Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Televizyonun çocuklara verdiği zararlar...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 199316" data-attributes="member: 1005848"><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Yard.Doç.Dr.Huriye Kuruoğlu</span></span></strong></p> <p style="text-align: center"><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">E.Ü İletişim Fakültesi</span></span></strong></p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">''İdeoloji görüntülerin içinden geçer'' </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'"> Douglas Kellner</span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Giriş</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Günümüzde gerekli gereksiz her yerde ve her biçimde tartışılan televizyonu iki körün tuttuğu fil örneğine benzetmek mümkündür. Her kesimden insanın kendi düzeyi ve beklentileri çerçevesinde konuya yaklaşımları farklı olabilmektedir. Ben daha çok çeşitli programlar aracılığıyla televizyonda yer alan ve çocukları çeşitli biçimlerde etkilediğine inandığım birtakım açık ve örtük mesajlar üzerinde durmak istiyorum. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Televizyonun olumsuz etkileri konusunda daha çok şiddet ögesi üzerinde durulmaktadır. Elbette bu, çok önemli bir ilişkilendirmedir ve üzerinde hassasiyetle durulması ve sorgulanması gereken bir konudur. Ancak algılama biçimi, algıladıklarını benimseme hızı ve hayata geçirme istekleri ve yanısıra geleceğin yetişkinleri olmaları açısından bakıldığında televizyonun çocuk üzerindeki etkilerini salt şiddetle sınırlamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir başka deyişle bu ilişkilendirme doğrudur, ancak eksiktir. Ben burada çok ayrıntılı bir biçimde olamasa da çeşitli alt başlıklar çerçevesinde bu ilişkilendirme tiplerine ve televizyonun çocukları etkilediğine inandığımız diğer bazı konulara değinmek istiyorum. Şunu da belirtmeliyim ki bu ilişkilendirme tiplerine ve etkilenmelere değinirken sıralamam belli bir önem derecesine göre olmadı. Çünkü, bunun önem sırası, ya da başka bir ifadeyle etkilenme oranı sıralaması çocuğun yaşadığı ortama göre değişkenlik gösterebilmektedir. Ancak kendi kişisel görüşüm olarak belirtmeliyim ki, tüm etkilenmelerin ötesinde, salt kısa vadede değil, uzun vadede olaya bakıldığında en tehlikeli görüneni, televizyonun her bir çocuğu tehlikeli bir biçimde birer tüketim toplumu bireyi haline getirmesidir. Biraz sonra aşağıda da görüleceği gibi bu faktör aynı zamanda gerek kişisel, gerekse ilişkiler bazında, pek çok etkileme veya etkilenmenin de temelini oluşturmaktadır. Çünkü tüketim toplumu bireyi, salt tüketmekle kalmaz, değer yargıları, ilişki biçimleri özetle kişiliğe dönük pek çok şey değişiklik gösterir. Bu bakımdan da, yani etki yelpazesi düşünüldüğünde de çoğu kez şiddetten daha tehlikeli olabileceği anlaşılmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Günümüzde pek çok ülkede televizyonun olumlu veya olumsuz etkileri tartışılmaktadır. Ülkelerin toplumsal yapıları ve buna bağlı olarak televizyon yayınlarının biçim ve içeriğine göre bu etkilenmeler farklılıklar gösterebilmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Bilindiği gibi ülkemiz matbaaya Avrupa'dan yaklaşık 500 yıl sonra kavuşmuştur. Bu da toplumun yazılı kültürü yaşamadan görsel kültüre geçmesi anlamını taşımaktadır. Gazete ve kitap okuma oranı düşüklüğünün temelinde de bu zihniyet sorunu yer almaktadır. Yine aynı nedenle okuma ve düşünme geleneğinin yerleşmediği bizim gibi toplumlarda televizyondan etkilenme çok daha yoğundur. Ayrıca Veysel Batmaz'ın da belirttiği gibi, "Televizyonu sadece siyasal güç ya da eğlence aracı değil, tüm kültürü yaratan devasa bir sosyolizasyon aracı olarak görmenin zamanı gelmiştir" (Batmaz, 1998;3).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Yaratılan bu devasa kültürün iki temel dayanağı vardır. Eğlenmek ve tüketmek. Kitle iletişim araçlarının tarihine ve işlevlerine baktığımızda aslında dört büyük temel işlevlerinin bulunduğu (ya da bulunması gerektiği) görülmektedir. Bilgilendirmek, haber vermek, mal ve hizmet tanıtımı yapmak ve eğlendirmek. Ancak biraz önce de belirttiğimiz gibi artık eğlenme ve tüketme (belki daha ironik bir ifadeyle eğlendirerek tüketmeye azmettirmek) temel iki işlevi kalmıştır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Ayrıca gerek ülkemizde, gerekse dünyada yapılan tüm araştırmalar göstermiştir ki, istisnai durumların dışında çocukların televizyon izleme sıklığı ve alışkanlığı, televizyonun bu özellikleri de göz önüne alındığında, kişiliğinin oluşması ve başarısı için tehlikeli boyutlardadır. Öte yandan ailenin tek ya da temel toplumsal kurum olduğu toplumlarda, çocuğun davranışlarının açıklanması ve anlaşılmasında referans kaynağını aile oluşturabilirken günümüz toplumlarında aile, söz konusu sorumluluğunu ya da referans olma özelliğini diğer toplumsal kurumlarla paylaşma durumundadır. Çünkü günümüzde bir aile ortamına gözlerini açan çocuk, ebeveyniyle iletişime girmekle kalmayıp, ilk günden itibaren televizyonla da iletişime girmektedir. Televizyon, tek yanlı iletişimiyle izleyiciyi savunmasız yakalamaktadır. Bilinçli bir yetişkin ile henüz bilinci oluşmamış bir çocuğun bundan etkilenme durumlarının aynı olması elbette mümkün değildir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Fransa'da çocukların % 30'u her gün 3 saat 28 dakika ekran karşısında kalıyorlar. Uluslararası Çocuk Merkezi tarafından gerçekleştirilen incelemeye göre, iki yaşındaki çocuklar televizyon açmayı biliyorlar, üç yaşında da hergün televizyona bakıyorlar (Revue,1998;38). Fransa'da yapılan başka bir araştırmaya göre: 4-10 yaşındaki çocuklar 1 saat 45 dakika; 11-14 yaşındakiler 2 saat 1 dakika; büyükler 2 saat 50 dakika televizyona bakmaktadırlar (Revue,1995). Ege Üniversitesi'nde 1997 yılında yapılan bir çalışmada, Ege Üniversitesi Ana Okuluna giden çocukların ebeveynlerinini ifadesine göre: Çocukların % 56'sı günde 2, % 44'ü de üç saat televizyon seyretmektedirler (Saatçiler,1997). Üst toplumsal kesimden çocukların gittiği Alsancak Gazi ilkokulu'nda erkek çocukların % 40'ı 3 saatten daha fazla kız çocukların ise % 40'ı 2-3 saat arasında televizyona baktıklarını söylediler.Büyük Çiğli İlköğretim Okulu'nda erkek çocukların % 53'ü, kız çocukların % 66'sı ortalama 1 saat televizyona baktıkların belirttiler. Bu verilere göre üst toplumsal kesim çocuklarının günde ortalama 2,5 saat, alt toplumsal kesim çocuklarının ise 1,5 saat televizyona baktıkları söylenebilir. Erkek çocuklarının daha fazla televizyona baktıklarına dikkat edilirse, ataerkil değerlerin egemen olduğu ailelerde erkek çocuklarına daha fazla televizyona bakma olanağının verildiği söylenebilir.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Konunun temelini oluşturan bu bilgilerin aktarılmasından sonra ilişkilendirme tiplerinin ve çocukların etkilendikleri konuları özetle vermek gerekirse, bunları on başlık altında toplamanın mümkün olduğu görülmektedir.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">2.Cinsel kimliğin oluşması ve karşı cinsle olan ilişkiler üzerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">3.Anne ile ilişkisi üzerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">4.Baba ile ilişkisi üzerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">5.Şiddet eğilimlerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">6.Okumaya, düşünmeye ve başarıya etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">7.Kültürel yabancılaşmaya etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">8.Dildeki yozlaşmaya etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">9.Kendi kimliklerinin bağımsız ve özgün bir biçimde oluşmasına etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">10.Çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin yokoluşuna etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Biraz önce televizyonun kalan iki temel işlevinin eğlendirmek ve tükettirmek olduğuna değinmiştik. Tükettirme azminde olan mal ve hizmetlerin tanıtımı, artık salt reklamlarda değil, pek çok programın içinde de yer almaktadır. Bu, belki ayrı bir çalışma konusu olacak denli önemlidir. Ancak ben burada daha ziyade direkt mal ve hizmetlerin tanıtım programları olan ve dolaysız bir biçimde izleyicileri tüketime yönelten reklamlara değineceğim. Reklamlar, sadece yetişkin bireyleri değil, toplumda önemli bir çoğunluk olan çocukları da hedef alarak daha fazla tüketmeleri için hergün yüzlerce mesaj göndermektedir. Ayrıca hepimizin de bildiğimiz ve tanık olduğumuz gibi, reklamlar, kısa süreli ve hareketli oldukları için çocukları pek çok programdan daha çok cezbetmekte ve dakikalarca gözlerini ayırmadan reklamların sonuna dek izlemektedirler. Bu da henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu ve marka istekleri ile doldurulmasına neden olmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Çocuklar neredeyse, doğumlarından itibaren TV izlemeye başlamış, TV'den fikirler kapmak herhangi bir beceri gerektirmediğinden çok erken yaşlarda reklam izleyicisi topluluğunun önemli bir parçası olmuşlardır. Televizyonların da tüketimin sınırlarını genişletmede oynadığı rolün ışığında çocuklar, özellikle reklam endüstrisi için önemli bir hedef haline gelmiştir. Birincisi, çocuğun elinde eskisinden daha fazla para vardır, ikincisi ve daha önemlisi çocuklar, ailelerin marka seçimlerinde başlıca etki faktörleri olarak görülmektedir. Üçüncüsü ise onları küçükken yakalamanın ve marka sadakati aşılamanın kolay ve kalıcı olabilmesidir (Unnikrishnan,1996;146-156).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Reklamlarda yer alan sloganların, mesajların altında mutlu hayatlar vaadedilmekte ve bu hayata ulaşmanın tek yolunun o ürüne sahip olmaktan geçtiği ifade edilmektedir. Çoğu kez yetişkin bireyleri bile etkileyen bu mesajlar, henüz toplumsallaşma ve yetişkin birey olma yolundaki çocuğu daha fazla etkilemektedir. Dolayısıyla çocuk, çalışmak, başarılı olmak, erdemli olmak gibi insani boyuttaki pek çok değer yargısının yerine salt tüketerek mutlu olunacağı yolundaki düşünceye inandırılmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Çocuğun nesnelerle olan ilişkisi öyle bir biçimde örgütlenmektedir ki, bu ilişki cocuğun hem kendi kimliği ve değer yargıları üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta, hem de buna paralel olarak çevresindeki insanlarla olan ilişkilerini de bu nesne-insan ilişkileri örüntüsü çerçevesinde görmekte ve değerlendirmektedir. Çünkü o nesnenin satılması uğruna reklamlarda pek çok değer kullanılmaktadır. Kullanılan bu değerler çerçevesinde iletilen mesajlar kanalıyla da pek çok kimlik, ilişki ve değer yargıları ters yüz olmaktadır.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Reklamın temel amaçlarından biri tüketim için mal satmak olduğundan bu kültürün merkezindeki inançları sürdürür ve gelişmesine yardımcı olur. Dolayısıyla reklamlar da basmakalıp örnekleri kullanıyorlarsa, aynı zamanda bu basma kalıp örneklerdeki değer iletilerini de yansıtma eğilimindedirler (Burton,1995;150).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Bu değer iletileri zaman zaman yerleşik toplumsal değer yargılarının pekiştirilmesi yolunda bir rol üstlenirken, zaman zaman da çağdaş ve mutlu olma yolundaki vaatlerin ancak o nesnelerin kullanılmasıyla mümkün kılınabileceği yolunda olabilmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">2.Cinsiyet rol tanımları ve karşı cinsle olan ilişkiler üzerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Tüm programlarda çizilen kadın ve erkek portresi alışılmış kalıpların uzantısında olmaktadır. Yetişkinlere yönelik tüm programlarda olduğu gibi, çocuk programlarında, reklamlarda ve hatta çizgi filmlerde bile bunu görmek mümkündür. Hem kendi cinsel kimliğinin, hem de karşı cinsin nasıl olması gerektiği konusundaki mesajlarla doldurulan beyinler, ilerde yetişkin birey haline geldiklerinde bu beklentiler içinde olmaktadırlar.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Pek çok çizgi filmde dikkati çeken bir özellik de cinsiyet rol tanımlamaları olmaktadır. Bu tanımlamalarda çocuklar, bir kadın ya da erkek olarak nasıl olmaları gerektiğine ilişkin oluşturulmuş ideal tipleri görmektedir. Bu tiplerin özelliklerine baktığımızda kadınların zayıf, pasif, her zaman erkekten yardım talep eden, kurtarılmayı bekleyen taraf, erkeklerin ise evin geçimini sağlayan, yarışmacı, aktif, kurtarıcı, güçlü, hizmet talep eden taraf olduğu görülmektedir (Timisi ve Durlu,1995;500-503).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Aynı şekilde, programlarda yer alan mesajlarda erkek çocukların daha fazla şiddete başvuran taraf olduğu, kız çocuklarının ise, hanım hanımcık, sessiz, sakin, toplum tarafından kendi cinsine yazılan kaderine razı görüntü ve mesajlar yer almaktadır. Bu da çift yönlü bir etki yaratarak kız çocuklarının zayıf ve pasif olmaları ne kadar doğalsa, erkek çocuklarının da o kadar kavgacı ve saldırgan olmaları adeta doğal gösterilmektedir. Adeta cinsiyete dair şiddet eğilimleri onaylanmakta ve körüklenmektedir. </span></span></strong></p><p> </p><p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">3.Anne ile ilişkisi üzerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Çocuk, bir önceki bölümde sözü edilen kadın ve erkek rol tanımlamaları çerçevesinde bir anne görmek istemektedir. Tüm programların içeriğinde aktarılan anne tipinde olduğu gibi iyi ve ideal anne, evin tüm işlerini yapan, babaya ve çocuklara sürekli hizmet eden, onların her dediğini yerine getiren bir annedir. Bunun tersi halinde pek çok evde büyük sorunlar çıkabilmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Reklamlarda, çocuğunun sağlığını ve mutluluğunu düşünen tüm annelerin hangi ürünleri kullanması gerektiği bilinçaltına öylesine şırıngalanmaktadır ki bu ürünleri kullanmayan anneler, çocuklarını düşünmeyen kötü annelerdir adeta. Çarpıcı olması açısından temizlik maddeleri ve margarin reklamlarını anımsayalım. O temizlik maddesini kullanmayan anne, çocuğunun hijyen ve sağlık koşullarını önemsemeyen, ya da o margarini kullanmayan anne ise çocuklarının beslenmesine özen gestermeyen anneler olarak algılanmasına neden olacak nitelikte sunulmaktadır.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Tüm bunlar da çocuğun anneyle olan iletişimini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir. Yani, iyi anne, onlara hizmet eder ve orada sunulan ürünleri kullanır veya çocuğuna alır...Burada bir anlamda aba altından sopa gösterilerek, yani "gizli bir onay ve cezalandırma sistemiyle" (Burton,1995) aslında anne de cezalandırılmaktadır. Bunları yerine getiremeyen pek çok annenin suçluluk duyması sağlanmaya çalışılmaktadır.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">4.Baba ile ilişkisi üzerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Yine özellikle reklamlar aracılığıyla mutluluğun tek yolunun çok nesneye sahip olmak, ya da çok tüketmek olduğu aktarılır bizlere. "İnsanlar ne kadar çok şeyi olursa o kadar çok mutlu olacağını sanır." (Fromm,1991;18). Bu anlamda da evin geçimini sağlamakla yükümlü olduğu enjekte edilen baba, daha çok nesne alamazsa, ya da çocuklarının daha fazla tüketmelerini sağlayamazsa, onların mutluluğunu sağlayamayan bir baba konumuna düşürülmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Yine bir üst bölümde tanımlanan cinsiyet rolleri anne gibi babayı da iki anlamda etkilemektedir. Birincisi baba dışarda çalışır, para kazanır, evin tüm ihtiyaçların sağlar ve hatta onun da ötesinde karısının ve çocuklarının en iyi biçimde rahat ve konforlu yaşamaların sağlamakla yükümlüdür. Bunu sağlayamayan baba, yeteneksiz ve beceriksizdir. Reklamlarda almak o kadar kolaydır ki, bunu yapamayan baba işe yaramaz bir adamdır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Öte yandan, dışarda para kazanan ve ailesinin daha rahat ve konforlu yaşamasını sağladığına göre de evde ayaklarını uzatıp tüm işleri karısından beklemek de hakkıdır...Bu anlamda da yılların getirdiği geleneksel anne-baba rolü bir kez daha pekiştirilmiş olur. Bu tiplemelerin istisnaları olsa da bu ender örnekler genel tabloyu değiştirmez. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Öte yandan pek çok program aracılığıyla iletilen mesajlarda baba, ailenin güven ve namusundan sorumlu olarak gösterilir ve bundan dolayı da babanın çevresine uyguladığı şiddet gizli bir biçimde onaylanır. Bunun ise iki temel olumsuz etkisi vardır. Birincisi, çocuk babasını öyle görmek istemektedir, özellikle de erkek çocuklar... ikincisi de büyüdüğünde o tip bir baba olması öğütlenmektedir adeta... </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">5.Şiddet eğilimlerine etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Yukarda da belirttiğim gibi medya-çocuk ilişkisinde üzerinde en fazla durulan, araştırma yapılan konu şiddettir. Araştırmalar, televizyonun tek başına şiddete yöneltmediğini, ancak özendirdiğini ve arttırdığını göstermiştir. Şiddet ögesinin yer aldığı görüntüler, salt çocuk ya da yetişkin değil , tüm yaş gruplarına yönelik programlarda yer almaktadır. Şiddet, haberlerden, filmlere, dizilerden çizgi filmlere dek her yerde her an hayatın bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu da şiddetin sıradanlaştırılması gibi çok tehlikeli bir olguyu beraberinde getirmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Burada önemli iki noktanın altını çizmek gerekiyor. Yetişkinlere dönük programlardaki şiddet görüntüleri ve çocuk programları, özellikle çizgi filmlerdeki şiddet görüntüleri. Bunu ayırmamın iki nedeni var. Birincisi, çocukların yetişkinlerin televizyon izlediği saatlerde televizyon izleyip izlememeleri gibi bir sorun var. Bilindiği gibi, ailelerin pek çoğunda çocuklar, belli bir saate kadar anne-babayla birlikte teevizyon izlemektedir. En azından haberlerde aile birliktedir. Ancak televizyon konusunda duyarlı ve dikkatli davranarak çocuklarına belli saatlerde kısıtlamalar getiren aileler de ne yazık ki çocuklarını çizgi filmlerden koruyamamaktadır. Yani bir yerden kaçarken diğer tarafa yakalanmaktadırlar. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Bazı çizgi filmlerde karakterler onca şiddetten sonra ayağa kalkabilmektedir. Yani orada uygulanan şiddetin zarar vermediği gibi bir algılama da söz konusu olabilmektedir. Ayrıca filmlerde sevilen karakterler karşılarındaki kişilere şiddet uyguladıklarında çocuklar tarafından coşku ve heyecanla izlenmekte ve kahramanın yenmesi yönünde tezahürat yapılmaktadır.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">İstanbul'da 1995 ve 1999 yıllarında 5-7 ve 10-12 olmak üzere iki farklı yaş grubunu kapsayan toplam 509 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada, çocuklara sorulan çeşitli sorularla çocukların haberleri nasıl algıladıkları ve tanımladıkları saptanmış. 5-7 yaş grubundaki çocuklar, bilindiği gibi kavramları ana dilinden basit sözcükler ve sembollerle tanımlayabilirler. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Haberlerde yer alan silah, bomba, kanlı bıçak, ambulans, çarpışan arabalar, birbirini vuran insanlar, yanan ormanlar, yanan ve yıkılan evlerin hepsi de olumsuzluk içermekte ve nitekim çocuklar tarafından da öyle algılanmaktadır. "Sana göre haber nedir?" sorusuna gelen yanıtların içinde en çarpıcı olanlarına baktığımızda adeta büyüklere ders verir nitelikte olduğunu görüyoruz. 6 yaşındaki bir kız çocuğu haberlerde sadece acınacak şeylerin olduğunu söylerken, 6 yaşındaki bir erkek çocuk ise haberleri korku filmi seyrettiğini ifade etmektedir. Tek veya iki kelimeyle tanımlamaları istendiğinde ise ağırlıklı olarak"savaş-ölüm", "kaza-ölüm" kavramları çıkmıştır (Rigel,1999). Ölümü sıradan bir olay gibi görmeye alıştırılmış bir nesil geliyor....</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">A.B.D'de yapılan bir araştırmada ise televizyonun şiddet eğilimlerini ortaya çıkarttığı ve kışkırttığı neredeyse kanıtlanmış ve onaylanmıştır. Televizyon, beyazların oturduğu mahalleye zencilerin mahallesinden 10 yıl önce gelmiş. Her iki mahallede de televizyon gelmeden önce ve geldikten sonraki suç oranlarında inanılmaz bir artış olduğu görülmüş. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Şiddet konusunda son olarak şunu ifade etmek gerekiyor. Tek başına televizyondaki şiddet görüntülerinin çocukları şiddete yönelttiğini söylemek elbette yanlış. Ancak, araştırmalara göre, çocuğun şiddete başvurması, çocuğun bulunduğu aile ortamı, çevre ve eğitime paralel olarak değişim göstermektedir. Örneğin sevgi ve huzur dolu bir ailede bulunan ve iyi bir eğitim alan bir çocukla, aile içinde şiddete maruz kalan, ya da ailede ve çevresinde şiddete tanık olan ve iyi bir eğitim olanağına sahip olamayan çocuklar, ve hele sokaklarda her türlü şiddetin içinde yaşayan çocuklar yanyana konduğunda ne demek istendiği daha iyi anlaşılacaktır. Belki de deyim yerindeyse televizyondaki şiddet görüntüleri çocuğun şiddete başvurma nedenleri arasında ikincil ama önemli bir yer tutmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">6.Okumaya, düşünmeye ve başarıya etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">İlk paragraflarda sözünü ettiğmiz yazılı kültür-televizyon ilişkisini anımsayalım. Bilindiği gibi yazılı kültür, düşünmeyi, yorumlamayı ve sorgulamayı sağlar insanlara... Oysa televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte bir "gösteri" çağı başlamış, bu eğlence ve gösteri çağının başlamasıyla birlikte insanlar sadece gösterilenleri almakla yetinir olmuşlardır. Artık bırakın yorumlamayı, düşünmek bile en son düşünülen şey olmaya başlamıştır. Kırk yılda bir düşünmeye iten bir program olsa bile insanlar "bütün gün yoruluyoruz zaten" diyerek eğlenceyi ve gösteriyi tercih etmektedirler. Oysa bilindiği gibi "Antik Yunanda, boş zamanda yapılan tek şey düşünmekti. Öyle ki 'boş zaman' ya da 'serbest zaman' ı karşılayan <em>leisure</em>, okul için kullanılırdı" (Postman,1995;18).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Yetişkinlerin bile televizyon tutsağı oldukları ve çoğu kez etkilendikleri bir ortamda çocukların bundan soyutlanamayacağı ortadadır. Kaldı ki yarının yetişkin bireyleri olacak olan çocukların algılama ve bilinç düzeyi düşünüldüğünde durumun daha da vahim olduğu görülmektedir. Televizyon tek yönlü bir toplumsallaştırma aracıdır, çünkü çocuk televizyona soru soramamakta, açıklama isteyememekte ve itiraz edememektedir. Çocuk televizyona maruz kalmaktadır, çünkü etkileşim tek yönlü bir biçimde gerçekleşmekte, yani sadece televizyondan çocuğa doğru olmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Çocuklar televizyon önünde duygusal olarak hissetmektedirler, fakat kanıt aramamaktadırlar ve çok defa de düşünmemektedirler. Yaratılış olarak, bu durum kanıtlamaya direnmeyi geliştirmemektedir. Bilişsel çalışmanın olmaması da çocuğun yorulmasını doğurmaktadır. Tüm bu genel durum, çocuğun televizyon yayınlarını kolayca emmesini ve içine çekmesini kolaylaştırmaktadır... Televizyon uyutmaktadır. Televizyon eğlendirmekte ve doyurmaktadır. Bu iki olanak uyutmak için en fazla kullanılan yöntemdir (Saatçılar,1997).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Ayrıca çocuğun aşırı bir biçimde televizyon izlemesi, onu okumaktan, sinema ve tiyatroya gitmekten, hatta çoğu kez oyun oynamaktan bile yoksun bırakmaktadır. Çocuğun sosyal ilişkileri zayıflamakta ve içe kapalı bir hale gelebilmektedir. Öyle ki çoğu kez yemek yemek için bile anne babasının yanına gitmemekte ve yemeği tepsi içinde sunularak televizyonu izlerken yemesi sağlanmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Televizyon izlenirken programların sık sık reklamlarla kesilmesi, dikkatin sürekliliğinin yitirilmesine yol açmakta, yoğunlaşma kapasitelerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bunların dışında televizyon, çocukta yazısal anlatımdan hareketle öykü inşası için zorunlu olan kapasiteyi, zihinsel imgelerin inşası kapasitesini azaltmaktadır (Revue,1998;37). Görüldüğü gibi belki daha az önemli değil ama, televizyon şiddetin de ötesinde çocuğun kişisel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">7.Kültürel yabancılaşmaya etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Bilindiği gibi televizyondaki programların bazıları, çizgi filmlerin ise neredeyse tümü dış kaynaklıdır. Yani bu ürünleri tüm dünya ülkeleri izlemektedir. Bu ise her toplumda ve o toplumdaki bireylerde ve özellikle çocuklarda farklı etkilenmeler yaratmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Eğlence endüstrisiyle tüm toplumlar aynı anda etkilenmektedir. Geleneksel toplumların kültürleri üzerinde bu yolla televizyon, negatif etki yaratmaktadır. Endüstrileşmiş toplumlar işleyim ritmi açısından bu mesajları kabul etmeye daha uygundur. Mesajları ulaştıran dil de ulus kültürleri ve alt kültürleri bozmaktadır. Kültürel yabancılaşmayı arttırmaktadır (Mac Brides,1981;160-162).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Dolayısıyla çocuklar, kendi öz kültür ürünleri ile değil, başka ülkelerde üretilen kahramanlar ve farklı değerlerin işlendiği programlarla büyümektedirler. Bu da çocukları kendi ulusal kültürümüze yabancılaşmayı doğurmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">8.Dildeki yozlaşmaya etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Yine bir üst başlıkta ifade edilen etkilenmeler nedeniyle televizyon, en önemli ifade ve iletişim aracı olan dil üzerinde de oldukça olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Bu etkilenme iki biçimde olmaktadır. Birincisi kullanılan sözcük sayısının azlığı... İkincisi ise kendi ana dilinin yozlaşmaya başlamasına etkisi... Bu iki etmen, yabancı kaynaklı programların yanısıra, yerli programlarda da sıkça rastladığımız türkçenin yanlış, kötü, yabancı özentili ve kısır bir şekilde kullanılımasından ileri gelmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">9.Kendi kimliklerinin bağımsız ve özgün bir biçimde oluşmasına etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Burada aktarılan hiçbir maddenin birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği açıkça görülüyor. Aynı şekilde çocukların bu etkilenmeler çerçevesinde kendi özgün kimliğini ve kişiliğini oluşturamaması da çok doğaldır. Kanımızca en sinsi tehlikelerden ve olumsuzluklardan biri de budur. Çocuk, kendini izlediği programlardaki kişilerin veya daha yoğun olarak filmlerdeki karakterlerin yerine koymaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Çoğu kez hayran olduğu kahraman ya da karakter, büyüyünce olmak istediği kişidir. Böylece çocuk kendi kişisel bilinci, çalışması ya da yetenekleri ile değil, tamamen farklı etkilenmelerle büyüyünce "O" (o her neyse) olmak istemektedir. Bu bazen bir yarışma programı sunucusu, bazen filmdeki kötü adamları döven erkek karakter, bazen de güzelliği sayesinde zengin ve yakışıklı bir erkekle evlenen bir kadın karakter olabilmektedir. Bu örnekleri uzatmak mümkündür. Bunlar da biraz önce değindiğimiz okuma, yorumlama ve yargılama yetilerinin bilinen nedenlerle gelişmemesinden kaynaklanmaktadır.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">10.Çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin yok oluşuna etkisi</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Tüketim ve şiddet başta olmak üzere tüm bu etkilenmelerin sonucu artık eski çocuklara benzeyen çocukları görebilmemiz neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Giysileri, tüketimleri, tavırları, yok olmaya başlayan oyunları ve nesneleştirilen minicik bedenleriyle artık çocukluk yok olmaktadır. Çocukluğun yok olmaya başlamasıyla da çocukla özdeş, insanların o dönemine atfedilen "masumiyet " de giderek ortadan kaybolmaya başlamıştır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Tüketim adı altında günümüzde her yerde, hem yokoluşları hem de karikatürsi dirilişleri kutsayan bazı tarihsel yapıların parçalanmasına tanık oluyoruz. Aile çöküyor mu?, aile yüceltilir. Çocuklar artık çocuk değil mi? çocukluk kutsanır (Boudrillard,1997;116).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Çocuklar, belirli bir biçimde televizyon aracılığıyla, çocukluklarında yoksun bırakılmaktadırlar. Televizyon sayesinde, çocuklar çaresiz bir biçimde yetişkinler konumuna alıştırılıyorlar. Televizyon çağından önce, ana okullarındaki çocukların yapmış oldukları resimler daha çocuksu ve barışçıl iken, günümüzde yok edici robotlarla dondurulmuş şiddet içeriklidir. </span></span></strong></p><p> </p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">SONUÇ VE ÖNERİLER</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Peki ne yapmalı? Sadece araştırmak, incelemek ve konuşmak yeterli mi? Elbette değil... Şimdiye dek pek çok ülkede yapılan araştırmalar, televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini kanıtladığına göre artık önlemler alınması için harekete geçme zamanı gelmiştir..</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Harekete geçerken de çözüm önerilerinin doğru saptanması kadar bunların doğru adrese ifade edilmesi de önem taşımaktadır. Örneğin çözümü salt devletten beklemek kadar tek başına televizyon kanallarından beklemek de yanlıştır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Şu anda televizyonu çocukların hayatından baskı yoluyla çıkartamayacağımıza göre yapılabilecek şeyler bellidir. Aileler ve sivil toplum örgütleri bu konuda en başta gelen doğru adreslerdir. Ben burada önce ailelerin beklentilerini ve yapabileceklerini, daha sonra da sivil toplum örgütlerinin yapabileceklerini, en son da genel olarak birkaç öneriyle çalışmamı bitirmek istiyorum.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Ana babaların televizyon programlarının içeriği ile ilgili istekleri şunlar:</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">1.Televizyonda gösterilen vurdulu kırdılı şiddet içeren filmlerin ya da reality-showların, yayından kaldırılması ya da geç saatlerde yayına konması.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">2.Özellikle, haberlerde, şiddet içeren ve üzücü görüntülerin yer almaması ve defalarca, üstü bantlı olsa da gösterilmemesi.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">3.Çocuklara duygu ve davranışlarıyla örnek olabilecek çocuk oyuncu ya da oyuncuların rol aldığı yerli dizi filmlerin gösterilmesi.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">4.Televizyonda çocuk programlarının ve çizgi filmlerin çeşidi ve süresinin arttırılması ve bu filmlerin arka arkaya değil de aralıklarla gösterilmesi. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">5.Türk kültüründe yer etmiş halk tiplemelerinin çocuk programlarında daha çok yer alıp çocuklara tanıtılması.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">6.Çocuk dizileri ve çocuk programlarında argo sözcüklerin kullanılmaması.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">7.Özellikle çocuk yuvalarına giden çocuklar düşünülerek çocuklara yönelik programların akşam 19.00 ile 21.00 arasında gösterilmesi.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">8.Türk televizyon kanalları arasında sadece çdcuklara yönelik ve çocukların sunduğu bir kanalın yer alması (Başal,1999).</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Çocuklara yönelik programlar hazırlanırken, program yapımcıları tarafından çocukların özellikleri dikkate alınmalı ve gelişimin en hızlı olduğu okul öncesi dönemde onların dış uyarılardan çok fazla etkilenebilecekleri düşünülmelidir.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Ailelere düşen öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde bırakmamak, mümkün olduğunca birlikte izlemek. Konuşarak, anlatarak ve paylaşarak. Sonra da çocukları okumaya sevketmek ve televizyon izlemelerine belli ölçülerde sınırlandırmalar getirmek. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Sivil toplum örgütleri birlikte hareket ederek en azından başlangıç olarak çocuklara yönelik tüm programlarda yer alan şiddet unsurlarının kaldırılmasını sağlamaları gerekmektedir. Şiddet ya da çocuklara zararlı olduğu düşünülen unsurların yer aldığı programlarda kodlama sistemi uygulanabilir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Salt çocukların değil, yetişkin bireylerin de okuma alışkanlıklarının ve bunun uzantısında sağlanacak olan yetilerin kazandırılması gerekir. Yine bu çerçevede televizyonda izlenen görüntülerin anlamlarının okunması ve yorumlanması eğitimi verilmelidir. Başta yetişkin bireyler olmak üzere görüntülerin okunması ve yorumlanması öğrenildiği takdirde izleyiciler televizyon karşısında savunmasız ve bilinçsiz bir durumda olmaktan kurtulacakları için uğranılacak zarar ya da olumsuz etkilenmeler sıfırlanamasa da minimuma inecektir.</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Postman ve Powers, izleyicinin kendini savunabilmesi için, hazırlıklı bir kafaya ve birbirini bütünleyen bir değer sistemine sahip olması gerektiğini belirtirler (Postman ve Powers,1996;83-102). Buna kavuşmanın yolu ise, insanların okuma alışkanlığını kazanması, düşünme, tartışma ve yargılama yetisine kavuşması ve herkesin yararlı birer hobi edinmesinden geçmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">Belki kat edilmesi gereken yol çok fazla... Ama istersek yapabiliriz....</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">KAYNAKLAR</span></span></strong></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">BAŞAL, H.A.(1999), "3-6 Yaş Çocukların Günlük Yaşamlarında "Televizyon" ve "Televizyon" ile İlgili Ana-Baba Görüşleri" <strong>İletişim Ortamlarında Çocuk Birey Sempozyumu Bildiriler Kitabı</strong>, 13-15 Nisan 1999, A. Ü İl.Fak.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">BATMAZ, V. (1998), "Televizyonlar MGK Gündemine Alınmalı", <strong>Radikal</strong>, 28 Şubat</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">BOUDRILLARD, J. (1997), <strong>Tüketim Toplumu</strong>, Çev.Hazal Deliçaylı, Ayrıntı Yay., İstanbul</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">BURTON, G. ( 1995), <strong>Görünenden Fazlası,</strong> Çev.Nefin Dinç, Alan Yay., İstanbul </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">BÜKER, S.-KIRAN, A. (1999), <strong>Reklamlarda Kadına Yönelik Şiddet,</strong> Alan Yay., İstanbul</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">DURLU, L.Ö.(1995), "Bilgisayar Oyunları ve Cinsiyet Rolleri", <strong>Çocuk ve Toplum</strong>, Gündoğan Yay., Ankara</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">FROMM, E.(1991), <strong>Sahip Olmak Ya Da Olmak</strong>, Çev.Aydın Arıtan, Arıtan Yay., İstanbul </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">HAMELINK CEA, H.(1997), International Communication Market and Morality Der: Ali Mohammady, <strong>International Communication and Globalization</strong>, Sage Publ., London</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">KAPFERER, J.N.(1985), <strong>Çocuk ve Reklam,</strong> Çev., Şermin Önder, Afa Yay., İstanbul </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">KURUOĞLU, H. (1999) ,"Televizyon Reklamlarında Çocuk",<strong> İletişim Ortamlarında Çocuk Birey Sempozyumu Bildiriler Kitabı</strong>, 13-15 Nisan 1999, A. Ü İl.Fak.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">MAC BRIDE, S.(1981), <strong>Many Voices One Word</strong>, Sage Publ., London</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">POSTMAN, N. (1995), <strong>Çocukluğun Yokoluşu</strong>, Çev.Kemal İnal, İmge Yay., İstanbul </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">POSTMAN, N. (1994), <strong>Televizyon:Öldüren Eğlence</strong>, Çev.Osman Akınhay, Ayrıntı Yay., İstanbul</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">POSTMAN, N.-Powers,S.(1996), <strong>Televizyon Haberlerini İzlemek</strong>, Çev.Aslı Tunç, Kavram Yay., İstanbul</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">REVUE, (1998), Sciences et Avenir, Şubat</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">RİGEL, N. (1999), "Child in the News Network", <strong>İletişim Fakültesi Dergisi</strong>, IX. İstanbul</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">SAATÇILAR, C. (1997), <strong>Anaokuluna Giden Çocukların Sosyalizasyon Süresinde Ebeveynlerin ve Eğiticilerin Rolü</strong>, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, E.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">TİMİSİ, N.(1996), <strong>Medyada Cinsiyetçilik</strong>, Ankara: T.C Başk. Kadın Stat. ve Sorn. Gen. Müd.Yay.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">UNNIKRISHNAN, N.-BAIPAI, S. (1996), <strong>The Impact of Television Advertising on Chlidren</strong>, Sage Publ., New Delhi </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'Times'">YAVUZER, H. (1990), <strong>Çocuk ve Suç,</strong> Remzi Kitabevi, İstanbul</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 199316, member: 1005848"] [CENTER][CENTER][B][COLOR=black][FONT=Times]Yard.Doç.Dr.Huriye Kuruoğlu[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER] [CENTER][B][COLOR=black][FONT=Times]E.Ü İletişim Fakültesi[/FONT][/COLOR][/B][/CENTER][/CENTER] [B][COLOR=black][FONT=Times]''İdeoloji görüntülerin içinden geçer'' [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times] Douglas Kellner[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Giriş[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Günümüzde gerekli gereksiz her yerde ve her biçimde tartışılan televizyonu iki körün tuttuğu fil örneğine benzetmek mümkündür. Her kesimden insanın kendi düzeyi ve beklentileri çerçevesinde konuya yaklaşımları farklı olabilmektedir. Ben daha çok çeşitli programlar aracılığıyla televizyonda yer alan ve çocukları çeşitli biçimlerde etkilediğine inandığım birtakım açık ve örtük mesajlar üzerinde durmak istiyorum. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Televizyonun olumsuz etkileri konusunda daha çok şiddet ögesi üzerinde durulmaktadır. Elbette bu, çok önemli bir ilişkilendirmedir ve üzerinde hassasiyetle durulması ve sorgulanması gereken bir konudur. Ancak algılama biçimi, algıladıklarını benimseme hızı ve hayata geçirme istekleri ve yanısıra geleceğin yetişkinleri olmaları açısından bakıldığında televizyonun çocuk üzerindeki etkilerini salt şiddetle sınırlamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir başka deyişle bu ilişkilendirme doğrudur, ancak eksiktir. Ben burada çok ayrıntılı bir biçimde olamasa da çeşitli alt başlıklar çerçevesinde bu ilişkilendirme tiplerine ve televizyonun çocukları etkilediğine inandığımız diğer bazı konulara değinmek istiyorum. Şunu da belirtmeliyim ki bu ilişkilendirme tiplerine ve etkilenmelere değinirken sıralamam belli bir önem derecesine göre olmadı. Çünkü, bunun önem sırası, ya da başka bir ifadeyle etkilenme oranı sıralaması çocuğun yaşadığı ortama göre değişkenlik gösterebilmektedir. Ancak kendi kişisel görüşüm olarak belirtmeliyim ki, tüm etkilenmelerin ötesinde, salt kısa vadede değil, uzun vadede olaya bakıldığında en tehlikeli görüneni, televizyonun her bir çocuğu tehlikeli bir biçimde birer tüketim toplumu bireyi haline getirmesidir. Biraz sonra aşağıda da görüleceği gibi bu faktör aynı zamanda gerek kişisel, gerekse ilişkiler bazında, pek çok etkileme veya etkilenmenin de temelini oluşturmaktadır. Çünkü tüketim toplumu bireyi, salt tüketmekle kalmaz, değer yargıları, ilişki biçimleri özetle kişiliğe dönük pek çok şey değişiklik gösterir. Bu bakımdan da, yani etki yelpazesi düşünüldüğünde de çoğu kez şiddetten daha tehlikeli olabileceği anlaşılmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Günümüzde pek çok ülkede televizyonun olumlu veya olumsuz etkileri tartışılmaktadır. Ülkelerin toplumsal yapıları ve buna bağlı olarak televizyon yayınlarının biçim ve içeriğine göre bu etkilenmeler farklılıklar gösterebilmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Bilindiği gibi ülkemiz matbaaya Avrupa'dan yaklaşık 500 yıl sonra kavuşmuştur. Bu da toplumun yazılı kültürü yaşamadan görsel kültüre geçmesi anlamını taşımaktadır. Gazete ve kitap okuma oranı düşüklüğünün temelinde de bu zihniyet sorunu yer almaktadır. Yine aynı nedenle okuma ve düşünme geleneğinin yerleşmediği bizim gibi toplumlarda televizyondan etkilenme çok daha yoğundur. Ayrıca Veysel Batmaz'ın da belirttiği gibi, "Televizyonu sadece siyasal güç ya da eğlence aracı değil, tüm kültürü yaratan devasa bir sosyolizasyon aracı olarak görmenin zamanı gelmiştir" (Batmaz, 1998;3).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Yaratılan bu devasa kültürün iki temel dayanağı vardır. Eğlenmek ve tüketmek. Kitle iletişim araçlarının tarihine ve işlevlerine baktığımızda aslında dört büyük temel işlevlerinin bulunduğu (ya da bulunması gerektiği) görülmektedir. Bilgilendirmek, haber vermek, mal ve hizmet tanıtımı yapmak ve eğlendirmek. Ancak biraz önce de belirttiğimiz gibi artık eğlenme ve tüketme (belki daha ironik bir ifadeyle eğlendirerek tüketmeye azmettirmek) temel iki işlevi kalmıştır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Ayrıca gerek ülkemizde, gerekse dünyada yapılan tüm araştırmalar göstermiştir ki, istisnai durumların dışında çocukların televizyon izleme sıklığı ve alışkanlığı, televizyonun bu özellikleri de göz önüne alındığında, kişiliğinin oluşması ve başarısı için tehlikeli boyutlardadır. Öte yandan ailenin tek ya da temel toplumsal kurum olduğu toplumlarda, çocuğun davranışlarının açıklanması ve anlaşılmasında referans kaynağını aile oluşturabilirken günümüz toplumlarında aile, söz konusu sorumluluğunu ya da referans olma özelliğini diğer toplumsal kurumlarla paylaşma durumundadır. Çünkü günümüzde bir aile ortamına gözlerini açan çocuk, ebeveyniyle iletişime girmekle kalmayıp, ilk günden itibaren televizyonla da iletişime girmektedir. Televizyon, tek yanlı iletişimiyle izleyiciyi savunmasız yakalamaktadır. Bilinçli bir yetişkin ile henüz bilinci oluşmamış bir çocuğun bundan etkilenme durumlarının aynı olması elbette mümkün değildir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Fransa'da çocukların % 30'u her gün 3 saat 28 dakika ekran karşısında kalıyorlar. Uluslararası Çocuk Merkezi tarafından gerçekleştirilen incelemeye göre, iki yaşındaki çocuklar televizyon açmayı biliyorlar, üç yaşında da hergün televizyona bakıyorlar (Revue,1998;38). Fransa'da yapılan başka bir araştırmaya göre: 4-10 yaşındaki çocuklar 1 saat 45 dakika; 11-14 yaşındakiler 2 saat 1 dakika; büyükler 2 saat 50 dakika televizyona bakmaktadırlar (Revue,1995). Ege Üniversitesi'nde 1997 yılında yapılan bir çalışmada, Ege Üniversitesi Ana Okuluna giden çocukların ebeveynlerinini ifadesine göre: Çocukların % 56'sı günde 2, % 44'ü de üç saat televizyon seyretmektedirler (Saatçiler,1997). Üst toplumsal kesimden çocukların gittiği Alsancak Gazi ilkokulu'nda erkek çocukların % 40'ı 3 saatten daha fazla kız çocukların ise % 40'ı 2-3 saat arasında televizyona baktıklarını söylediler.Büyük Çiğli İlköğretim Okulu'nda erkek çocukların % 53'ü, kız çocukların % 66'sı ortalama 1 saat televizyona baktıkların belirttiler. Bu verilere göre üst toplumsal kesim çocuklarının günde ortalama 2,5 saat, alt toplumsal kesim çocuklarının ise 1,5 saat televizyona baktıkları söylenebilir. Erkek çocuklarının daha fazla televizyona baktıklarına dikkat edilirse, ataerkil değerlerin egemen olduğu ailelerde erkek çocuklarına daha fazla televizyona bakma olanağının verildiği söylenebilir.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Konunun temelini oluşturan bu bilgilerin aktarılmasından sonra ilişkilendirme tiplerinin ve çocukların etkilendikleri konuları özetle vermek gerekirse, bunları on başlık altında toplamanın mümkün olduğu görülmektedir.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]2.Cinsel kimliğin oluşması ve karşı cinsle olan ilişkiler üzerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]3.Anne ile ilişkisi üzerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]4.Baba ile ilişkisi üzerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]5.Şiddet eğilimlerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]6.Okumaya, düşünmeye ve başarıya etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]7.Kültürel yabancılaşmaya etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]8.Dildeki yozlaşmaya etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]9.Kendi kimliklerinin bağımsız ve özgün bir biçimde oluşmasına etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]10.Çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin yokoluşuna etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]1.Tüketim toplumu bireyi olmaları üzerine etkileri [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Biraz önce televizyonun kalan iki temel işlevinin eğlendirmek ve tükettirmek olduğuna değinmiştik. Tükettirme azminde olan mal ve hizmetlerin tanıtımı, artık salt reklamlarda değil, pek çok programın içinde de yer almaktadır. Bu, belki ayrı bir çalışma konusu olacak denli önemlidir. Ancak ben burada daha ziyade direkt mal ve hizmetlerin tanıtım programları olan ve dolaysız bir biçimde izleyicileri tüketime yönelten reklamlara değineceğim. Reklamlar, sadece yetişkin bireyleri değil, toplumda önemli bir çoğunluk olan çocukları da hedef alarak daha fazla tüketmeleri için hergün yüzlerce mesaj göndermektedir. Ayrıca hepimizin de bildiğimiz ve tanık olduğumuz gibi, reklamlar, kısa süreli ve hareketli oldukları için çocukları pek çok programdan daha çok cezbetmekte ve dakikalarca gözlerini ayırmadan reklamların sonuna dek izlemektedirler. Bu da henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu ve marka istekleri ile doldurulmasına neden olmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Çocuklar neredeyse, doğumlarından itibaren TV izlemeye başlamış, TV'den fikirler kapmak herhangi bir beceri gerektirmediğinden çok erken yaşlarda reklam izleyicisi topluluğunun önemli bir parçası olmuşlardır. Televizyonların da tüketimin sınırlarını genişletmede oynadığı rolün ışığında çocuklar, özellikle reklam endüstrisi için önemli bir hedef haline gelmiştir. Birincisi, çocuğun elinde eskisinden daha fazla para vardır, ikincisi ve daha önemlisi çocuklar, ailelerin marka seçimlerinde başlıca etki faktörleri olarak görülmektedir. Üçüncüsü ise onları küçükken yakalamanın ve marka sadakati aşılamanın kolay ve kalıcı olabilmesidir (Unnikrishnan,1996;146-156).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Reklamlarda yer alan sloganların, mesajların altında mutlu hayatlar vaadedilmekte ve bu hayata ulaşmanın tek yolunun o ürüne sahip olmaktan geçtiği ifade edilmektedir. Çoğu kez yetişkin bireyleri bile etkileyen bu mesajlar, henüz toplumsallaşma ve yetişkin birey olma yolundaki çocuğu daha fazla etkilemektedir. Dolayısıyla çocuk, çalışmak, başarılı olmak, erdemli olmak gibi insani boyuttaki pek çok değer yargısının yerine salt tüketerek mutlu olunacağı yolundaki düşünceye inandırılmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Çocuğun nesnelerle olan ilişkisi öyle bir biçimde örgütlenmektedir ki, bu ilişki cocuğun hem kendi kimliği ve değer yargıları üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta, hem de buna paralel olarak çevresindeki insanlarla olan ilişkilerini de bu nesne-insan ilişkileri örüntüsü çerçevesinde görmekte ve değerlendirmektedir. Çünkü o nesnenin satılması uğruna reklamlarda pek çok değer kullanılmaktadır. Kullanılan bu değerler çerçevesinde iletilen mesajlar kanalıyla da pek çok kimlik, ilişki ve değer yargıları ters yüz olmaktadır.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Reklamın temel amaçlarından biri tüketim için mal satmak olduğundan bu kültürün merkezindeki inançları sürdürür ve gelişmesine yardımcı olur. Dolayısıyla reklamlar da basmakalıp örnekleri kullanıyorlarsa, aynı zamanda bu basma kalıp örneklerdeki değer iletilerini de yansıtma eğilimindedirler (Burton,1995;150).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Bu değer iletileri zaman zaman yerleşik toplumsal değer yargılarının pekiştirilmesi yolunda bir rol üstlenirken, zaman zaman da çağdaş ve mutlu olma yolundaki vaatlerin ancak o nesnelerin kullanılmasıyla mümkün kılınabileceği yolunda olabilmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]2.Cinsiyet rol tanımları ve karşı cinsle olan ilişkiler üzerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Tüm programlarda çizilen kadın ve erkek portresi alışılmış kalıpların uzantısında olmaktadır. Yetişkinlere yönelik tüm programlarda olduğu gibi, çocuk programlarında, reklamlarda ve hatta çizgi filmlerde bile bunu görmek mümkündür. Hem kendi cinsel kimliğinin, hem de karşı cinsin nasıl olması gerektiği konusundaki mesajlarla doldurulan beyinler, ilerde yetişkin birey haline geldiklerinde bu beklentiler içinde olmaktadırlar.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Pek çok çizgi filmde dikkati çeken bir özellik de cinsiyet rol tanımlamaları olmaktadır. Bu tanımlamalarda çocuklar, bir kadın ya da erkek olarak nasıl olmaları gerektiğine ilişkin oluşturulmuş ideal tipleri görmektedir. Bu tiplerin özelliklerine baktığımızda kadınların zayıf, pasif, her zaman erkekten yardım talep eden, kurtarılmayı bekleyen taraf, erkeklerin ise evin geçimini sağlayan, yarışmacı, aktif, kurtarıcı, güçlü, hizmet talep eden taraf olduğu görülmektedir (Timisi ve Durlu,1995;500-503).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Aynı şekilde, programlarda yer alan mesajlarda erkek çocukların daha fazla şiddete başvuran taraf olduğu, kız çocuklarının ise, hanım hanımcık, sessiz, sakin, toplum tarafından kendi cinsine yazılan kaderine razı görüntü ve mesajlar yer almaktadır. Bu da çift yönlü bir etki yaratarak kız çocuklarının zayıf ve pasif olmaları ne kadar doğalsa, erkek çocuklarının da o kadar kavgacı ve saldırgan olmaları adeta doğal gösterilmektedir. Adeta cinsiyete dair şiddet eğilimleri onaylanmakta ve körüklenmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]3.Anne ile ilişkisi üzerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Çocuk, bir önceki bölümde sözü edilen kadın ve erkek rol tanımlamaları çerçevesinde bir anne görmek istemektedir. Tüm programların içeriğinde aktarılan anne tipinde olduğu gibi iyi ve ideal anne, evin tüm işlerini yapan, babaya ve çocuklara sürekli hizmet eden, onların her dediğini yerine getiren bir annedir. Bunun tersi halinde pek çok evde büyük sorunlar çıkabilmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Reklamlarda, çocuğunun sağlığını ve mutluluğunu düşünen tüm annelerin hangi ürünleri kullanması gerektiği bilinçaltına öylesine şırıngalanmaktadır ki bu ürünleri kullanmayan anneler, çocuklarını düşünmeyen kötü annelerdir adeta. Çarpıcı olması açısından temizlik maddeleri ve margarin reklamlarını anımsayalım. O temizlik maddesini kullanmayan anne, çocuğunun hijyen ve sağlık koşullarını önemsemeyen, ya da o margarini kullanmayan anne ise çocuklarının beslenmesine özen gestermeyen anneler olarak algılanmasına neden olacak nitelikte sunulmaktadır.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Tüm bunlar da çocuğun anneyle olan iletişimini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir. Yani, iyi anne, onlara hizmet eder ve orada sunulan ürünleri kullanır veya çocuğuna alır...Burada bir anlamda aba altından sopa gösterilerek, yani "gizli bir onay ve cezalandırma sistemiyle" (Burton,1995) aslında anne de cezalandırılmaktadır. Bunları yerine getiremeyen pek çok annenin suçluluk duyması sağlanmaya çalışılmaktadır.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]4.Baba ile ilişkisi üzerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Yine özellikle reklamlar aracılığıyla mutluluğun tek yolunun çok nesneye sahip olmak, ya da çok tüketmek olduğu aktarılır bizlere. "İnsanlar ne kadar çok şeyi olursa o kadar çok mutlu olacağını sanır." (Fromm,1991;18). Bu anlamda da evin geçimini sağlamakla yükümlü olduğu enjekte edilen baba, daha çok nesne alamazsa, ya da çocuklarının daha fazla tüketmelerini sağlayamazsa, onların mutluluğunu sağlayamayan bir baba konumuna düşürülmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Yine bir üst bölümde tanımlanan cinsiyet rolleri anne gibi babayı da iki anlamda etkilemektedir. Birincisi baba dışarda çalışır, para kazanır, evin tüm ihtiyaçların sağlar ve hatta onun da ötesinde karısının ve çocuklarının en iyi biçimde rahat ve konforlu yaşamaların sağlamakla yükümlüdür. Bunu sağlayamayan baba, yeteneksiz ve beceriksizdir. Reklamlarda almak o kadar kolaydır ki, bunu yapamayan baba işe yaramaz bir adamdır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Öte yandan, dışarda para kazanan ve ailesinin daha rahat ve konforlu yaşamasını sağladığına göre de evde ayaklarını uzatıp tüm işleri karısından beklemek de hakkıdır...Bu anlamda da yılların getirdiği geleneksel anne-baba rolü bir kez daha pekiştirilmiş olur. Bu tiplemelerin istisnaları olsa da bu ender örnekler genel tabloyu değiştirmez. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Öte yandan pek çok program aracılığıyla iletilen mesajlarda baba, ailenin güven ve namusundan sorumlu olarak gösterilir ve bundan dolayı da babanın çevresine uyguladığı şiddet gizli bir biçimde onaylanır. Bunun ise iki temel olumsuz etkisi vardır. Birincisi, çocuk babasını öyle görmek istemektedir, özellikle de erkek çocuklar... ikincisi de büyüdüğünde o tip bir baba olması öğütlenmektedir adeta... [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]5.Şiddet eğilimlerine etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Yukarda da belirttiğim gibi medya-çocuk ilişkisinde üzerinde en fazla durulan, araştırma yapılan konu şiddettir. Araştırmalar, televizyonun tek başına şiddete yöneltmediğini, ancak özendirdiğini ve arttırdığını göstermiştir. Şiddet ögesinin yer aldığı görüntüler, salt çocuk ya da yetişkin değil , tüm yaş gruplarına yönelik programlarda yer almaktadır. Şiddet, haberlerden, filmlere, dizilerden çizgi filmlere dek her yerde her an hayatın bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu da şiddetin sıradanlaştırılması gibi çok tehlikeli bir olguyu beraberinde getirmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Burada önemli iki noktanın altını çizmek gerekiyor. Yetişkinlere dönük programlardaki şiddet görüntüleri ve çocuk programları, özellikle çizgi filmlerdeki şiddet görüntüleri. Bunu ayırmamın iki nedeni var. Birincisi, çocukların yetişkinlerin televizyon izlediği saatlerde televizyon izleyip izlememeleri gibi bir sorun var. Bilindiği gibi, ailelerin pek çoğunda çocuklar, belli bir saate kadar anne-babayla birlikte teevizyon izlemektedir. En azından haberlerde aile birliktedir. Ancak televizyon konusunda duyarlı ve dikkatli davranarak çocuklarına belli saatlerde kısıtlamalar getiren aileler de ne yazık ki çocuklarını çizgi filmlerden koruyamamaktadır. Yani bir yerden kaçarken diğer tarafa yakalanmaktadırlar. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Bazı çizgi filmlerde karakterler onca şiddetten sonra ayağa kalkabilmektedir. Yani orada uygulanan şiddetin zarar vermediği gibi bir algılama da söz konusu olabilmektedir. Ayrıca filmlerde sevilen karakterler karşılarındaki kişilere şiddet uyguladıklarında çocuklar tarafından coşku ve heyecanla izlenmekte ve kahramanın yenmesi yönünde tezahürat yapılmaktadır.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]İstanbul'da 1995 ve 1999 yıllarında 5-7 ve 10-12 olmak üzere iki farklı yaş grubunu kapsayan toplam 509 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada, çocuklara sorulan çeşitli sorularla çocukların haberleri nasıl algıladıkları ve tanımladıkları saptanmış. 5-7 yaş grubundaki çocuklar, bilindiği gibi kavramları ana dilinden basit sözcükler ve sembollerle tanımlayabilirler. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Haberlerde yer alan silah, bomba, kanlı bıçak, ambulans, çarpışan arabalar, birbirini vuran insanlar, yanan ormanlar, yanan ve yıkılan evlerin hepsi de olumsuzluk içermekte ve nitekim çocuklar tarafından da öyle algılanmaktadır. "Sana göre haber nedir?" sorusuna gelen yanıtların içinde en çarpıcı olanlarına baktığımızda adeta büyüklere ders verir nitelikte olduğunu görüyoruz. 6 yaşındaki bir kız çocuğu haberlerde sadece acınacak şeylerin olduğunu söylerken, 6 yaşındaki bir erkek çocuk ise haberleri korku filmi seyrettiğini ifade etmektedir. Tek veya iki kelimeyle tanımlamaları istendiğinde ise ağırlıklı olarak"savaş-ölüm", "kaza-ölüm" kavramları çıkmıştır (Rigel,1999). Ölümü sıradan bir olay gibi görmeye alıştırılmış bir nesil geliyor....[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]A.B.D'de yapılan bir araştırmada ise televizyonun şiddet eğilimlerini ortaya çıkarttığı ve kışkırttığı neredeyse kanıtlanmış ve onaylanmıştır. Televizyon, beyazların oturduğu mahalleye zencilerin mahallesinden 10 yıl önce gelmiş. Her iki mahallede de televizyon gelmeden önce ve geldikten sonraki suç oranlarında inanılmaz bir artış olduğu görülmüş. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Şiddet konusunda son olarak şunu ifade etmek gerekiyor. Tek başına televizyondaki şiddet görüntülerinin çocukları şiddete yönelttiğini söylemek elbette yanlış. Ancak, araştırmalara göre, çocuğun şiddete başvurması, çocuğun bulunduğu aile ortamı, çevre ve eğitime paralel olarak değişim göstermektedir. Örneğin sevgi ve huzur dolu bir ailede bulunan ve iyi bir eğitim alan bir çocukla, aile içinde şiddete maruz kalan, ya da ailede ve çevresinde şiddete tanık olan ve iyi bir eğitim olanağına sahip olamayan çocuklar, ve hele sokaklarda her türlü şiddetin içinde yaşayan çocuklar yanyana konduğunda ne demek istendiği daha iyi anlaşılacaktır. Belki de deyim yerindeyse televizyondaki şiddet görüntüleri çocuğun şiddete başvurma nedenleri arasında ikincil ama önemli bir yer tutmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]6.Okumaya, düşünmeye ve başarıya etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]İlk paragraflarda sözünü ettiğmiz yazılı kültür-televizyon ilişkisini anımsayalım. Bilindiği gibi yazılı kültür, düşünmeyi, yorumlamayı ve sorgulamayı sağlar insanlara... Oysa televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte bir "gösteri" çağı başlamış, bu eğlence ve gösteri çağının başlamasıyla birlikte insanlar sadece gösterilenleri almakla yetinir olmuşlardır. Artık bırakın yorumlamayı, düşünmek bile en son düşünülen şey olmaya başlamıştır. Kırk yılda bir düşünmeye iten bir program olsa bile insanlar "bütün gün yoruluyoruz zaten" diyerek eğlenceyi ve gösteriyi tercih etmektedirler. Oysa bilindiği gibi "Antik Yunanda, boş zamanda yapılan tek şey düşünmekti. Öyle ki 'boş zaman' ya da 'serbest zaman' ı karşılayan [I]leisure[/I], okul için kullanılırdı" (Postman,1995;18).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Yetişkinlerin bile televizyon tutsağı oldukları ve çoğu kez etkilendikleri bir ortamda çocukların bundan soyutlanamayacağı ortadadır. Kaldı ki yarının yetişkin bireyleri olacak olan çocukların algılama ve bilinç düzeyi düşünüldüğünde durumun daha da vahim olduğu görülmektedir. Televizyon tek yönlü bir toplumsallaştırma aracıdır, çünkü çocuk televizyona soru soramamakta, açıklama isteyememekte ve itiraz edememektedir. Çocuk televizyona maruz kalmaktadır, çünkü etkileşim tek yönlü bir biçimde gerçekleşmekte, yani sadece televizyondan çocuğa doğru olmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Çocuklar televizyon önünde duygusal olarak hissetmektedirler, fakat kanıt aramamaktadırlar ve çok defa de düşünmemektedirler. Yaratılış olarak, bu durum kanıtlamaya direnmeyi geliştirmemektedir. Bilişsel çalışmanın olmaması da çocuğun yorulmasını doğurmaktadır. Tüm bu genel durum, çocuğun televizyon yayınlarını kolayca emmesini ve içine çekmesini kolaylaştırmaktadır... Televizyon uyutmaktadır. Televizyon eğlendirmekte ve doyurmaktadır. Bu iki olanak uyutmak için en fazla kullanılan yöntemdir (Saatçılar,1997).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Ayrıca çocuğun aşırı bir biçimde televizyon izlemesi, onu okumaktan, sinema ve tiyatroya gitmekten, hatta çoğu kez oyun oynamaktan bile yoksun bırakmaktadır. Çocuğun sosyal ilişkileri zayıflamakta ve içe kapalı bir hale gelebilmektedir. Öyle ki çoğu kez yemek yemek için bile anne babasının yanına gitmemekte ve yemeği tepsi içinde sunularak televizyonu izlerken yemesi sağlanmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Televizyon izlenirken programların sık sık reklamlarla kesilmesi, dikkatin sürekliliğinin yitirilmesine yol açmakta, yoğunlaşma kapasitelerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bunların dışında televizyon, çocukta yazısal anlatımdan hareketle öykü inşası için zorunlu olan kapasiteyi, zihinsel imgelerin inşası kapasitesini azaltmaktadır (Revue,1998;37). Görüldüğü gibi belki daha az önemli değil ama, televizyon şiddetin de ötesinde çocuğun kişisel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]7.Kültürel yabancılaşmaya etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Bilindiği gibi televizyondaki programların bazıları, çizgi filmlerin ise neredeyse tümü dış kaynaklıdır. Yani bu ürünleri tüm dünya ülkeleri izlemektedir. Bu ise her toplumda ve o toplumdaki bireylerde ve özellikle çocuklarda farklı etkilenmeler yaratmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Eğlence endüstrisiyle tüm toplumlar aynı anda etkilenmektedir. Geleneksel toplumların kültürleri üzerinde bu yolla televizyon, negatif etki yaratmaktadır. Endüstrileşmiş toplumlar işleyim ritmi açısından bu mesajları kabul etmeye daha uygundur. Mesajları ulaştıran dil de ulus kültürleri ve alt kültürleri bozmaktadır. Kültürel yabancılaşmayı arttırmaktadır (Mac Brides,1981;160-162).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Dolayısıyla çocuklar, kendi öz kültür ürünleri ile değil, başka ülkelerde üretilen kahramanlar ve farklı değerlerin işlendiği programlarla büyümektedirler. Bu da çocukları kendi ulusal kültürümüze yabancılaşmayı doğurmaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]8.Dildeki yozlaşmaya etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Yine bir üst başlıkta ifade edilen etkilenmeler nedeniyle televizyon, en önemli ifade ve iletişim aracı olan dil üzerinde de oldukça olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Bu etkilenme iki biçimde olmaktadır. Birincisi kullanılan sözcük sayısının azlığı... İkincisi ise kendi ana dilinin yozlaşmaya başlamasına etkisi... Bu iki etmen, yabancı kaynaklı programların yanısıra, yerli programlarda da sıkça rastladığımız türkçenin yanlış, kötü, yabancı özentili ve kısır bir şekilde kullanılımasından ileri gelmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]9.Kendi kimliklerinin bağımsız ve özgün bir biçimde oluşmasına etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Burada aktarılan hiçbir maddenin birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği açıkça görülüyor. Aynı şekilde çocukların bu etkilenmeler çerçevesinde kendi özgün kimliğini ve kişiliğini oluşturamaması da çok doğaldır. Kanımızca en sinsi tehlikelerden ve olumsuzluklardan biri de budur. Çocuk, kendini izlediği programlardaki kişilerin veya daha yoğun olarak filmlerdeki karakterlerin yerine koymaktadır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Çoğu kez hayran olduğu kahraman ya da karakter, büyüyünce olmak istediği kişidir. Böylece çocuk kendi kişisel bilinci, çalışması ya da yetenekleri ile değil, tamamen farklı etkilenmelerle büyüyünce "O" (o her neyse) olmak istemektedir. Bu bazen bir yarışma programı sunucusu, bazen filmdeki kötü adamları döven erkek karakter, bazen de güzelliği sayesinde zengin ve yakışıklı bir erkekle evlenen bir kadın karakter olabilmektedir. Bu örnekleri uzatmak mümkündür. Bunlar da biraz önce değindiğimiz okuma, yorumlama ve yargılama yetilerinin bilinen nedenlerle gelişmemesinden kaynaklanmaktadır.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]10.Çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin yok oluşuna etkisi[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Tüketim ve şiddet başta olmak üzere tüm bu etkilenmelerin sonucu artık eski çocuklara benzeyen çocukları görebilmemiz neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Giysileri, tüketimleri, tavırları, yok olmaya başlayan oyunları ve nesneleştirilen minicik bedenleriyle artık çocukluk yok olmaktadır. Çocukluğun yok olmaya başlamasıyla da çocukla özdeş, insanların o dönemine atfedilen "masumiyet " de giderek ortadan kaybolmaya başlamıştır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Tüketim adı altında günümüzde her yerde, hem yokoluşları hem de karikatürsi dirilişleri kutsayan bazı tarihsel yapıların parçalanmasına tanık oluyoruz. Aile çöküyor mu?, aile yüceltilir. Çocuklar artık çocuk değil mi? çocukluk kutsanır (Boudrillard,1997;116).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Çocuklar, belirli bir biçimde televizyon aracılığıyla, çocukluklarında yoksun bırakılmaktadırlar. Televizyon sayesinde, çocuklar çaresiz bir biçimde yetişkinler konumuna alıştırılıyorlar. Televizyon çağından önce, ana okullarındaki çocukların yapmış oldukları resimler daha çocuksu ve barışçıl iken, günümüzde yok edici robotlarla dondurulmuş şiddet içeriklidir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]SONUÇ VE ÖNERİLER[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Peki ne yapmalı? Sadece araştırmak, incelemek ve konuşmak yeterli mi? Elbette değil... Şimdiye dek pek çok ülkede yapılan araştırmalar, televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini kanıtladığına göre artık önlemler alınması için harekete geçme zamanı gelmiştir..[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Harekete geçerken de çözüm önerilerinin doğru saptanması kadar bunların doğru adrese ifade edilmesi de önem taşımaktadır. Örneğin çözümü salt devletten beklemek kadar tek başına televizyon kanallarından beklemek de yanlıştır. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Şu anda televizyonu çocukların hayatından baskı yoluyla çıkartamayacağımıza göre yapılabilecek şeyler bellidir. Aileler ve sivil toplum örgütleri bu konuda en başta gelen doğru adreslerdir. Ben burada önce ailelerin beklentilerini ve yapabileceklerini, daha sonra da sivil toplum örgütlerinin yapabileceklerini, en son da genel olarak birkaç öneriyle çalışmamı bitirmek istiyorum.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Ana babaların televizyon programlarının içeriği ile ilgili istekleri şunlar:[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]1.Televizyonda gösterilen vurdulu kırdılı şiddet içeren filmlerin ya da reality-showların, yayından kaldırılması ya da geç saatlerde yayına konması.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]2.Özellikle, haberlerde, şiddet içeren ve üzücü görüntülerin yer almaması ve defalarca, üstü bantlı olsa da gösterilmemesi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]3.Çocuklara duygu ve davranışlarıyla örnek olabilecek çocuk oyuncu ya da oyuncuların rol aldığı yerli dizi filmlerin gösterilmesi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]4.Televizyonda çocuk programlarının ve çizgi filmlerin çeşidi ve süresinin arttırılması ve bu filmlerin arka arkaya değil de aralıklarla gösterilmesi. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]5.Türk kültüründe yer etmiş halk tiplemelerinin çocuk programlarında daha çok yer alıp çocuklara tanıtılması.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]6.Çocuk dizileri ve çocuk programlarında argo sözcüklerin kullanılmaması.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]7.Özellikle çocuk yuvalarına giden çocuklar düşünülerek çocuklara yönelik programların akşam 19.00 ile 21.00 arasında gösterilmesi.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]8.Türk televizyon kanalları arasında sadece çdcuklara yönelik ve çocukların sunduğu bir kanalın yer alması (Başal,1999).[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Çocuklara yönelik programlar hazırlanırken, program yapımcıları tarafından çocukların özellikleri dikkate alınmalı ve gelişimin en hızlı olduğu okul öncesi dönemde onların dış uyarılardan çok fazla etkilenebilecekleri düşünülmelidir.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Ailelere düşen öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde bırakmamak, mümkün olduğunca birlikte izlemek. Konuşarak, anlatarak ve paylaşarak. Sonra da çocukları okumaya sevketmek ve televizyon izlemelerine belli ölçülerde sınırlandırmalar getirmek. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Sivil toplum örgütleri birlikte hareket ederek en azından başlangıç olarak çocuklara yönelik tüm programlarda yer alan şiddet unsurlarının kaldırılmasını sağlamaları gerekmektedir. Şiddet ya da çocuklara zararlı olduğu düşünülen unsurların yer aldığı programlarda kodlama sistemi uygulanabilir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Salt çocukların değil, yetişkin bireylerin de okuma alışkanlıklarının ve bunun uzantısında sağlanacak olan yetilerin kazandırılması gerekir. Yine bu çerçevede televizyonda izlenen görüntülerin anlamlarının okunması ve yorumlanması eğitimi verilmelidir. Başta yetişkin bireyler olmak üzere görüntülerin okunması ve yorumlanması öğrenildiği takdirde izleyiciler televizyon karşısında savunmasız ve bilinçsiz bir durumda olmaktan kurtulacakları için uğranılacak zarar ya da olumsuz etkilenmeler sıfırlanamasa da minimuma inecektir.[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Postman ve Powers, izleyicinin kendini savunabilmesi için, hazırlıklı bir kafaya ve birbirini bütünleyen bir değer sistemine sahip olması gerektiğini belirtirler (Postman ve Powers,1996;83-102). Buna kavuşmanın yolu ise, insanların okuma alışkanlığını kazanması, düşünme, tartışma ve yargılama yetisine kavuşması ve herkesin yararlı birer hobi edinmesinden geçmektedir. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]Belki kat edilmesi gereken yol çok fazla... Ama istersek yapabiliriz....[/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=black][FONT=Times]KAYNAKLAR[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=Times]BAŞAL, H.A.(1999), "3-6 Yaş Çocukların Günlük Yaşamlarında "Televizyon" ve "Televizyon" ile İlgili Ana-Baba Görüşleri" [B]İletişim Ortamlarında Çocuk Birey Sempozyumu Bildiriler Kitabı[/B], 13-15 Nisan 1999, A. Ü İl.Fak.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]BATMAZ, V. (1998), "Televizyonlar MGK Gündemine Alınmalı", [B]Radikal[/B], 28 Şubat[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]BOUDRILLARD, J. (1997), [B]Tüketim Toplumu[/B], Çev.Hazal Deliçaylı, Ayrıntı Yay., İstanbul[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]BURTON, G. ( 1995), [B]Görünenden Fazlası,[/B] Çev.Nefin Dinç, Alan Yay., İstanbul [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]BÜKER, S.-KIRAN, A. (1999), [B]Reklamlarda Kadına Yönelik Şiddet,[/B] Alan Yay., İstanbul[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]DURLU, L.Ö.(1995), "Bilgisayar Oyunları ve Cinsiyet Rolleri", [B]Çocuk ve Toplum[/B], Gündoğan Yay., Ankara[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]FROMM, E.(1991), [B]Sahip Olmak Ya Da Olmak[/B], Çev.Aydın Arıtan, Arıtan Yay., İstanbul [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]HAMELINK CEA, H.(1997), International Communication Market and Morality Der: Ali Mohammady, [B]International Communication and Globalization[/B], Sage Publ., London[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]KAPFERER, J.N.(1985), [B]Çocuk ve Reklam,[/B] Çev., Şermin Önder, Afa Yay., İstanbul [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]KURUOĞLU, H. (1999) ,"Televizyon Reklamlarında Çocuk",[B] İletişim Ortamlarında Çocuk Birey Sempozyumu Bildiriler Kitabı[/B], 13-15 Nisan 1999, A. Ü İl.Fak.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]MAC BRIDE, S.(1981), [B]Many Voices One Word[/B], Sage Publ., London[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]POSTMAN, N. (1995), [B]Çocukluğun Yokoluşu[/B], Çev.Kemal İnal, İmge Yay., İstanbul [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]POSTMAN, N. (1994), [B]Televizyon:Öldüren Eğlence[/B], Çev.Osman Akınhay, Ayrıntı Yay., İstanbul[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]POSTMAN, N.-Powers,S.(1996), [B]Televizyon Haberlerini İzlemek[/B], Çev.Aslı Tunç, Kavram Yay., İstanbul[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]REVUE, (1998), Sciences et Avenir, Şubat[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]RİGEL, N. (1999), "Child in the News Network", [B]İletişim Fakültesi Dergisi[/B], IX. İstanbul[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]SAATÇILAR, C. (1997), [B]Anaokuluna Giden Çocukların Sosyalizasyon Süresinde Ebeveynlerin ve Eğiticilerin Rolü[/B], Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, E.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]TİMİSİ, N.(1996), [B]Medyada Cinsiyetçilik[/B], Ankara: T.C Başk. Kadın Stat. ve Sorn. Gen. Müd.Yay.[/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]UNNIKRISHNAN, N.-BAIPAI, S. (1996), [B]The Impact of Television Advertising on Chlidren[/B], Sage Publ., New Delhi [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=Times]YAVUZER, H. (1990), [B]Çocuk ve Suç,[/B] Remzi Kitabevi, İstanbul[/FONT][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Aile ve Yaşam
Televizyonun çocuklara verdiği zararlar...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst