Mesnevî -i Nuriyede'ki Hubab Risalesi'nin zeyli, gayretli mü'minleri dikkate davet ediyor. Öyleyse birlikte okuyup anladıklarımızı paylaşalım istiyorum.
İnanç ve temel değerlerimize zıt, virüs gibi düşünce sahipleriyle ve körü körüne Avrupa’yı taklit eden kimselerle, her ortamda görüşüyoruz. Onları televizyonlarda, internet ortamlarında, işyerlerimizde, hatta arkadaş ve aile çevremizde görüp tartışıyoruz. Ebedi hayatımızı çok ilgilendiren bu zeminlerde dikkati elden bırakmamalıyız...
Elbette medenice yaklaşmalıyız. Kaba kuvvet ve her türlü baskıcı tavır bizim tarzımız olamaz... Ancak yüzmeyi bilmeyen, nasıl boğulmak üzere olan kimseyi kurtaramazsa, mayın tarlasında gerekli araçları olmadan bir asker yol alamazsa, biz de her türlü bilgi donanımı ile akıl ve gönlümüzü güçlendirmez isek, tehlike yakınımızda demektir.
Cephede savaşan askerler arasıra geriye gelip moral ve psikolojik destek alma ihtiyacı duyuyorlar. Bizler de zaman zaman manevi ihtiyaçlarımızı haklı olduğumuz değerlerimizle yenilemeliyiz...
Günah ve hastalıklarımızı, tazarru ve istiğfarlarla temizlemeliyiz. Zira "her günah içinde küfre gidecek bir yol vardır." Bunu unutmamalıyız.
Şimdi bu göz ile metnimizi bir defa da birlikte okumalıyız:
İ'lem eyyühe'l-aziz!
Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallitleriyle münazarayla iştigal edenler büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Çünkü nefisleri tezkiyesiz(temizlenmemiş) ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen(zamanla) hasımlarına mağlûp olur ki, bîtarafâne muhakeme denilen munsıfâne(insaflı) münazarada nefs-i emmâreye emniyet edilemez. Çünkü insaflı bir münâzır(münazara eden), hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dâvâ vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden, zarar verir. Lâkin, niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru(yalvarma) ve istiğfardır(tevbe). Bu suretle o lekeyi izale edebilir.” (Mesnevi-i Nuriye)
Bu metinden alacağımız dersler
·Önce kendimiz sosyal hayat denilen denizde yüzmeyi öğrenmeliyiz
·Sadece davamızın vekili olmalıyız.
·Mülhidlerin, Avrupa mukallidlerinin ve inançlarımıza yabancı kimselerin zararlı düşünceleriyle zihnimizde uzun süre vakit geçirmemeliyiz.
·Cephede savaşan asker gibi, arasıra aldığımız manevi yaralarımızı tamire vakit ayırmalıyız.
·Dinimizin, milletimizin yüce değerlerini mutlaka en uygun metotlarla, güçlü bir nefis terbiyesinden sonra bütün insanlığa aktarmalıyız.
·Günah ve çeşitli hastalık virüslerini, tazarru ve istiğfarla temizlenmeliyiz. “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.”(2. Lem’a)
Allah(CC), bütün mü'minleri, dinimize ve Müslümanlara karşı plânlanan kötülüklerden korusun...
23.04 2008
Hilmi Arkın
İnanç ve temel değerlerimize zıt, virüs gibi düşünce sahipleriyle ve körü körüne Avrupa’yı taklit eden kimselerle, her ortamda görüşüyoruz. Onları televizyonlarda, internet ortamlarında, işyerlerimizde, hatta arkadaş ve aile çevremizde görüp tartışıyoruz. Ebedi hayatımızı çok ilgilendiren bu zeminlerde dikkati elden bırakmamalıyız...
Elbette medenice yaklaşmalıyız. Kaba kuvvet ve her türlü baskıcı tavır bizim tarzımız olamaz... Ancak yüzmeyi bilmeyen, nasıl boğulmak üzere olan kimseyi kurtaramazsa, mayın tarlasında gerekli araçları olmadan bir asker yol alamazsa, biz de her türlü bilgi donanımı ile akıl ve gönlümüzü güçlendirmez isek, tehlike yakınımızda demektir.
Cephede savaşan askerler arasıra geriye gelip moral ve psikolojik destek alma ihtiyacı duyuyorlar. Bizler de zaman zaman manevi ihtiyaçlarımızı haklı olduğumuz değerlerimizle yenilemeliyiz...
Günah ve hastalıklarımızı, tazarru ve istiğfarlarla temizlemeliyiz. Zira "her günah içinde küfre gidecek bir yol vardır." Bunu unutmamalıyız.
Şimdi bu göz ile metnimizi bir defa da birlikte okumalıyız:
İ'lem eyyühe'l-aziz!
Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallitleriyle münazarayla iştigal edenler büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Çünkü nefisleri tezkiyesiz(temizlenmemiş) ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen(zamanla) hasımlarına mağlûp olur ki, bîtarafâne muhakeme denilen munsıfâne(insaflı) münazarada nefs-i emmâreye emniyet edilemez. Çünkü insaflı bir münâzır(münazara eden), hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dâvâ vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden, zarar verir. Lâkin, niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru(yalvarma) ve istiğfardır(tevbe). Bu suretle o lekeyi izale edebilir.” (Mesnevi-i Nuriye)
Bu metinden alacağımız dersler
·Önce kendimiz sosyal hayat denilen denizde yüzmeyi öğrenmeliyiz
·Sadece davamızın vekili olmalıyız.
·Mülhidlerin, Avrupa mukallidlerinin ve inançlarımıza yabancı kimselerin zararlı düşünceleriyle zihnimizde uzun süre vakit geçirmemeliyiz.
·Cephede savaşan asker gibi, arasıra aldığımız manevi yaralarımızı tamire vakit ayırmalıyız.
·Dinimizin, milletimizin yüce değerlerini mutlaka en uygun metotlarla, güçlü bir nefis terbiyesinden sonra bütün insanlığa aktarmalıyız.
·Günah ve çeşitli hastalık virüslerini, tazarru ve istiğfarla temizlenmeliyiz. “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.”(2. Lem’a)
Allah(CC), bütün mü'minleri, dinimize ve Müslümanlara karşı plânlanan kötülüklerden korusun...
23.04 2008
Hilmi Arkın