Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Tevessül ile ilgili hadisin selefilere ve tasavvufçulara göre tahriçler
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mucahid_tr" data-source="post: 122730" data-attributes="member: 12305"><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">1. </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">HADİS</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Mâlik ed-Dâr anlatıyor: “Hz. Ömer </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Rad</span>ı<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">yallahu Anh) </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Derken bir adam Peygamber’in </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> kabrine gelerek:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">-Ya Rasulallah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste. Zira onlar helak oldular! dedi. Bunun üzerine rüyasında adama şöyle denildi:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Ömer’e git, ona selâm götür, halkın suya kavuşacağını haber ver ve ona şunu söyle: “Senin vazifen, iyi muamelede bulunmak, dengeli ve güzel hareket etmektir”. Adam derhal giderek durumu Ömer’e bildirdi. Bunun üzerine Ömer ağladı ve sonra da:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Rabbim! Üstesinden gelemediğim şeyler hariç, çaba sarfetmekten geri durmuyor ve elimden geleni yapıyorum!” dedi.</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn1" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[1]</span></span></span></a></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn Hacer </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.852/1448)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">, ibn Ebî Şeybe’nin </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.235/849)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> rivâyet ettiği bu hadisin isnadının sahih olduğunu zikretmektedir.</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn2" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[2]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hadis, aynı isnadla Beyhakî </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.458/1065)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ve İbn Asâkir </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.571/1175)</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn3" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[3]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"> tarafından da rivâyet edilmektedir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-size: 15px">Hadise zayıf diyenlerin görüşü:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Elbânî, hem metin hem de isnad bakımından rivâyetin sahih olmadığını söylemektedir. Bu hususta onun ileri sürdüğü üç gerekçeyi burada nakletmek ve sonunda bir değerlendirme yapmak uygun olacaktır:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">a) Râvî Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf değildir; o meçhul bir râvîdir. Nitekim İbn Ebî Hâtim</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn4" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[4]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">, senedde adı geçen Ebû Salih’in dışında, ondan rivâyette bulunan bir râvî zikretmemiştir. Bu da onun meçhul olduğunu göstermektedir. Ayrıca hadis ilminde otorite olan İbn Ebî Hatim’in, onun hakkında bir tevsik ifâdesi nakletmemesi de bunu desteklemektedir. O halde râvî Mâlik ed-Dâr meçhul kalmaktadır. Hafız İbn Hacer’in, “Ebû Salih es-Semman’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile…” tarzındaki ifâdesi, bizim tesbitimizle çelişmez. Çünkü biz İbn Hacer’in söz konusu ifâdesinin, senedin tamamının sahih olduğu konusunda değil, yalnız Ebû Salih’e kadar olan kısmı hakkında bir açıklama olduğunu, kabul ediyoruz. Aksi halde o, isnada Ebû Salih’ten itibaren başlamaz ve doğrudan “Mâlik ed-Dâr’dan… ve isnadı sahihtir” derdi… Böyle yapmakla İbn Hacer, râvî Mâlik’in durumu karşısında dikkatli olunması gerektiğine veya onun meçhul olduğuna i</span>ş<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">âret</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> etmektedir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">b) Hadisin metni, şeriatta müstehap olarak sabit olan istiska namazına hatta: “Dedim ki, Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) O üzerinize bol bol yağmur göndersin!” </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Nuh, 71/10-11)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> gibi âyetlerin ifâde ettiği duâ ve istiğfara aykırı düşmektedir. Bu yüzden Hz. Ömer, Abbas’ın duâsıyla tevessül ve istiskada bulunmuştur. Selef de hep öyle yapmıştır. Onların hiçbirinden, Peygamber’in </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> kabrine iltica ederek yağmur için ondan duâ talep ettiğine dair bir rivâyet gelmemiştir. Eğer böyle bir şey meşru olsaydı, bir defa olsun bunu yaparlardı. Onların böyle bir şeyi yapmamaları, söz konusu rivâyetin meşru/makbul olmadığını göstermektedir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">c) Rivâyetin sahih olduğu farzedilse bile, konu hakkında hüccet olamaz. Çünkü rivâyet, ismi zikredilmeyen bir adama dayanmaktadır. O da meçhuldür. Seyf’in rivâyetine dayanarak onun adının Bilal olduğunu söylemek de hiçbir şey ifâde etmez. Çünkü Seyf b. Ömer et-Temimi’nin zayıf oluşu da ittifak konusudur. Hatta İbn Hibban onun hakkında şöyle demektedir: “O, sebt râvîlerden mevzu hadisler rivâyet ederdi. Ayrıca onlar onun hadis uydurduğunu da söylerlerdi” demiştir. O halde böyle bir adamın rivâyeti, özellikle muhâlefet söz konusu olduğunda kabul edilemez”</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn5" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[5]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Hadise sahih diyenlerin görüşü:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Bahse konu olan rivâyetin delil olarak kullanılmasına musamaha göstermeyen Elbânî’nin en önemli gerekçesinin, Mâlik ed-Dâr’ın meçhul bir râvî olduğu görülmektedir. Ancak biz, Elbânî’nin iddia ettiği gibi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf olmayan (meçhul) bir şahıs değil, aksine onun maruf bir râvî olduğunu tesbit etmiş durumdayız.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">İbn Sa’d, onu şöyle tanıtmaktadır: “Mâlik ed-Dâr, Ömer b. el-Hattab’ın azatlısıdır. Hımyer kabilesinden ve Cüblanlıdır. Ebû Bekir ve Ömer’den hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden de Ebû Salih es-Semman rivâyette bulunmuştur. O maruf idi”.</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn6" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[6]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">mâm</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Buhârî, Tarihi Kebir’inde onu zikrettiği halde aleyhine bir şey dememiştir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">İbn Hibban </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.354/965)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> onu es-Sikat’ında zikretmekte ve hakkında menfi bir söz söylememektedir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">İbn Hacer ise bunlara ilaveten şu bilgileri vermektedir: “Mâlik ed-Dâr diye bilinen zat, Mâlik b. Iyad’dır ve (asr-ı saadet’e) yetişmiştir. Muaz ve Ebû Ubeyde’den rivâyetleri vardır. Kendisinden iki oğlu; Avn ve Abdullah rivâyette bulunmuştur. Buhârî, Târîh’inde</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn7" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[7]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Ebû Salih Zekvan tarikiyle Mâlik ed-Dâr’dan Hz. Ömer </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Rad</span>ı<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">yallahu Anh)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">’</span>ı<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">n kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivâyet etmiştir. Aynı rivâyeti tafsilatlı olarak İbn Ebî Hayseme de tahric etmiştir… İbn Sa’d onu Medineli tabiilerin ilk tabakası içinde zikretmiştir. Hz. Ömer</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Rad</span>ı<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">yallahu Anh)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ve Hz. Osman </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Rad</span>ı<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">yallahu Anh) </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">onu mali işlerde görevlendirmiş ve bu yüzden de ona Mâlik ed-Dâr adı verilmiştir. Ali İbnu’l-Medini’den rivâyet edildiğine göre o, Hz. Ömer’in haznedarı idi”.</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn8" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[8]</span></span></span></a></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Ebû Ya’la el-Halili el-Kazvînî de, Mâlik ed-Dâr’ın sika oluşunda ittifak edilen kadim bir tabii olduğunu ve tabiinin ondan övgüyle bahsettiklerini ifâde etmektedir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Hatırlanacağı üzere Elbânî, bahse konu olan rivâyet hakkında ibn Hacer’in “Ebû Salih es-Semman’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile…” diyerek kullandığı ifâdeden onun, râvî Mâlik ed-Dâr’ın meçhul olduğuna i</span>ş<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">âret</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ettiği şeklinde yorumlamıştı. Halbuki İbn Hacer’in Mâlik ed-Dâr’ı tanıtıcı mahiyette verdiği bilgiler, böyle bir yoruma mahal bırakmayacak kadar açıktır. Şüphesiz İbn Hacer’in söz konusu açıklaması, Elbânî’nin yaptığı yorumu anlamsız kılmaktadır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Hz. Ömer </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Rad</span>ı<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">yallahu Anh)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> gibi, rivâyet konusunda tesebbüt ve ihtiyat sahibi bir zatın, resmi veya özel mali işlerde onu istihdam etmesi, râvî Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaletinin bir göstergesi sayılmalıdır. Bu tesbit bizi Elbânî’nin, Mâlik ed-Dâr hakkında İbn Hacer’in verdiği biyografik bilgiyi görmediği veya görmezlikten geldiği kanaatine götürmektedir. Bu detaylı bilgiden sonra, Elbânî’nin Mâlik ed-Dâr hakkında Münzirî </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.656/1258)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ile Heysemî’den </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.807/1404) </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">naklettiği, “onu tanımıyorum” sözünün artık bir kıymet ifâde etmediği de anlaşılmaktadır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Elbânî’nin rivâyete yönelttiği tenkitlerden birisi de vakanın, adı zikredilmeyen bir adama dayandığı ve İbn Hacer’in, Seyf b. Ömer’in Futuh’undan naklen söz konusu meçhul adamın Bilal b. El-Haris olduğunu söylemesi</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn9" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[9]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> idi. Seyf b. Ömer et-Temîmî el-Esedî el-Kûfî </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.180/796)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">, Elbânî’nin de ifâde ettiği gibi ittifakla zayıf bir râvîdir/ahbaridir</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn10" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[10]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">. Görebildiğimiz kadarıyla onunla ilgili eniyimser değerlendirme şudur: “Seyf’in bazı hadisleri meşhur (ve maruf)dur. Ekseriyeti ise münkerdir. O, sıdktan ziyade za’fa yakındır.”</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn11" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[11]</span></span></span></a></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Rasulü Ekrem’in kabrine gelen zatın, isim olarak tesbiti konusunda ibn Hacer tarafından Seyf’in kaynak gösterilmesi, kanaatimizce yadırganacak bir durum değildir. Çünkü asıl itibariyle, rivâyetin İbn Hacer’in tesbitine göre sahih bir isnadla sübutu, tamamen Seyf’in dışında meydana gelen bir gelişmedir. Seyf, sadece gelen zatın kim olduğu sualine cevap ararken devreye girmektedir. Bu merhalede Seyf kaynaklı bir bilginin malzeme olarak kullanılması, tenkid mevzuu olmasa gerekir. Üstelik söz konusu malzemeyi kullanan İbn Hacer, Seyf’in zayıf oluşunun farkındadır ve onun hakkında teferruatlı bilgiye sahip bulunmaktadır</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn12" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[12]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">İbn Hacer, İbn Hibbân’ın Seyf hakkında konuştuğunu O’nun hadiste zayıf, tarih konusunda ise sağlam dayanıklı olduğunu söylemiştir. Takrib: 262 Bu hadisimizdeki gelen adamın Bilal İbn Hâris el-Muzenî </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.60/680)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> olduğunu söylemesi tarihi meselelerden olduğundan İbn Hacer Tahzib-ut-Tehzib’de tarihi meselelerde bilinmeyen bir kişiyi tayin ederken Seyf’e itibar etmiştir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Kaldı ki, yer ve tarih itibariyle Seyf’in verdiği bilgiyle çelişen bir durum da varid değildir. Çünkü adı geçen Bilal b. El-Haris el Müzeni Medinelidir ve Rasülullah’ın </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Mekke fethi öncesinde Medine’ye gelmelerini temin etmek üzere Müzeyne kabilesine haberci olarak gönderdiği ve Mekke fethine bin kişilik bir kuvvetle katılan Müzeynelilerin üç sancaktarından biri olan sahabidir.</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn13" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[13]</span></span></span></a></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Yağmur) isteyen kişinin kim olduğu belli olmasa bile mühim değildir. Mühim olan Hz. Ömer </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Radıyallahu Anh)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ve diğer Ashab radıyallahu anhumun tavrıdır. Hz. Ömer’e </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Radıyallahu Anh)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> haber verildiğinde bu işe karşı çıkmaması, aksine ağlaması ve Yâ Rab'.. Ancak aciz kaldığım şeylerde eksiklik yapmaktayım, demesidir. Ömer ve diğer Sahâbe </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Radıyallahu Anhum)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> efendilerimizin şirk vesilesine veya bir şirk çeşidine sessiz kalmaları düşünebilinir mi?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Diyorlar ki; Sahih olduğu takdirde de (onda bu işin câizliğine dâir) hiçbir hüccet yoktur. Çünkü Sahâbe </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Radıyallahu anhum)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">'un ameli buna ters düşmektedir. Hâlbuki onlar Rasulüllah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">'i en iyi bilen kimselerdir. Allah en iyi bilir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Cevap: Bu delilsiz bir biçimde Sahâbe'yi şirk ile suçlamaktır. Hâlbuki onlar Rasulüllah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">'i en iyi bilen kimselerdir denilmesine rağmen, zımmen ben onlardan daha iyi bilirim demektir. Bilal İbnü Hâris ve Hz. Ömer, yaptıkları işin sahâbenin ameline ters düştüğünü anlayamadı ve haşa şirke girdi; ama bunlar anladı. El-Futuh sahibi Seyf'ler ve İbnü Hacer'ler anlayamadı ama bunlar anladı!.. Hasbünallahi ve ni'mel vekil..</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn14" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[14]</span></span></span></a></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Netice itibariyle, vefatından sonra Peygamber </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ile tevessül ve istiskanın cevazını gösteren ilgili rivâyet </span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn15" target="_blank"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[15]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">, İbn Hacer’in de ifâde ettiği üzere sahih olmalıdır. Nakledilen vaka, rüyanın delil olarak kullanıldığı ileri sürülerek tenkid mevzuu da yapılmamalıdır. Çünkü rüya ile ahkamın sabit olmadığı bilinen bir husustur. Bu vakayı önemli kılan nokta, Bilal b. el-Hâris’in uyanık olduğu halde yaptığı tatbikattır. Bu da onun, Ravzayı Mudahharaya gelerek Rasulü Ekrem’den ümmeti için Allah Teala’dan yağmur niyazında bulunma talebidir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Bazıları, </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in hadisi “Sahih” kabul ettiğini inkâr etmişlerdir. Bu iddiada bulunan bu şahıslar, birde hakikatın tarafında olduğunu iddia ederler. Bu ölçüsüzlüğü, </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in “Fethu’l-Bari”deki sözlerine rağmen yapmaları anlaşılır gibi değildir. </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in bu rivâyeti </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Ebî Şeybe </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.235/938)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> “Sahih bir senetle yapmıştır” şeklindeki sözlerini, sonrasında da aktardığı bu kıssayı acelecilikten mi göremediler acaba?</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Sonra </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer Seyf’in, “Fütüh” adlı eserinde Allah Rasulünü rüyada gören sahâbeden Bilal bin Haris’tir. Sözünü aktarmıştır. </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Şeybe’den burada aktarılan kıssa ve senet aynıdır. Dolayısıyla bu “bu rivâyetin senedi sahihtir” hükmü hem Beyhakî’nin hem de </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Ebî Şeybe’nin rivâyetleri için geçerlidir. İnsaf sahipleri artık durumun farkına varmalıdırlar. </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in “isnat sahihtir” sözleri “Hayır! </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer bu rivâyeti sahih görmemiştir diyenlerin yüzüne bu gerçeği haykırmaktadır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Bir de kalkıp </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in bazı sözlerini rivâyetin sahih olduğunu ispatlamak için kullanmaya kalkarlar. Bu hususta </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in sözlerinden medet umanlar ne olurdu diğer meselelerde de </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer gibi düşünseydiler. </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer, tevessülü ve Peygamberimiz </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">’in kabrine ziyaret için yola çıkmayı kabul eden bir kimsedir. Hadis ilminden nasibi olmayanlar inkâr etseler de, </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in “isnat sahihtir” sözleri aynı zamanda “metin sahihtir” anlamına da gelmektedir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’in rivâyeti “Sahih” kabul etmediğini iddia eden bu adamlar bir yandan da sanki eğer </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer hadisi “Sahih” görse idi onu kabul edeceğini ve aslında ona itimat ettiklerini ima etmeye çalışırlar. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Bu iddialarına rağmen kalkıp hadisin tenkidini kendileri yapmaya kalkarak rivâyet zincirinde Âmeş’in (lakaplı) bulunduğunu ve onunda “Müdelles” rivâyetler yaptığı için hadisin zayıf kabul edilmesi gerektiğini iddia ederler. Hale bakınız ki bunlara “Âmeş’in “Müdelles” rivâyet yaptığını nerden biliyorsunuz?” diye sorsanız, onlarda yine </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’den ve onun “et-Takrip ve’t-Tehzib” gibi kitabından diyeceklerdir. Hem </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Hacer’e itimat ettiğini söyleyeceksin, hem de onun “Âmeş’i “müdelles” rivâyetler yaptığı” hükmünü yine ona karşı kullanarak onun “Sahih” dediği rivâyeti reddetmeye çalışacaksın. Bu açık bir çelişkidir. Üstelik bunlar, daha bu ilmin müptedilerinin bile yapmaması gereken bir hata yapmaktadırlar. Nerede kaldı ki hadislerin “Sahih” ya da “Zayıf olduğunu tespit edebilecek birinden böyle bir hata beklensin. Şöyle demektedirler: “Hadisin senedinde “”Âmeş’in Ebû Sâlih es-Simân’dan rivâyeti vardır. Âmeş’in “müdelles” rivâyetler yaptığı ittifakla sabittir. “Müdelles rivâyet yapan kişi, sika ve güvenilir de olsa rivâyeti makbul değildir. Rivâyetin makbul olabilmesi için açıkça kimden işittiğini söylemesi lazımdır.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Bu kaideyi aktaranlar maalesef bir hata yapmıştır. Bu kaideden </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Müseyyeb ve Âmeş gibi “müdelles” ve “mürsel” rivâyetler yapanlar ulema tarafından istisna edilmiştir. Hafız Zehebî </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(ö.748/1374)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> “Mizanü’l-İhtidal” adlı eserinde bunu şu şekilde izah etmiştir: A’meş’in, bazen kim olduğunu bilmediği zayıf bir râvîden gelen rivâyeti tedlis ettiği olmuştur. Eğer “o bize anlattı” gibi râvîden bizzat duyduğunu ifâde eden bir cümle kullanırsa bir sorun yoktur. Ama eğer “ondan bana geldi” gibi kapalı bir ifâde kullanırsa orada tedlis ihtimali var demektir. Eğer “ondan bana geldi” ifâdesi onun çokça rivâyet yaptığı İbrahim, </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Ebî Vail, Ebû Salih es-Simân gibi hocalarından biriyse, burada tedlis olmadığına ve rivâyetin muttasıl olduğuna hükmedilir.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Zat ile tevessülü kabul etmeyenler. Ne Peygamber ne de sahâbe böyle duâ etmemiştir. Bize ulaşan bir haber de yok, diyorlardı. İşte haber işte sahâbe sahihliğini zayıflığını tartışıyoruz. Sizin zayıflamadaki eksiklikte ortada. Ama o kadar taklit ediyorsunuz ki; bunları görmemek için gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatıyorsunuz. Sizin âlimleriniz hiç hata etmez mi el insaf.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Elbânî diyor ki: Hadis'in sahih olduğunu kabul etsek bile Peygamberin Zâtı ile değil duâsı ile tevessül olur. Hz. Abbas </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Rad</span>ı<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">yallahu Anh)’</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">ta olduğu gibi.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Bu sözle, Elbânî vefat etmiş olan Peygamberimizin mezardan bizim için Allah'a duâ edeceğini kabul etmiş olur. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Ölüden bana çocuk ver, evlendir, iş ver diye, bizzat ölüden istenmez. Ruhlar ölmez ölünün ruhundan bizim için Allah’a duâ etmesi istenir. Kabul edecek veya etmeyecek dileği yerine getirecek olan Allah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> dür. Başka türlüsü câiz değildir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Vefat etmiş bir Allah dostunun mezarında yapılan duâları doğru bulmayan </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> teymiyye şu gerçeği itiraf ediyor.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">İbn Teymiyye: </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Böyle bir dileğin yerine gelmesi, yanı başında duâ edilen mezarda yatan ölünün kerâmeti olarak sayılabilir.<a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn16" target="_blank"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="color: #0000ff">[16]</span></span></a> Fakat onunla bunun arasında fark yoktur. Bilmemiz gerekir ki, mezarların başında namaz kılmanın ve buraları mescid edinmenin yasaklanması mezarlarda yatan şahsiyetleri hor ve önemsiz saymaktan kaynaklanmıyor. Tersine bu yasağın gerekçesi, bu yüzden halkın fitneye uğramasıdır. Fitnenin ortaya çıkması da sebeplerinin oluşmasına dayanır. Buna göre mezar başlarında duâ etmek veya buraları mescid edinmekle insanların kafalarını karıştırabilecek, onları fitneye uğratacak sonuçların meydana gelmesi söz konusu olmasaydı, bu davranışlar yasaklanmazdı. </span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn17" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[17]</span></span></span></a></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">İbn Teymiyye’nin Peygamberimizden </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> veya salih kişilerin vefatından sonra onlar aracılığıyla (ruhların bizim için Allah'a duâ etmelerini veya onların hürmetine Allah'tan istemek şeklinde) dileğin kabul edilmesini şeytandandır demiyor, kerâmet ve salih olmalarından kaynaklandığını söylüyor. İbn Teymiyye böyle olabileceğini itiraf ettikten sonra Peygamberimizin </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> sağlığında kendinden istekte bulunanların haliyle, bağlantı kurup yorum yapıp, yasaklanmış olduğunu söylüyor. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.”</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Nisâ, 64)</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Traditional Arabic'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">عن بكر بن عبد الله رضى الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "حياتى خير لكم تحدثون ويحدث لكم، فاذا انا مت كانت وفاتى خيرا لكم، تعرض على اعمالكم فاذا رأيت خيرا حمدت الله وان رأيت شرا استغفرت الله لكم."</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Bekr </span>İ<span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">bn</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Abdillah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Radiyallahu Anh)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlüllah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> şöyle buyurmuştur:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">“Benim hayatım, sizin için hayırlıdır (benim sağlığımda bir takım işler) yaparsınız, size (onlarla ilgili hükümler) bildirilir. Ben öldüğümde ise vefatım sizin için hayırlı olur, çünkü amelleriniz bana (kabrimde) arz edilir, hayır görürsem Allah’a hamdederim, şer görürsem Allah’tan sizin için af dilerim.” </span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn18" target="_blank"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[18]</span></span></span></span></a></span></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Büyük hadis âlimi Ebû Dâvûd et-Tayâlisinin Müsnedin’de Câbirden rivâyet ettiğine göre Peygamber </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> şöyle buyurdu:</span></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><em><span style="font-family: 'Garamond'">Yaptığınız işler, mezardaki yakınlarınıza ve tanıdıklarına gösterilir. İşleriniz iyi ise sevinirler, iyi değilse ya Rabbi! </span></em></span><span style="font-family: 'Times New Roman'"><em>İ</em></span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><em><span style="font-family: 'Garamond'">yi işler yapmaları için kalplerine ilham eyle, derler.</span></em></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn19" target="_blank"><em><span style="font-family: 'Garamond'"><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[19]</span></span></em></span></em></a></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Allah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> şehitler için ölü demeyin onlar diri diyor. Peygamberler kabirlerinde diri oldukları sahih hadislerle bildirilmiştir. Bizi duyan şehitlerin bizim için Allah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> duâ etmelerine engel olacak veya yasaklayan zayıf dahi olsa bir delil yoktur.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Peygamberimiz ve Allah dostlarının hayatta iken Allah katındaki ruhların değerleri neyse, vefatlarından sonra da ruhlarının değeri aynıdır. Bu haberlerden sonra, söz konusu dileklerde bulunmanın mutlaka kötü bir davranış olduğunu göstermez. Peygamberimiz </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ve ümmetine mensup salih insanlar yaşarken ve vefatlarından sonra da devamlı müslümanların iyiliğini isterler. Bir müslüman hayattayken bir başka müslümandan kendisi için Allah’a </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> duâ etmesini isteyebilir. Bunu her iki tarafta kabul ediyor. Bu delillere dayanarak, bir müslüman da Peygamberlerden, şehitlerden ve vefat etmiş salih kulların ruhlarından, kendisi için Allah’a</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> duâ etmelerini isteyebilir. Allah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> ister kabul eder isterse kabul etmez. Sahâbeden biri </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Nisâ, 64</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> âyeti okuyarak Peygamberimizin kabrinde müslümanlar için duâ etmesini istemiştir. Bu delillere zayıf demeniz yeterli değildir. Çünkü sizin elinizde bunu yasaklayan zayıfta olsa bir delilinizi yok. “İyyake’nabüdü ve İyyake’nestaıyn” âyetini bu konuyla bağdaştıramazsınız. Çünkü duâ edilen, istenilen ve yardım edecek olan Allah’tır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Eğer derseniz ki, niye Allah’tan direkt istenmiyor? Bizde deriz ki; sizinde kabul ettiğiniz gibi, bir müslüman diğer bir müslümandan kendisi için Allah’a </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> duâ etmesini hangi sebepten dolayı aracı kılıp isitiyorsa, burada da yukarıda geçen hadislerden dolayı aracı kılıp, ruhundan istenmiştir.</span></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">İbn Teymiyye: </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Peygamberlerin ve örnek davranışları ile tanınmış, salih kişilerin mezarlarında zaman zaman görüldüğü söylenen diğer bazı kerâmetler ve olağanüstü tezahürler de böyledir. Mesela; bu mezarlara gökten ışık veya melek inmesi, şeytanların veya hayvanların buralara yanaşmaktan kaçınmaları, bu mezarlardan veya çevrelerindeki diğer mezarlardan ateş fışkırması, bu mezarlarda yatanların, bazı komşu ölülere </span></span><span style="font-family: 'Times New Roman'">ş</span><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">efaât</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">çi olmaları, bazı kimselerin ölünce onların yanı-başında gömülmeyi istemeleri, bazı mezarların yanında insanın içinde huzur ve sükun hissetmesi ve bazı ölülere dil uzatanların çeşitli cezalara çarptırılmaları gibi önemli tezahürler, konumuzun kapsamına girmeyen gerçeklerdir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Başka bir deyimle; gerek Peygamberlerin ve gerekse yaşarken iyi davranışları ile tanınmış salih şahsiyetlerin mezarlarında belirebilecek Allah’ın kerâmetleri ile buraların Allah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> katında taşıdıkları saygınlık ve değer, <u>çoğu kimselerin tasavvurunun üzerindedir.</u></span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Fakat ısrarla söylediğimiz şudur ki, bütün bu tezahürler söz konusu mezarları, namaz yeri edinmeyi veya tercihli duâ ve ziyaret yeri olarak seçmeyi gerektirmez.</span></span></span><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn20" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[20]</span></span></span></a></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px">Teymiyyenin sözünü burada noktalıyoruz. Dikkat ederseniz bu gibi olaylar şeytandandır, demiyor. Ama şimdikiler kraldan daha kralcı olmuşlar, bu gibi şeyler şeytandandır, diyorlar.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Yaşarken hayırlı bir insana beşeriyet halleri galip gelebilir. Ölmüş bulunan kimsede ise sadece hususiyet kalır. Hayırlı insanlar vefat ettikleri zaman, onların ancak âyânı ve sûretleri kaybolur. Hakikatleri mevcuttur. Onlar Kabirlerinde diridirler. Bir veli, kabrinde hayata erdiğinde ilminden, aklından ve ruhânî kuvvetlerinden bir şey kaybolmaz. Bilakis onların ruhları; ölümlerinden sonra basiret, ruhânî hayat ve Allah’a yönelmede bir artış gösterir. Onların ruhları bir şey talep etmek için Allah’a yönelecek olsa, noksanlıktan münezzeh bulunan Allahü Teala, onlara ikram için, o şey’i verebilir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Evliyaullah’dan bir Berzah ehli, Allah’ın huzurundadır. Kim onlara teveccüh eder ve tevessülde bulunursa onlar bu kimsenin arzusunun verilmesi için Allahü Tealaya yönelirler. Vefat etmiş velilerden hasıl olan tasarruf, ruhlarıyla Allahü Tealaya yönelmekten ibarettir. Yaratmayı gerektiren hakiki tasarruf ise, müstakillen Allah’a mahsustur. Onlardan sudur edene teveccüh adet kabilinden olan sebebler cümlesinden olup, yaratmada tesiri yoktur. Allahü Teala’nın yürüttüğü esas üzerine, onların yanında yaratılır amma, onlar tarafından icad ve halk edilemez.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Bir Müslüman bunları bildikten sonra, geride geçen hadis ile biraz sonra zikredilecek olan hadisi öğrenip anlayınca, ölmüş bir salih insanın ruhunun Allah katındaki değerini de bilir. Böylece Allâh’tan bir şey isterken o zatın Allah katındaki makamını gözeterek, duâsında câiz olan tevessülle tevessülde bulunabilir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus Allah katındaki makamından dolayı tevessül edilen zata yaratma, icat etme, ibadete layık görme, herhangi birşey üzerinde tesir etme gibi Allah’a ait vasıflarla vasıflandırmamak kaydıyla zat ile tevessül yapılabilinir. Ayrıca o zatlardan harikulâdelikler görüldüğü taktirde bunun Allah’tan olduğu bilinmelidir. O zata Allah’a yapılması gereken ibadet ve ta’zimin yapılmaması gerekir. Eğer tevessül böyle yapılırsa hiçbir sakınca olmaz. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Tevessülü kabul etmeyenlerin yaptıkları ise; hadisleri zanlarla, ithamlarla, yorumlarla, zayıflatmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. İşin tuhaf tarafı, bizim bunca delilimize rağmen diyorlarki:</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 15px">Tevessülü kabul edenlerin elinde, sahâbeden bir tek kişinin zat ile tevessülün yapıldığına dair delil bulunmamaktadır.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px">Halbuki tevessülü kabul etmeyenlerin elinde, zat ile yapılan tevessülü yasaklayan zayıf ve uydurma dahi olsa bir delil yok. Ellerinde olan sadece yorum.</span></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"><span style="font-family: 'Garamond'">Vahhâbî ve Selefîler diyorlar ki; </span></span><span style="font-family: 'Times New Roman'">İ</span><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">slâm</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">’ın özünde aracı yoktur. Bizde deriz ki Nisa sûresi 64. âyetinde “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici esirgeyici bulurlardı.”</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Ni</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">sa 64)</span></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">Allah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> Rasulünü aracı kılıyor. Allah </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Celle Celalühü)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> bana gelselerdi, diyebilirdi. Ayrıca vahi</span></span><span style="font-family: 'Times New Roman'">y</span><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">lerde Cebrail </span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'">(Aleyhisselâm)</span><span style="font-family: 'Souvenir Lt BT'"> aracı olarak kullanılmıştır. Allahü Teala istese direkt olarak Peygamberimize âyetleri indire bilir ve belletirdi. Buna benzer birçok örnekler sunulabilir.</span></span></span></p><p> </p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref1" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[1]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 482-483; İbn Abdilberr, İstiab, II, 464; Halili, İrşad, I, 313-314; Beyhakî, Delâil, VII, 47.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref2" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[2]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Hacer, Fethu’l-Bari, II, 495.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref3" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[3]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk (tercemetü Ömer b. El-Hattab), LIII, 294</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref4" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[4]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Ebi Hatim, Cerh, VII, 213</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref5" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[5]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> Elbânî, Tevessül, s. 131-133</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref6" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[6]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Sa’d, Tabakat, V, 12</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref7" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[7]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> Bkz. Buhârî, et-Tarihu’l-kebir, VII, 304-305</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref8" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[8]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Hacer, İsabe, Iıı, 484</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref9" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[9]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Hacer, Fethu’l-Bari, II, 496, Kş. Elbânî, Tevessül, s. 131</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref10" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[10]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px">Bkz. İbn Ebi Hatim, Cerh, IV, 278; İbn Adiyy, Kamil, III, 435-436; Safedi, Vafi, XVI, 66; Zehebî, Kaşif, I, 476; İbn Hacer, Tezhib, II, 470.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref11" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[11]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Adiyy, Kamil, III, 436.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref12" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[12]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> Bkz. İbn Hacer, Tezhib, Iı, 470</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref13" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[13]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Sa’d, Tabakat, I, 291-292; Hâkim, Müstedrek, Iıı, 592-593; İbn Asâkir, Tarihu Madineti Dımaşk (tercemetü Abdillah b. İmran) XXXVII, 216; İbn Hacer, İsabe, I, 164.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref14" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[14]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> Bu hadisin tahric ve değerlendirmeleri, Zekeriya Güler ve Hüseyin Avni Hocanın a.g.e. ve Seyyid Muhammed el-Alevî el-Mâlikî el-Hasenî’nin Mefâhim adlı eserinden alıntı yapılmıştır.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref15" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[15]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> Kevserî (bkz. Makalat, s. 452-453, 461) bu rivâyetin, vefatından sonra Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile istiska konusunda sahâbe tatbikatını ortaya koyduğunu, onların hiçbiri tarafından yadırganmadığını ve bunun, tevessülü kabul etmeyen muhâlifleri susturacak kadar kesin bir delil olduğunu zikreder.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref16" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[16]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Teymiyye, İktizâu’s-Sırâti’l Müstekîm, s: 373-374, Dârul Marife, Beyrut, tsz.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref17" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[17]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> Sırat-ı Müstakim, İbn Teymiyye, Kabir Ziyaretleri bölümü, tercüme, Pınar Yay. s.494, bsk, 2004.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref18" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[18]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ: 2/194, İbn Hacer Askalânî, Metâlibu’l-Aliye, no: 3853, 4/22, Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, no: 14250, 8/594.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref19" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[19]</span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> Minha 1/156 dan naklen Hamza Ahmed ez-Zeyn Müsned-i Ahmed Ta’lik-i 10/532 ez-Zeyn hadis sahihdir diyor aynı yer.</span></span></p><p> </p><p><a href="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref20" target="_blank"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #0000ff">[20]</span></span></span></span></a><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"> İbn Teymiyye, İktizâu’s-Sırâti’l Mustekîm, s: 372-373, Dârul Marife, Beyrut, tsz.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Garamond'">Sırat-ı Mustakîm Kabir Ziyaretleri bölümü tercüme Pınar Yayınları s.494-495</span> KAYNAK SELEFİLER VE TASAVVUFÇULARIN GÖRÜŞLERİ</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mucahid_tr, post: 122730, member: 12305"] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]1. [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]HADİS[/FONT][/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Mâlik ed-Dâr anlatıyor: “Hz. Ömer [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Rad[/FONT]ı[FONT=Souvenir Lt BT]yallahu Anh) [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]devrinde halk şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Derken bir adam Peygamber’in [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] kabrine gelerek:[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]-Ya Rasulallah! Ümmetin için yağmur yağmasını iste. Zira onlar helak oldular! dedi. Bunun üzerine rüyasında adama şöyle denildi:[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Ömer’e git, ona selâm götür, halkın suya kavuşacağını haber ver ve ona şunu söyle: “Senin vazifen, iyi muamelede bulunmak, dengeli ve güzel hareket etmektir”. Adam derhal giderek durumu Ömer’e bildirdi. Bunun üzerine Ömer ağladı ve sonra da:[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Rabbim! Üstesinden gelemediğim şeyler hariç, çaba sarfetmekten geri durmuyor ve elimden geleni yapıyorum!” dedi.[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn1"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][1][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [FONT=Times New Roman][SIZE=4]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn Hacer [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.852/1448)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT], ibn Ebî Şeybe’nin [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.235/849)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] rivâyet ettiği bu hadisin isnadının sahih olduğunu zikretmektedir.[/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn2"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][2][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT] Hadis, aynı isnadla Beyhakî [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.458/1065)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ve İbn Asâkir [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.571/1175)[/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn3"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][3][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4] tarafından da rivâyet edilmektedir.[/SIZE][/FONT][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [FONT=Times New Roman][FONT=Souvenir Lt BT][SIZE=4]Hadise zayıf diyenlerin görüşü:[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Elbânî, hem metin hem de isnad bakımından rivâyetin sahih olmadığını söylemektedir. Bu hususta onun ileri sürdüğü üç gerekçeyi burada nakletmek ve sonunda bir değerlendirme yapmak uygun olacaktır:[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]a) Râvî Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf değildir; o meçhul bir râvîdir. Nitekim İbn Ebî Hâtim[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn4"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][4][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT], senedde adı geçen Ebû Salih’in dışında, ondan rivâyette bulunan bir râvî zikretmemiştir. Bu da onun meçhul olduğunu göstermektedir. Ayrıca hadis ilminde otorite olan İbn Ebî Hatim’in, onun hakkında bir tevsik ifâdesi nakletmemesi de bunu desteklemektedir. O halde râvî Mâlik ed-Dâr meçhul kalmaktadır. Hafız İbn Hacer’in, “Ebû Salih es-Semman’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile…” tarzındaki ifâdesi, bizim tesbitimizle çelişmez. Çünkü biz İbn Hacer’in söz konusu ifâdesinin, senedin tamamının sahih olduğu konusunda değil, yalnız Ebû Salih’e kadar olan kısmı hakkında bir açıklama olduğunu, kabul ediyoruz. Aksi halde o, isnada Ebû Salih’ten itibaren başlamaz ve doğrudan “Mâlik ed-Dâr’dan… ve isnadı sahihtir” derdi… Böyle yapmakla İbn Hacer, râvî Mâlik’in durumu karşısında dikkatli olunması gerektiğine veya onun meçhul olduğuna i[/FONT]ş[FONT=Souvenir Lt BT]âret[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] etmektedir.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]b) Hadisin metni, şeriatta müstehap olarak sabit olan istiska namazına hatta: “Dedim ki, Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) O üzerinize bol bol yağmur göndersin!” [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Nuh, 71/10-11)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] gibi âyetlerin ifâde ettiği duâ ve istiğfara aykırı düşmektedir. Bu yüzden Hz. Ömer, Abbas’ın duâsıyla tevessül ve istiskada bulunmuştur. Selef de hep öyle yapmıştır. Onların hiçbirinden, Peygamber’in [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] kabrine iltica ederek yağmur için ondan duâ talep ettiğine dair bir rivâyet gelmemiştir. Eğer böyle bir şey meşru olsaydı, bir defa olsun bunu yaparlardı. Onların böyle bir şeyi yapmamaları, söz konusu rivâyetin meşru/makbul olmadığını göstermektedir.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]c) Rivâyetin sahih olduğu farzedilse bile, konu hakkında hüccet olamaz. Çünkü rivâyet, ismi zikredilmeyen bir adama dayanmaktadır. O da meçhuldür. Seyf’in rivâyetine dayanarak onun adının Bilal olduğunu söylemek de hiçbir şey ifâde etmez. Çünkü Seyf b. Ömer et-Temimi’nin zayıf oluşu da ittifak konusudur. Hatta İbn Hibban onun hakkında şöyle demektedir: “O, sebt râvîlerden mevzu hadisler rivâyet ederdi. Ayrıca onlar onun hadis uydurduğunu da söylerlerdi” demiştir. O halde böyle bir adamın rivâyeti, özellikle muhâlefet söz konusu olduğunda kabul edilemez”[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn5"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][5][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4].[/SIZE][/FONT][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Hadise sahih diyenlerin görüşü:[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Bahse konu olan rivâyetin delil olarak kullanılmasına musamaha göstermeyen Elbânî’nin en önemli gerekçesinin, Mâlik ed-Dâr’ın meçhul bir râvî olduğu görülmektedir. Ancak biz, Elbânî’nin iddia ettiği gibi Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaleti maruf olmayan (meçhul) bir şahıs değil, aksine onun maruf bir râvî olduğunu tesbit etmiş durumdayız.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]İbn Sa’d, onu şöyle tanıtmaktadır: “Mâlik ed-Dâr, Ömer b. el-Hattab’ın azatlısıdır. Hımyer kabilesinden ve Cüblanlıdır. Ebû Bekir ve Ömer’den hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden de Ebû Salih es-Semman rivâyette bulunmuştur. O maruf idi”.[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn6"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][6][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Times New Roman][SIZE=4]İ[FONT=Souvenir Lt BT]mâm[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Buhârî, Tarihi Kebir’inde onu zikrettiği halde aleyhine bir şey dememiştir.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]İbn Hibban [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.354/965)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] onu es-Sikat’ında zikretmekte ve hakkında menfi bir söz söylememektedir.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]İbn Hacer ise bunlara ilaveten şu bilgileri vermektedir: “Mâlik ed-Dâr diye bilinen zat, Mâlik b. Iyad’dır ve (asr-ı saadet’e) yetişmiştir. Muaz ve Ebû Ubeyde’den rivâyetleri vardır. Kendisinden iki oğlu; Avn ve Abdullah rivâyette bulunmuştur. Buhârî, Târîh’inde[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn7"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][7][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT] Ebû Salih Zekvan tarikiyle Mâlik ed-Dâr’dan Hz. Ömer [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Rad[/FONT]ı[FONT=Souvenir Lt BT]yallahu Anh)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]’[/FONT]ı[FONT=Souvenir Lt BT]n kıtlık senesindeki sözünü (muhtasar olarak) rivâyet etmiştir. Aynı rivâyeti tafsilatlı olarak İbn Ebî Hayseme de tahric etmiştir… İbn Sa’d onu Medineli tabiilerin ilk tabakası içinde zikretmiştir. Hz. Ömer[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Rad[/FONT]ı[FONT=Souvenir Lt BT]yallahu Anh)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ve Hz. Osman [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Rad[/FONT]ı[FONT=Souvenir Lt BT]yallahu Anh) [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]onu mali işlerde görevlendirmiş ve bu yüzden de ona Mâlik ed-Dâr adı verilmiştir. Ali İbnu’l-Medini’den rivâyet edildiğine göre o, Hz. Ömer’in haznedarı idi”.[/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn8"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][8][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Ebû Ya’la el-Halili el-Kazvînî de, Mâlik ed-Dâr’ın sika oluşunda ittifak edilen kadim bir tabii olduğunu ve tabiinin ondan övgüyle bahsettiklerini ifâde etmektedir.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Hatırlanacağı üzere Elbânî, bahse konu olan rivâyet hakkında ibn Hacer’in “Ebû Salih es-Semman’ın Mâlik ed-Dâr’dan sahih bir isnad ile…” diyerek kullandığı ifâdeden onun, râvî Mâlik ed-Dâr’ın meçhul olduğuna i[/FONT]ş[FONT=Souvenir Lt BT]âret[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ettiği şeklinde yorumlamıştı. Halbuki İbn Hacer’in Mâlik ed-Dâr’ı tanıtıcı mahiyette verdiği bilgiler, böyle bir yoruma mahal bırakmayacak kadar açıktır. Şüphesiz İbn Hacer’in söz konusu açıklaması, Elbânî’nin yaptığı yorumu anlamsız kılmaktadır.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Hz. Ömer [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Rad[/FONT]ı[FONT=Souvenir Lt BT]yallahu Anh)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] gibi, rivâyet konusunda tesebbüt ve ihtiyat sahibi bir zatın, resmi veya özel mali işlerde onu istihdam etmesi, râvî Mâlik ed-Dâr’ın zabt ve adaletinin bir göstergesi sayılmalıdır. Bu tesbit bizi Elbânî’nin, Mâlik ed-Dâr hakkında İbn Hacer’in verdiği biyografik bilgiyi görmediği veya görmezlikten geldiği kanaatine götürmektedir. Bu detaylı bilgiden sonra, Elbânî’nin Mâlik ed-Dâr hakkında Münzirî [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.656/1258)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ile Heysemî’den [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.807/1404) [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]naklettiği, “onu tanımıyorum” sözünün artık bir kıymet ifâde etmediği de anlaşılmaktadır.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Elbânî’nin rivâyete yönelttiği tenkitlerden birisi de vakanın, adı zikredilmeyen bir adama dayandığı ve İbn Hacer’in, Seyf b. Ömer’in Futuh’undan naklen söz konusu meçhul adamın Bilal b. El-Haris olduğunu söylemesi[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn9"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][9][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT] idi. Seyf b. Ömer et-Temîmî el-Esedî el-Kûfî [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.180/796)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT], Elbânî’nin de ifâde ettiği gibi ittifakla zayıf bir râvîdir/ahbaridir[/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn10"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][10][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]. Görebildiğimiz kadarıyla onunla ilgili eniyimser değerlendirme şudur: “Seyf’in bazı hadisleri meşhur (ve maruf)dur. Ekseriyeti ise münkerdir. O, sıdktan ziyade za’fa yakındır.”[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn11"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][11][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Rasulü Ekrem’in kabrine gelen zatın, isim olarak tesbiti konusunda ibn Hacer tarafından Seyf’in kaynak gösterilmesi, kanaatimizce yadırganacak bir durum değildir. Çünkü asıl itibariyle, rivâyetin İbn Hacer’in tesbitine göre sahih bir isnadla sübutu, tamamen Seyf’in dışında meydana gelen bir gelişmedir. Seyf, sadece gelen zatın kim olduğu sualine cevap ararken devreye girmektedir. Bu merhalede Seyf kaynaklı bir bilginin malzeme olarak kullanılması, tenkid mevzuu olmasa gerekir. Üstelik söz konusu malzemeyi kullanan İbn Hacer, Seyf’in zayıf oluşunun farkındadır ve onun hakkında teferruatlı bilgiye sahip bulunmaktadır[/SIZE][/FONT][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn12"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][12][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]. [/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]İbn Hacer, İbn Hibbân’ın Seyf hakkında konuştuğunu O’nun hadiste zayıf, tarih konusunda ise sağlam dayanıklı olduğunu söylemiştir. Takrib: 262 Bu hadisimizdeki gelen adamın Bilal İbn Hâris el-Muzenî [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.60/680)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] olduğunu söylemesi tarihi meselelerden olduğundan İbn Hacer Tahzib-ut-Tehzib’de tarihi meselelerde bilinmeyen bir kişiyi tayin ederken Seyf’e itibar etmiştir.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Kaldı ki, yer ve tarih itibariyle Seyf’in verdiği bilgiyle çelişen bir durum da varid değildir. Çünkü adı geçen Bilal b. El-Haris el Müzeni Medinelidir ve Rasülullah’ın [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Mekke fethi öncesinde Medine’ye gelmelerini temin etmek üzere Müzeyne kabilesine haberci olarak gönderdiği ve Mekke fethine bin kişilik bir kuvvetle katılan Müzeynelilerin üç sancaktarından biri olan sahabidir.[/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn13"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][13][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT](Yağmur) isteyen kişinin kim olduğu belli olmasa bile mühim değildir. Mühim olan Hz. Ömer [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Radıyallahu Anh)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ve diğer Ashab radıyallahu anhumun tavrıdır. Hz. Ömer’e [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Radıyallahu Anh)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] haber verildiğinde bu işe karşı çıkmaması, aksine ağlaması ve Yâ Rab'.. Ancak aciz kaldığım şeylerde eksiklik yapmaktayım, demesidir. Ömer ve diğer Sahâbe [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Radıyallahu Anhum)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] efendilerimizin şirk vesilesine veya bir şirk çeşidine sessiz kalmaları düşünebilinir mi?[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Diyorlar ki; Sahih olduğu takdirde de (onda bu işin câizliğine dâir) hiçbir hüccet yoktur. Çünkü Sahâbe [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Radıyallahu anhum)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]'un ameli buna ters düşmektedir. Hâlbuki onlar Rasulüllah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]'i en iyi bilen kimselerdir. Allah en iyi bilir.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Cevap: Bu delilsiz bir biçimde Sahâbe'yi şirk ile suçlamaktır. Hâlbuki onlar Rasulüllah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]'i en iyi bilen kimselerdir denilmesine rağmen, zımmen ben onlardan daha iyi bilirim demektir. Bilal İbnü Hâris ve Hz. Ömer, yaptıkları işin sahâbenin ameline ters düştüğünü anlayamadı ve haşa şirke girdi; ama bunlar anladı. El-Futuh sahibi Seyf'ler ve İbnü Hacer'ler anlayamadı ama bunlar anladı!.. Hasbünallahi ve ni'mel vekil..[/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn14"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][14][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Netice itibariyle, vefatından sonra Peygamber [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ile tevessül ve istiskanın cevazını gösteren ilgili rivâyet [/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn15"][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][15][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4], İbn Hacer’in de ifâde ettiği üzere sahih olmalıdır. Nakledilen vaka, rüyanın delil olarak kullanıldığı ileri sürülerek tenkid mevzuu da yapılmamalıdır. Çünkü rüya ile ahkamın sabit olmadığı bilinen bir husustur. Bu vakayı önemli kılan nokta, Bilal b. el-Hâris’in uyanık olduğu halde yaptığı tatbikattır. Bu da onun, Ravzayı Mudahharaya gelerek Rasulü Ekrem’den ümmeti için Allah Teala’dan yağmur niyazında bulunma talebidir.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Bazıları, [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in hadisi “Sahih” kabul ettiğini inkâr etmişlerdir. Bu iddiada bulunan bu şahıslar, birde hakikatın tarafında olduğunu iddia ederler. Bu ölçüsüzlüğü, [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in “Fethu’l-Bari”deki sözlerine rağmen yapmaları anlaşılır gibi değildir. [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in bu rivâyeti [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Ebî Şeybe [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.235/938)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] “Sahih bir senetle yapmıştır” şeklindeki sözlerini, sonrasında da aktardığı bu kıssayı acelecilikten mi göremediler acaba?[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Sonra [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer Seyf’in, “Fütüh” adlı eserinde Allah Rasulünü rüyada gören sahâbeden Bilal bin Haris’tir. Sözünü aktarmıştır. [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Şeybe’den burada aktarılan kıssa ve senet aynıdır. Dolayısıyla bu “bu rivâyetin senedi sahihtir” hükmü hem Beyhakî’nin hem de [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Ebî Şeybe’nin rivâyetleri için geçerlidir. İnsaf sahipleri artık durumun farkına varmalıdırlar. [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in “isnat sahihtir” sözleri “Hayır! [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer bu rivâyeti sahih görmemiştir diyenlerin yüzüne bu gerçeği haykırmaktadır.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Bir de kalkıp [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in bazı sözlerini rivâyetin sahih olduğunu ispatlamak için kullanmaya kalkarlar. Bu hususta [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in sözlerinden medet umanlar ne olurdu diğer meselelerde de [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer gibi düşünseydiler. [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer, tevessülü ve Peygamberimiz [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]’in kabrine ziyaret için yola çıkmayı kabul eden bir kimsedir. Hadis ilminden nasibi olmayanlar inkâr etseler de, [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in “isnat sahihtir” sözleri aynı zamanda “metin sahihtir” anlamına da gelmektedir. [/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’in rivâyeti “Sahih” kabul etmediğini iddia eden bu adamlar bir yandan da sanki eğer [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer hadisi “Sahih” görse idi onu kabul edeceğini ve aslında ona itimat ettiklerini ima etmeye çalışırlar. [/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Bu iddialarına rağmen kalkıp hadisin tenkidini kendileri yapmaya kalkarak rivâyet zincirinde Âmeş’in (lakaplı) bulunduğunu ve onunda “Müdelles” rivâyetler yaptığı için hadisin zayıf kabul edilmesi gerektiğini iddia ederler. Hale bakınız ki bunlara “Âmeş’in “Müdelles” rivâyet yaptığını nerden biliyorsunuz?” diye sorsanız, onlarda yine [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’den ve onun “et-Takrip ve’t-Tehzib” gibi kitabından diyeceklerdir. Hem [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Hacer’e itimat ettiğini söyleyeceksin, hem de onun “Âmeş’i “müdelles” rivâyetler yaptığı” hükmünü yine ona karşı kullanarak onun “Sahih” dediği rivâyeti reddetmeye çalışacaksın. Bu açık bir çelişkidir. Üstelik bunlar, daha bu ilmin müptedilerinin bile yapmaması gereken bir hata yapmaktadırlar. Nerede kaldı ki hadislerin “Sahih” ya da “Zayıf olduğunu tespit edebilecek birinden böyle bir hata beklensin. Şöyle demektedirler: “Hadisin senedinde “”Âmeş’in Ebû Sâlih es-Simân’dan rivâyeti vardır. Âmeş’in “müdelles” rivâyetler yaptığı ittifakla sabittir. “Müdelles rivâyet yapan kişi, sika ve güvenilir de olsa rivâyeti makbul değildir. Rivâyetin makbul olabilmesi için açıkça kimden işittiğini söylemesi lazımdır.” [/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Bu kaideyi aktaranlar maalesef bir hata yapmıştır. Bu kaideden [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Müseyyeb ve Âmeş gibi “müdelles” ve “mürsel” rivâyetler yapanlar ulema tarafından istisna edilmiştir. Hafız Zehebî [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](ö.748/1374)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] “Mizanü’l-İhtidal” adlı eserinde bunu şu şekilde izah etmiştir: A’meş’in, bazen kim olduğunu bilmediği zayıf bir râvîden gelen rivâyeti tedlis ettiği olmuştur. Eğer “o bize anlattı” gibi râvîden bizzat duyduğunu ifâde eden bir cümle kullanırsa bir sorun yoktur. Ama eğer “ondan bana geldi” gibi kapalı bir ifâde kullanırsa orada tedlis ihtimali var demektir. Eğer “ondan bana geldi” ifâdesi onun çokça rivâyet yaptığı İbrahim, [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Ebî Vail, Ebû Salih es-Simân gibi hocalarından biriyse, burada tedlis olmadığına ve rivâyetin muttasıl olduğuna hükmedilir.” [/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Zat ile tevessülü kabul etmeyenler. Ne Peygamber ne de sahâbe böyle duâ etmemiştir. Bize ulaşan bir haber de yok, diyorlardı. İşte haber işte sahâbe sahihliğini zayıflığını tartışıyoruz. Sizin zayıflamadaki eksiklikte ortada. Ama o kadar taklit ediyorsunuz ki; bunları görmemek için gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatıyorsunuz. Sizin âlimleriniz hiç hata etmez mi el insaf.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Elbânî diyor ki: Hadis'in sahih olduğunu kabul etsek bile Peygamberin Zâtı ile değil duâsı ile tevessül olur. Hz. Abbas [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Rad[/FONT]ı[FONT=Souvenir Lt BT]yallahu Anh)’[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]ta olduğu gibi.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Bu sözle, Elbânî vefat etmiş olan Peygamberimizin mezardan bizim için Allah'a duâ edeceğini kabul etmiş olur. [/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Ölüden bana çocuk ver, evlendir, iş ver diye, bizzat ölüden istenmez. Ruhlar ölmez ölünün ruhundan bizim için Allah’a duâ etmesi istenir. Kabul edecek veya etmeyecek dileği yerine getirecek olan Allah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] dür. Başka türlüsü câiz değildir. [/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Vefat etmiş bir Allah dostunun mezarında yapılan duâları doğru bulmayan [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] teymiyye şu gerçeği itiraf ediyor.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]İbn Teymiyye: [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]Böyle bir dileğin yerine gelmesi, yanı başında duâ edilen mezarda yatan ölünün kerâmeti olarak sayılabilir.[URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn16"][FONT=Souvenir Lt BT][COLOR=#0000ff][16][/COLOR][/FONT][/URL] Fakat onunla bunun arasında fark yoktur. Bilmemiz gerekir ki, mezarların başında namaz kılmanın ve buraları mescid edinmenin yasaklanması mezarlarda yatan şahsiyetleri hor ve önemsiz saymaktan kaynaklanmıyor. Tersine bu yasağın gerekçesi, bu yüzden halkın fitneye uğramasıdır. Fitnenin ortaya çıkması da sebeplerinin oluşmasına dayanır. Buna göre mezar başlarında duâ etmek veya buraları mescid edinmekle insanların kafalarını karıştırabilecek, onları fitneye uğratacak sonuçların meydana gelmesi söz konusu olmasaydı, bu davranışlar yasaklanmazdı. [/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn17"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][17][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]İbn Teymiyye’nin Peygamberimizden [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] veya salih kişilerin vefatından sonra onlar aracılığıyla (ruhların bizim için Allah'a duâ etmelerini veya onların hürmetine Allah'tan istemek şeklinde) dileğin kabul edilmesini şeytandandır demiyor, kerâmet ve salih olmalarından kaynaklandığını söylüyor. İbn Teymiyye böyle olabileceğini itiraf ettikten sonra Peygamberimizin [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] sağlığında kendinden istekte bulunanların haliyle, bağlantı kurup yorum yapıp, yasaklanmış olduğunu söylüyor. [/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.”[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Nisâ, 64)[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Traditional Arabic][FONT=Times New Roman][SIZE=4]عن بكر بن عبد الله رضى الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "حياتى خير لكم تحدثون ويحدث لكم، فاذا انا مت كانت وفاتى خيرا لكم، تعرض على اعمالكم فاذا رأيت خيرا حمدت الله وان رأيت شرا استغفرت الله لكم."[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Bekr [/FONT]İ[FONT=Souvenir Lt BT]bn[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Abdillah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Radiyallahu Anh)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlüllah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] şöyle buyurmuştur:[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]“Benim hayatım, sizin için hayırlıdır (benim sağlığımda bir takım işler) yaparsınız, size (onlarla ilgili hükümler) bildirilir. Ben öldüğümde ise vefatım sizin için hayırlı olur, çünkü amelleriniz bana (kabrimde) arz edilir, hayır görürsem Allah’a hamdederim, şer görürsem Allah’tan sizin için af dilerim.” [/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn18"][FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4][COLOR=#0000ff][18][/COLOR][/SIZE][/FONT][/FONT][/URL][/FONT] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Büyük hadis âlimi Ebû Dâvûd et-Tayâlisinin Müsnedin’de Câbirden rivâyet ettiğine göre Peygamber [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] şöyle buyurdu:[/FONT][/SIZE][/FONT] [SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT][I][FONT=Garamond]Yaptığınız işler, mezardaki yakınlarınıza ve tanıdıklarına gösterilir. İşleriniz iyi ise sevinirler, iyi değilse ya Rabbi! [/FONT][/I][/FONT][FONT=Times New Roman][I]İ[/I][/FONT][FONT=Souvenir Lt BT][I][FONT=Garamond]yi işler yapmaları için kalplerine ilham eyle, derler.[/FONT][/I][/FONT][/SIZE][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn19"][I][FONT=Garamond][I][SIZE=4][COLOR=#0000ff][19][/COLOR][/SIZE][/I][/FONT][/I][/URL] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Allah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] şehitler için ölü demeyin onlar diri diyor. Peygamberler kabirlerinde diri oldukları sahih hadislerle bildirilmiştir. Bizi duyan şehitlerin bizim için Allah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] duâ etmelerine engel olacak veya yasaklayan zayıf dahi olsa bir delil yoktur.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Peygamberimiz ve Allah dostlarının hayatta iken Allah katındaki ruhların değerleri neyse, vefatlarından sonra da ruhlarının değeri aynıdır. Bu haberlerden sonra, söz konusu dileklerde bulunmanın mutlaka kötü bir davranış olduğunu göstermez. Peygamberimiz [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ve ümmetine mensup salih insanlar yaşarken ve vefatlarından sonra da devamlı müslümanların iyiliğini isterler. Bir müslüman hayattayken bir başka müslümandan kendisi için Allah’a [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] duâ etmesini isteyebilir. Bunu her iki tarafta kabul ediyor. Bu delillere dayanarak, bir müslüman da Peygamberlerden, şehitlerden ve vefat etmiş salih kulların ruhlarından, kendisi için Allah’a[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] duâ etmelerini isteyebilir. Allah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] ister kabul eder isterse kabul etmez. Sahâbeden biri [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]Nisâ, 64[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] âyeti okuyarak Peygamberimizin kabrinde müslümanlar için duâ etmesini istemiştir. Bu delillere zayıf demeniz yeterli değildir. Çünkü sizin elinizde bunu yasaklayan zayıfta olsa bir delilinizi yok. “İyyake’nabüdü ve İyyake’nestaıyn” âyetini bu konuyla bağdaştıramazsınız. Çünkü duâ edilen, istenilen ve yardım edecek olan Allah’tır.[/FONT][/SIZE][/FONT] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Eğer derseniz ki, niye Allah’tan direkt istenmiyor? Bizde deriz ki; sizinde kabul ettiğiniz gibi, bir müslüman diğer bir müslümandan kendisi için Allah’a [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] duâ etmesini hangi sebepten dolayı aracı kılıp isitiyorsa, burada da yukarıda geçen hadislerden dolayı aracı kılıp, ruhundan istenmiştir.[/FONT][/SIZE][/FONT] [SIZE=4][FONT=Garamond][FONT=Souvenir Lt BT]İbn Teymiyye: [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]Peygamberlerin ve örnek davranışları ile tanınmış, salih kişilerin mezarlarında zaman zaman görüldüğü söylenen diğer bazı kerâmetler ve olağanüstü tezahürler de böyledir. Mesela; bu mezarlara gökten ışık veya melek inmesi, şeytanların veya hayvanların buralara yanaşmaktan kaçınmaları, bu mezarlardan veya çevrelerindeki diğer mezarlardan ateş fışkırması, bu mezarlarda yatanların, bazı komşu ölülere [/FONT][/FONT][FONT=Times New Roman]ş[/FONT][FONT=Garamond][FONT=Souvenir Lt BT]efaât[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]çi olmaları, bazı kimselerin ölünce onların yanı-başında gömülmeyi istemeleri, bazı mezarların yanında insanın içinde huzur ve sükun hissetmesi ve bazı ölülere dil uzatanların çeşitli cezalara çarptırılmaları gibi önemli tezahürler, konumuzun kapsamına girmeyen gerçeklerdir.[/FONT][/FONT][/SIZE] [FONT=Garamond][SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT]Başka bir deyimle; gerek Peygamberlerin ve gerekse yaşarken iyi davranışları ile tanınmış salih şahsiyetlerin mezarlarında belirebilecek Allah’ın kerâmetleri ile buraların Allah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] katında taşıdıkları saygınlık ve değer, [U]çoğu kimselerin tasavvurunun üzerindedir.[/U][/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Fakat ısrarla söylediğimiz şudur ki, bütün bu tezahürler söz konusu mezarları, namaz yeri edinmeyi veya tercihli duâ ve ziyaret yeri olarak seçmeyi gerektirmez.[/FONT][/SIZE][/FONT][URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftn20"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][20][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Garamond][SIZE=4]Teymiyyenin sözünü burada noktalıyoruz. Dikkat ederseniz bu gibi olaylar şeytandandır, demiyor. Ama şimdikiler kraldan daha kralcı olmuşlar, bu gibi şeyler şeytandandır, diyorlar.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Yaşarken hayırlı bir insana beşeriyet halleri galip gelebilir. Ölmüş bulunan kimsede ise sadece hususiyet kalır. Hayırlı insanlar vefat ettikleri zaman, onların ancak âyânı ve sûretleri kaybolur. Hakikatleri mevcuttur. Onlar Kabirlerinde diridirler. Bir veli, kabrinde hayata erdiğinde ilminden, aklından ve ruhânî kuvvetlerinden bir şey kaybolmaz. Bilakis onların ruhları; ölümlerinden sonra basiret, ruhânî hayat ve Allah’a yönelmede bir artış gösterir. Onların ruhları bir şey talep etmek için Allah’a yönelecek olsa, noksanlıktan münezzeh bulunan Allahü Teala, onlara ikram için, o şey’i verebilir.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Evliyaullah’dan bir Berzah ehli, Allah’ın huzurundadır. Kim onlara teveccüh eder ve tevessülde bulunursa onlar bu kimsenin arzusunun verilmesi için Allahü Tealaya yönelirler. Vefat etmiş velilerden hasıl olan tasarruf, ruhlarıyla Allahü Tealaya yönelmekten ibarettir. Yaratmayı gerektiren hakiki tasarruf ise, müstakillen Allah’a mahsustur. Onlardan sudur edene teveccüh adet kabilinden olan sebebler cümlesinden olup, yaratmada tesiri yoktur. Allahü Teala’nın yürüttüğü esas üzerine, onların yanında yaratılır amma, onlar tarafından icad ve halk edilemez.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Bir Müslüman bunları bildikten sonra, geride geçen hadis ile biraz sonra zikredilecek olan hadisi öğrenip anlayınca, ölmüş bir salih insanın ruhunun Allah katındaki değerini de bilir. Böylece Allâh’tan bir şey isterken o zatın Allah katındaki makamını gözeterek, duâsında câiz olan tevessülle tevessülde bulunabilir.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus Allah katındaki makamından dolayı tevessül edilen zata yaratma, icat etme, ibadete layık görme, herhangi birşey üzerinde tesir etme gibi Allah’a ait vasıflarla vasıflandırmamak kaydıyla zat ile tevessül yapılabilinir. Ayrıca o zatlardan harikulâdelikler görüldüğü taktirde bunun Allah’tan olduğu bilinmelidir. O zata Allah’a yapılması gereken ibadet ve ta’zimin yapılmaması gerekir. Eğer tevessül böyle yapılırsa hiçbir sakınca olmaz. [/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Tevessülü kabul etmeyenlerin yaptıkları ise; hadisleri zanlarla, ithamlarla, yorumlarla, zayıflatmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. İşin tuhaf tarafı, bizim bunca delilimize rağmen diyorlarki:[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Times New Roman][SIZE=4]Tevessülü kabul edenlerin elinde, sahâbeden bir tek kişinin zat ile tevessülün yapıldığına dair delil bulunmamaktadır.[/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Garamond][SIZE=4]Halbuki tevessülü kabul etmeyenlerin elinde, zat ile yapılan tevessülü yasaklayan zayıf ve uydurma dahi olsa bir delil yok. Ellerinde olan sadece yorum.[/SIZE][/FONT][/FONT] [SIZE=4][FONT=Souvenir Lt BT][FONT=Garamond]Vahhâbî ve Selefîler diyorlar ki; [/FONT][/FONT][FONT=Times New Roman]İ[/FONT][FONT=Garamond][FONT=Souvenir Lt BT]slâm[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]’ın özünde aracı yoktur. Bizde deriz ki Nisa sûresi 64. âyetinde “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici esirgeyici bulurlardı.”[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Ni[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT]sa 64)[/FONT][/FONT][/SIZE] [SIZE=4][FONT=Garamond][FONT=Souvenir Lt BT]Allah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] Rasulünü aracı kılıyor. Allah [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Celle Celalühü)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] bana gelselerdi, diyebilirdi. Ayrıca vahi[/FONT][/FONT][FONT=Times New Roman]y[/FONT][FONT=Garamond][FONT=Souvenir Lt BT]lerde Cebrail [/FONT][FONT=Souvenir Lt BT](Aleyhisselâm)[/FONT][FONT=Souvenir Lt BT] aracı olarak kullanılmıştır. Allahü Teala istese direkt olarak Peygamberimize âyetleri indire bilir ve belletirdi. Buna benzer birçok örnekler sunulabilir.[/FONT][/FONT][/SIZE] [SIZE=4] [/SIZE] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref1"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][1][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 482-483; İbn Abdilberr, İstiab, II, 464; Halili, İrşad, I, 313-314; Beyhakî, Delâil, VII, 47.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref2"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][2][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Hacer, Fethu’l-Bari, II, 495.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref3"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][3][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Asakir, Tarihu Medineti Dımaşk (tercemetü Ömer b. El-Hattab), LIII, 294[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref4"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][4][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Ebi Hatim, Cerh, VII, 213[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref5"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][5][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] Elbânî, Tevessül, s. 131-133[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref6"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][6][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Sa’d, Tabakat, V, 12[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref7"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][7][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] Bkz. Buhârî, et-Tarihu’l-kebir, VII, 304-305[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref8"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][8][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Hacer, İsabe, Iıı, 484[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref9"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][9][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Hacer, Fethu’l-Bari, II, 496, Kş. Elbânî, Tevessül, s. 131[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref10"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][10][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4]Bkz. İbn Ebi Hatim, Cerh, IV, 278; İbn Adiyy, Kamil, III, 435-436; Safedi, Vafi, XVI, 66; Zehebî, Kaşif, I, 476; İbn Hacer, Tezhib, II, 470.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref11"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][11][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Adiyy, Kamil, III, 436.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref12"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][12][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] Bkz. İbn Hacer, Tezhib, Iı, 470[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref13"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][13][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Sa’d, Tabakat, I, 291-292; Hâkim, Müstedrek, Iıı, 592-593; İbn Asâkir, Tarihu Madineti Dımaşk (tercemetü Abdillah b. İmran) XXXVII, 216; İbn Hacer, İsabe, I, 164.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref14"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][14][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] Bu hadisin tahric ve değerlendirmeleri, Zekeriya Güler ve Hüseyin Avni Hocanın a.g.e. ve Seyyid Muhammed el-Alevî el-Mâlikî el-Hasenî’nin Mefâhim adlı eserinden alıntı yapılmıştır.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref15"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][15][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] Kevserî (bkz. Makalat, s. 452-453, 461) bu rivâyetin, vefatından sonra Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile istiska konusunda sahâbe tatbikatını ortaya koyduğunu, onların hiçbiri tarafından yadırganmadığını ve bunun, tevessülü kabul etmeyen muhâlifleri susturacak kadar kesin bir delil olduğunu zikreder.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref16"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][16][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Teymiyye, İktizâu’s-Sırâti’l Müstekîm, s: 373-374, Dârul Marife, Beyrut, tsz.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref17"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][17][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] Sırat-ı Müstakim, İbn Teymiyye, Kabir Ziyaretleri bölümü, tercüme, Pınar Yay. s.494, bsk, 2004.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref18"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][18][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ: 2/194, İbn Hacer Askalânî, Metâlibu’l-Aliye, no: 3853, 4/22, Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, no: 14250, 8/594.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref19"][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][19][/COLOR][/SIZE][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] Minha 1/156 dan naklen Hamza Ahmed ez-Zeyn Müsned-i Ahmed Ta’lik-i 10/532 ez-Zeyn hadis sahihdir diyor aynı yer.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4] [/SIZE] [URL="http://www.tevhid.gen.tr/newthread.php?do=newthread&f=112#_ftnref20"][FONT=Garamond][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=#0000ff][20][/COLOR][/SIZE][/FONT][/FONT][/URL][FONT=Garamond][SIZE=4] İbn Teymiyye, İktizâu’s-Sırâti’l Mustekîm, s: 372-373, Dârul Marife, Beyrut, tsz.[/SIZE][/FONT] [SIZE=4][FONT=Garamond]Sırat-ı Mustakîm Kabir Ziyaretleri bölümü tercüme Pınar Yayınları s.494-495[/FONT] KAYNAK SELEFİLER VE TASAVVUFÇULARIN GÖRÜŞLERİ[/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Ehli Sünnet Tarikat ve Cemaatler
Tevessül ile ilgili hadisin selefilere ve tasavvufçulara göre tahriçler
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst