Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Tefeül
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kordon" data-source="post: 253565"><p>Arapça dışındaki ezan çok zararlıdır</p><p> 10 Haziran 2011 / 00:01</p><p> Günün Risale-i Nur Dersi...</p><p> </p><p> <em>Bismillahirrahmanirrahim</em></p><p> <strong>Mühim bir sual:</strong> Bazı ehl-i tahkik derler ki: “Elfâz-ı Kur’âniye ve zikriye ve sair tesbihlerin herbiri müteaddit cihetlerle insanın letâif-i mâneviyesini tenvir eder, mânevî gıda verir. Mânâları bilinmezse, yalnız lâfız ifade etmiyor, kâfi gelmiyor. Lâfız bir libastır; değiştirilse, her taife kendi lisanıyla o mânâlara elfaz giydirse, daha nâfi olmaz mı?”</p><p> <strong>Elcevap:</strong> Elfâz-ı Kur’âniye ve tesbihât-ı Nebeviyenin lâfızları câmid libas değil, cesedin hayattar cildi gibidir; belki mürur-u zamanla cilt olmuştur. <strong><em>Libas değiştirilir; fakat cilt değişse vücuda zarardır. Belki namazda ve ezandaki gibi elfâz-ı mübarekeler, mânâ-yı örfîlerine alem ve nam olmuşlar. Alem ve isim ise değiştirilmez.</em></strong></p><p> Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim bir hâleti çok defa tetkik ettim, gördüm ki, o hâlet hakikattir. O hâlet şudur ki:</p><p> Sûre-i İhlâsı Arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum.1Gördüm ki, bendeki mânevî duyguların bir kısmı, birkaç defada gıdasını alır, vazgeçer, durur. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mânâ tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalb gibi bir kısım, mânevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder.</p><p> Ve hâkezâ, git gide, o tekrarda yalnız bir kısım letâif kalır ki, pek geç usanıyor; devam eder, daha mânâya ve tetkikata hiç ihtiyaç bırakmıyor. Gaflet kuvve-i müfekkireye zarar verdiği gibi ona zarar vermiyor. Lâfız ve lâfz-ı müşebbi’ olduğu bir meâl-i icmâlî ile ve isim ve alem bulundukları mânâ-yı örfî onlara kâfi geliyor. <strong><em>Eğer mânâyı o vakit düşünse, zararlı bir usanç verir.</em></strong></p><p> Ve o devam eden lâtifeler, taallüme ve tefehhüme muhtaç değiller; belki tahattura, teveccühe ve teşvike ihtiyaç gösterirler. Ve o cilt hükmündeki lâfızları onlara kâfi geliyor ve mânâ vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lâfızlar ile, kelâmullah ve tekellüm-i İlâhî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır.</p><p> İşte, kendim tecrübe ettiğim şu hâlet gösteriyor ki, ezan gibi ve namazın tesbihâtı gibi ve her vakit tekrar edilen Fâtiha ve Sûre-i İhlâs gibi hakaikleri başka lisanla ifade etmek çok zararlıdır. Çünkü, menba-ı daimî olan elfâz-ı İlâhiye ve Nebeviye kaybolduktan sonra, o daimî letâifin daimî hisseleri de kaybolur. Hem her harfin lâakal on sevabı zayi olması; ve <em>huzur-u daimî bütün namazda herkes için devam etmediğinden, gaflet içinde, tercüme vasıtasıyla insanların tabirâtı ruha zulmet vermesi gibi zararlar olur.</em></p><p> Evet, nasıl İmam-ı Âzam demiş: “لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ tevhide alem ve isimdir.” Biz de deriz:</p><p> Kelimât-ı tesbihiye ve zikriyenin, hususan ezanda ve namazda olanların ekseriyet-i mutlakası, alem ve isim hükmüne geçmişler. Alem gibi, mânâ-yı lügavîsinden ziyade, mânâ-yı örfî-i şer’îsine bakılır. Öyle ise değişmeleri şer’an mümkün değildir. Her mü’mine bilmesi lâzım olan mücmel mânâları, yani muhtasar bir meâli ise, en âmi bir adam dahi çabuk öğrenir. Bütün ömrünü İslâmiyetle geçiren ve kafasını binler mâlâyâniyatla dolduran adamlar, bir iki haftada, hayat-ı ebediyesinin anahtarı olan şu kelimât-ı mübarekenin meâl-i icmâlîsini öğrenmemesine nasıl mazur olabilirler, nasıl Müslüman olurlar, nasıl “akıllı adam” denilirler? <em>Ve öyle heriflerin tembelliklerinin hatırı için o nur menbalarının mahfazalarını bozmak kâr-ı akıl değildir.</em></p><p> Hem سُبْحَانَ اللهِ diyen, hangi milletten olursa olsun, Cenâb-ı Hakkı takdis ettiğini anlar. İşte bu kadar kâfi gelmez mi? Eğer mânâsına kendi lisanıyla müteveccih olsa, akıl noktasında bir defa taallüm eder. Halbuki günde yüz defa tekrar eder. O yüz defa, aklın hisse-i taallümünden başka, lâfızdan ve lâfza sirayet eden ve imtizaç eden meâl-i icmâlî, çok nurlara ve feyizlere medardır. Bahusus, tekellüm-ü İlâhî haysiyetiyle aldığı kudsiyet ve o kudsiyetten gelen feyizler ve nurlar çok ehemmiyetlidir.</p><p> <strong>Elhasıl:</strong> Zaruriyât-ı diniye mahfazaları olan elfâz-ı kudsiye-i İlâhiyenin yerine hiçbir şey ikame edilemez ve yerlerini tutamaz ve vazifelerini göremez. Ve muvakkat ifade etseler de, daimî, ulvî, kudsî ifade edemezler.</p><p> Amma nazariyât-ı diniyenin mahfazaları olan elfazlar ise, değiştirilmeye lüzum kalmaz. Çünkü nasihatle ve sair tedris ve talim ve vaazla o ihtiyaç mündefi’ olur.</p><p> Elhasıl, lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabînin câmiiyeti ve elfâz-ı Kur’âniyenin i’câzı öyle bir tarzdadır ki, kabil-i tercüme değildir, belki “muhaldir” diyebilirim. Kimin şüphesi varsa, i’câza dair Yirmi Beşinci Söze müracaat etsin. Tercüme dedikleri şeyler ise, gayet muhtasar ve nâkıs bir mealdir. Böyle meal nerede; hayattar, çok cihetlerle teşa’ub etmiş âyâtın hakikî mânâları nerede? ( Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas)</p><p> <em><strong>Bediüzzaman Said Nursi</strong></em></p><p> <u><strong>SÖZLÜK:</strong></u></p><p><u><strong> </strong></u><strong>alem :</strong> özel isim</p><p> <strong>câmid :</strong> cansız</p><p> <strong>cihet </strong>: yön, taraf</p><p> <strong>ehl-i tahkik :</strong> gerçeği delilleriyle araştıran âlimler</p><p> <strong>elfaz :</strong> lâfızlar, sözler</p><p> <strong>elfâz-ı Kur’âniye : </strong>Kur’ân’daki ifadeler, sözler</p><p> <strong>elfâz-ı mübareke :</strong> mübarek lâfızlar, hayırlı ifadeler</p><p> <strong>esbab :</strong> sebepler</p><p> <strong>gaflet :</strong> umursamazlık, vurdumduymazlık</p><p> <strong>hâkezâ :</strong> bunun gibi</p><p> <strong>hâlet :</strong> durum, hâl</p><p> <strong>haşiye :</strong> dipnot</p><p> <strong>hayattar :</strong> canlı</p><p> <strong>içtihad :</strong> dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma</p><p> <strong>kâfi : </strong>yeterli</p><p> <strong>kuvve-i müfekkire :</strong> düşünme duygusu</p><p> <strong>lâfz :</strong> ifade, kelime</p><p> <strong>lâfz-ı müşebbi’ :</strong> doyurucu, tatmin edici söz</p><p> <strong>letâif :</strong> lâtifeler; insanın mânevî yapısındaki ince duygular</p><p> <strong>letâif-i mâneviye :</strong> mânevî duygular</p><p> <strong>libas :</strong> elbise</p><p> <strong>lisan :</strong> dil</p><p> <strong>mânâ :</strong> anlam</p><p> <strong>mânâ-yı örfî :</strong> bir şeyin halk arasında kullanılan mânâsı</p><p> <strong>mâni :</strong> engel</p><p> <strong>meâl-i icmâlî :</strong> özet açıklama</p><p> <strong>medar :</strong> dayanak noktası, kaynak</p><p> <strong>mefhum :</strong> anlam, kavram</p><p> <strong>misal :</strong> örnek</p><p> <strong>mürur-u zaman :</strong> zamanın geçmesi</p><p> <strong>müteaddit :</strong> çeşitli</p><p> <strong>müteveccih :</strong> yönelik, yönelmiş</p><p> <strong>nâfî :</strong> faydalı, yararlı</p><p> <strong>nam :</strong> isim</p><p> <strong>nefis :</strong> bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu</p><p> <strong>sair :</strong> diğer, başka</p><p> <strong>Sûre-i İhlâs :</strong> İhlâs Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 112. sûresi</p><p> <strong>sükût :</strong> sessiz kalma, susma</p><p> <strong>taife :</strong> grup, topluluk</p><p> <strong>tenvir etme :</strong> aydınlatma, nurlandırma</p><p> <strong>tesbih :</strong> Allah’ı yüce şanına lâyık ifadelerle anma</p><p> <strong>tesbihât-ı Nebeviye :</strong> Hz. Muhammed’in (a.s.m.) Cenâb-ı Hakkı yüceltmek için kullandığı ifadeler, tesbihler</p><p> <strong>tetkik etme :</strong> inceleme, araştırma</p><p> <strong>tetkikat :</strong> incelemeler</p><p> <strong>vücud :</strong> varlık, var oluş</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kordon, post: 253565"] Arapça dışındaki ezan çok zararlıdır 10 Haziran 2011 / 00:01 Günün Risale-i Nur Dersi... [I]Bismillahirrahmanirrahim[/I] [B]Mühim bir sual:[/B] Bazı ehl-i tahkik derler ki: “Elfâz-ı Kur’âniye ve zikriye ve sair tesbihlerin herbiri müteaddit cihetlerle insanın letâif-i mâneviyesini tenvir eder, mânevî gıda verir. Mânâları bilinmezse, yalnız lâfız ifade etmiyor, kâfi gelmiyor. Lâfız bir libastır; değiştirilse, her taife kendi lisanıyla o mânâlara elfaz giydirse, daha nâfi olmaz mı?” [B]Elcevap:[/B] Elfâz-ı Kur’âniye ve tesbihât-ı Nebeviyenin lâfızları câmid libas değil, cesedin hayattar cildi gibidir; belki mürur-u zamanla cilt olmuştur. [B][I]Libas değiştirilir; fakat cilt değişse vücuda zarardır. Belki namazda ve ezandaki gibi elfâz-ı mübarekeler, mânâ-yı örfîlerine alem ve nam olmuşlar. Alem ve isim ise değiştirilmez.[/I][/B] Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim bir hâleti çok defa tetkik ettim, gördüm ki, o hâlet hakikattir. O hâlet şudur ki: Sûre-i İhlâsı Arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum.1Gördüm ki, bendeki mânevî duyguların bir kısmı, birkaç defada gıdasını alır, vazgeçer, durur. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mânâ tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalb gibi bir kısım, mânevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder. Ve hâkezâ, git gide, o tekrarda yalnız bir kısım letâif kalır ki, pek geç usanıyor; devam eder, daha mânâya ve tetkikata hiç ihtiyaç bırakmıyor. Gaflet kuvve-i müfekkireye zarar verdiği gibi ona zarar vermiyor. Lâfız ve lâfz-ı müşebbi’ olduğu bir meâl-i icmâlî ile ve isim ve alem bulundukları mânâ-yı örfî onlara kâfi geliyor. [B][I]Eğer mânâyı o vakit düşünse, zararlı bir usanç verir.[/I][/B] Ve o devam eden lâtifeler, taallüme ve tefehhüme muhtaç değiller; belki tahattura, teveccühe ve teşvike ihtiyaç gösterirler. Ve o cilt hükmündeki lâfızları onlara kâfi geliyor ve mânâ vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lâfızlar ile, kelâmullah ve tekellüm-i İlâhî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır. İşte, kendim tecrübe ettiğim şu hâlet gösteriyor ki, ezan gibi ve namazın tesbihâtı gibi ve her vakit tekrar edilen Fâtiha ve Sûre-i İhlâs gibi hakaikleri başka lisanla ifade etmek çok zararlıdır. Çünkü, menba-ı daimî olan elfâz-ı İlâhiye ve Nebeviye kaybolduktan sonra, o daimî letâifin daimî hisseleri de kaybolur. Hem her harfin lâakal on sevabı zayi olması; ve [I]huzur-u daimî bütün namazda herkes için devam etmediğinden, gaflet içinde, tercüme vasıtasıyla insanların tabirâtı ruha zulmet vermesi gibi zararlar olur.[/I] Evet, nasıl İmam-ı Âzam demiş: “لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ tevhide alem ve isimdir.” Biz de deriz: Kelimât-ı tesbihiye ve zikriyenin, hususan ezanda ve namazda olanların ekseriyet-i mutlakası, alem ve isim hükmüne geçmişler. Alem gibi, mânâ-yı lügavîsinden ziyade, mânâ-yı örfî-i şer’îsine bakılır. Öyle ise değişmeleri şer’an mümkün değildir. Her mü’mine bilmesi lâzım olan mücmel mânâları, yani muhtasar bir meâli ise, en âmi bir adam dahi çabuk öğrenir. Bütün ömrünü İslâmiyetle geçiren ve kafasını binler mâlâyâniyatla dolduran adamlar, bir iki haftada, hayat-ı ebediyesinin anahtarı olan şu kelimât-ı mübarekenin meâl-i icmâlîsini öğrenmemesine nasıl mazur olabilirler, nasıl Müslüman olurlar, nasıl “akıllı adam” denilirler? [I]Ve öyle heriflerin tembelliklerinin hatırı için o nur menbalarının mahfazalarını bozmak kâr-ı akıl değildir.[/I] Hem سُبْحَانَ اللهِ diyen, hangi milletten olursa olsun, Cenâb-ı Hakkı takdis ettiğini anlar. İşte bu kadar kâfi gelmez mi? Eğer mânâsına kendi lisanıyla müteveccih olsa, akıl noktasında bir defa taallüm eder. Halbuki günde yüz defa tekrar eder. O yüz defa, aklın hisse-i taallümünden başka, lâfızdan ve lâfza sirayet eden ve imtizaç eden meâl-i icmâlî, çok nurlara ve feyizlere medardır. Bahusus, tekellüm-ü İlâhî haysiyetiyle aldığı kudsiyet ve o kudsiyetten gelen feyizler ve nurlar çok ehemmiyetlidir. [B]Elhasıl:[/B] Zaruriyât-ı diniye mahfazaları olan elfâz-ı kudsiye-i İlâhiyenin yerine hiçbir şey ikame edilemez ve yerlerini tutamaz ve vazifelerini göremez. Ve muvakkat ifade etseler de, daimî, ulvî, kudsî ifade edemezler. Amma nazariyât-ı diniyenin mahfazaları olan elfazlar ise, değiştirilmeye lüzum kalmaz. Çünkü nasihatle ve sair tedris ve talim ve vaazla o ihtiyaç mündefi’ olur. Elhasıl, lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabînin câmiiyeti ve elfâz-ı Kur’âniyenin i’câzı öyle bir tarzdadır ki, kabil-i tercüme değildir, belki “muhaldir” diyebilirim. Kimin şüphesi varsa, i’câza dair Yirmi Beşinci Söze müracaat etsin. Tercüme dedikleri şeyler ise, gayet muhtasar ve nâkıs bir mealdir. Böyle meal nerede; hayattar, çok cihetlerle teşa’ub etmiş âyâtın hakikî mânâları nerede? ( Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas) [I][B]Bediüzzaman Said Nursi[/B][/I] [U][B]SÖZLÜK: [/B][/U][B]alem :[/B] özel isim [B]câmid :[/B] cansız [B]cihet [/B]: yön, taraf [B]ehl-i tahkik :[/B] gerçeği delilleriyle araştıran âlimler [B]elfaz :[/B] lâfızlar, sözler [B]elfâz-ı Kur’âniye : [/B]Kur’ân’daki ifadeler, sözler [B]elfâz-ı mübareke :[/B] mübarek lâfızlar, hayırlı ifadeler [B]esbab :[/B] sebepler [B]gaflet :[/B] umursamazlık, vurdumduymazlık [B]hâkezâ :[/B] bunun gibi [B]hâlet :[/B] durum, hâl [B]haşiye :[/B] dipnot [B]hayattar :[/B] canlı [B]içtihad :[/B] dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma [B]kâfi : [/B]yeterli [B]kuvve-i müfekkire :[/B] düşünme duygusu [B]lâfz :[/B] ifade, kelime [B]lâfz-ı müşebbi’ :[/B] doyurucu, tatmin edici söz [B]letâif :[/B] lâtifeler; insanın mânevî yapısındaki ince duygular [B]letâif-i mâneviye :[/B] mânevî duygular [B]libas :[/B] elbise [B]lisan :[/B] dil [B]mânâ :[/B] anlam [B]mânâ-yı örfî :[/B] bir şeyin halk arasında kullanılan mânâsı [B]mâni :[/B] engel [B]meâl-i icmâlî :[/B] özet açıklama [B]medar :[/B] dayanak noktası, kaynak [B]mefhum :[/B] anlam, kavram [B]misal :[/B] örnek [B]mürur-u zaman :[/B] zamanın geçmesi [B]müteaddit :[/B] çeşitli [B]müteveccih :[/B] yönelik, yönelmiş [B]nâfî :[/B] faydalı, yararlı [B]nam :[/B] isim [B]nefis :[/B] bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu [B]sair :[/B] diğer, başka [B]Sûre-i İhlâs :[/B] İhlâs Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 112. sûresi [B]sükût :[/B] sessiz kalma, susma [B]taife :[/B] grup, topluluk [B]tenvir etme :[/B] aydınlatma, nurlandırma [B]tesbih :[/B] Allah’ı yüce şanına lâyık ifadelerle anma [B]tesbihât-ı Nebeviye :[/B] Hz. Muhammed’in (a.s.m.) Cenâb-ı Hakkı yüceltmek için kullandığı ifadeler, tesbihler [B]tetkik etme :[/B] inceleme, araştırma [B]tetkikat :[/B] incelemeler [B]vücud :[/B] varlık, var oluş [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Tefeül
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst