Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Teşrik tekbirlerini unutmayalım...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 272131" data-attributes="member: 1016557"><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> <u>HUTUVÂT-I SİTTE</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">1.3.TAKDİM(DEVAMI)</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'"> “31 Mart hâdisesinde Hareket Ordusunun Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa bana karşı fazla hiddetli iken ve Divan-ı Harb-i Örfîde beni muhakeme ettikleri gün, on beş adam karşımda darağacında asılı bir vaziyette Divan-ı Harb-i Örfî Reisi Hurşid Paşa benden sordu: ‘Sen şeriatı istedin mi? İşte şeriatı isteyenler böyle asılırlar.’ <br /> “Ben de ‘Şeriatın bir meselesine bin ruhum olsa feda ederim’ dediğim hâlde ve beni mahkûm etmeye pek çok esbap—muhbirlerin iftiralarıyla—varken, benim müstesna bir sûrette müttefikan beraatime karar vermeleri..<br /> “Hem eski Harb-i Umumînin nihayetinde, İstanbul’da İngilizlerin Başkumandanının eline benim İngiliz aleyhine şiddetli yazdığım Hutuvât-ı Sitte ve Başpapazına tahkirkârâne sözlerim eline geçtiği hâlde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi...<br /> “Hem Ankara’da, divan-ı riyasetinde pek çok meb’uslar varken Mustafa Kemâl şiddetli bir hiddetle divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: ‘Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.’ Ben de onun hiddetine karşı dedim: ‘Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.’ Dehşetli bir put kırdım.<br /> “Hazır mebus dostlarım telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nev’i tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, âdetâ dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususî riyaset odasında, Hücumat-ı Sitte’nin Birinci Desise içinde bulunan ‘Meselâ, Ayasofya Camii ehl-i fazl ve kemâlden, ilâ âhir...’ cümlesinden başlayan, ta İkinci Desiseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim.<br /> “Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim hâlde bana ilişmemesi, hatta taltifime çok çalışması, kat’iyen bu üç cebbar kumandanların bu üç acip hâletleri, âdeta Eski Said’den korkmaları, şüphesiz ki Risale-i Nur’un, ileride kahraman şakirtlerin şahs-ı mânevîsinin harika bir kuvveti ve Risale-i Nur’un parlak bir kerametidir.”</span><br /> </td><td> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></u></strong><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>acip</strong> : acayip, şaşırtıcı<br /> <strong>beraat</strong> : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması<br /> <strong>cebbar</strong> : zorba, zâlim<br /> <strong>darağacı</strong> : idam sehpası<br /> <strong>desise</strong> : hile, aldatma<br /> <strong>Divan-ı Harb-i Örfî</strong> : Sıkıyönetim Mahkemesi<br /> <strong>divan-ı riyaset</strong> : reislik, başkanlık makamı<br /> <strong>ehl-i fazl ve kemâl</strong> : fazilet ve kemâl sahibi olanlar<br /> <strong>esbap</strong> : sebepler<br /> <strong>hakikat</strong> : gerçek<br /> <strong>hâlet</strong> : durum, hâl<br /> <strong>Harb-i Umumî</strong> : Birinci Dünya Savaşı<br /> <strong>hiddet</strong> : öfke<br /> <strong>hissiyat</strong> : duygular, hisler<br /> <strong>Hutuvât-ı Sitte</strong> : “Altı Adım” anlamına gelen bu risalenin adı<br /> <strong>Hücumat-ı Sitte</strong> : “Altı Hücum” anlamına gelen ve şeytanın desiselerine karşı yazılan bir eser; Yirmi Dokuzuncu Mektup Altıncı Risale olan Altıncı Kısım<br /> <strong>ihtilâf</strong> : anlaşmazlık, uyuşmazlık<br /> <strong>ilâ âhir</strong> : sonuna kadar<br /> <strong>keramet</strong> : Allah’ın bir ikramı olan olağanüstü hal<br /> <strong>Mahmud Şevket Paşa</strong> : 31 Mart Hâdisesi patlak verdiği sırada Selânik’te buluna Redif Tümeninin kumandanı<br /> <strong>meb’us</strong> : milletvekili<br /> <strong>merdud</strong> : reddedilmiş, geri çevrilmiş<br /> <strong>muhakeme etme</strong> : sorgulayıp hükme bağlama<br /> <strong>muhbir</strong> : ihbarcı, haber veren<br /> <strong>müstesna</strong> : istisna, farklı<br /> <strong>müttefikan</strong> : birleşerek, fikir birliğiyle<br /> <strong>nevi</strong> : çeşit, tür<br /> <strong>riyaset</strong> : başkanlık<br /> <strong>şeriat</strong> : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet<br /> <strong>tahkirkârâne</strong> : hakaret eden bir tavırla söyleyen<br /> <strong>taltif</strong> : hoş ve şirin hareket; iyilikte bulunma<br /> <strong>tarziye verme</strong> : özür dileme<br /> <strong>vakıa</strong> : olay, hâdise<br /> <strong>vaziyet</strong> : durum, hâl</span><br /> </td></tr></table><p><span style="color: #888888"> </span></p><p><span style="color: #888888"></span><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> <u>MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">3.2.LEM’ALAR(DEVAMI)</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'">Evet, Sultan-ı Ezelînin memurları vardır, ama icraatçıları değillerdir ki, saltanat ve rububiyetinde ortak olsunlar. Ancak o memurların vazifesi dellâllıktır ki, kudretin icraatını ilân ediyorlar. Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar. Demek esbab, ancak ve ancak kudretin izzetini, rububiyetin haşmetini izhar için vaz edilmiş birtakım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için muavenet eden yardımcı değillerdir. Beşer sultanlarının memurları ise, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. Binaenaleyh, Allah’ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir. Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misal-i lâtif sûretinde bir temsil-i mânevî rivayet ediliyor ki:<br /> <strong>Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakka demiş ki:</strong><br /> “Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekva edecekler. Benden küsecekler.”<br /> <br /> <strong>Cenâb-ı Hak, lisan-ı hikmetle ona demiş ki:</strong><br /> “Seninle ibâdımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip sana küsmesinler.”<br /> Evet, nasıl ki hastalıklar perdedir, ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler. Ve kabz-ı ervahta hakikî olarak hikmet ve güzellik, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm’ın vazifesine mütealliktir. Öyle de, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm da bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhiyyeye bir perdedir.<br /> Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.</span><br /> <br /> </td><td> <strong><u><span style="color: #990000"><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></span></u></strong><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">acz</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : acizlik, güçsüzlük<br /> <strong>azamet</strong> : büyüklük, yücelik<br /> <strong>beşer</strong> : insanlık<br /> <strong>binaenaleyh</strong> : bundan dolayı<br /> <strong>celâl</strong> : azamet, haşmet<br /> <strong>def</strong> : uzaklaştırma</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>dellâl</strong> : ilân edici; duyuran</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>ecel</strong> : ölüm vakti<br /> <strong>esbab</strong> : sebebler<br /> <strong>evâmir-i tekviniye</strong> : Cenâb-ı Hakkın yaratmaya yönelik emirleri ve ka-nunları<br /> <strong>fenalık</strong> : kötülük, şer<br /> <strong>gafil</strong> : Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan<br /> <strong>hâlât</strong> : durumlar, haller<br /> <strong>hasıl olan</strong> : meydana gelen<br /> <strong>haşmet</strong> : büyüklük, görkem<br /> <strong>hikmet</strong> : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma<br /> <strong>ibâd</strong> : kullar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>icraat</strong> : faaliyet, uygulamalar</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>inkıyad</strong> : boyun eğme<br /> <strong>istidat</strong> : yetenek; temel özellikler<br /> <strong>izhar</strong> : göstermek, açığa vurmak<br /> <strong>izzet</strong> : değer, itibar, şeref, yücelik, üstünlük<br /> <strong>kabz-ı ervah</strong> : ruhları teslim alma<br /> <strong>kemâl</strong> : olgunluk, mükemmellik<br /> <strong>kudret</strong> : Allah’ın bütün varlığı kuşa-tan güç ve iktidarı<br /> <strong>kudret-i İlâhiye</strong> : Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı<br /> <strong>lisan-ı hikmet</strong> : hikmet dili<br /> <strong>memuriyet</strong> : memurluk<br /> <strong>merci</strong> : kaynak, başvurulacak yer<br /> <strong>misal-i lâtif</strong> : güzel ve hoş bir örnek<br /> <strong>muavenet eden</strong> : yardım eden<br /> <strong>münasebet</strong> : alâka, ilgi<br /> <strong>münasip</strong> : uygun</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>müşahit</strong> : şahit olan<br /> <strong>müteallik</strong></span><span style="font-family: 'Calibri'"> : alâkalı, ilgili<br /> <strong>nazar</strong> : bakış, görüş, düşünce<br /> <strong>nâzır</strong> : bakan, gözlemci<br /> <strong>nev</strong> : çeşit, tür<br /> <strong>perdedar-ı dest-i kudret</strong> : kudret elinin perdecisi; sebepler<br /> <strong>rahmet</strong> : İlâhî şefkat ve merhamet<br /> <strong>rivayet</strong> : bir sözü nakletme<br /> <strong>rububiyet</strong> : Rablık; Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>saltanat</strong> : egemenlik, hâkimiyet, sultanlık</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>sultan</strong> : hükümdâr, yönetici</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>Sultan-ı Ezelî</strong> : hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan ve bütün zamanlara hükmeden Allah</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>sûretinde</strong> : şeklinde, biçiminde<br /> <strong>şekva</strong> : şikayet<br /> <strong>tayin</strong> : belirleme, belirli kılma<br /> <strong>temsil-i mânevî</strong> : mânevi örnek, benzetme<br /> <strong>tesir-i hakikî</strong> : gerçek tesir sahibi<br /> <strong>tevehhüm olunan</strong> : sanılan<br /> <strong>tevhid</strong> : Allah’ın birliği<br /> <strong>vaz edilmek</strong> : konulmak, yerleştiril-mek<br /> <strong>vukuat</strong> : meydana gelen olaylar<br /> <strong>zahiren</strong> : dış görünüş itibariyle</span><br /> <span style="color: #888888"> <br /> </span></td></tr></table><p><span style="color: #888888"> </span></p><p> <span style="color: #888888"></span></p><p><span style="color: #888888"></span><span style="color: #888888"> -- </span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 272131, member: 1016557"] [B][FONT=Calibri] [/FONT][/B][B][FONT=Calibri] [U]HUTUVÂT-I SİTTE[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]1.3.TAKDİM(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri] “31 Mart hâdisesinde Hareket Ordusunun Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa bana karşı fazla hiddetli iken ve Divan-ı Harb-i Örfîde beni muhakeme ettikleri gün, on beş adam karşımda darağacında asılı bir vaziyette Divan-ı Harb-i Örfî Reisi Hurşid Paşa benden sordu: ‘Sen şeriatı istedin mi? İşte şeriatı isteyenler böyle asılırlar.’ “Ben de ‘Şeriatın bir meselesine bin ruhum olsa feda ederim’ dediğim hâlde ve beni mahkûm etmeye pek çok esbap—muhbirlerin iftiralarıyla—varken, benim müstesna bir sûrette müttefikan beraatime karar vermeleri.. “Hem eski Harb-i Umumînin nihayetinde, İstanbul’da İngilizlerin Başkumandanının eline benim İngiliz aleyhine şiddetli yazdığım Hutuvât-ı Sitte ve Başpapazına tahkirkârâne sözlerim eline geçtiği hâlde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi... “Hem Ankara’da, divan-ı riyasetinde pek çok meb’uslar varken Mustafa Kemâl şiddetli bir hiddetle divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: ‘Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.’ Ben de onun hiddetine karşı dedim: ‘Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.’ Dehşetli bir put kırdım. “Hazır mebus dostlarım telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nev’i tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, âdetâ dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususî riyaset odasında, Hücumat-ı Sitte’nin Birinci Desise içinde bulunan ‘Meselâ, Ayasofya Camii ehl-i fazl ve kemâlden, ilâ âhir...’ cümlesinden başlayan, ta İkinci Desiseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim. “Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim hâlde bana ilişmemesi, hatta taltifime çok çalışması, kat’iyen bu üç cebbar kumandanların bu üç acip hâletleri, âdeta Eski Said’den korkmaları, şüphesiz ki Risale-i Nur’un, ileride kahraman şakirtlerin şahs-ı mânevîsinin harika bir kuvveti ve Risale-i Nur’un parlak bir kerametidir.”[/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/U][/B] [FONT=Calibri][B]acip[/B] : acayip, şaşırtıcı [B]beraat[/B] : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması [B]cebbar[/B] : zorba, zâlim [B]darağacı[/B] : idam sehpası [B]desise[/B] : hile, aldatma [B]Divan-ı Harb-i Örfî[/B] : Sıkıyönetim Mahkemesi [B]divan-ı riyaset[/B] : reislik, başkanlık makamı [B]ehl-i fazl ve kemâl[/B] : fazilet ve kemâl sahibi olanlar [B]esbap[/B] : sebepler [B]hakikat[/B] : gerçek [B]hâlet[/B] : durum, hâl [B]Harb-i Umumî[/B] : Birinci Dünya Savaşı [B]hiddet[/B] : öfke [B]hissiyat[/B] : duygular, hisler [B]Hutuvât-ı Sitte[/B] : “Altı Adım” anlamına gelen bu risalenin adı [B]Hücumat-ı Sitte[/B] : “Altı Hücum” anlamına gelen ve şeytanın desiselerine karşı yazılan bir eser; Yirmi Dokuzuncu Mektup Altıncı Risale olan Altıncı Kısım [B]ihtilâf[/B] : anlaşmazlık, uyuşmazlık [B]ilâ âhir[/B] : sonuna kadar [B]keramet[/B] : Allah’ın bir ikramı olan olağanüstü hal [B]Mahmud Şevket Paşa[/B] : 31 Mart Hâdisesi patlak verdiği sırada Selânik’te buluna Redif Tümeninin kumandanı [B]meb’us[/B] : milletvekili [B]merdud[/B] : reddedilmiş, geri çevrilmiş [B]muhakeme etme[/B] : sorgulayıp hükme bağlama [B]muhbir[/B] : ihbarcı, haber veren [B]müstesna[/B] : istisna, farklı [B]müttefikan[/B] : birleşerek, fikir birliğiyle [B]nevi[/B] : çeşit, tür [B]riyaset[/B] : başkanlık [B]şeriat[/B] : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet [B]tahkirkârâne[/B] : hakaret eden bir tavırla söyleyen [B]taltif[/B] : hoş ve şirin hareket; iyilikte bulunma [B]tarziye verme[/B] : özür dileme [B]vakıa[/B] : olay, hâdise [B]vaziyet[/B] : durum, hâl[/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [COLOR=#888888] [FONT=Calibri] [/FONT] [/COLOR][B][FONT=Calibri] [U]MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]3.2.LEM’ALAR(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri]Evet, Sultan-ı Ezelînin memurları vardır, ama icraatçıları değillerdir ki, saltanat ve rububiyetinde ortak olsunlar. Ancak o memurların vazifesi dellâllıktır ki, kudretin icraatını ilân ediyorlar. Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar. Demek esbab, ancak ve ancak kudretin izzetini, rububiyetin haşmetini izhar için vaz edilmiş birtakım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için muavenet eden yardımcı değillerdir. Beşer sultanlarının memurları ise, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. Binaenaleyh, Allah’ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir. Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misal-i lâtif sûretinde bir temsil-i mânevî rivayet ediliyor ki: [B]Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakka demiş ki:[/B] “Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekva edecekler. Benden küsecekler.” [B]Cenâb-ı Hak, lisan-ı hikmetle ona demiş ki:[/B] “Seninle ibâdımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip sana küsmesinler.” Evet, nasıl ki hastalıklar perdedir, ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler. Ve kabz-ı ervahta hakikî olarak hikmet ve güzellik, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm’ın vazifesine mütealliktir. Öyle de, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm da bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhiyyeye bir perdedir. Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][COLOR=#990000][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/COLOR][/U][/B] [B][FONT=Calibri]acz[/FONT][/B][FONT=Calibri] : acizlik, güçsüzlük [B]azamet[/B] : büyüklük, yücelik [B]beşer[/B] : insanlık [B]binaenaleyh[/B] : bundan dolayı [B]celâl[/B] : azamet, haşmet [B]def[/B] : uzaklaştırma[/FONT] [FONT=Calibri][B]dellâl[/B] : ilân edici; duyuran[/FONT] [FONT=Calibri][B]ecel[/B] : ölüm vakti [B]esbab[/B] : sebebler [B]evâmir-i tekviniye[/B] : Cenâb-ı Hakkın yaratmaya yönelik emirleri ve ka-nunları [B]fenalık[/B] : kötülük, şer [B]gafil[/B] : Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan [B]hâlât[/B] : durumlar, haller [B]hasıl olan[/B] : meydana gelen [B]haşmet[/B] : büyüklük, görkem [B]hikmet[/B] : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma [B]ibâd[/B] : kullar[/FONT] [FONT=Calibri][B]icraat[/B] : faaliyet, uygulamalar[/FONT] [FONT=Calibri][B]inkıyad[/B] : boyun eğme [B]istidat[/B] : yetenek; temel özellikler [B]izhar[/B] : göstermek, açığa vurmak [B]izzet[/B] : değer, itibar, şeref, yücelik, üstünlük [B]kabz-ı ervah[/B] : ruhları teslim alma [B]kemâl[/B] : olgunluk, mükemmellik [B]kudret[/B] : Allah’ın bütün varlığı kuşa-tan güç ve iktidarı [B]kudret-i İlâhiye[/B] : Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı [B]lisan-ı hikmet[/B] : hikmet dili [B]memuriyet[/B] : memurluk [B]merci[/B] : kaynak, başvurulacak yer [B]misal-i lâtif[/B] : güzel ve hoş bir örnek [B]muavenet eden[/B] : yardım eden [B]münasebet[/B] : alâka, ilgi [B]münasip[/B] : uygun[/FONT] [FONT=Calibri][B]müşahit[/B] : şahit olan [B]müteallik[/B][/FONT][FONT=Calibri] : alâkalı, ilgili [B]nazar[/B] : bakış, görüş, düşünce [B]nâzır[/B] : bakan, gözlemci [B]nev[/B] : çeşit, tür [B]perdedar-ı dest-i kudret[/B] : kudret elinin perdecisi; sebepler [B]rahmet[/B] : İlâhî şefkat ve merhamet [B]rivayet[/B] : bir sözü nakletme [B]rububiyet[/B] : Rablık; Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/FONT] [FONT=Calibri][B]saltanat[/B] : egemenlik, hâkimiyet, sultanlık[/FONT] [FONT=Calibri][B]sultan[/B] : hükümdâr, yönetici[/FONT] [FONT=Calibri][B]Sultan-ı Ezelî[/B] : hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan ve bütün zamanlara hükmeden Allah[/FONT] [FONT=Calibri][B]sûretinde[/B] : şeklinde, biçiminde [B]şekva[/B] : şikayet [B]tayin[/B] : belirleme, belirli kılma [B]temsil-i mânevî[/B] : mânevi örnek, benzetme [B]tesir-i hakikî[/B] : gerçek tesir sahibi [B]tevehhüm olunan[/B] : sanılan [B]tevhid[/B] : Allah’ın birliği [B]vaz edilmek[/B] : konulmak, yerleştiril-mek [B]vukuat[/B] : meydana gelen olaylar [B]zahiren[/B] : dış görünüş itibariyle[/FONT] [COLOR=#888888] [FONT=Calibri] [/FONT] [/COLOR][/TD] [/TR] [/TABLE] [COLOR=#888888] [FONT=Calibri] [/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/COLOR][COLOR=#888888] -- [/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Teşrik tekbirlerini unutmayalım...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst