Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 266672" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Cevap: Nurcular, Milli Görüş Hareketi ve duran saat benzetmesi</strong></p><p></p><p>Denizli’den Isparta’ya Mevlid heyecanı</p><p> 12 Ekim 2011 Çarşamba 12:28</p><p> 9 Ekim 2011 saat sabahın sekiz buçuğu. Denizli Yeni Asya Temsilciliğinin önünde tatlı bir telaş. Denizlili ağabeyler, dershanede kalan kardeşler ve yapacağımız piknik için malzemeler… Hepsi yolculuk için hazır. Bir iki ufak tefek aksaklıktan dolayı yaşanan kısa bir gecikmeyle de olsa yola çıkıyoruz. Denizli-Isparta arası yaklaşık iki saat sürüyor. Hep beraber yapılan tatlı sohbetlerin ve ilahilerin eşliğinde Isparta’ya doğru yola çıkıyoruz.</p><p> Üstad’ımızın memleketi olarak kabul ettiği, bağrına bastığı ve Üstad’ı bağrına basan, en ağır şartlarda sahip çıkan mübarek bir beldeye doğru yola çıkmanın tatlı heyecanı hepimizin yüreğini sarıyor. </p><p> Şoförümüz Cafer ağabey hız limitini aşmamaya azami özen gösteriyor. Yol üzerinde Afyon’un güzel bir ilçesi olan Dinar’dan geçiyoruz. Kendisi de Dinar’lı olan Emin ağabey Dinar’ın mübarek bir belde olduğunu ve nurların neşrinde önemli hizmetlerde bulunmuş bir ilçemiz olduğunu söylüyor. Fakat Dinar’ın geri kalmış olduğunu da üzülerek belirtiyor Emin ağabey. Bunu da Dinar’lıların memleketlerine yatırım yapmamasına bağlıyor.</p><p> Sonunda taşıyla toprağıyla mübarek belde olan Isparta’ya varıyoruz. Isparta’nın dört bir yanını süslemiş olan Bediüzzaman mevlidi afişleri dikkatimizi çekiyor. Nurun bayramı olarak değerlendirdiğimiz böyle gelişmelerin artarak devam etmesi için hep beraber dualar ediyoruz. Şimdi programımızın en önemli bölümlerinden birine başlıyoruz. Üstad’ın uzun yıllar ikamet ettiği ve şimdi ‘’Bediüzzaman Müzesi’’ olarak misafirleri ağırlayan mübarek eve doğru revan oluyoruz.</p><p> Üstadın evinde yüzlerce nur talebesi… Türkiye’nin dört bir yanından mevlit amacıyla gelmiş olan nur talebeleri üstadın evini ziyaret etmeyi de ihmal etmiyor. Birçok insan heyecan içinde, bazılarının gözleri yaşlı. Burada çok nurani ve mübarek bir hava hissediliyor. Birkaç hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra hafifçe çiseleyen yağmurun eşliğinde mevlidin yapılacağı Isparta Ulu Camii’ne doğru hareket ediyoruz.</p><p> Üstad ve Nur Talebeleri adına okutulan mevlid-i şerifin ardından farklı diyarlardan gelen dostlarla buluşmak için camii bahçesine çıkıyoruz. Ulu camii avlusunda şiddetini arttıran yağmura inat büyük bir kalabalık… Ankara, İstanbul, İzmir, Denizli, Adana, Malatya, Kocaeli, Muğla ve daha birçok ilden gelen Nur gönüllüleri. Her ilden gülümseyen simalar… Muhabbete doyum olmaz, ama bir daha ki sefere tekrar buluşabilmek umuduyla Isparta’dan ayrılıyoruz.</p><p> Ayrılırken kardeşlerimizi 20 Kasım yapılacak Denizli Mevlidine davet etmeyi de ihmal etmiyoruz. Denizli’ye dönüş yolunda yağan yağmur şiddetini arttırıyor. Piknik yapmayı planladığımız yerde bizi sağanak yağmur karşılıyor. Ama otobüsteki herkes kararlı… Bu pikniği ne olursa olsun yapacağız diyor Emin ağabey… Yemekler yeniyor ve sırılsıklam bir şekilde otobüse doğru hareket ediyoruz. Böyle bir pikniği hiçbir yerde yapamayacağımızı da düşünerek Denizli’ye varıyoruz.</p><p> Dudaklarımızda nurlu marşlar ve gönlümüzde tazelenen Nur ve Üstad muhabbeti ile…</p><p></p><p>Kürt meselesinin çözümünde Bediüzzaman’dan projeler</p><p> 15 Ekim 2011 Cumartesi 07:17</p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Kürt meselesinin çözümünde Bediüzzaman’dan projeler </span></span></strong></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">(Risale Akademi’nin Kızılcahamam konferansına sunduğum tebliğimden 2. kesit)</span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"><strong>Bediüzzaman’ın</strong></span></span><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> Nur Külliyatı, özellikle “Mektubat” adlı eserindeki “Uhuvvet Risalesi”, “Onaltıncı, yirmiikinci ve yirmialtıncı mektupları” hakiki bir milli barış ve kardeşlik projeleridir. Bediüzzaman, siyaset adamı değildir ama, Türkiye ve dünya siyasetine yön veren adamdır. Kaleme aldığı iman hakikatleri, barış ve kardeşlik projeleriyle Türkiye’ye, dolayısıyla da dünya siyasetine denge ve istikrar kazandırmıştır. Başlattığı iman hareketi ve kaleme aldığı iman hakikatleriyle Bediüzzaman, Türkiye ve dünyada denge ve istikrar siyasetinin mimarı olmuştur.</span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"><strong>O okundukça ve okuyucuları arttıkça bu denge ve istikrar gün geçtikçe kuvvet kazanacak, dünya, beklenen, özlenen ve gözlenen gerçek baharına, altın çağına, saadet asrına kavuşacaktır, inşallah. Çünkü o, Allah dedi, Peygamber dedi, başka bir şey demedi. Bir insan Allah’ın rızasını ve gücünü yanına alır, Peygamberin cehd ve gayretini kafasına koyarsa ona ne dayanır? İşte Bediüzzaman bunu yaptı. Bunu yaparken güzel bir yol ve güzel bir yöntem kullandı. İşte o yol ve yöntemin anatomisi:</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">1-Müsbet hareketi esas aldı. Hikmetle, güzel öğütle davetini yaptı. <strong>“Biz, muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur”</strong> dedi. Muhabbete muhabbet besledi ve düşmanlığa düşman oldu. Okuyucularına da bunu öğretti. Sevgiden yoksun kalmış bir dünyada bu önemli bir olaydır. </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">2-Davasını anlatırken, tebliğini icra ederken icbar, zor ve zorbalık yolunu değil, ikna yolunu seçti. Tatlı ve yumuşak üslûbu esas aldı. </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">3-Adaletin ve özgürlüğün savunucusu oldu, diktaya ve cuntaya boyun eğmedi.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">4-Zindanlarda kendisine yer hazırlayanlara, zulüm ve işkence yapanlara beddua etmedi. Ta ki onların masum çocukları babalarına gelen zarardan acı çekmesin.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">5-O beş esası sinelere yerleştirmeye çalıştı. Onlar da: Hürmet, merhamet, emniyet, haramdan kaçınma, itaat ve ibadet etmekti. </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">6-Ona göre din ve dindarlık, iman hakikatlerinin tahsili, doğal ve zorunlu bir ihtiyaçtı. Onun için bütün mesaisini buna tahsis etti.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">7-Dünyayı oyun ve eğlence yeri değil, ahiretin bir tarlası ve Allah’ın isimlerinin bir aynası gördü.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">8-Kendisi ve talebeleri barış ve asayişin gönüllü muhafızı oldu. Bu hususta yönetimden kendisine destek istedi.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">9-Yönetimdekilere, başarılı olabilmeleri için, Allah’ın kanunlarına uygun hareket etmeleri gerektiğini söyledi. </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">10-Kâfire “hey kâfir!” demeyi eziyet saydı. Köre “hey kör!” demek eziyet olduğu gibi.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">11-Şiddet kültürünü besleyen hastalıkları teşhis etti. Reçeteler yazdı, yönetime önemli projeler sundu. Ve şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">a-<strong>Doğu ve Güney doğu vatandaşlarınıza dindarca yaklaşın.</strong> </span></span></p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">b-Müsbet milliyeti (bütün milliyetleri bağrına basan İslâm milliyetini) esas alın.</span></span></strong></p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">c-İslâmiyet’i, Hıristiyanlık ve diğer dinlerle mukayese etmeyin. Çünkü </span></span></strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">İslâmiyet'in esası, tevhiddir. İslamiyet, vasıta ve sebeplere hakiki tesir vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hıristiyanlık ise "velediyet" fikrini kabul ettiği için, vasıta ve sebeplere bir kıymet verir, benliği kırmaz. Âdeta Allah’ın Rububiyetinin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. <strong>“Yahudiler hahamlarını, Hıristiyanlar rahiplerini ve Meryem’in oğlu Mesihi Allah’tan başka Rab edindiler.” (1)</strong> meâlindeki ayetin dairesine girdiler. Onun içindir ki, Hıristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enaniyetlerini muhafaza etmekle beraber sâbık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıp bir dindar olur. Tevhid dini olan İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar, ya enaniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için bir kısmı lâkayd kalıyorlar, belki dinsiz oluyorlar. (2)</span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">ç-Şark vilayetleri merkezinde din ilimleriyle fen ilimlerinin beraber okutulduğu büyük bir üniversite açın. Böylece </span></span></strong><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">İslâm birliğinin en büyük düşmanı olan menfi milliyeti yani ırkçılık belasını da bertaraf etmiş olacaksınız.</span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Üstad Bediüzzaman Bitlis, Van ve Diyarbakır havalisinde kurulmasını istediği örnek ve model üniversite için sekiz şart ileri sürmüştür. Ben, bu sekiz maddeyi özetleyerek sıralamak istiyorum:</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Birincisi: Üniversitenin ismi Medresetü’z-Zehra olmalı. (Zehra, zühreden gelmekte, çiçek demektir. Müzekkeri ezher, müennesi zehra’dır. Mısır’ın Camiü’l-Ezheri gibi Türkiye’nin Medresetü’z-Zehrâsı olmalı. Camiü’l-Ezher’den farkı, dişi olması hasebiyle doğurgan olmasıdır.)</span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">İkincisi: Müsbet ilimler, bu medresede din ilimleriyle harmanlanarak verilmelidir. Böyle olursa izdivaç gerçekleşmiş olur. Çünkü, “<strong>Vicdanın ışığı, din ilimleridir. Aklın <span style="font-family: 'verdana'">nur</span>u, medeniyet fenleridir. İkisinin imtizacı (yani birbirine karıştırılması ve evlendirilmesiyle) <span style="font-family: 'verdana'">hakikat </span>tecellî eder. O iki kanatla talebenin gayreti şahlanır. Ayrıldıkları vakit, birincisinde <span style="font-family: 'verdana'">taassup</span>, ikincisinde hile ve şüphe meydana gelir. (3)</strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Üçüncüsü: Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürt’çe caiz olmalı. Yani Arapça din dili olduğu için vacip olmalı, Türkçe Türk nüfusunun ve nüfuzunun çokluğundan dolayı resmi dil olarak seçilmeli, Kürtçe de fıtratın hakkı ve gereği olarak serbest bırakılmalıdır. İsteyen istediği gibi kullansın.</span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Dördüncüsü: Kürt âlimler ve Kürtçe bilen öğretim elemanları ve öğretmenler o bölgeye tayin ve tahsis edilmeli. (4)</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Dördüncüsü: Kürtlerin ileri gelenleri ve kanaat önderleriyle istişare edilmeli. Herkese aynı ilaç değil, her hastalığa uygun ilaç verilmeli.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Beşincisi: İş bölümü kuralına uygun olarak ihtisaslaşmaya ve branşlaşmaya gidilmeli, her branşın birbiriyle yardımlaşması sağlanmalı.</span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Altıncısı: Bu üniversiteden mezun olanlara diploma verilmeli, bu üniversite devletin bütün resmi okullarına eşit tutulmalı, mezunlarına iş verilmeli, istihdam alanlarında onlardan yararlanılmalı, yanı sonuçsuz bırakılmamalı.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Yedincisi: Öğretmen okulları da Üniversite bünyesine alınmalı. Bütün okullarımızda intizam, fazilet ve din eğitimi olmalı. </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Sekizincisi: Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı bölgelerde devam eden bireysel öğretim, genel öğretime, informal öğretim, formal öğretime dönüştürülmeli.</span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">d-</span></span><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Cehalet, zaruret ve ihtilâf düşmanının karşısına marifet, sanat ve ittifak silâhiyle çıkın.” </span></span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">e-Risale-i Nur’u okuyanların “asayişin manevî bekçileri oldukları”nı, asayişi korumanın tek yolunun da, insanların kalplerine iman ve marifet nurunu yerleştirmekten geçtiğini, bu işi de çağımızda en güzel şekilde Risale-i Nur’un yaptığını bilin.</span></span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">f-Özgürlüğü, kuralsız ve ahlaksız yaşamak şeklinde görmeyin. </span></span></strong><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">“İnsanlar hür oldular, amma yine abdullahtırlar.”(5) Yani yine Allah’ın kuludurlar.</span></span></strong><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">“Hürriyet, nefsine de, başkasına da zarar vermemektir.” (6)</span></span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">g-Kanun-u adalet ve te'dibden başka hiç kimse kimseye tahakküm etmemeli. Herkesin hukûku korunmalı, herkes meşru hareketlerinde şahane serbest olmalı.</span></span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">ğ-Birlik ve beraberlik korunmalı, bunu bozmak isteyenlerin oyununa gelinmemeli. </span></span></strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Üç tane bir ayrı ayrı dururlarsa üç kıymeti var. Eğer bir araya gelseler, omuz omuza verseler yüz on bir kıymet ve kuvvetini kazanırlar. </span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">h</span></span></strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">-Biz Kalû Belâ'dan Muhammedî Cemiyet’e (Aleyhissalâtü Vesselâm) dâhiliz. Bizi bir araya getiren, bir ve beraber yapan tevhiddir. Andımız ve yeminimiz îmandır. Mademki Allah’ın birliğine inanıyoruz, öyleyse biz biriz. Herbir mü'min i'lâ-yı Kelimetullah’la görevlidir. Bu zamanda, bu görevin en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zira yabancılar teknik ve sanayi silâhıyla bizi manevî istibdatları (baskıları) altında eziyorlar. Biz de, fen ve san'at silâhiyle i'lâ-yı Kelimetullahın en müdhiş düşmanı olan cehalet, fakirlik ve ayrışmaya karşı cihad edeceğiz. Amma dışa karşı cihadı, nurlu şeriatın kesin delillerinden ibaret olan elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Zira medenîlere üstün gelmek ikna iledir, söz anlamayan vahşilere yapıldığı gibi zorla değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, (sevgi kahramanlarıyız) husumete vaktimiz yoktur. İttifak Hüdâdadır, heva ve heveste değil. İnsanlar hür oldular amma yine Allah’ın kullarıdırlar. Ümitsizlik her gelişmenin engelidir. "Neme lâzım, başkası düşünsün" istibdadın (baskı rejimlerinin) yadigârıdır. (7)</span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">(Devam edecek)</span></span></strong></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">ÖNEMLİ İKİ NOT:</span></span></strong></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">1-Sayın Başbakanımız <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong> beyefendinin annesi muhtereme <strong>Tenzile Erdoğan</strong> hanımefendiye Cenab-ı Erhamürrahimin’den sonsuz rahmet, sayın Başbakan’ımıza ve Erdoğan ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">2-Nadir yetişen ilim adamlarımızdan değerli kardeşim <strong>Prof. Dr. Ahmet Akgündüz</strong> beyin yine çok ses getireceğine inandığım, yeni çıkan üç ciltlik eserinden birincisi dünyaya gelmiş bulunuyor. Adı: <strong>İslâm ve Osmanlı Hukûku Külliyatı Kamu Hukuku.</strong> İkizlerinin de inşallah sağ-salim arkadan geleceğine inanıyorum.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Osmanlı Araştırmaları Vakfı yayınları arasında çıkan bu kitap, gördüğüm ve incelediğim kadarıyla sadece hukukçuların değil, ilahiyat ve diyanet teşkilatının, araştırmacıların, yazarların, müftü, vaiz, ve vaizelerin, kurumlarımızın, kütüphanelerimizin, İslâm ve Osmanlı hukukunu görmek, okumak isteyen herkesin el kitabı ve muracaat kaynağı olmaya namzed bir kitaptır. Hocamızı tebrik ediyor, başarılarının devamını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. V.K</span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">DİPNOTLAR:</span></span></strong></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">1-Tevbe, 9 / 31</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">2-Nursi, aynı yer.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">3-Orijinali için bkz. Nursî, Münâzarat</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">4-Bir Üstad Bediüzzaman’ın yıllar önce ortaya koyduğu bu projeye bakıyorum, bir de Zaman Gazetesinin 8 Şubat 2010 tarihli nüshasındaki habere bakıyorum. Bediüzzaman’ın ne kadar isabet kaydettiğini, o gün o proje dikkate alınsaydı, bu kadar ziyan olmayacaktı, kanaatine varıyorum. Şimdi o habere bir göz atalım: Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, Diyarbakır’da kanaat önderlerini tek tek dinledi. Halkın ve kanaat önderlerinin isteği şu: 1- Bölgemiz, din hizmetlerinin zayıflatılması sebebiyle bu hale geldi. 2-Kırsalda halk derdini cami imamlarına anlatır. Ancak camilerde görevli imamlar Kürtçe bilmiyor. Bu yüzden halkın itibar ettiği Kürtçe bilen müderrislerin önü açılmalı. 3- Geçmişte ezan bile okutulmuyordu. Şimdi çok daha rahatız. Ancak ülkeyi karıştırmak isteyen şer odaklarına fırsat verilmemeli.</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">5-</span></span><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Nursi, Münazarat, Yeni Asya Neş. İst. 1991, s. 58</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">6-</span></span><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Bkz. Nursî, Münazarat, s. 55</span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">7-Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s.9-14</span></span></p><p></p><p>Rüya ile ‘dışarıdan bakmak’</p><p> 16 Ekim 2011 Pazar 08:01</p><p> Bir şeyi bütünüyle görebilmek için dışından bakmak gerekir.</p><p> Kendine bakmak için de bu yüzden dışına çıkmak olan, bir şekilde seyri sülük, bu anlamı da içerir.</p><p> Örneğin; Bediüzzaman'ın öykülediği benzer bir kendine bakma süreci ardından, mezar taşındaki ‘Said’ yazısını gördüğü durum, kendine dışarıdan bakmanın tamamlanmış bir şeklidir.</p><p> Şüphesiz bu süreç rüyanın bütüncül (bütüne sadık kalarak yapılan) bir kurgusundan ibarettir; görülen hakikattir, dışarıdan hayata bakmanın ve hakikatini bütün olarak görebilmenin bir yolu böyle bir rüya ortamına katılmaktan geçmektedir.</p><p> Rüya, dünyanın dışına çıkmanın neticesinde, ki uyku ya da yakaza hali de bunu sağlayacaktır, yeniden gözlerinin açılıp dışarıdan seyredilmesidir.</p><p> Sembollerin çokluğu ve gizli anlamların belirmesi bütünü kavramakta zorlanmamızdan dolayı, bize görünecek olan (dünyanın) karmaşık (imajiner) yüzüdür.</p><p> Rüya parçaları, deyim yerindeyse ham görüntülerdir; özel anlamları belli şekillerle ‘kesit’lenmiştir; kişiye düşen bu görüntülerden anlamlara uygun kurgulamayı yapmasıdır.</p><p> Hakikat açısından bir güven sorunu yaşamaz insan, irade dışı, (hayal gibi iradi değil) ve imkan dahilinde bizzat yaşanmış ve sonuçları görünmüş, aslında devam eden gerçek evren sürecinin kısa bir kesiti olması sebebiyle mesaj yüklü ve hariçten gelen bir bütünü ifade edecektir.</p><p> Ayrıca, rüya içindeki mesajlar ve görüntüler kısmen uyandıktan sonra da kişinin zihninde bırakılır.</p><p> Bu demektir ki, düşler zihnî bir süreci de taşıyacaktır.</p><p> Bu noktada rüyanın içinde de dışında da kullanılabilecek veriler bulunacaktır.</p><p> Bazen düş içinde zihni sürecin işlemesiyle bizzat içinde yoruma katılabilinir; kimi zaman da rüyadan uyanıp dünyaya geri döndüğünde reel karşılıkları tabiattan ya da hadisattan eşleştirilebilinir.</p><p> Kişisel hayatı bir tür ‘rüya içinde rüya’ olarak yorumlayarak, ham, soyut görüntüleri işleyerek, kurgulayarak bir rüyadan bir rüyaya (uykudan, günlük yaşama) taşıyabilinir.</p><p> Diğer taraftan, kişi gördüğü rüyadan sorumlu tutulamaz, çıkaracağı sonuçlarla amel etmek durumunda da değildir; tıpkı seyirci gibi seyrettiklerinden devşirdikleri, kendinin günlük yaşamında bir akis yapabilir ve burada bir irade söz konusu ise sorumluluğu da oluşur.</p><p> Kişisel dünyasında oluşturduğu ‘düşsel gerçeklik’ günlük yaşamındaki hadisata nasıl aksederse uyku sonrası rüya öylece başlamış demektir.</p><p> Bu noktada tekrar bir yoruma giriş yapılır; bu da hak ile batıl, yalan ile gerçek arasında bir tercihi içerir.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 266672, member: 1016557"] [b]Cevap: Nurcular, Milli Görüş Hareketi ve duran saat benzetmesi[/b] Denizli’den Isparta’ya Mevlid heyecanı 12 Ekim 2011 Çarşamba 12:28 9 Ekim 2011 saat sabahın sekiz buçuğu. Denizli Yeni Asya Temsilciliğinin önünde tatlı bir telaş. Denizlili ağabeyler, dershanede kalan kardeşler ve yapacağımız piknik için malzemeler… Hepsi yolculuk için hazır. Bir iki ufak tefek aksaklıktan dolayı yaşanan kısa bir gecikmeyle de olsa yola çıkıyoruz. Denizli-Isparta arası yaklaşık iki saat sürüyor. Hep beraber yapılan tatlı sohbetlerin ve ilahilerin eşliğinde Isparta’ya doğru yola çıkıyoruz. Üstad’ımızın memleketi olarak kabul ettiği, bağrına bastığı ve Üstad’ı bağrına basan, en ağır şartlarda sahip çıkan mübarek bir beldeye doğru yola çıkmanın tatlı heyecanı hepimizin yüreğini sarıyor. Şoförümüz Cafer ağabey hız limitini aşmamaya azami özen gösteriyor. Yol üzerinde Afyon’un güzel bir ilçesi olan Dinar’dan geçiyoruz. Kendisi de Dinar’lı olan Emin ağabey Dinar’ın mübarek bir belde olduğunu ve nurların neşrinde önemli hizmetlerde bulunmuş bir ilçemiz olduğunu söylüyor. Fakat Dinar’ın geri kalmış olduğunu da üzülerek belirtiyor Emin ağabey. Bunu da Dinar’lıların memleketlerine yatırım yapmamasına bağlıyor. Sonunda taşıyla toprağıyla mübarek belde olan Isparta’ya varıyoruz. Isparta’nın dört bir yanını süslemiş olan Bediüzzaman mevlidi afişleri dikkatimizi çekiyor. Nurun bayramı olarak değerlendirdiğimiz böyle gelişmelerin artarak devam etmesi için hep beraber dualar ediyoruz. Şimdi programımızın en önemli bölümlerinden birine başlıyoruz. Üstad’ın uzun yıllar ikamet ettiği ve şimdi ‘’Bediüzzaman Müzesi’’ olarak misafirleri ağırlayan mübarek eve doğru revan oluyoruz. Üstadın evinde yüzlerce nur talebesi… Türkiye’nin dört bir yanından mevlit amacıyla gelmiş olan nur talebeleri üstadın evini ziyaret etmeyi de ihmal etmiyor. Birçok insan heyecan içinde, bazılarının gözleri yaşlı. Burada çok nurani ve mübarek bir hava hissediliyor. Birkaç hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra hafifçe çiseleyen yağmurun eşliğinde mevlidin yapılacağı Isparta Ulu Camii’ne doğru hareket ediyoruz. Üstad ve Nur Talebeleri adına okutulan mevlid-i şerifin ardından farklı diyarlardan gelen dostlarla buluşmak için camii bahçesine çıkıyoruz. Ulu camii avlusunda şiddetini arttıran yağmura inat büyük bir kalabalık… Ankara, İstanbul, İzmir, Denizli, Adana, Malatya, Kocaeli, Muğla ve daha birçok ilden gelen Nur gönüllüleri. Her ilden gülümseyen simalar… Muhabbete doyum olmaz, ama bir daha ki sefere tekrar buluşabilmek umuduyla Isparta’dan ayrılıyoruz. Ayrılırken kardeşlerimizi 20 Kasım yapılacak Denizli Mevlidine davet etmeyi de ihmal etmiyoruz. Denizli’ye dönüş yolunda yağan yağmur şiddetini arttırıyor. Piknik yapmayı planladığımız yerde bizi sağanak yağmur karşılıyor. Ama otobüsteki herkes kararlı… Bu pikniği ne olursa olsun yapacağız diyor Emin ağabey… Yemekler yeniyor ve sırılsıklam bir şekilde otobüse doğru hareket ediyoruz. Böyle bir pikniği hiçbir yerde yapamayacağımızı da düşünerek Denizli’ye varıyoruz. Dudaklarımızda nurlu marşlar ve gönlümüzde tazelenen Nur ve Üstad muhabbeti ile… Kürt meselesinin çözümünde Bediüzzaman’dan projeler 15 Ekim 2011 Cumartesi 07:17 [B][COLOR=black][FONT=verdana]Kürt meselesinin çözümünde Bediüzzaman’dan projeler [/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana](Risale Akademi’nin Kızılcahamam konferansına sunduğum tebliğimden 2. kesit)[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana][B]Bediüzzaman’ın[/B][/FONT][/COLOR][B][COLOR=black][FONT=verdana] Nur Külliyatı, özellikle “Mektubat” adlı eserindeki “Uhuvvet Risalesi”, “Onaltıncı, yirmiikinci ve yirmialtıncı mektupları” hakiki bir milli barış ve kardeşlik projeleridir. Bediüzzaman, siyaset adamı değildir ama, Türkiye ve dünya siyasetine yön veren adamdır. Kaleme aldığı iman hakikatleri, barış ve kardeşlik projeleriyle Türkiye’ye, dolayısıyla da dünya siyasetine denge ve istikrar kazandırmıştır. Başlattığı iman hareketi ve kaleme aldığı iman hakikatleriyle Bediüzzaman, Türkiye ve dünyada denge ve istikrar siyasetinin mimarı olmuştur.[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana][B]O okundukça ve okuyucuları arttıkça bu denge ve istikrar gün geçtikçe kuvvet kazanacak, dünya, beklenen, özlenen ve gözlenen gerçek baharına, altın çağına, saadet asrına kavuşacaktır, inşallah. Çünkü o, Allah dedi, Peygamber dedi, başka bir şey demedi. Bir insan Allah’ın rızasını ve gücünü yanına alır, Peygamberin cehd ve gayretini kafasına koyarsa ona ne dayanır? İşte Bediüzzaman bunu yaptı. Bunu yaparken güzel bir yol ve güzel bir yöntem kullandı. İşte o yol ve yöntemin anatomisi:[/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]1-Müsbet hareketi esas aldı. Hikmetle, güzel öğütle davetini yaptı. [B]“Biz, muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur”[/B] dedi. Muhabbete muhabbet besledi ve düşmanlığa düşman oldu. Okuyucularına da bunu öğretti. Sevgiden yoksun kalmış bir dünyada bu önemli bir olaydır. [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]2-Davasını anlatırken, tebliğini icra ederken icbar, zor ve zorbalık yolunu değil, ikna yolunu seçti. Tatlı ve yumuşak üslûbu esas aldı. [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]3-Adaletin ve özgürlüğün savunucusu oldu, diktaya ve cuntaya boyun eğmedi.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]4-Zindanlarda kendisine yer hazırlayanlara, zulüm ve işkence yapanlara beddua etmedi. Ta ki onların masum çocukları babalarına gelen zarardan acı çekmesin.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]5-O beş esası sinelere yerleştirmeye çalıştı. Onlar da: Hürmet, merhamet, emniyet, haramdan kaçınma, itaat ve ibadet etmekti. [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]6-Ona göre din ve dindarlık, iman hakikatlerinin tahsili, doğal ve zorunlu bir ihtiyaçtı. Onun için bütün mesaisini buna tahsis etti.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]7-Dünyayı oyun ve eğlence yeri değil, ahiretin bir tarlası ve Allah’ın isimlerinin bir aynası gördü.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]8-Kendisi ve talebeleri barış ve asayişin gönüllü muhafızı oldu. Bu hususta yönetimden kendisine destek istedi.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]9-Yönetimdekilere, başarılı olabilmeleri için, Allah’ın kanunlarına uygun hareket etmeleri gerektiğini söyledi. [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]10-Kâfire “hey kâfir!” demeyi eziyet saydı. Köre “hey kör!” demek eziyet olduğu gibi.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]11-Şiddet kültürünü besleyen hastalıkları teşhis etti. Reçeteler yazdı, yönetime önemli projeler sundu. Ve şu tavsiyelerde bulundu:[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]a-[B]Doğu ve Güney doğu vatandaşlarınıza dindarca yaklaşın.[/B] [/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]b-Müsbet milliyeti (bütün milliyetleri bağrına basan İslâm milliyetini) esas alın.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=verdana]c-İslâmiyet’i, Hıristiyanlık ve diğer dinlerle mukayese etmeyin. Çünkü [/FONT][/COLOR][/B][COLOR=black][FONT=verdana]İslâmiyet'in esası, tevhiddir. İslamiyet, vasıta ve sebeplere hakiki tesir vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hıristiyanlık ise "velediyet" fikrini kabul ettiği için, vasıta ve sebeplere bir kıymet verir, benliği kırmaz. Âdeta Allah’ın Rububiyetinin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. [B]“Yahudiler hahamlarını, Hıristiyanlar rahiplerini ve Meryem’in oğlu Mesihi Allah’tan başka Rab edindiler.” (1)[/B] meâlindeki ayetin dairesine girdiler. Onun içindir ki, Hıristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enaniyetlerini muhafaza etmekle beraber sâbık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıp bir dindar olur. Tevhid dini olan İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar, ya enaniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için bir kısmı lâkayd kalıyorlar, belki dinsiz oluyorlar. (2)[/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]ç-Şark vilayetleri merkezinde din ilimleriyle fen ilimlerinin beraber okutulduğu büyük bir üniversite açın. Böylece [/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=black][FONT=verdana]İslâm birliğinin en büyük düşmanı olan menfi milliyeti yani ırkçılık belasını da bertaraf etmiş olacaksınız.[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]Üstad Bediüzzaman Bitlis, Van ve Diyarbakır havalisinde kurulmasını istediği örnek ve model üniversite için sekiz şart ileri sürmüştür. Ben, bu sekiz maddeyi özetleyerek sıralamak istiyorum:[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Birincisi: Üniversitenin ismi Medresetü’z-Zehra olmalı. (Zehra, zühreden gelmekte, çiçek demektir. Müzekkeri ezher, müennesi zehra’dır. Mısır’ın Camiü’l-Ezheri gibi Türkiye’nin Medresetü’z-Zehrâsı olmalı. Camiü’l-Ezher’den farkı, dişi olması hasebiyle doğurgan olmasıdır.)[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]İkincisi: Müsbet ilimler, bu medresede din ilimleriyle harmanlanarak verilmelidir. Böyle olursa izdivaç gerçekleşmiş olur. Çünkü, “[B]Vicdanın ışığı, din ilimleridir. Aklın [FONT=verdana]nur[/FONT]u, medeniyet fenleridir. İkisinin imtizacı (yani birbirine karıştırılması ve evlendirilmesiyle) [FONT=verdana]hakikat [/FONT]tecellî eder. O iki kanatla talebenin gayreti şahlanır. Ayrıldıkları vakit, birincisinde [FONT=verdana]taassup[/FONT], ikincisinde hile ve şüphe meydana gelir. (3)[/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Üçüncüsü: Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürt’çe caiz olmalı. Yani Arapça din dili olduğu için vacip olmalı, Türkçe Türk nüfusunun ve nüfuzunun çokluğundan dolayı resmi dil olarak seçilmeli, Kürtçe de fıtratın hakkı ve gereği olarak serbest bırakılmalıdır. İsteyen istediği gibi kullansın.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Dördüncüsü: Kürt âlimler ve Kürtçe bilen öğretim elemanları ve öğretmenler o bölgeye tayin ve tahsis edilmeli. (4)[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Dördüncüsü: Kürtlerin ileri gelenleri ve kanaat önderleriyle istişare edilmeli. Herkese aynı ilaç değil, her hastalığa uygun ilaç verilmeli.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Beşincisi: İş bölümü kuralına uygun olarak ihtisaslaşmaya ve branşlaşmaya gidilmeli, her branşın birbiriyle yardımlaşması sağlanmalı.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Altıncısı: Bu üniversiteden mezun olanlara diploma verilmeli, bu üniversite devletin bütün resmi okullarına eşit tutulmalı, mezunlarına iş verilmeli, istihdam alanlarında onlardan yararlanılmalı, yanı sonuçsuz bırakılmamalı.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Yedincisi: Öğretmen okulları da Üniversite bünyesine alınmalı. Bütün okullarımızda intizam, fazilet ve din eğitimi olmalı. [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Sekizincisi: Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı bölgelerde devam eden bireysel öğretim, genel öğretime, informal öğretim, formal öğretime dönüştürülmeli.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]d-[/FONT][/COLOR][B][COLOR=black][FONT=verdana]Cehalet, zaruret ve ihtilâf düşmanının karşısına marifet, sanat ve ittifak silâhiyle çıkın.” [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=verdana]e-Risale-i Nur’u okuyanların “asayişin manevî bekçileri oldukları”nı, asayişi korumanın tek yolunun da, insanların kalplerine iman ve marifet nurunu yerleştirmekten geçtiğini, bu işi de çağımızda en güzel şekilde Risale-i Nur’un yaptığını bilin.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=verdana]f-Özgürlüğü, kuralsız ve ahlaksız yaşamak şeklinde görmeyin. [/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=black][FONT=verdana]“İnsanlar hür oldular, amma yine abdullahtırlar.”(5) Yani yine Allah’ın kuludurlar.[/FONT][/COLOR][/B][B][COLOR=black][FONT=verdana]“Hürriyet, nefsine de, başkasına da zarar vermemektir.” (6)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=verdana]g-Kanun-u adalet ve te'dibden başka hiç kimse kimseye tahakküm etmemeli. Herkesin hukûku korunmalı, herkes meşru hareketlerinde şahane serbest olmalı.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=verdana]ğ-Birlik ve beraberlik korunmalı, bunu bozmak isteyenlerin oyununa gelinmemeli. [/FONT][/COLOR][/B][COLOR=black][FONT=verdana]Üç tane bir ayrı ayrı dururlarsa üç kıymeti var. Eğer bir araya gelseler, omuz omuza verseler yüz on bir kıymet ve kuvvetini kazanırlar. [/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]h[/FONT][/COLOR][/B][COLOR=black][FONT=verdana]-Biz Kalû Belâ'dan Muhammedî Cemiyet’e (Aleyhissalâtü Vesselâm) dâhiliz. Bizi bir araya getiren, bir ve beraber yapan tevhiddir. Andımız ve yeminimiz îmandır. Mademki Allah’ın birliğine inanıyoruz, öyleyse biz biriz. Herbir mü'min i'lâ-yı Kelimetullah’la görevlidir. Bu zamanda, bu görevin en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zira yabancılar teknik ve sanayi silâhıyla bizi manevî istibdatları (baskıları) altında eziyorlar. Biz de, fen ve san'at silâhiyle i'lâ-yı Kelimetullahın en müdhiş düşmanı olan cehalet, fakirlik ve ayrışmaya karşı cihad edeceğiz. Amma dışa karşı cihadı, nurlu şeriatın kesin delillerinden ibaret olan elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Zira medenîlere üstün gelmek ikna iledir, söz anlamayan vahşilere yapıldığı gibi zorla değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, (sevgi kahramanlarıyız) husumete vaktimiz yoktur. İttifak Hüdâdadır, heva ve heveste değil. İnsanlar hür oldular amma yine Allah’ın kullarıdırlar. Ümitsizlik her gelişmenin engelidir. "Neme lâzım, başkası düşünsün" istibdadın (baskı rejimlerinin) yadigârıdır. (7)[/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana](Devam edecek)[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=verdana]ÖNEMLİ İKİ NOT:[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]1-Sayın Başbakanımız [B]Recep Tayyip Erdoğan[/B] beyefendinin annesi muhtereme [B]Tenzile Erdoğan[/B] hanımefendiye Cenab-ı Erhamürrahimin’den sonsuz rahmet, sayın Başbakan’ımıza ve Erdoğan ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]2-Nadir yetişen ilim adamlarımızdan değerli kardeşim [B]Prof. Dr. Ahmet Akgündüz[/B] beyin yine çok ses getireceğine inandığım, yeni çıkan üç ciltlik eserinden birincisi dünyaya gelmiş bulunuyor. Adı: [B]İslâm ve Osmanlı Hukûku Külliyatı Kamu Hukuku.[/B] İkizlerinin de inşallah sağ-salim arkadan geleceğine inanıyorum.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Osmanlı Araştırmaları Vakfı yayınları arasında çıkan bu kitap, gördüğüm ve incelediğim kadarıyla sadece hukukçuların değil, ilahiyat ve diyanet teşkilatının, araştırmacıların, yazarların, müftü, vaiz, ve vaizelerin, kurumlarımızın, kütüphanelerimizin, İslâm ve Osmanlı hukukunu görmek, okumak isteyen herkesin el kitabı ve muracaat kaynağı olmaya namzed bir kitaptır. Hocamızı tebrik ediyor, başarılarının devamını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. V.K[/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]DİPNOTLAR:[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]1-Tevbe, 9 / 31[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]2-Nursi, aynı yer.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]3-Orijinali için bkz. Nursî, Münâzarat[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]4-Bir Üstad Bediüzzaman’ın yıllar önce ortaya koyduğu bu projeye bakıyorum, bir de Zaman Gazetesinin 8 Şubat 2010 tarihli nüshasındaki habere bakıyorum. Bediüzzaman’ın ne kadar isabet kaydettiğini, o gün o proje dikkate alınsaydı, bu kadar ziyan olmayacaktı, kanaatine varıyorum. Şimdi o habere bir göz atalım: Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, Diyarbakır’da kanaat önderlerini tek tek dinledi. Halkın ve kanaat önderlerinin isteği şu: 1- Bölgemiz, din hizmetlerinin zayıflatılması sebebiyle bu hale geldi. 2-Kırsalda halk derdini cami imamlarına anlatır. Ancak camilerde görevli imamlar Kürtçe bilmiyor. Bu yüzden halkın itibar ettiği Kürtçe bilen müderrislerin önü açılmalı. 3- Geçmişte ezan bile okutulmuyordu. Şimdi çok daha rahatız. Ancak ülkeyi karıştırmak isteyen şer odaklarına fırsat verilmemeli.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]5-[/FONT][/COLOR][COLOR=black][FONT=verdana]Nursi, Münazarat, Yeni Asya Neş. İst. 1991, s. 58[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]6-[/FONT][/COLOR][COLOR=black][FONT=verdana]Bkz. Nursî, Münazarat, s. 55[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]7-Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s.9-14[/FONT][/COLOR] Rüya ile ‘dışarıdan bakmak’ 16 Ekim 2011 Pazar 08:01 Bir şeyi bütünüyle görebilmek için dışından bakmak gerekir. Kendine bakmak için de bu yüzden dışına çıkmak olan, bir şekilde seyri sülük, bu anlamı da içerir. Örneğin; Bediüzzaman'ın öykülediği benzer bir kendine bakma süreci ardından, mezar taşındaki ‘Said’ yazısını gördüğü durum, kendine dışarıdan bakmanın tamamlanmış bir şeklidir. Şüphesiz bu süreç rüyanın bütüncül (bütüne sadık kalarak yapılan) bir kurgusundan ibarettir; görülen hakikattir, dışarıdan hayata bakmanın ve hakikatini bütün olarak görebilmenin bir yolu böyle bir rüya ortamına katılmaktan geçmektedir. Rüya, dünyanın dışına çıkmanın neticesinde, ki uyku ya da yakaza hali de bunu sağlayacaktır, yeniden gözlerinin açılıp dışarıdan seyredilmesidir. Sembollerin çokluğu ve gizli anlamların belirmesi bütünü kavramakta zorlanmamızdan dolayı, bize görünecek olan (dünyanın) karmaşık (imajiner) yüzüdür. Rüya parçaları, deyim yerindeyse ham görüntülerdir; özel anlamları belli şekillerle ‘kesit’lenmiştir; kişiye düşen bu görüntülerden anlamlara uygun kurgulamayı yapmasıdır. Hakikat açısından bir güven sorunu yaşamaz insan, irade dışı, (hayal gibi iradi değil) ve imkan dahilinde bizzat yaşanmış ve sonuçları görünmüş, aslında devam eden gerçek evren sürecinin kısa bir kesiti olması sebebiyle mesaj yüklü ve hariçten gelen bir bütünü ifade edecektir. Ayrıca, rüya içindeki mesajlar ve görüntüler kısmen uyandıktan sonra da kişinin zihninde bırakılır. Bu demektir ki, düşler zihnî bir süreci de taşıyacaktır. Bu noktada rüyanın içinde de dışında da kullanılabilecek veriler bulunacaktır. Bazen düş içinde zihni sürecin işlemesiyle bizzat içinde yoruma katılabilinir; kimi zaman da rüyadan uyanıp dünyaya geri döndüğünde reel karşılıkları tabiattan ya da hadisattan eşleştirilebilinir. Kişisel hayatı bir tür ‘rüya içinde rüya’ olarak yorumlayarak, ham, soyut görüntüleri işleyerek, kurgulayarak bir rüyadan bir rüyaya (uykudan, günlük yaşama) taşıyabilinir. Diğer taraftan, kişi gördüğü rüyadan sorumlu tutulamaz, çıkaracağı sonuçlarla amel etmek durumunda da değildir; tıpkı seyirci gibi seyrettiklerinden devşirdikleri, kendinin günlük yaşamında bir akis yapabilir ve burada bir irade söz konusu ise sorumluluğu da oluşur. Kişisel dünyasında oluşturduğu ‘düşsel gerçeklik’ günlük yaşamındaki hadisata nasıl aksederse uyku sonrası rüya öylece başlamış demektir. Bu noktada tekrar bir yoruma giriş yapılır; bu da hak ile batıl, yalan ile gerçek arasında bir tercihi içerir. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Tefeül...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst