُمُ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]اَشْيَاءً[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]وَلَوْ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]شِئْتُ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]قُلْتُهَا[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]وَلَوْ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]قُلْتُهَا[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]لَمْ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]اُبْقِ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]لِلصُّلْحِ[/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Times New Roman]مَوْضِعًا[/FONT][FONT=Calibri][SUP][COLOR=#cc0000]1[/COLOR][/SUP][/FONT][/B] [B][FONT=Calibri]Tenbih:[/FONT][/B][FONT=Calibri] MEDENİYETTEN İSTİFAM, sizi düşündürecek. Evet, böyle istibdat ve sefahete ve zilletle memzuç medeniyete, bedeviyeti tercih ediyorum. Bu medeniyet, eşhası fakir ve sefih ve ahlâksız eder. Fakat hakikî medeniyet, nev-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i nev’iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek, insaniyeti istemektir. Hem de mânâ-yı meşrutiyete iptilâ ve muhabbetimin sebebi şudur ki: Asya’nın ve âlem-i İslâmın istikbalde terakkisinin birinci kapısı meşrutiyet-i meşrua ve şeriat dairesindeki hürriyettir. Ve talih ve taht ve baht-ı İslâmın anahtarı da meşrutiyetteki şûrâdır. Zira, şimdiye kadar üç yüz yetmiş milyon İslâm ecanibin istibdad-ı mânevîsi altında eziliyordu. Şimdi hâkimiyet-i İslâmiye, âlemde, bahusus bundan sonra Asya’da hükümfermâ olduğu halde, her bir ferd-i Müslüman hâkimiyetin bir cüz-ü hakikîsine mâlik olur. Ve hürriyet üç yüz yetmiş milyon İslâmı esaretten halâs etmeye bir çâre-i yegânedir. Farz-ı muhal olarak, burada yirmi milyon nüfus, tesis-i hürriyette çok zarardîde olsalar da, feda olsunlar. Yirmiyi verir, üç yüzü alırız. Yazık! Eyvahlar olsun! Bizdeki unsurlar, ırklar, hava gibi muhtelittir. Su gibi memzuç olmamışlar. İnşaallah, elektrik-i hakaik-i İslâmiyetle imtizaç ederek, ziya-yı maarif-i İslâmiye hararetiyle kuvvet tevlid ederek bir mizâc-ı mutedile-i adalet vücuda gelecektir. Yaşasın meşrutiyet-i meşrua! Sağ olsun hakikat-i şeriat terbiyesinden tam ders alan neyyir-i hürriyet![/FONT] [FONT=Calibri]İstibdadın Garibüzzamanı, Meşrutiyetin Bediüzzamanı, Şimdikinin de Bid’atüzzamanı: [I]Said Nursî[/I][/FONT] [h=3][U][FONT=Calibri]Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :[/FONT][/U][/h] [FONT=Calibri][B][SUP][COLOR=#cc0000]1[/COLOR][/SUP][COLOR=#cc0000] [/COLOR][/B]: Eğer ulvî mes’uliyetler, yüce gayeler ve bir de hâdiselerin yarın ne getireceği belli olmasaydı, nefsimin benden istediklerini yerine getirirdim. Zira çocukluktan beri takip ettiğim gayem budur. Söyleyeceğim bazı şeyleri gizliyorum. Çünkü söylersem, sulh için bir zemin bırakmamış olurum.[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [FONT=Calibri][B]âlem-i İslâm[/B] : İslâm dünyası [B]baht-ı İslâm[/B] : Müslümanların talihi [B]bahusus[/B] : özellikle [B]bedeviyet[/B] : göçebelik; şehirlilikten uzak göçebe hayatı[/FONT] [B][FONT=Calibri]Bid’atüzzaman[/FONT][/B][FONT=Calibri] : zamanın bid’ası; zamanın yenilikçi acayip kişisi [B]cüz-ü hakikî[/B] : gerçek, asıl kısım [B]çâre-i yegâne[/B] : tek çâre [B]ecanib[/B] : ecnebiler, yabancılar[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]elektrik-i hakaik-i İslâmiyet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : İslâmiyetin hakikat ve esaslarının elektriği, ışığı [B]esaret[/B] : esirlik, kölelik [B]eşhas[/B] : şahıslar [B]farz-ı muhal[/B] : imkânsızı varsaymak [B]ferd-i Müslüman[/B] : Müslüman fert, birey[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]Garibüzzaman[/FONT][/B][FONT=Calibri] : zamanın garibi; zamanın şaşırtıcı, hayret verici kişisi [B]hâdise[/B] : olay[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hakikat-i şeriat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : şeriatın hakikat ve esası [B]hakikî[/B] : gerçek [B]hâkimiyet[/B] : egemenlik, hükümranlık [B]hâkimiyet-i İslâmiye[/B] : İslâmiyetin egemenlik ve hâkimiyeti [B]halâs[/B] : kurtarma[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hararet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : sıcaklık, ısı [B]hükümfermâ[/B] : hüküm süren[B] [/B][/FONT] [FONT=Calibri][B]imtizaç etme[/B] : karışıp kaynaşma [B]insaniyet[/B] : insanlık [B]iptilâ[/B] : düşkünlük, tiryakilik [B]istibdad-ı mânevî[/B] : mânevî baskı, zulüm [B]istibdat[/B] : baskı, zulüm [B]kuvveden fiile çıkma[/B] : potansiyel özellikleri dışa yansıtma, uygulama [B]mahiyet-i nev’iyesi[/B] : türünün niteliği, temel özelliği [B]mâlik[/B] : sahip [B]mânâ-yı meşrutiyet[/B] : meşrutiyetin anlamı [B]memzuç[/B] : karışmış, birbirinin içinde kaynaşmış [B]meşrutiyet-i meşrua[/B] : dine uygun meşrutiyet; İslâmın öngördüğü meşrutiyet[/FONT] [B][FONT=Calibri]mizâc-ı mutedile-i adalet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : ölçülü ve dengeli adalet yapısı karakteri [B]muhabbet[/B] : sevgi[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]muhtelit[/FONT][/B][FONT=Calibri] : karışık [B]nefis[/B] : insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu [B]nev-i insan[/B] : insan türü, insanlık[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]neyyir-i hürriyet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : hürriyetin ışığı, aydınlığı [B]nokta-i nazar[/B] : bakış açısı [B]nüfus[/B] : nefisler [B]sefahet[/B] : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, zararı yararı ayırt edememe [B]sefih[/B] : yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün, beyinsizce davranan [B]sulh[/B] : barış [B]şeriat[/B] : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet [B]şûrâ[/B] : karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak için toplanma [B]taht[/B] : makam [B]tekemmül[/B] : mükemmelleşme, gelişme, ilerleme [B]tenbih[/B] : ikaz, uyarı [B]terakki[/B] : ilerleme, yükselme [B]tesis-i hürriyet[/B] : hürriyetin kurulması[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]tevlid[/FONT][/B][FONT=Calibri] : üretme [B]ulvî[/B] : yüce, büyük[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]unsur[/FONT][/B][FONT=Calibri] : ırk [B]vücuda gelme[/B] : gerçekleşme, meydana gelme [B]zarardîde[/B] : zarar görmüş [B]zemin[/B] : yer [B]zillet[/B] : alçaklık, aşağılık[B] [/B][/FONT] [FONT=Calibri][B]ziya-yı maarif-i İslâmiye[/B] : İslâmî ilimlerin ışığı [/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [FONT=Calibri] [/FONT] [B][FONT=Calibri][U]TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]12.19.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD] [FONT=Calibri] “Senin bu vaziyetin nedir?” diye soruldu. “Madem milyonlar kadar arkadaşların var; neden bunların hatırlarını muhafaza etmiyorsun?” [B]Cevaben dedi:[/B] “Madem mesleğimiz âzamî ihlâstır; değil benlik, enaniyet, dünya saltanatı da verilse, bâki bir mesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek âzamî ihlâsın iktizasıdır. Meselâ, harp içinde, avcı hattında, düşmanın top gülleleri arasında Kur’ân-ı Hakîmin tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine ‘Defteri çıkar’ diyerek at üstünde o nükteyi yazdırmış. Demek Kur’ân’ın bir harfinin, bir nüktesini düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş ruhunun kurtulmasına tercih etmiş.” O kardeşimize sorduk: “Bu acip ihlâsı nereden ders almışsın?” [B]Demiş:[/B] İki noktadan... [B]Birisi:[/B] Âlem-i İslâmiyetin en acip harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşmanın hücumuyla beraber mücahidlerin yarısı silâhını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rek’at sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır. Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayrı da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hâdise-i dünyeviyeye tercih edilmiş. Üstad-ı mutlakın böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh ve canımızla ittibâ ediyoruz. İkincisi: Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Celcelûtiyenin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum mânâsı hâtırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mâni olunmamak için, bir muhafız ifriti dergâh-ı İlâhîden niyaz etmiş. İşte bu biçare, ömrü bu zamanda hodfuruşluk içinde yuvarlanan biçare kardeşiniz de, hem sebeb-i hilkat-ı âlemden, hem kahraman-ı İslâmdan bu iki küçük nükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur’ân’ın esrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazasını dinlemeyerek, Kur’ân’ın bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş. [/FONT] [FONT=Calibri]Said Nursî[/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][COLOR=#990000][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/COLOR][/U][/B] [FONT=Calibri][B]acip[/B] : acayip, şaşırtıcı [B]âhir[/B] : son [B]âlem-i İslâmiyet[/B] : İslâm dünyası [B]Aleyhissalâtü Vesselâm[/B] : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun [B]âzamî[/B] : çok büyük [B]bâki[/B] : devamlı ve kalıcı [B]cevaben[/B] : cevap olarak [B]enaniyet[/B] : kendini beğenme, gurur [B]Fahr-i Âlem[/B] : bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.) [B]gaflet[/B] : dalgınlık, dikkatsizlik [B]hâdise-i dünyeviye[/B] : dünyaya ait hâdise, olay [B]hadis-i şerif[/B] : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış [B]harb[/B] : savaş [B]hayır[/B] : sevap [B]himayetçi[/B] : koruyucu [B]hissedar[/B] : pay sahibi [B]ihlâs[/B] : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet [B]iktiza[/B] : gerektirme [B]ittibâ etmek[/B] : tabi olmak, uymak [B]kahraman-ı İslâm[/B] : İslâm kahramanı [B]Kur’ân-ı Hakîm[/B] : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân [B]mesele-i imaniye[/B] : imana dair mesele [B]muhafaza etmek[/B] : korumak [B]muhafız[/B] : koruyan [B]musafaha etmek[/B] : el sıkışmak [B]mücahid[/B] : cihad eden [B]nükte[/B] : ince ve derin mânâ [B]Radıyallahü Anh[/B] : “Allah ondan razı olsun” [B]riayet etmek[/B] : uymak, gözetmek [B]ruhsat[/B] : izin; asıl hükmü yerine getirmeyi zorlaştıran veya imkânsız hâle getiren bir sebep dolayısıyla ikinci derece olan hüküm; hastalık veya yolculukta oruç tutmamaya izin verilmesi gibi [B]sünnet[/B] : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler [B]şerik[/B] : ortak [B]tasavvur[/B] : düşünme, hayal etme [B]üstad-ı mutlak[/B] : üstünlüğü tartışmasız olan üstad; Hz. Muhammed[/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [COLOR=#888888] -- [/COLOR]İktisat eden, maişetçe aile belasını çekmez 13 Ekim 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur dersi [I][B]Bismillahirrahmanirrahim[/B][/I] “İktisat eden, maişetçe aile belâsını çekmez” meâlindeki [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b672.gif[/IMG]hadis-i şerifi sırrıyla, “iktisat eden, maişetçe aile zahmet ve meşakkatini çok çekmez.” Evet, iktisat kat’î bir sebeb-i bereket ve medar-ı hüsn-ü maişet olduğuna o kadar kat’î deliller var ki, had ve hesaba gelmez. Ezcümle, ben kendi şahsımda gördüğüm ve bana hizmet ve arkadaşlık eden zatların şehadetleriyle diyorum ki: İktisat vasıtasıyla bazan bire on bereket gördüm ve arkadaşlarım gördüler. Hattâ dokuz sene (şimdi otuz sene) evvel 3 benimle beraber Burdur’a nefyedilen reislerden bir kısmı, parasızlıktan zillet ve sefalete düşmemekliğim için, zekâtlarını bana kabul ettirmeye çok çalıştılar. O zengin reislere dedim: “Gerçi param pek azdır. Fakat iktisadım var, kanaate alışmışım. Ben sizden daha zenginim.” Mükerrer ve musırrâne tekliflerini reddettim. Câ-yı dikkattir ki, iki sene sonra, bana zekâtlarını teklif edenlerin bir kısmı, iktisatsızlık yüzünden borçlandılar. Lillâhilhamd, onlardan yedi sene sonra, o az para, iktisat bereketiyle bana kâfi geldi, benim yüz suyumu döktürmedi, beni halklara arz-ı hâcete mecbur etmedi. Hayatımın bir düsturu olan “nâstan istiğnâ” mesleğini bozmadı. Evet, iktisat etmeyen, zillete ve mânen dilenciliğe ve sefalete düşmeye namzettir. Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde bazan haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazan mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, mânevî yüz lira zararla maddî yüz paralık bir mal alınır. Eğer iktisat edip hâcât-ı zaruriyeye iktisar ve ihtisar ve hasretse, [COLOR=#503010][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b673.gif[/IMG][/COLOR] sırrıyla, (“Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” Zâriyat Sûresi, 51:58.) [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b674.gif[/IMG] sarahatiyle, ummadığı tarzda, yaşayacak kadar rızkını bulacak. Çünkü şu âyet taahhüt ediyor. (“Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a ait olmasın.” Hûd Sûresi, 11:6.) [I](Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a)[/I] [I][B]Bediüzzaman Said Nursi[/B][/I] [U][B]SÖZLÜK: [/B][/U]arz-ı hâcet : ihtiyacını bildirme belâ : sıkıntı bereket : bolluk Burdur : câ-yı dikkat : dikkat çekici, ilginç nokta düstur : kural ezcümle : örneğin had ve hesaba gelmemek : sonsuz ve sınırsız olmak hadis-i şerif : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hâkim : hükmeden, idaresi altında tutan haysiyet : itibar, onur Hazret-i Gavs : Abdülkadir-i Geylânî (k.s.) iktisat : tutumluluk iktisatsız : tutumlu olmayan isrâfât : israflar, savurganlıklar kâfi : yeterli kanaat : elindekiyle yetinme leziz : lezzetli lillâhilhamd : ne kadar hamd ve şükür varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir maişet : geçim mânâ : anlam mânen : mânevî olarak mânevî : maddî olmayan meâl : anlam medar : dayanak noktası, kaynak medar-ı hüsn-ü maişet : güzel geçinme kaynağı menhus : uğursuz, kötü meşakkat : güçlük, zorluk mukabil : karşılık mukaddesât-ı diniye : dinde mukaddes, kutsal sayılan şeyler musırrâne : ısrarlı bir şekilde mükerrer : tekrarlanan namus : şeref, iffet namzet : aday nâstan istiğnâ : insanlara ihtiyaç duymama nefis : insanı kötülüklere yönelten duygu nefyedilen : sürülen, sürgün edilen nükte : ince ve derin anlamlı söz reis : başkan sebeb-i bereket : bolluk sebebi sefalet : perişanlık, yoksulluk şehadet : şahitlik şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme zahmet : zorluk zillet : hor, hakir, aşağılanma [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst