Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 266671" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Cevap: Nurcular, Milli Görüş Hareketi ve duran saat benzetmesi</strong></p><p></p><p>Haşir Risalesi niçin yazılmıştır?</p><p> 16 Ekim 2011 Pazar 07:40</p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Kur’ân âyetlerinin mühim bir kısmını teşkil eden Haşre dâir âyet-i kerimelerin önemini kavrayabilmek için, Üstad Bedîüzaman Hazretlerinin o günün atmosferinde sarsıntıya maruz kalan Haşir meselesinin, öldükten sonra hesap vermek üzere dirilişin ‘Kadîr’ isminin mazharı olarak ne derece beşer hayatında ve mü’minlerin akideleri üzerinde mühim bir yer tuttuğunu, bu meşhur Risalenin te’lifiyle ortaya koymuştur.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Allah, insanı iki şeyle mükellef kılmıştır:</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Biri: Şahsî farzlar</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Diğeri: Şahsî sünnetler Fıkhî terimiyle, farz-ı ayn ve sünnet-i ayn diye adlandırılır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bunların dışında bir de <strong><em>‘Şeâir-i İslâmiyye’</em></strong> denilen farz-ı kifayeler ve sünnet-i kifayeler mühim bir yer tutmaktadır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bunlar, şahsî farzlardan daha önemlidir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">İlmî, edebî ve amelî sâhadaki uygulamalara baktığımızda söz konusu şeâirin uygulanmadığını görmekteyiz.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bu yazımızda bahse konu hususların detayına girmeyeceğim. Bağımsız bir konu olarak ele alınmasında yarar var. Ancak şunu hemen ifade etmeliyim ki, % 95’lik bir oranı teşkil eden farz-ı ayn ve sünnet-i ayna nisbetle sadece % 5’i teşkil eden ve uygulaması devlete ait olan bu şeâir-i İslâmiyye ( Faizin kapısını kapatmak, kumar, zina ve içki meselesini halletmek, kadınların tesettürü, v.s….) , kifâye farz ve kifâye sünnetlerdir. Her ne kadar % 5 lik bir oaranı teşkil etse de, şahsî farz-ı ayn ve sünnet-i aynlerden daha ehemmiyetlidir. Dîn-i mübîn-i İslâm’ın ana temelini teşkil etmektedir. Ana temel olan bu şeâirin sarsılmasıdır ki, Üstad Bediüzzaman’ı böyle mühim bir konuyu işlemeye sevk etmiştir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Meselâ, Ezân-ı Muhammedîyi okumak sünnettir. Bu sünnetin ihyâsı, bin şahsî farzdan daha mühimdir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Böyle bir sünnetin kesintiye uğraması ve yasaklanması, gazab-ı İlâhîyi celbettiği gibi, uygulayıcıları ve boyun eğenleri de mes’ul duruma düşürmektedir. Bu yüzdendir ki, Bediüzzaman Hazretleri yasak sürecinde orijinal aslı dışında ezan okumamış ve okutmamıştır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Şahsî sorumluluk başkadır, ümerânın sorumluluğu daha başkadır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Ümmetin bütün fertleri, Haşirdeki mahkeme-i kübrâda, farz-ı ayn, farz-ı kifâye, sünnet-i ayn ve sünnet-i kifayelerden, özellikle de <strong><em>şeâir-i İslâmiyeden</em></strong> hesaba çekilecektir. Hiçbir insan, hiçbir amelinde serbest değildir. Özgür olması, eyleminin sonucunu ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Gözünün neyi gördüğünden, kulağının neyi işittiğinden, dilinin neyi konuştuğundan, kısaca küçük-büyük tüm ef’âlinden, ahvâlinden ve akvâlinden sorumludur.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Ümerâ; şeâir-i İslâmiyeyi uygulama alanına sokmazsa, ulemâ; ehemmiyetini ve ifade ettiği mânaları halka anlatmazsa, avâm-ı mü’minîn de icrâ ve tatbikine taraftar olmazsa, sorumluluğu ve vebali büyüktür.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Şu kâinatı tekvînî olarak binbir ismine mazhar eden Zât-ı Akdes, teklîfî olarak da ef’âl, akvâl ve ahvâlimizi, ilmî, edebî ve amelî bağlamda binbir isminin tecellisinden gelen ahkâm-ı İlâhiyyeye ve özellikle de bu ahkâm içinde önemli bir yer tutan <strong><em>şeâire</em></strong> bağlamıştır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Öyle ise, her mü’min fert bilmeli ve asla unutmamalıdır ki, Haşir meydanında bir muhasebe ve sorguya tâbi tutulacaktır. Kur’ân ve Sünnet-i Nebeviyye hepimizin yakasına sarılacaktır. Amellerimiz, Kitap ve sünnet kriterlerine göre tartılacaktır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Zalim-mazlum, âsi-itaatkâr, mü’min-kâfir, şirk-hidâyet v.s her şey ve her fiil, en hassas terazi ile ve ayrıntılı bir biçimde analiz edilecek, sonuçlar; Âdil-i mutlak olan Kadîr-i Zülcelâl tarafından ortaya konacaktır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">İşte Haşir Risalesi, söz konusu muhasebe ve muhâkemeyi insanlara, özellikle de ehl-i îmâna izah ve isbat etmektedir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bu eserin te’lif edilmesinin asıl gayesi, böyle bir muhasebe ve muhakemeye insanların hazırlanmasını sağlamak için ikaz ve irşâd etmektir. Böyle bir hazırlık ise, kâinat tılsımını açmakla birlikte, insanın tercihine bırakılmış eylemlerinde Kur’ân ve Hadisi hâkim kılmakla mümkündür.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Çünkü insanın sorumlu olduğu haklar iki kısımdır:</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">1.Hukûkullah</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">2.Hukûku’l-ibâddır.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bu iki hukuka da riâyet etmeyen mahkeme-i kübrâda büyük ceza çeker. İşte Haşrin ispat gayesi budur.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Yani kâinat sistemini kuran Allah (c.c), beşere her kademe ve alanda hayata dâir bir sistem önermiş, ona uymaya da dâvet etmiştir. İşte insan oğlu, Kurân ve Sünnetle çerçevesi çizilen bu sisteme uymadığı zaman, hukûkullah’a ve hukûk-u ibâda tecâvüz etmiş olur. Cezası ise, hem dünyada, hem de ukbâda verilecektir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Kendini idare edemeyen bir beyinciğe sahip olan insan, küllî akla teslim olmalı, kâinat Hâlıkının koyduğu sisteme boyun eğmelidir. Şirkin her çeşidinden kaçınmalı, fürûzât-ı İlâhiyeyi yerine getirmelidir. İnsanlar arasında da adaleti temin etmelidir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Risale-i Nurun mesleği; sadece Zât-ı İlâhiyeyi isbat değildir. Belki öncelikle, eline eserleri alır, eserden fiili,fiilden ismi, isimden sıfatı, sıfattan ta Zât-ı Akdes-i İlâhiyyenin vücûb-u vücûd ve vahdetini isbat eder. Daha sonra da, imanın altı rüknünü ve beş esâsat-ı İslâmiyeyi bunun üzerine bina ederek şirkin her çeşidini reddeder. İmânî rükünlerin bir tek cüz’ünü inkâr etmeyi bütünü inkâr etmek olarak gösterir. İlâhî bir hükmü inkâr etmenin, ahkâm-ı İlâyyenin bütününü inkâr etmek hükmünde olduğunu isbat eder. Çünkü iman, Resûl-i Ekrem (ASM)’ın Allah’tan getirdiği hükümlerin tümünü kalben tasdik ve dil ile ikrar etmekten ibarettir. İmân küllîdir, tecezzî ve inkisam kabul etmez.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Bu Risalede işlenen konu, cismânî haşir olup, aynı zamanda cismen değil de, sadece ruhen dirilişi savunan bâtıl anlayış ve algılamaları da hiç bir tereddüt ve şüpheye meydan bırakmayacak netlikte izah ve isbat eder. Meselâ, Hıristiyanlar genellikle âhirette yalnız ruhların haşredileceğini, insanların bedenleri ile değil, sadece ruhları ile cennet veya cehenneme gidecekleri yönünde bir inanca sahiptirler. Bu inancın çürütülmesi de, özellikle günümüz konjoktüründe önem arz etmektedir.</span></p><p> <span style="font-family: 'verdana'">Diğer Risalelerde olduğu gibi;Hak ve hakikatı teferruatıyla izah, Kur’ânî delillerle isbat ve açıklamalarla insanlığı şirk, tereddüt, evham ve boş saplantılar çıkmazından kurtarıp imanın güzelliklerini ve mânevî lezzetini yaşatan bu eserden Rabbim istifademizi ziyade eylesin inşâallah… </span></p><p> <strong><em><span style="font-family: 'verdana'">NOT:</span></em></strong><span style="font-family: 'verdana'"> İnşâallah kısmet olur ve Rabbim muvaffak kılarsa, Haşir Risalesi üzerine denemelerime devam etmek arzusunda olduğumu ifade etmek isterim.</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 266671, member: 1016557"] [b]Cevap: Nurcular, Milli Görüş Hareketi ve duran saat benzetmesi[/b] Haşir Risalesi niçin yazılmıştır? 16 Ekim 2011 Pazar 07:40 [FONT=verdana]Kur’ân âyetlerinin mühim bir kısmını teşkil eden Haşre dâir âyet-i kerimelerin önemini kavrayabilmek için, Üstad Bedîüzaman Hazretlerinin o günün atmosferinde sarsıntıya maruz kalan Haşir meselesinin, öldükten sonra hesap vermek üzere dirilişin ‘Kadîr’ isminin mazharı olarak ne derece beşer hayatında ve mü’minlerin akideleri üzerinde mühim bir yer tuttuğunu, bu meşhur Risalenin te’lifiyle ortaya koymuştur.[/FONT] [FONT=verdana]Allah, insanı iki şeyle mükellef kılmıştır:[/FONT] [FONT=verdana]Biri: Şahsî farzlar[/FONT] [FONT=verdana]Diğeri: Şahsî sünnetler Fıkhî terimiyle, farz-ı ayn ve sünnet-i ayn diye adlandırılır.[/FONT] [FONT=verdana]Bunların dışında bir de [B][I]‘Şeâir-i İslâmiyye’[/I][/B] denilen farz-ı kifayeler ve sünnet-i kifayeler mühim bir yer tutmaktadır.[/FONT] [FONT=verdana]Bunlar, şahsî farzlardan daha önemlidir.[/FONT] [FONT=verdana]İlmî, edebî ve amelî sâhadaki uygulamalara baktığımızda söz konusu şeâirin uygulanmadığını görmekteyiz.[/FONT] [FONT=verdana]Bu yazımızda bahse konu hususların detayına girmeyeceğim. Bağımsız bir konu olarak ele alınmasında yarar var. Ancak şunu hemen ifade etmeliyim ki, % 95’lik bir oranı teşkil eden farz-ı ayn ve sünnet-i ayna nisbetle sadece % 5’i teşkil eden ve uygulaması devlete ait olan bu şeâir-i İslâmiyye ( Faizin kapısını kapatmak, kumar, zina ve içki meselesini halletmek, kadınların tesettürü, v.s….) , kifâye farz ve kifâye sünnetlerdir. Her ne kadar % 5 lik bir oaranı teşkil etse de, şahsî farz-ı ayn ve sünnet-i aynlerden daha ehemmiyetlidir. Dîn-i mübîn-i İslâm’ın ana temelini teşkil etmektedir. Ana temel olan bu şeâirin sarsılmasıdır ki, Üstad Bediüzzaman’ı böyle mühim bir konuyu işlemeye sevk etmiştir.[/FONT] [FONT=verdana]Meselâ, Ezân-ı Muhammedîyi okumak sünnettir. Bu sünnetin ihyâsı, bin şahsî farzdan daha mühimdir.[/FONT] [FONT=verdana]Böyle bir sünnetin kesintiye uğraması ve yasaklanması, gazab-ı İlâhîyi celbettiği gibi, uygulayıcıları ve boyun eğenleri de mes’ul duruma düşürmektedir. Bu yüzdendir ki, Bediüzzaman Hazretleri yasak sürecinde orijinal aslı dışında ezan okumamış ve okutmamıştır.[/FONT] [FONT=verdana]Şahsî sorumluluk başkadır, ümerânın sorumluluğu daha başkadır.[/FONT] [FONT=verdana]Ümmetin bütün fertleri, Haşirdeki mahkeme-i kübrâda, farz-ı ayn, farz-ı kifâye, sünnet-i ayn ve sünnet-i kifayelerden, özellikle de [B][I]şeâir-i İslâmiyeden[/I][/B] hesaba çekilecektir. Hiçbir insan, hiçbir amelinde serbest değildir. Özgür olması, eyleminin sonucunu ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.[/FONT] [FONT=verdana]Gözünün neyi gördüğünden, kulağının neyi işittiğinden, dilinin neyi konuştuğundan, kısaca küçük-büyük tüm ef’âlinden, ahvâlinden ve akvâlinden sorumludur.[/FONT] [FONT=verdana]Ümerâ; şeâir-i İslâmiyeyi uygulama alanına sokmazsa, ulemâ; ehemmiyetini ve ifade ettiği mânaları halka anlatmazsa, avâm-ı mü’minîn de icrâ ve tatbikine taraftar olmazsa, sorumluluğu ve vebali büyüktür.[/FONT] [FONT=verdana]Şu kâinatı tekvînî olarak binbir ismine mazhar eden Zât-ı Akdes, teklîfî olarak da ef’âl, akvâl ve ahvâlimizi, ilmî, edebî ve amelî bağlamda binbir isminin tecellisinden gelen ahkâm-ı İlâhiyyeye ve özellikle de bu ahkâm içinde önemli bir yer tutan [B][I]şeâire[/I][/B] bağlamıştır.[/FONT] [FONT=verdana]Öyle ise, her mü’min fert bilmeli ve asla unutmamalıdır ki, Haşir meydanında bir muhasebe ve sorguya tâbi tutulacaktır. Kur’ân ve Sünnet-i Nebeviyye hepimizin yakasına sarılacaktır. Amellerimiz, Kitap ve sünnet kriterlerine göre tartılacaktır.[/FONT] [FONT=verdana]Zalim-mazlum, âsi-itaatkâr, mü’min-kâfir, şirk-hidâyet v.s her şey ve her fiil, en hassas terazi ile ve ayrıntılı bir biçimde analiz edilecek, sonuçlar; Âdil-i mutlak olan Kadîr-i Zülcelâl tarafından ortaya konacaktır.[/FONT] [FONT=verdana]İşte Haşir Risalesi, söz konusu muhasebe ve muhâkemeyi insanlara, özellikle de ehl-i îmâna izah ve isbat etmektedir.[/FONT] [FONT=verdana]Bu eserin te’lif edilmesinin asıl gayesi, böyle bir muhasebe ve muhakemeye insanların hazırlanmasını sağlamak için ikaz ve irşâd etmektir. Böyle bir hazırlık ise, kâinat tılsımını açmakla birlikte, insanın tercihine bırakılmış eylemlerinde Kur’ân ve Hadisi hâkim kılmakla mümkündür.[/FONT] [FONT=verdana]Çünkü insanın sorumlu olduğu haklar iki kısımdır:[/FONT] [FONT=verdana]1.Hukûkullah[/FONT] [FONT=verdana]2.Hukûku’l-ibâddır.[/FONT] [FONT=verdana]Bu iki hukuka da riâyet etmeyen mahkeme-i kübrâda büyük ceza çeker. İşte Haşrin ispat gayesi budur.[/FONT] [FONT=verdana]Yani kâinat sistemini kuran Allah (c.c), beşere her kademe ve alanda hayata dâir bir sistem önermiş, ona uymaya da dâvet etmiştir. İşte insan oğlu, Kurân ve Sünnetle çerçevesi çizilen bu sisteme uymadığı zaman, hukûkullah’a ve hukûk-u ibâda tecâvüz etmiş olur. Cezası ise, hem dünyada, hem de ukbâda verilecektir.[/FONT] [FONT=verdana]Kendini idare edemeyen bir beyinciğe sahip olan insan, küllî akla teslim olmalı, kâinat Hâlıkının koyduğu sisteme boyun eğmelidir. Şirkin her çeşidinden kaçınmalı, fürûzât-ı İlâhiyeyi yerine getirmelidir. İnsanlar arasında da adaleti temin etmelidir.[/FONT] [FONT=verdana]Risale-i Nurun mesleği; sadece Zât-ı İlâhiyeyi isbat değildir. Belki öncelikle, eline eserleri alır, eserden fiili,fiilden ismi, isimden sıfatı, sıfattan ta Zât-ı Akdes-i İlâhiyyenin vücûb-u vücûd ve vahdetini isbat eder. Daha sonra da, imanın altı rüknünü ve beş esâsat-ı İslâmiyeyi bunun üzerine bina ederek şirkin her çeşidini reddeder. İmânî rükünlerin bir tek cüz’ünü inkâr etmeyi bütünü inkâr etmek olarak gösterir. İlâhî bir hükmü inkâr etmenin, ahkâm-ı İlâyyenin bütününü inkâr etmek hükmünde olduğunu isbat eder. Çünkü iman, Resûl-i Ekrem (ASM)’ın Allah’tan getirdiği hükümlerin tümünü kalben tasdik ve dil ile ikrar etmekten ibarettir. İmân küllîdir, tecezzî ve inkisam kabul etmez.[/FONT] [FONT=verdana]Bu Risalede işlenen konu, cismânî haşir olup, aynı zamanda cismen değil de, sadece ruhen dirilişi savunan bâtıl anlayış ve algılamaları da hiç bir tereddüt ve şüpheye meydan bırakmayacak netlikte izah ve isbat eder. Meselâ, Hıristiyanlar genellikle âhirette yalnız ruhların haşredileceğini, insanların bedenleri ile değil, sadece ruhları ile cennet veya cehenneme gidecekleri yönünde bir inanca sahiptirler. Bu inancın çürütülmesi de, özellikle günümüz konjoktüründe önem arz etmektedir.[/FONT] [FONT=verdana]Diğer Risalelerde olduğu gibi;Hak ve hakikatı teferruatıyla izah, Kur’ânî delillerle isbat ve açıklamalarla insanlığı şirk, tereddüt, evham ve boş saplantılar çıkmazından kurtarıp imanın güzelliklerini ve mânevî lezzetini yaşatan bu eserden Rabbim istifademizi ziyade eylesin inşâallah… [/FONT] [B][I][FONT=verdana]NOT:[/FONT][/I][/B][FONT=verdana] İnşâallah kısmet olur ve Rabbim muvaffak kılarsa, Haşir Risalesi üzerine denemelerime devam etmek arzusunda olduğumu ifade etmek isterim.[/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst