Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Toplumsal Barış İçin İnanca Saygı
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 203259" data-attributes="member: 27"><p><span style="color: Red"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 18px">Toplumsal Barışın İlk Şartı: İnanca Saygı</span></span></strong></span></p><p></p><p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Blue">Ali Mermer</span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"> <strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Blue">Dr.</span></span></span></strong></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Her bir insanın gerek kişisel hayatını düzenlemesinde, gerek toplumsal hayatın oluşturulmasında, belki en belirleyici soru şudur: <strong>Kuralı kim koyacak?</strong></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu soru, insanın varlık anlayışı, kâinatı yorumlayışı, dünya ve hayat görüşü ile de doğrudan ilgilidir. Zira insan, sözkonusu soruya, tüm bu konularda taşıdığı fikir ve inanç uyarınca cevap vermektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu sorunun cevabı ise,</strong> esasen iki noktada toplanır: <strong>din ve felsefe. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Dine göre,</strong> insan tesadüfen var olmadığı gibi, başıboş da değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bir Yaratıcı vardır, âlemi ve insanı o yaratmıştır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yarattığı kâinat, O’nun herşeyi bir kasd ve hikmetle yaratan, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">hiçbir şeyi boşu boşuna var etmeyen, her bir işte bir amaç gözeten </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">bir Yaratıcı olduğunu göstermektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">O’nun insanı yaratışında da elbette bir kasd, amaç ve hikmet vardır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Hem, yaratılan hakkında kural koyma hakkı, en başta, onu yaratana aittir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yaratıcı, insanın yaratılış amacını gerçekleştirmesini mümkün kılan </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ve ona doğuştan verilen fıtrî özelliklerle uyum içinde olan bu kuralları </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">insanlara peygamberler ve semavî kitaplar aracılığıyla iletip tesis etmektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Buna karşılık, ‘felsefe’</strong> başlığı altında özetlenen bir düşünce çizgisi daha mevcuttur. Burada, iki yanlış anlamaya hemen değinelim: <span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">‘Felsefe eşittir düşünce’</span> şeklinde bir sunuş tarzı yanlıştır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu, dini akıl-dışı ilan eden inkârcıların ürettiği bir sunuş tarzıdır; </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">oysa din de insanı düşünmeye çağırmaktadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Öte yandan, felsefenin dinden ayrı bir çizgi oluşturması demek, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">onun baştan sona Yaratıcıyı inkâr üzerine kurulu olduğu anlamına gelmez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bir Yaratıcıya inanan filozofların sayısı,inkâr edenlerden çok daha fazladır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Felsefenin dinden ayrı bir çizgide ele alınmasının sebebi Yaratıcıyı inkâr ediyor olması değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yaratıcı ister kabul edilsin, ister red, felsefeye rengini veren asıl unsur, hakikatı insanın kendisinin bulacağı, hakikatı bulmak için vahye ve peygambere gerek olmadığı inancıdır.1</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Felsefe,</strong> <span style="color: Blue">“Durum bu olduğuna göre, insan gerek bireysel, gerek toplumsal hayata ilişkin kuralları kendi kendine bulabilir ve koyabilir; </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">nitekim, çağlar boyu deneme-yanılmalarla bu yolda ilerlemektedir ve bir gün en iyi kuralı kendisi bulacaktır”</span> demektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnsanlık tarihinin her döneminde, her bir insan, bu iki ana çizgiden biri ya da diğeri içinde yer alagelmiştir. Bireyler kadar toplumların hayatına da bu iki çizgiden biri mührünü vurmuş, ana çatısını bu iki çizgiden birinin oluşturduğu değişik medeniyetler kurulmuş, iki çizgi arasında belli temaslar da gerçekleşmiş, ama bu genel çizgi değişmemiştir. Bu iki çizgi, varolduğu sürece, ya bir uyum haline ulaşmış; veya, çoğunlukla birbiriyle gerilim ve çatışma içerisinde olmuştur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Meselâ,</strong> din-dışı bir mahiyet taşıyan ve dini ezmeyi amaçlayan Roma uygarlığı, zamanla Hıristiyanlık ile barışarak Hıristiyanî bir nitelik almış; ama bu, Hıristiyanlığın özünden çok şey yitirmesi pahasına olmuştur.2 Bin küsur yıl Hıristiyanî bir ton içinde yaşayan Roma ve Yunan’ın çocuğu hükmünde olan, onlar gibi temelde ‘felsefe’ çizgisinde gelişen Batı medeniyetini de, dine karşı tarihin kaydettiği belki en keskin ve kapsamlı mücadeleyi yürüttüğü iki yüzyılın akabinde, bugün benzer bir ‘uzlaşma’ arayışı içinde görüyoruz. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu ‘uzlaşma’ arayışı, elbette kolaylıkla gerçekleşmiş değildir. Çağdaş Batı medeniyeti, düne kadar, toplumsal hayatta vahyin belirleyici olmasını, yani kuralı Yaratıcının koymasını reddetmiş, ama Mutlak’ı reddetmemiştir.3 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bir yanda dini bireylerin vicdanına hapsederken, öte yanda hayatın her alanında belirleyici olanın din değil, felsefenin ürünü olan modern bilim olduğunu ileri sürmüştür. Mutlak hakikatı da din değil, bilim gösterecektir. <strong>Vahyin yerine bilimi koyan ve insanı tanrılaştıran bu zihniyet, bilimsel ilerlemelerle birlikte gelen başdöndürücü teknolojik gelişmeleri, bu temel yaklaşımı için mükemmel bir meşruiyet aracı olarak kullanmıştır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Yirminci yüzyıl ise,</strong> <strong>‘felsefe’ çizgisinde temellenen</strong> ve iki muzaffer yüzyıl yaşayan bu medeniyetin ne getirip ne götürdüğünün tam bir ‘sağlama’sı hükmünde olmuştur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Dünya, uzun tarih sürecinde ilk defa dünya savaşı yaşamıştır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bunu,<strong> elli beş milyon insanın ölümüne,</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Polonya gibi bir ülkenin nüfusunun yarıdan çoğunu yitirmesine, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">iki Japon şehrinde yalnızca insanların değil, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">tüm canlıların feci bir biçimde mahvına yol açan daha dehşetli bir ikincisi izlemiştir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Yine bu yüzyılda,</strong> 1917 Devrimini izleyen yetmiş yıl boyu </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>tüm dünya müthiş bir komünizm kasırgasına şahit olmuştur.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Ayrıca, modern ulus-devlet anlayışı yüzünden, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>hemen her devlet daha küçük ‘ulus’ parçalarına bölünmüştür</strong> ve hâlâ daha bölünmektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Ki bu iş, istisnalar bir yana, uzun yıllar süren çok kanlı mücadeleler ek-seninde seyretmektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>İnsanı insanın kurdu gören çağdaş medeniyet, </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>çevresini de tahrip etmiş durumdadır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Dünya, tarihinde ilk kez, topyekün bir ekolojik felâketin eşiğindedir. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Kısacası, çağdaş uygarlık dünyayı iktisadî, </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">siyasî, </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">sosyal, </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">bireysel, </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ekolojik veya </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">devletler arası bir dizi ‘savaş’la </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">ve o oranda bir ‘barış’ problemiyle </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></span><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">yüzyüze getirip tıkanmış durumdadır. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bir ‘medeniyetler çatışması’ndan da söz edilen böyle bir ortamda, kavga ve savaşta çıkarı olanlar hariç, herkes ‘barış’ istiyor. Gerek global, gerek yerel düzlemde; gerek toplumlar arasında, gerek toplum içinde barışın nasıl sağlanacağı sorusu üzerinde duruluyor. Dolayısıyla, gerek global, gerek yerel düzlemde, ‘hoşgörü,’ ‘barış içinde birarada yaşama,’ ‘çoğulculuk’ gibi kavram, anlayış ve yaklaşımların ‘yükselen değerler’in başında yer alması, şaşırtıcı olmasa gerek. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>‘Felsefe’</strong> çizgisinde gelişen çağdaş uygarlığın bu eksendeki cevap arayışlarında, iki ayrı yön gözlemlemek mümkün: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">(1) En azından barışı sağlama fonksiyonu yükleyerek, dine biraz daha alan açma. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">(2) Dünün hâkim tavrı olan dini reddedip Mutlak’ı bilimin eline verme yerine, herşeyi izafileştiren post-modern bir yaklaşım geliştirme. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Buna karşılık, hayatının genel çizgisini ‘felsefe’ ekseninde değil, din ekseninde oluşturan bireyler ve toplumlar içinde de değişik ‘barış’ önerileri görüyoruz. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu yaklaşımların önemli bir kısmında ise, ne yazık ki, ‘iman-temelli’ bir yaklaşımdan ziyade, ‘strateji,’ devlet veya coğrafya temelli bir yaklaşım görülmektedir. Meselâ, belli bir kara parçası içinde yaşayan, belli bir devletin ‘vatandaş’ı olan bireylere, bu özellikleri esas alınarak yaklaşılmakta; ‘ortak payda’ belli bir devletin vatandaşı olma, belli bir ülkenin ‘çocuğu’ olma temelinde aranmaktadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Maamafih, burada, tüm bu yaklaşım ve önerileri tek tek tahlil edecek; olumlu ya da olumsuz, doğru ya da yanlış yönlerini tek tek irdeleyecek değiliz. Bunun yerine, Kur’ânî bir tefekkürle yoğrulan <strong>Risale-i Nur’un konuya bakışının en önemli unsurlarından birine dikkatlere çekmekle yetineceğiz. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Medeniyete bakışına ilişkin olarak yaptığımız kapsamlı bir analizde sergilemeye çalıştığımız üzere, <strong>Said Nursî için, çağdaş Batı medeniyeti topluma barış getirecek hiçbir özelliğe sahip değildir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Çağdaş medeniyetin temel esaslarına bağlı kalındığı sürece toplumsal barışa ulaşmanın imkânı yoktur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Çünkü, üzerine bina edildiği felsefe, insanın gerçeği kendi başına bulabileceği iddiasındadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnsan ise, her zaman kendi çıkarını gözeten, kendini öne çıkaran ve haklı gören bir nefis taşımaktadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Yaratıcısını tanımayan, başka bir merciyi de tanımaz. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Tanısa da, işine geldiği kadarıyla tanır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Keza, yaratılmış bir varlık olarak, insan kendi başına mutlak gerçeği kuşatamaz. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Yaratıcısının vahyine sırt çevirdiği sürece, bir açıdan isabet etse de, diğer bir açıdan yanılır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Sonuçta, tercihleri hep eksik, yanlış ve izafi kalır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Nitekim, bugün o göz kamaştırıcı teknolojik gelişme, insan hayatı için çok ciddi imkânlar sunmasının yanısıra, yalnız insanın değil, tüm canlıların hayatını tehdit eder konumdadır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yahut, Batı açısından, sermaye birikimini sağlayarak büyük ölçekli sanayi yatırımlarına imkân verdiği söylenen faiz, öte yandan 1917 Devriminin, dünyayı yetmiş yıl kasıp kavuran komünist kasırganın ve hâlâ daha devam eden birçok toplumsal kavganın en önemli sebebini, sermayenin emeğe tahakkümünü beslemektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"><strong>İşte bu bakımdan, Kur’ân’ın öngördüğü medeniyet ile felsefenin netice verdiği medeniyet mukayesesini keskin bir biçimde yapan Said Nursî, toplumsal barış için, <span style="color: Red">felsefe çizgisinin nübüvvet çizgisi ile ‘imtizaç ve ittihad’ını</span> şart koşmaktadır.</strong> </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnsanlık âlemi, ilk insanlardan bugüne, bu iki çizgi içerisinde yer alagelmiştir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Her tarafta, her asırda ve her bir sosyal grup içerisinde bu iki ana akım dal-budak salmıştır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Ve felsefe silsilesi, dayandığı temeller itibarıyla kendi içinde bir çatışmayı içerdiği gibi, nübüvvet çizgisiyle de sık sık çatışma halinde olmuştur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Ve ne vakit, o iki silsile imtizaç ve ittihad etmişse, yani <span style="color: Red">felsefe çizgisi diyanet çizgisine dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse,</span> insanlık âlemi mutlu bir toplumsal hayat geçirmiş ve barış içinde yaşamıştır. </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple"></span></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Ne vakit ayrı gitmişler ise, bütün hayır ve nur nübüvvet ve diyanet çizgisinin, bütün şerler ve dalâletler felsefe silsilesinin etrafına toplanmıştır </span></strong>(242/2). </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yaşadığımız asrın, iki dünya savaşı başta olmak üzere tüm karmaşası, bunun en açık delilidir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu bakımdan, toplumsal barışın çözümü elbette ‘medeniyetler çatışması’nda olmadığı gibi, post-modern söylemin ısrarla üzerinde durduğu ‘izafilikler buluşması’nda da değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnsan fani ve sınırlı bir varlıktır; ne sonsuzu kuşatabilir, ne de mutlakı. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Aşkın bir Varlığa değil, bizatihî insana dayanan felsefe, yapısı itibarıyla elbette izafilikler sunar. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bilim ve felsefenin ‘mutlak’lık iddiası zaten cür’etkâr bir hataydı. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu hatanın bedeli de çok ağır ödendi. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu modern bedel karşısında post-modernizmin sunduğu barış önerisi ise tutarsızdır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Mahiyeti itibarıyla Mutlak ve Müteal bir Varlık’a dayanan din, asla izafilikler sırasına dahil edilemez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bunu teklif etmek, dine din olmaktan çık, demektir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Risale-i Nur’un sunduğu ‘silsile-i felsefenin diyanet ve nübüvvet silsilesine dehalet edip itaat ederek hizmet etmesi’ önerisi ise, mâkul ve tutarlı bir öneridir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">‘Hoşgörü,’ ‘uzlaşma,’ ‘barış içinde birarada yaşama’ ya da ‘çoğulculuk’ gibi yaklaşımların da, bu öneri temelinde değerlendirilmesi gerekmektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Red"><strong>‘İzafîlikler buluşması’ mı? </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Red"><strong></strong></span></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu konunun detaylarına girmeden önce, şöyle bir örnek üzerinde durmanın bizim için yardımcı olacağını düşünüyorum. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Din kaygısı taşımayan bir kişi ile dinin emrine uyarak yaşayan başka bir kişiyi ele alalım.</span></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Birinci kişinin, bir Ramazan ayında oruç tutan bir Müslümanın ziyaretine geldiğini düşünelim. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Müslüman arkadaşı oruç tuttuğu için, hangi nedenle olursa olsun, beraber oldukları sürece birşey yemeyen ve içmeyen bu kişi, vicdanı ile ne kadar çelişkiye düşer? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Kendi değerlerinden ve insanlığından ne kaybeder? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Elbette hiçbir şey. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Olayı bir de tersinden ele alalım.</span></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu Müslüman kişi, oruçlu olduğu bir zamanda, din kaygısı taşımayan arkadaşını ziyarete gittiğinde, kendisine yapılan ikramı geri çevirmiş olmamak için farz olan orucunu bozabilir mi? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Veya, arkadaşının hatırını kırmamak için küçücük bir parçayı olsun alıp yiyebilir mi? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu, mümkün değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Böyle yapmasıyla inandığı Rabbin emrini çiğnemiş olur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnandığı değeri çiğnemiş; yaratılmış biri olarak Yaratanın koyduğu kurala göre yaşaması gerekirken, kendisi bir kural oluşturarak inancıyla ve vicdanıyla çelişkiye düşmüş olur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">Konuyu pekiştirmek için, ikinci bir örneği daha inceleyelim.</span></span></span></strong></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnanmayan, dolayısıyla dünyasında ‘tesettür’ diye birşey de olmayan bir hanım, inanan bir aileyi ziyarete gitti, diyelim.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">O, davranışlarını ilahî bir emr üzere belirlemediği için, mini etek de giyiyor, başka türlü de giyiniyor olabilir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Kendisi, bu mü’min ailenin mini etekten rahatsız olduğunu elbette bilmekte; bu rahatsızlığın da inançlarından kaynaklandığından haberdar bulunmaktadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Onun, mini etekle bu ailenin ziyaretine gitmesi, mü’min erkek için olduğu gibi, başka bir kadının dizinden yukarısına bakması haram olan mü’mine kadın için de bir rahatsızlık unsuru olacaktır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu inanmayan hanım, bu aileye muha-tap olurken, mini etek yerine uzun bir etek, kısa kollu bir gömlek yerine bileğe kadar kolu örten bir gömlek giymiş olsa, ne kaybeder? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnancından taviz vermiş duruma düşer mi? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Durumu bir de tersinden alalım.</span></strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnanmayan bir aileyi ziyarete giden bir mü’min ailenin hanım ferdi, ziyarete gidecekleri ailenin mini etekli dolaştığını düşünerek, onları rahatsız etmemek için saçının hiç olmazsa bir kısmını olsun dışarı çıkarsa; bacaklarını ayak topuğuna değil, dizine kadar örten bir elbiseyi tercih etse, ne yapmış olur? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnancından taviz vermiş; ‘hoşgörü,’ ‘müsamaha’ veya ‘uzlaşma’ adı altında, inancı ile çelişkiye düşmüş olmaz mı? </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu iki örneği, kişileri bir anda iki kutba ayırmak için vermiş değiliz.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bilakis, Said Nursî’nin de belirttiği üzere, insanları kesin çizgilerle belirlenmiş bir siyah-beyaz ayrımına tâbi tutmanın sakıncalı olduğunun farkındayız. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Nitekim, her Müslümanın her vasfının müslümanca olması lâzım gelirken, vâkıa böyle değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Aynı şekilde, her kâfirin her vasfı da küfründen kaynaklanı-yor değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Diğer bir deyişle, bir Müslümanın iman-dışı bir fiil sergiliyor olması da, bir inançsızın imanın gerektirdiği bir fiili işliyor olması da mümkündür (333/1).4 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnanmayan insanlar her fiilleriyle dinin dışında kalıyor olmadıkları gibi, inananlar da davranış tercihlerini her zaman dinî kurallara göre yapmıyor olabilmektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Öyleyse, kişileri yargılamak yerine davranışları irdelemek daha mâkul bir tutum olacaktır.</strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İşte, dinî bir inançtan kaynaklanan davranışları tahlil ettiğimizde, bu davranışların ardında belli kabullerin varlığını görürüz. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bunlar kısaca şudur: <span style="color: Blue">Kâinat yaratılmıştır; ben de bir yaratığım. Mevcudatı kasıtla yaratan bir Yaratıcı vardır. Bu dünyadaki hayattan sonra tekrar yaratılma sözkonusudur. Bu dünya bir imtihan yeridir. İnsan, iradesi ile, Yaratıcının kasdına uygun tercihler yapma gibi bir sorumluluğu taşımaktadır... </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bütün semavî dinler, tahrife uğramış haliyle bile Hıristiyanlık ve Yahudilik dahil, bu gibi konularda ittifak etmektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Oysa, dinî bir inançtan kaynaklanmayan davranışlar farklıdır. Bu davranışlar ya kişinin kendi arzusuna veya sosyo-kültürel faktörlere dayanır. Dinî ve dolayısıyla ilahî bir kaynaktan gelmeyen bu davranışlar, kişiyi kendinden daha üstün bir Varlığa karşı sorumlu kılmaz. Toplum, kişiden daha üstün bir varlık değildir çünkü. O ne yaratıcıdır, ne de insana öldükten sonrası için bir sorumluluk yükleyebilir. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Öte yandan, kendini yaratılmış olarak tanımlamayan bir kişi, kâinatı da yaratılmış olarak göremez. Onun gözünde herşey tesadüfen oluşmuştur. Onun evren anlayışı rastgele evrimler, tesadüfî değişimler, şans gibi kör unsurlarla doludur; <strong>kısacası, inançsız bir insan kaotik bir evren anlayışı taşımaya mahkûmdur.</strong> İnançsız bir insan, kâinatı bir Yaratıcıya vermeyip tesadüfîliklere teslim ettiği gibi, kendi hayatına da rastgelelikler hâkim olacak; bir Aşkın Varlığa karşı sorumlu olmadığı için, kendi izafîlikler dünyasında her an kural değiştirmeye müsait bir halde bulunacaktır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Vâkıa bu olduğuna göre, toplumsal barışın ön şartı olan, farklı dünya görüşlerinden kaynaklanan davranışlar sergileyen kişilerin barışı açısından, inanmayan kişinin inananın inancına saygılı olması bir zorunluluktur.</span></span></strong></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Zira, inançsız kişi Aşkın bir Varlığa dayanmayan, değişebilir bir kanaat taşırken, mü’minin asla vazgeçemeyeceği inanç sabiteleri sözkonusudur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Mü’minden barış için bunlardan taviz vermesini istemek, barışı istememektir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Kaldı ki, böyle bir şeye gerek de yoktur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yaratıcıya inanan ve O’na karşı kendisini sorumlu bilen bir mü’min, dünya görüşü gereği barışı istemek zorundadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yoksa inancıyla çelişkiye düşer. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Mü’min hem herşeyin bir kasda binaen, anlamlı ve faydalı bir düzen içerisinde tek bir Yaratıcı tarafından yaratıldığına; insanın bu Yaratıcının koyduğu kurallara uymak ve mevcudat arasındaki barışı, âhengi, yardımlaşmayı bozmamak gibi görevlerinin olduğuna, yani tüm yaratıklarla kardeş5 olduğuna inansın, hem de insan denilen kardeşleriyle barışı istemesin, bu mümkün değildir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Mü’minin, aynı dünya görüşünü paylaşmadığı insanlara karşı tavrı da düşmanlık değil, ancak acımak suretinde olabilir.</span></strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Çünkü, sevgi ve düşmanlık, ışık ve karanlık, varlık ve yokluk gibi, birbirine zıt iki haldir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bir insanda ikisi birden asıl haliyle var olamaz. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Dolayısıyla, fıtratı sevgiyle yoğrulmuş olduğu için, mü’minde düşmanlık hissi, ancak acımak suretinde tezahür eder. Velhasıl, iman sevgiyi, İslâmiyet kardeşliği gerektirmektedir </span></strong>(1982/1).6</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"></span></span> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bir mü’minin diğer insanlara karşı düşmanlık hissi beslediği görülürse, o mü’mine <span style="color: Blue">“Lütfen biraz anlayışlı ol, biraz toleranslı ol, hoşgörü göster”</span> denmez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“İmanındaki bir eksikliği, bir kemalsizliği tamamla” </span>denilir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bir mü’minin kendisi gibi düşünmeyen, yani aynı inancı paylaşmayan bir topluma adapte olmasını sağlamak amacıyla inancından ‘taviz’ vermeye zorlamak ise, Yeni Said’in gözlemlerine göre, onun toplum hayatı için bir zehir olmasını istemek, hatta anarşist olmasını istemek demektir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Risale-i Nur’un birçok yerinde değişik bağlamlarda bu hususu ele alan Yeni Said, Müslümanların inançlarından taviz vererek modern topluma uyum sağlamalarını isteyenlere karşı <span style="color: Blue">“Bir Müslüman, başka milletlerin efradı gibi değildir”</span> uyarısında bulunur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">Hz. Muhammed son peygamber olduğuna göre, onu reddeden, tüm peygamberleri, tüm semavî dinleri de reddeder. </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple"></span></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">İslâm dinini bırakan, başka bir semavî dine hiç giremez, olsa olsa anarşist olur, hiçbir kayıt altında kalmaz, hiçbir kural tanımaz; </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple"></span></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Purple">ya mutlak bir istibdaddan veya mutlak bir rüşvet politikasından başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez </span></strong>(1773/1).7 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Nitekim, dinî inançları sarsılmış olan kişilerin, özellikle gençlerin anarşist olmaması, topluma kazanılması için verilen rüşvetleri hepimiz gözlemlemekteyiz. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Red"><strong>İman ve küfür, mahiyet itibarıyla farklıdır </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Red"><strong></strong></span></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İman ile inançsızlık arasında bir mahiyet farklılığı mevcuttur. Bu farklılığı gözardı ederek her ikisini de aynı kefeye koymak, toplumsal barışın sağlanmasını bir çıkmaza sokmak demektir. Böyle bir çıkmaza girmemek için, toplumsal barış modelleri üretenlerin, iman ile inançsızlığın mahiyetindeki şu üç temel farklılığa dikkat etmeleri gerekir: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">A. Kendisini ve bir parçası olduğu kâinatı tesadüfen var olmuş varlıklar olarak tanımlayan bir kişi, hayatını nefsinin arzularına göre, bencilce düzenlemek durumundadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Topluma ve çevreye olan saygısı bile nihaî tahlilde kendi çıkarı için olan bu kişinin, kendinden daha üstün, kendini yargılayacak bir otorite tanıması ve ona karşı sorumluluk hissetmesi beklenmez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Böyle bir kişinin dünyasında vazgeçilmez, olmazsa olmaz prensiplerden bahsedilemez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Böyle bir kişinin, kendinden üstün bir Varlığa karşı sorumluluğu olmadığından, ya nefsinden ya da sosyo-kültürel faktörlerden kaynaklanan davranışlarından vazgeçmesi onun için bir vicdanî çelişki doğurmadığı gibi, insaniyetinden de birşey kaybettirmez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bilakis, transandantal, aşkın, gerçek bir otorite özelliği taşımayan nefsin arzularına veya toplumsal yaptırım güçlerine—moda, gelenek vs.—rağmen kararlar alabilmesi o kişinin sahte putlara karşı koyabilme duygusunu güçlendirir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu ise, insanlığının bir gereğidir; vicdanî bir rahatlama vesilesidir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Dinî inanca sahip olan kişi ise, kendinden daha üstün bir Varlığa inanır ve kendi nefsinin değil, o Varlığın koyduğu dinî kurallara, yani şeriata uymak zorundadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu kişiye <span style="color: Blue">“İnancından taviz ver”</span> demek, <span style="color: Blue">“Kendinden daha üstün bildiğin otoriteye karşı çık”</span> demeye gelir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Ki bu teklif o kişi için vicdanî bir çelişki doğurur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Vicdanı ile çelişki içinde yaşayan bir kişi ise insanlığını kaybeder. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Kâinatın yaratıcısıdır diye bildiği Allah’ın kurallarından taviz veren, daha hiçbir kural tanımaz, canavarlaşır.8</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">B. Dinî inanca sahip olmayan bir kişi, özünde çıkarcılığı taşıyan inançsızlığından vazgeçtiği oranda sevgiye, âhenge, kardeşliğe, barışa, hoşgörüye yaklaşır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Öte yandan, dinî inancı olan kişi, kendini, tüm mevcudat ile kardeşlik bağları kurmasını sağlayan, kasıtla konulmuş bir yardımlaşma düzeninin parçası olarak görür.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Özünde bütün yaratıkları sevmeyi zorunlu kılan böyle bir imandan verilecek taviz, o kişiyi çıkarcılığa, hatta anarşizme sürükler.9</span></span></p><p></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">C. Küfür bir zandır. Kâinatın doğal olarak ya da tesadüfen var olduğunu iddia etmek, özünde bir isbatı taşımaz. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Âlemin ve kendisinin bir Yaratıcısının olmadığını isbat edemeyen—çünkü âlemde yokun isbatı mümkün değildir—10 bir inançsız, fıtraten sevdiği kendisini ve diğer kişileri yalancılıkla, zalimlikle ve ebedî azaba atılmakla tehdit eden din karşısında lâkayt kalamaz.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> İnançsızlığından emin olmadığı için, kendisinin yanılıyor olabileceğini sürekli hatırlatan dini ve de hareketlerini dinî inançlara göre düzenleyen mü’mini sevemez.11</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnançsızlığı gereği, dine ve mü’mine düşman olur.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Toplumsal barışın en büyük engeli olan bu düşmanlığın gide-rilmesi için inançsıza, <span style="color: Blue">“Zanna dayanan inançsızlığından taviz ver, hatta vazgeç”</span> denilebilir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>İman ise bir tasdiktir, bir iz’andır, bir teslimdir.</strong>12</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Kâinatın veya kendisinin hiçbir parçasında tesadüf göremeyen bir insanın, <span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“Ben tesadüfen var olmuş olamam; muhakkak ki, herşeyin anlamlı olduğu şu dünyayı kasıtla yaratan Biri olmalıdır”</span> di-yerek Yaratıcıya inanması bir tasdiktir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu tasdik onu zorunlu olarak teslime götürür.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bunun için, mü’min inancından emindir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>İnanmayan bir kişi, mü’minin gözünde, gerçeği bulamamış bir zavallıdır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>İnançsız, onun dünyasında bir tehdit unsuru değil, bilakis acınacak birisidir. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Mü’min, Allah’ın bir mahluku olan inançsızın şahsını sever, hatta hakikat oluşundan emin olduğu imana onun da ulaşması için dua eder. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnançsızlık toplumsal barışın sağlanmasında engel olma özelliğini gösterirken, <strong>iman toplumsal barışı zorunlu kılan bir faktör olma özelliğini taşır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Eğer toplumsal barış isteniyorsa, bir mü’mine <span style="color: Blue">“Tasdike ve teslimiyete dayanan imanından biraz taviz ver, veya vazgeç”</span> denemez. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İman ile inançsızlığın mahiyetlerine ilişkin bu analizden, toplumsal barışın tesisini ilgilendiren yönüyle çıkarılacak sonuç şudur: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Toplumsal barışı tehdit eden bir anlaşmazlık sözkonusu olduğunda, inançlı kişiye, <span style="color: Blue">“İmanından taviz ver”</span> denmez.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Ancak <span style="color: Blue">“Nefsinden üstün bildiğin Yaratıcıya ve O’nun kurallarına—yani, dinin kurallarına—tâbi ol”</span> denilir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Mü’min özünde tüm yaratıkların kardeş olduğunu bildiren inancına ne kadar sadakat gösterirse, toplumsal barışa o kadar katkısı olur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnançsızın durumu ise tam bunun zıddıdır. <span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“Zaten bir zanna dayanan ve özünde sevgi ve prensip taşımayan inançsızlığından taviz ver, hoşgörülü ol”</span> çağrısında bulunmak pekâlâ mümkündür, hatta gereklidir.</span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><strong><span style="color: Red">Sonuç</span></strong></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Said Nursî, dinden kaynaklanmayan, insanların kendi akıllarıyla ulaşmış oldukları tüm düşünce ve hayat tarzlarına <span style="color: Blue">‘silsile-i felsefe ve hikmet’ </span> adını verir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Dinden ve dolayısıyla vahiyden kaynaklanan tüm düşünce ve hayat tarzlarını ise <span style="color: Blue">‘silsile-i nübüvvet ve diyanet’</span> diye tanımlar. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İlk insandan bugünlere uzanan bu iki silsile ayrı gittiğinde bütün hayırlar nübüvvet silsilesi etrafına, bütün şerler ise felsefe silsilesi etrafına toplanmıştır.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Ne zaman bu iki silsile kaynaşmış ve birleşmişse; yani felsefe çizgisi nübüvvet çizgisine tâbi olmuş, ona itaat ederek onun izinde gitmiş veya ona dahil olmuş ise, insanlık barış içinde parlak bir toplumsal hayat yaşamıştır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Said Nursî’nin bu tesbitinin konumuz ile ilgili en önemli yönü, iki silsile arasında bir ‘imtizaç ve ittihad’ı, yani bir kaynaşma ve birleşmeyi öngörmesidir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bunun yolu ise, zanna dayanan felsefe çizgisinin tasdike dayanan nübüvvet çizgisini dinlemesi, o çizgiye girip itaat ederek ona hizmet etmesidir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu tesbiti, konumuz açısından daha spesifik bir biçimde şöyle özetleyebiliriz: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Dinî bir inançtan kaynaklanmayan davranış sahipleri, ne zaman dinî inançtan kaynaklanan davranışlara katılıp itaat etmiş, onları anlamaya çalışmış ve hatta onlara hizmet etmiş ise, insanlar hep birlikte mutlu bir toplumsal hayat yaşamışlardır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu sonuç, ilk bakışta insan aklına pratik bir soruyu getirmektedir: <span style="color: Blue">Eğer durum buysa, bir Müslümandan hiç hoşgörü beklenmeyecek mi? </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Müslümanın davranışı, gerçekten İslâmiyete göre ise, hoşgörüyü de içerir. Ondan ayrıca bir hoşgörü beklemek, hakikatten taviz vermesini istemek demektir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Müslümanın davranışı İslâmiyetten kaynaklanmıyorsa, yine bu kişiden hoşgörü değil, dininin kurallarına uyması istenir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bir Yaratıcıya ve öldükten sonra bu dünyada yaptığı her işin hesabını vereceğine inanan bir mü’minin yalan söylemesi, hırsızlık yapması veya rüşvet alması, polis veya hapishane gibi toplumsal yaptırım unsurları devrede olmasa dahi, mümkün değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Fakat bir inançsızın, kendini nefsinden daha üstün bir otoriteye karşı sorumlu bilmediğinden, yalan söylemesi, hırsızlık yapması veya rüşvet alması zorunlu değildir ama mümkündür. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu iki grup insanı barıştırmanın, onlara mutlu bir toplumsal hayat yaşatmanın yolu, karşılıklı olarak hoşgörülü olmaya davet değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Veya bir orta noktada buluşturmak, yani mü’mine <span style="color: Blue">“Birazcık da sen yalan söyle, hırsızlık yap, rüşvet al,”</span> inançsıza da <span style="color: Blue">“Sen de biraz yalanını, hırsızlığını, rüşvetini azalt”</span> demek değildir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu iki grubun gerçekten barış içinde olması için tek yol vardır:</strong> inançsızın mü’mine katılıp itaat etmesi ve yalan, hırsızlık ve rüşveti tamamen terketmesi. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Mü’minden de, inançsızın bu olumsuz davranışlarda bulunabilmesine sebep olan inançsızlığından vazgeçmesi için sabırla dua etmesi beklenir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Red"><strong>Dipnotlar</strong></span></span></span></p><p></p><p> <span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">1. İnandığı Allah’ı, “İbrahim’in Allahı, İshak’ın Allahı, Yakub’un Allahı—filozofların Allahı değil” şeklinde tarif eden Pascal’ın deizmi, din için, ateizm kadar tehlikeli görmesi, bu noktada dikkate değer. Bkz. Blaise Pascal, Pensées, İng. çev. A.J. Krailsheimer, (Londra: Penguin, 1966), s. 170.</span></span></strong></span></p><p></p><p> <span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">2. Öte yandan, muharref de olsa içinde kimi semavî hakikatler barındıran Hıristiyanlığın örtüsünü üzerinden sıyıran çağdaş medeniyetin sergilediği feci tablo, dine tâbi olmayan bir felsefenin insanlığın başına ne çoraplar öreceğini gören gözlere gösteriyor. </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p> <span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">3. Karl Popper, bu durumu şu ifadelerle anlatır: “Tanrı’ya karşı natüralist devrim, ‘Tanrı’nın yerine ‘Doğa’yı geçirdi. Bunun dışında hemen herşey aynı kaldı. Teoloji, yani Tanrıbilim yerini Doğa Bilim’e; Tanrı yasaları yerini Doğa yasalarına; Tanrı iradesi ve gücü yerini Doğa kuvvetlerine; nihayet, Tanrı düzeni ve yargısı da yerini Doğal Ayıklama’ya bıraktı.”</span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">Bkz. Karl Popper, ‘Toplum Bilimlerinde Öndeyi ve Kehanet,’ Bryan Magee, Karl Popper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı içinde, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1982), s. 148-149. </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">4. Eski Said’in bir eseri olan Münazarat’ta “...her bir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi...” (1944/1) ifadesi kullanılmaktadır. Eski Said’in Yeni Said’e geçiş döneminde kaleme alınan ve 1923’te yayınlanan Lemeât’ta ise “Her müslimin her vasfı müslim olmak vacip iken, haricen her dem vaki, sabit değildir” (333/1) ifadesi yer almaktadır. </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">Risale-i Nur’a ilişkin tüm referanslar, “Kaynaklı-İndeksli-Lügatlı Risale-i Nur Külliyatı” adı altında yayınlanan (Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1996) iki ciltlik eserden alınmıştır. İktibasın veya verilen referansın bulunmasında kolaylık sağlaması için sayfa numarasının yanında, hangi sütunda olduğu da belirtilmiştir. </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">Metin içinde yapılan iktibasların hemen yanında yer alan parantez içindeki rakamlar, yukarıda bahsi geçen Risale-i Nur Külliyatı’ndaki sayfa ve sütun numaralarını belirtir. </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">5. Said Nursî, inanan kişinin bütün mevcu-datı dost ve kardeş gördüğünü, inancı olmayanların ise kendilerine düşman ve yabancı zannettiklerini Lem’alar isimli kitabında şöyle ifade eder: </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">“İnsanın şu mevcudatta kendisine düşman ve ecnebî tevehhüm ettiği veya ölüler, yetimler gibi hayatsız perişan vehmettiği şeyleri nur-u iman ahbab ve kardeş sıfatıyla gösterir...” (756/2). Ayrıca, Lemeât’ta bir mü’min kâinata ‘Ey kâinat, kardeşler! Ne güzeldir halimiz...” diye hitap eder (324/1). </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p> <span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">6. Ayrıca Said Nursî, İslâmiyetin toplumsal hayata bakan ana prensiplerini açıklamak için 1909’da meşhur 31 Mart Olayı vuku bulmadan hemen önceki, siyasî kargaşanın zirvede olduğu dönemde yazmış olduğu makalelerde de benzer ifadeler kullanmıştır: “Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur” (1930/2). “Bizim cemaatimizin meşrebi, muhabbete muhabbet ve husumete husumettir” (1930/1). </span></span></strong></span></p><p> <span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">7. Örnek olarak bkz. 558/2; 647/2; 1027/2; 1089/1; 1406/1; 1773/1; 1833/1; 1876/2; 1914/2. </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">8. Said Nursî bir mahkeme müdafaasında şöyle der: “...bir Müslüman İslâmiyet dairesinden çıksa, mürted ve anarşist olur, hayat-ı içtimaiyeye zehir hükmüne geçer. Çünkü anarşi hiçbir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini canavar hayvanların seciyelerine çevirir” (1876/2). </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p> <span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">9. İslâm ile diğer dinler arasında da böyle bir ters orantının olduğunu belirten Said Nursî, 1922’de yayınladığı Sünuhat’ta şöyle der: “Tarih bize gösteriyor ki, İslâm ne derece dine temessük etmişse terakki etmiş, ne vakit dinde zaaf göstermişse tedennî etmiştir. Başka dinde, bilakis, kuvveti zamanında vahşet, zaafı zamanında temeddün hasıl olmuştur” (2047/1-2). Yeni Said, bu konuda “Hıristiyanların hakiki dindar ruhanileri”ni (663/2), “İsevîlik din-i hakikisini” (643/1) istisna tutmuş; onları dinsizlere karşı Müslümanlarla ittifaka çağırmıştır. </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">10. İnkârın çeşitleri ve isbatının mümkün olmadığı Risale-i Nur’un değişik yerlerinde izah edilmiştir. Özellikle s. 896-7’ye bakılabilir. </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">11. Said Nursî 1920’lerin başında kaleme aldığı Hubab risalesinde şöyle der: </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">“Kâfirlerin müslümanlara ve ehl-i Kur’ân’a düşman olmaları, küfrün iktizasındandır. Çünkü, küfür imana zıttır. Maahaza, Kur’ân, kâfirleri ve âbâ ve ecdatlarını idam-ı ebediyle mahkum etmiştir. </span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">“Binaenaleyh, Müslümanlarla ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan medet beklenilemez. Ancak HASBÜNALLAHİ VE Nİ’MEL VEKÎL diye Cenab-ı Hakka iltica etmek lâzımdır” (1313/1). </span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px">12. Risale-i Nur’da iman şöyle tarif edilir: “İman ise ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür. Her bir menfî mes’elesi dahi, bir müsbet hakikatın ünvanı ve perdesidir” (896/2). “Zira iman hem tasdik, hem iz’an, hem iltizam, hem teslim, hem manevî timsaldir” (1981/1).</span></span></strong></span></p><p></p><p></p><p><span style="color: Red"><u><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Courier New'">KopruDergisi.com</span></strong></span></u></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: Red"><u><span style="font-size: 12px">Kış'97 Sayısı</span></u></span></span></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 203259, member: 27"] [COLOR=Red][B][FONT=Courier New][SIZE=5]Toplumsal Barışın İlk Şartı: İnanca Saygı[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [LEFT][B][FONT=Courier New][SIZE=4][COLOR=Blue]Ali Mermer[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Courier New][SIZE=4][COLOR=Blue]Dr.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [/LEFT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Her bir insanın gerek kişisel hayatını düzenlemesinde, gerek toplumsal hayatın oluşturulmasında, belki en belirleyici soru şudur: [B]Kuralı kim koyacak?[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu soru, insanın varlık anlayışı, kâinatı yorumlayışı, dünya ve hayat görüşü ile de doğrudan ilgilidir. Zira insan, sözkonusu soruya, tüm bu konularda taşıdığı fikir ve inanç uyarınca cevap vermektedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Bu sorunun cevabı ise,[/B] esasen iki noktada toplanır: [B]din ve felsefe. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Dine göre,[/B] insan tesadüfen var olmadığı gibi, başıboş da değildir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bir Yaratıcı vardır, âlemi ve insanı o yaratmıştır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Yarattığı kâinat, O’nun herşeyi bir kasd ve hikmetle yaratan, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]hiçbir şeyi boşu boşuna var etmeyen, her bir işte bir amaç gözeten [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]bir Yaratıcı olduğunu göstermektedir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]O’nun insanı yaratışında da elbette bir kasd, amaç ve hikmet vardır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Hem, yaratılan hakkında kural koyma hakkı, en başta, onu yaratana aittir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Yaratıcı, insanın yaratılış amacını gerçekleştirmesini mümkün kılan [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]ve ona doğuştan verilen fıtrî özelliklerle uyum içinde olan bu kuralları [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]insanlara peygamberler ve semavî kitaplar aracılığıyla iletip tesis etmektedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Buna karşılık, ‘felsefe’[/B] başlığı altında özetlenen bir düşünce çizgisi daha mevcuttur. Burada, iki yanlış anlamaya hemen değinelim: [COLOR=Blue] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]‘Felsefe eşittir düşünce’[/COLOR] şeklinde bir sunuş tarzı yanlıştır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bu, dini akıl-dışı ilan eden inkârcıların ürettiği bir sunuş tarzıdır; [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]oysa din de insanı düşünmeye çağırmaktadır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Öte yandan, felsefenin dinden ayrı bir çizgi oluşturması demek, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]onun baştan sona Yaratıcıyı inkâr üzerine kurulu olduğu anlamına gelmez. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Bir Yaratıcıya inanan filozofların sayısı,inkâr edenlerden çok daha fazladır.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Felsefenin dinden ayrı bir çizgide ele alınmasının sebebi Yaratıcıyı inkâr ediyor olması değildir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Yaratıcı ister kabul edilsin, ister red, felsefeye rengini veren asıl unsur, hakikatı insanın kendisinin bulacağı, hakikatı bulmak için vahye ve peygambere gerek olmadığı inancıdır.1[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Courier New] [/FONT][/SIZE] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Felsefe,[/B] [COLOR=Blue]“Durum bu olduğuna göre, insan gerek bireysel, gerek toplumsal hayata ilişkin kuralları kendi kendine bulabilir ve koyabilir; [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]nitekim, çağlar boyu deneme-yanılmalarla bu yolda ilerlemektedir ve bir gün en iyi kuralı kendisi bulacaktır”[/COLOR] demektedir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnsanlık tarihinin her döneminde, her bir insan, bu iki ana çizgiden biri ya da diğeri içinde yer alagelmiştir. Bireyler kadar toplumların hayatına da bu iki çizgiden biri mührünü vurmuş, ana çatısını bu iki çizgiden birinin oluşturduğu değişik medeniyetler kurulmuş, iki çizgi arasında belli temaslar da gerçekleşmiş, ama bu genel çizgi değişmemiştir. Bu iki çizgi, varolduğu sürece, ya bir uyum haline ulaşmış; veya, çoğunlukla birbiriyle gerilim ve çatışma içerisinde olmuştur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Meselâ,[/B] din-dışı bir mahiyet taşıyan ve dini ezmeyi amaçlayan Roma uygarlığı, zamanla Hıristiyanlık ile barışarak Hıristiyanî bir nitelik almış; ama bu, Hıristiyanlığın özünden çok şey yitirmesi pahasına olmuştur.2 Bin küsur yıl Hıristiyanî bir ton içinde yaşayan Roma ve Yunan’ın çocuğu hükmünde olan, onlar gibi temelde ‘felsefe’ çizgisinde gelişen Batı medeniyetini de, dine karşı tarihin kaydettiği belki en keskin ve kapsamlı mücadeleyi yürüttüğü iki yüzyılın akabinde, bugün benzer bir ‘uzlaşma’ arayışı içinde görüyoruz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu ‘uzlaşma’ arayışı, elbette kolaylıkla gerçekleşmiş değildir. Çağdaş Batı medeniyeti, düne kadar, toplumsal hayatta vahyin belirleyici olmasını, yani kuralı Yaratıcının koymasını reddetmiş, ama Mutlak’ı reddetmemiştir.3 [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bir yanda dini bireylerin vicdanına hapsederken, öte yanda hayatın her alanında belirleyici olanın din değil, felsefenin ürünü olan modern bilim olduğunu ileri sürmüştür. Mutlak hakikatı da din değil, bilim gösterecektir. [B]Vahyin yerine bilimi koyan ve insanı tanrılaştıran bu zihniyet, bilimsel ilerlemelerle birlikte gelen başdöndürücü teknolojik gelişmeleri, bu temel yaklaşımı için mükemmel bir meşruiyet aracı olarak kullanmıştır. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Yirminci yüzyıl ise,[/B] [B]‘felsefe’ çizgisinde temellenen[/B] ve iki muzaffer yüzyıl yaşayan bu medeniyetin ne getirip ne götürdüğünün tam bir ‘sağlama’sı hükmünde olmuştur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Dünya, uzun tarih sürecinde ilk defa dünya savaşı yaşamıştır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bunu,[B] elli beş milyon insanın ölümüne,[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Polonya gibi bir ülkenin nüfusunun yarıdan çoğunu yitirmesine, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]iki Japon şehrinde yalnızca insanların değil, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]tüm canlıların feci bir biçimde mahvına yol açan daha dehşetli bir ikincisi izlemiştir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Yine bu yüzyılda,[/B] 1917 Devrimini izleyen yetmiş yıl boyu [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]tüm dünya müthiş bir komünizm kasırgasına şahit olmuştur.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Ayrıca, modern ulus-devlet anlayışı yüzünden, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]hemen her devlet daha küçük ‘ulus’ parçalarına bölünmüştür[/B] ve hâlâ daha bölünmektedir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Ki bu iş, istisnalar bir yana, uzun yıllar süren çok kanlı mücadeleler ek-seninde seyretmektedir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]İnsanı insanın kurdu gören çağdaş medeniyet, [/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]çevresini de tahrip etmiş durumdadır.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Dünya, tarihinde ilk kez, topyekün bir ekolojik felâketin eşiğindedir. [/B] [/SIZE][/FONT] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=3]Kısacası, çağdaş uygarlık dünyayı iktisadî, [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=3]siyasî, [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=3]sosyal, [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=3]bireysel, [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=3]ekolojik veya [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=3]devletler arası bir dizi ‘savaş’la [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=3]ve o oranda bir ‘barış’ problemiyle [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]yüzyüze getirip tıkanmış durumdadır. [/COLOR] [/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bir ‘medeniyetler çatışması’ndan da söz edilen böyle bir ortamda, kavga ve savaşta çıkarı olanlar hariç, herkes ‘barış’ istiyor. Gerek global, gerek yerel düzlemde; gerek toplumlar arasında, gerek toplum içinde barışın nasıl sağlanacağı sorusu üzerinde duruluyor. Dolayısıyla, gerek global, gerek yerel düzlemde, ‘hoşgörü,’ ‘barış içinde birarada yaşama,’ ‘çoğulculuk’ gibi kavram, anlayış ve yaklaşımların ‘yükselen değerler’in başında yer alması, şaşırtıcı olmasa gerek. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]‘Felsefe’[/B] çizgisinde gelişen çağdaş uygarlığın bu eksendeki cevap arayışlarında, iki ayrı yön gözlemlemek mümkün: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple](1) En azından barışı sağlama fonksiyonu yükleyerek, dine biraz daha alan açma. [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple](2) Dünün hâkim tavrı olan dini reddedip Mutlak’ı bilimin eline verme yerine, herşeyi izafileştiren post-modern bir yaklaşım geliştirme. [/COLOR] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Buna karşılık, hayatının genel çizgisini ‘felsefe’ ekseninde değil, din ekseninde oluşturan bireyler ve toplumlar içinde de değişik ‘barış’ önerileri görüyoruz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu yaklaşımların önemli bir kısmında ise, ne yazık ki, ‘iman-temelli’ bir yaklaşımdan ziyade, ‘strateji,’ devlet veya coğrafya temelli bir yaklaşım görülmektedir. Meselâ, belli bir kara parçası içinde yaşayan, belli bir devletin ‘vatandaş’ı olan bireylere, bu özellikleri esas alınarak yaklaşılmakta; ‘ortak payda’ belli bir devletin vatandaşı olma, belli bir ülkenin ‘çocuğu’ olma temelinde aranmaktadır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Maamafih, burada, tüm bu yaklaşım ve önerileri tek tek tahlil edecek; olumlu ya da olumsuz, doğru ya da yanlış yönlerini tek tek irdeleyecek değiliz. Bunun yerine, Kur’ânî bir tefekkürle yoğrulan [B]Risale-i Nur’un konuya bakışının en önemli unsurlarından birine dikkatlere çekmekle yetineceğiz. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Medeniyete bakışına ilişkin olarak yaptığımız kapsamlı bir analizde sergilemeye çalıştığımız üzere, [B]Said Nursî için, çağdaş Batı medeniyeti topluma barış getirecek hiçbir özelliğe sahip değildir.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] Çağdaş medeniyetin temel esaslarına bağlı kalındığı sürece toplumsal barışa ulaşmanın imkânı yoktur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Çünkü, üzerine bina edildiği felsefe, insanın gerçeği kendi başına bulabileceği iddiasındadır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]İnsan ise, her zaman kendi çıkarını gözeten, kendini öne çıkaran ve haklı gören bir nefis taşımaktadır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Yaratıcısını tanımayan, başka bir merciyi de tanımaz. [/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Tanısa da, işine geldiği kadarıyla tanır.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Keza, yaratılmış bir varlık olarak, insan kendi başına mutlak gerçeği kuşatamaz. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Yaratıcısının vahyine sırt çevirdiği sürece, bir açıdan isabet etse de, diğer bir açıdan yanılır.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Sonuçta, tercihleri hep eksik, yanlış ve izafi kalır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Nitekim, bugün o göz kamaştırıcı teknolojik gelişme, insan hayatı için çok ciddi imkânlar sunmasının yanısıra, yalnız insanın değil, tüm canlıların hayatını tehdit eder konumdadır. [/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Yahut, Batı açısından, sermaye birikimini sağlayarak büyük ölçekli sanayi yatırımlarına imkân verdiği söylenen faiz, öte yandan 1917 Devriminin, dünyayı yetmiş yıl kasıp kavuran komünist kasırganın ve hâlâ daha devam eden birçok toplumsal kavganın en önemli sebebini, sermayenin emeğe tahakkümünü beslemektedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple][B]İşte bu bakımdan, Kur’ân’ın öngördüğü medeniyet ile felsefenin netice verdiği medeniyet mukayesesini keskin bir biçimde yapan Said Nursî, toplumsal barış için, [COLOR=Red]felsefe çizgisinin nübüvvet çizgisi ile ‘imtizaç ve ittihad’ını[/COLOR] şart koşmaktadır.[/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnsanlık âlemi, ilk insanlardan bugüne, bu iki çizgi içerisinde yer alagelmiştir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Her tarafta, her asırda ve her bir sosyal grup içerisinde bu iki ana akım dal-budak salmıştır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Ve felsefe silsilesi, dayandığı temeller itibarıyla kendi içinde bir çatışmayı içerdiği gibi, nübüvvet çizgisiyle de sık sık çatışma halinde olmuştur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Ve ne vakit, o iki silsile imtizaç ve ittihad etmişse, yani [COLOR=Red]felsefe çizgisi diyanet çizgisine dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse,[/COLOR] insanlık âlemi mutlu bir toplumsal hayat geçirmiş ve barış içinde yaşamıştır. [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Ne vakit ayrı gitmişler ise, bütün hayır ve nur nübüvvet ve diyanet çizgisinin, bütün şerler ve dalâletler felsefe silsilesinin etrafına toplanmıştır [/COLOR][/B](242/2). [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Yaşadığımız asrın, iki dünya savaşı başta olmak üzere tüm karmaşası, bunun en açık delilidir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bu bakımdan, toplumsal barışın çözümü elbette ‘medeniyetler çatışması’nda olmadığı gibi, post-modern söylemin ısrarla üzerinde durduğu ‘izafilikler buluşması’nda da değildir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnsan fani ve sınırlı bir varlıktır; ne sonsuzu kuşatabilir, ne de mutlakı. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Aşkın bir Varlığa değil, bizatihî insana dayanan felsefe, yapısı itibarıyla elbette izafilikler sunar. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bilim ve felsefenin ‘mutlak’lık iddiası zaten cür’etkâr bir hataydı. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bu hatanın bedeli de çok ağır ödendi. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bu modern bedel karşısında post-modernizmin sunduğu barış önerisi ise tutarsızdır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Mahiyeti itibarıyla Mutlak ve Müteal bir Varlık’a dayanan din, asla izafilikler sırasına dahil edilemez. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bunu teklif etmek, dine din olmaktan çık, demektir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Risale-i Nur’un sunduğu ‘silsile-i felsefenin diyanet ve nübüvvet silsilesine dehalet edip itaat ederek hizmet etmesi’ önerisi ise, mâkul ve tutarlı bir öneridir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]‘Hoşgörü,’ ‘uzlaşma,’ ‘barış içinde birarada yaşama’ ya da ‘çoğulculuk’ gibi yaklaşımların da, bu öneri temelinde değerlendirilmesi gerekmektedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=4][COLOR=Red][B]‘İzafîlikler buluşması’ mı? [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu konunun detaylarına girmeden önce, şöyle bir örnek üzerinde durmanın bizim için yardımcı olacağını düşünüyorum. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Din kaygısı taşımayan bir kişi ile dinin emrine uyarak yaşayan başka bir kişiyi ele alalım.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Courier New] [/FONT][/SIZE][FONT=Courier New][SIZE=3]Birinci kişinin, bir Ramazan ayında oruç tutan bir Müslümanın ziyaretine geldiğini düşünelim. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Müslüman arkadaşı oruç tuttuğu için, hangi nedenle olursa olsun, beraber oldukları sürece birşey yemeyen ve içmeyen bu kişi, vicdanı ile ne kadar çelişkiye düşer? [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Kendi değerlerinden ve insanlığından ne kaybeder? [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Elbette hiçbir şey. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Olayı bir de tersinden ele alalım.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu Müslüman kişi, oruçlu olduğu bir zamanda, din kaygısı taşımayan arkadaşını ziyarete gittiğinde, kendisine yapılan ikramı geri çevirmiş olmamak için farz olan orucunu bozabilir mi? [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Veya, arkadaşının hatırını kırmamak için küçücük bir parçayı olsun alıp yiyebilir mi? [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bu, mümkün değildir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Böyle yapmasıyla inandığı Rabbin emrini çiğnemiş olur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]İnandığı değeri çiğnemiş; yaratılmış biri olarak Yaratanın koyduğu kurala göre yaşaması gerekirken, kendisi bir kural oluşturarak inancıyla ve vicdanıyla çelişkiye düşmüş olur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple]Konuyu pekiştirmek için, ikinci bir örneği daha inceleyelim.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnanmayan, dolayısıyla dünyasında ‘tesettür’ diye birşey de olmayan bir hanım, inanan bir aileyi ziyarete gitti, diyelim.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]O, davranışlarını ilahî bir emr üzere belirlemediği için, mini etek de giyiyor, başka türlü de giyiniyor olabilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Kendisi, bu mü’min ailenin mini etekten rahatsız olduğunu elbette bilmekte; bu rahatsızlığın da inançlarından kaynaklandığından haberdar bulunmaktadır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Onun, mini etekle bu ailenin ziyaretine gitmesi, mü’min erkek için olduğu gibi, başka bir kadının dizinden yukarısına bakması haram olan mü’mine kadın için de bir rahatsızlık unsuru olacaktır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bu inanmayan hanım, bu aileye muha-tap olurken, mini etek yerine uzun bir etek, kısa kollu bir gömlek yerine bileğe kadar kolu örten bir gömlek giymiş olsa, ne kaybeder? [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]İnancından taviz vermiş duruma düşer mi? [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Durumu bir de tersinden alalım.[/COLOR][/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnanmayan bir aileyi ziyarete giden bir mü’min ailenin hanım ferdi, ziyarete gidecekleri ailenin mini etekli dolaştığını düşünerek, onları rahatsız etmemek için saçının hiç olmazsa bir kısmını olsun dışarı çıkarsa; bacaklarını ayak topuğuna değil, dizine kadar örten bir elbiseyi tercih etse, ne yapmış olur? [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]İnancından taviz vermiş; ‘hoşgörü,’ ‘müsamaha’ veya ‘uzlaşma’ adı altında, inancı ile çelişkiye düşmüş olmaz mı? [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Bu iki örneği, kişileri bir anda iki kutba ayırmak için vermiş değiliz.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] Bilakis, Said Nursî’nin de belirttiği üzere, insanları kesin çizgilerle belirlenmiş bir siyah-beyaz ayrımına tâbi tutmanın sakıncalı olduğunun farkındayız. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Nitekim, her Müslümanın her vasfının müslümanca olması lâzım gelirken, vâkıa böyle değildir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Aynı şekilde, her kâfirin her vasfı da küfründen kaynaklanı-yor değildir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Diğer bir deyişle, bir Müslümanın iman-dışı bir fiil sergiliyor olması da, bir inançsızın imanın gerektirdiği bir fiili işliyor olması da mümkündür (333/1).4 [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnanmayan insanlar her fiilleriyle dinin dışında kalıyor olmadıkları gibi, inananlar da davranış tercihlerini her zaman dinî kurallara göre yapmıyor olabilmektedir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Öyleyse, kişileri yargılamak yerine davranışları irdelemek daha mâkul bir tutum olacaktır.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İşte, dinî bir inançtan kaynaklanan davranışları tahlil ettiğimizde, bu davranışların ardında belli kabullerin varlığını görürüz. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bunlar kısaca şudur: [COLOR=Blue]Kâinat yaratılmıştır; ben de bir yaratığım. Mevcudatı kasıtla yaratan bir Yaratıcı vardır. Bu dünyadaki hayattan sonra tekrar yaratılma sözkonusudur. Bu dünya bir imtihan yeridir. İnsan, iradesi ile, Yaratıcının kasdına uygun tercihler yapma gibi bir sorumluluğu taşımaktadır... [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bütün semavî dinler, tahrife uğramış haliyle bile Hıristiyanlık ve Yahudilik dahil, bu gibi konularda ittifak etmektedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Oysa, dinî bir inançtan kaynaklanmayan davranışlar farklıdır. Bu davranışlar ya kişinin kendi arzusuna veya sosyo-kültürel faktörlere dayanır. Dinî ve dolayısıyla ilahî bir kaynaktan gelmeyen bu davranışlar, kişiyi kendinden daha üstün bir Varlığa karşı sorumlu kılmaz. Toplum, kişiden daha üstün bir varlık değildir çünkü. O ne yaratıcıdır, ne de insana öldükten sonrası için bir sorumluluk yükleyebilir. [/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Öte yandan, kendini yaratılmış olarak tanımlamayan bir kişi, kâinatı da yaratılmış olarak göremez. Onun gözünde herşey tesadüfen oluşmuştur. Onun evren anlayışı rastgele evrimler, tesadüfî değişimler, şans gibi kör unsurlarla doludur; [B]kısacası, inançsız bir insan kaotik bir evren anlayışı taşımaya mahkûmdur.[/B] İnançsız bir insan, kâinatı bir Yaratıcıya vermeyip tesadüfîliklere teslim ettiği gibi, kendi hayatına da rastgelelikler hâkim olacak; bir Aşkın Varlığa karşı sorumlu olmadığı için, kendi izafîlikler dünyasında her an kural değiştirmeye müsait bir halde bulunacaktır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Courier New][SIZE=3]Vâkıa bu olduğuna göre, toplumsal barışın ön şartı olan, farklı dünya görüşlerinden kaynaklanan davranışlar sergileyen kişilerin barışı açısından, inanmayan kişinin inananın inancına saygılı olması bir zorunluluktur.[/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3] Zira, inançsız kişi Aşkın bir Varlığa dayanmayan, değişebilir bir kanaat taşırken, mü’minin asla vazgeçemeyeceği inanç sabiteleri sözkonusudur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Mü’minden barış için bunlardan taviz vermesini istemek, barışı istememektir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Kaldı ki, böyle bir şeye gerek de yoktur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Yaratıcıya inanan ve O’na karşı kendisini sorumlu bilen bir mü’min, dünya görüşü gereği barışı istemek zorundadır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Yoksa inancıyla çelişkiye düşer. [/SIZE][/FONT][B][FONT=Courier New][SIZE=3]Mü’min hem herşeyin bir kasda binaen, anlamlı ve faydalı bir düzen içerisinde tek bir Yaratıcı tarafından yaratıldığına; insanın bu Yaratıcının koyduğu kurallara uymak ve mevcudat arasındaki barışı, âhengi, yardımlaşmayı bozmamak gibi görevlerinin olduğuna, yani tüm yaratıklarla kardeş5 olduğuna inansın, hem de insan denilen kardeşleriyle barışı istemesin, bu mümkün değildir. [/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Mü’minin, aynı dünya görüşünü paylaşmadığı insanlara karşı tavrı da düşmanlık değil, ancak acımak suretinde olabilir.[/COLOR][/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Çünkü, sevgi ve düşmanlık, ışık ve karanlık, varlık ve yokluk gibi, birbirine zıt iki haldir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bir insanda ikisi birden asıl haliyle var olamaz. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Dolayısıyla, fıtratı sevgiyle yoğrulmuş olduğu için, mü’minde düşmanlık hissi, ancak acımak suretinde tezahür eder. Velhasıl, iman sevgiyi, İslâmiyet kardeşliği gerektirmektedir [/COLOR][/B](1982/1).6[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Courier New] [/FONT][/SIZE] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bir mü’minin diğer insanlara karşı düşmanlık hissi beslediği görülürse, o mü’mine [COLOR=Blue]“Lütfen biraz anlayışlı ol, biraz toleranslı ol, hoşgörü göster”[/COLOR] denmez. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“İmanındaki bir eksikliği, bir kemalsizliği tamamla” [/COLOR]denilir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bir mü’minin kendisi gibi düşünmeyen, yani aynı inancı paylaşmayan bir topluma adapte olmasını sağlamak amacıyla inancından ‘taviz’ vermeye zorlamak ise, Yeni Said’in gözlemlerine göre, onun toplum hayatı için bir zehir olmasını istemek, hatta anarşist olmasını istemek demektir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Risale-i Nur’un birçok yerinde değişik bağlamlarda bu hususu ele alan Yeni Said, Müslümanların inançlarından taviz vererek modern topluma uyum sağlamalarını isteyenlere karşı [COLOR=Blue]“Bir Müslüman, başka milletlerin efradı gibi değildir”[/COLOR] uyarısında bulunur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]Hz. Muhammed son peygamber olduğuna göre, onu reddeden, tüm peygamberleri, tüm semavî dinleri de reddeder. [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]İslâm dinini bırakan, başka bir semavî dine hiç giremez, olsa olsa anarşist olur, hiçbir kayıt altında kalmaz, hiçbir kural tanımaz; [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Purple]ya mutlak bir istibdaddan veya mutlak bir rüşvet politikasından başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez [/COLOR][/B](1773/1).7 [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Nitekim, dinî inançları sarsılmış olan kişilerin, özellikle gençlerin anarşist olmaması, topluma kazanılması için verilen rüşvetleri hepimiz gözlemlemekteyiz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=4][COLOR=Red][B]İman ve küfür, mahiyet itibarıyla farklıdır [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İman ile inançsızlık arasında bir mahiyet farklılığı mevcuttur. Bu farklılığı gözardı ederek her ikisini de aynı kefeye koymak, toplumsal barışın sağlanmasını bir çıkmaza sokmak demektir. Böyle bir çıkmaza girmemek için, toplumsal barış modelleri üretenlerin, iman ile inançsızlığın mahiyetindeki şu üç temel farklılığa dikkat etmeleri gerekir: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]A. Kendisini ve bir parçası olduğu kâinatı tesadüfen var olmuş varlıklar olarak tanımlayan bir kişi, hayatını nefsinin arzularına göre, bencilce düzenlemek durumundadır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Topluma ve çevreye olan saygısı bile nihaî tahlilde kendi çıkarı için olan bu kişinin, kendinden daha üstün, kendini yargılayacak bir otorite tanıması ve ona karşı sorumluluk hissetmesi beklenmez. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Böyle bir kişinin dünyasında vazgeçilmez, olmazsa olmaz prensiplerden bahsedilemez. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Böyle bir kişinin, kendinden üstün bir Varlığa karşı sorumluluğu olmadığından, ya nefsinden ya da sosyo-kültürel faktörlerden kaynaklanan davranışlarından vazgeçmesi onun için bir vicdanî çelişki doğurmadığı gibi, insaniyetinden de birşey kaybettirmez. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bilakis, transandantal, aşkın, gerçek bir otorite özelliği taşımayan nefsin arzularına veya toplumsal yaptırım güçlerine—moda, gelenek vs.—rağmen kararlar alabilmesi o kişinin sahte putlara karşı koyabilme duygusunu güçlendirir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu ise, insanlığının bir gereğidir; vicdanî bir rahatlama vesilesidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Dinî inanca sahip olan kişi ise, kendinden daha üstün bir Varlığa inanır ve kendi nefsinin değil, o Varlığın koyduğu dinî kurallara, yani şeriata uymak zorundadır. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bu kişiye [COLOR=Blue]“İnancından taviz ver”[/COLOR] demek, [COLOR=Blue]“Kendinden daha üstün bildiğin otoriteye karşı çık”[/COLOR] demeye gelir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Ki bu teklif o kişi için vicdanî bir çelişki doğurur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Vicdanı ile çelişki içinde yaşayan bir kişi ise insanlığını kaybeder. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Kâinatın yaratıcısıdır diye bildiği Allah’ın kurallarından taviz veren, daha hiçbir kural tanımaz, canavarlaşır.8[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]B. Dinî inanca sahip olmayan bir kişi, özünde çıkarcılığı taşıyan inançsızlığından vazgeçtiği oranda sevgiye, âhenge, kardeşliğe, barışa, hoşgörüye yaklaşır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Öte yandan, dinî inancı olan kişi, kendini, tüm mevcudat ile kardeşlik bağları kurmasını sağlayan, kasıtla konulmuş bir yardımlaşma düzeninin parçası olarak görür.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Özünde bütün yaratıkları sevmeyi zorunlu kılan böyle bir imandan verilecek taviz, o kişiyi çıkarcılığa, hatta anarşizme sürükler.9[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]C. Küfür bir zandır. Kâinatın doğal olarak ya da tesadüfen var olduğunu iddia etmek, özünde bir isbatı taşımaz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Âlemin ve kendisinin bir Yaratıcısının olmadığını isbat edemeyen—çünkü âlemde yokun isbatı mümkün değildir—10 bir inançsız, fıtraten sevdiği kendisini ve diğer kişileri yalancılıkla, zalimlikle ve ebedî azaba atılmakla tehdit eden din karşısında lâkayt kalamaz.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] İnançsızlığından emin olmadığı için, kendisinin yanılıyor olabileceğini sürekli hatırlatan dini ve de hareketlerini dinî inançlara göre düzenleyen mü’mini sevemez.11[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnançsızlığı gereği, dine ve mü’mine düşman olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Toplumsal barışın en büyük engeli olan bu düşmanlığın gide-rilmesi için inançsıza, [COLOR=Blue]“Zanna dayanan inançsızlığından taviz ver, hatta vazgeç”[/COLOR] denilebilir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]İman ise bir tasdiktir, bir iz’andır, bir teslimdir.[/B]12[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Kâinatın veya kendisinin hiçbir parçasında tesadüf göremeyen bir insanın, [COLOR=Blue] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“Ben tesadüfen var olmuş olamam; muhakkak ki, herşeyin anlamlı olduğu şu dünyayı kasıtla yaratan Biri olmalıdır”[/COLOR] di-yerek Yaratıcıya inanması bir tasdiktir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Bu tasdik onu zorunlu olarak teslime götürür.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bunun için, mü’min inancından emindir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]İnanmayan bir kişi, mü’minin gözünde, gerçeği bulamamış bir zavallıdır. [/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]İnançsız, onun dünyasında bir tehdit unsuru değil, bilakis acınacak birisidir. [/B] [/SIZE][/FONT][B][FONT=Courier New][SIZE=3]Mü’min, Allah’ın bir mahluku olan inançsızın şahsını sever, hatta hakikat oluşundan emin olduğu imana onun da ulaşması için dua eder. [/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnançsızlık toplumsal barışın sağlanmasında engel olma özelliğini gösterirken, [B]iman toplumsal barışı zorunlu kılan bir faktör olma özelliğini taşır.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Eğer toplumsal barış isteniyorsa, bir mü’mine [COLOR=Blue]“Tasdike ve teslimiyete dayanan imanından biraz taviz ver, veya vazgeç”[/COLOR] denemez. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]İman ile inançsızlığın mahiyetlerine ilişkin bu analizden, toplumsal barışın tesisini ilgilendiren yönüyle çıkarılacak sonuç şudur: [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Toplumsal barışı tehdit eden bir anlaşmazlık sözkonusu olduğunda, inançlı kişiye, [COLOR=Blue]“İmanından taviz ver”[/COLOR] denmez.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Ancak [COLOR=Blue]“Nefsinden üstün bildiğin Yaratıcıya ve O’nun kurallarına—yani, dinin kurallarına—tâbi ol”[/COLOR] denilir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Mü’min özünde tüm yaratıkların kardeş olduğunu bildiren inancına ne kadar sadakat gösterirse, toplumsal barışa o kadar katkısı olur. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnançsızın durumu ise tam bunun zıddıdır. [COLOR=Blue] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“Zaten bir zanna dayanan ve özünde sevgi ve prensip taşımayan inançsızlığından taviz ver, hoşgörülü ol”[/COLOR] çağrısında bulunmak pekâlâ mümkündür, hatta gereklidir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=4][B][COLOR=Red]Sonuç[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Said Nursî, dinden kaynaklanmayan, insanların kendi akıllarıyla ulaşmış oldukları tüm düşünce ve hayat tarzlarına [COLOR=Blue]‘silsile-i felsefe ve hikmet’ [/COLOR] adını verir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Dinden ve dolayısıyla vahiyden kaynaklanan tüm düşünce ve hayat tarzlarını ise [COLOR=Blue]‘silsile-i nübüvvet ve diyanet’[/COLOR] diye tanımlar. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İlk insandan bugünlere uzanan bu iki silsile ayrı gittiğinde bütün hayırlar nübüvvet silsilesi etrafına, bütün şerler ise felsefe silsilesi etrafına toplanmıştır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Ne zaman bu iki silsile kaynaşmış ve birleşmişse; yani felsefe çizgisi nübüvvet çizgisine tâbi olmuş, ona itaat ederek onun izinde gitmiş veya ona dahil olmuş ise, insanlık barış içinde parlak bir toplumsal hayat yaşamıştır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Said Nursî’nin bu tesbitinin konumuz ile ilgili en önemli yönü, iki silsile arasında bir ‘imtizaç ve ittihad’ı, yani bir kaynaşma ve birleşmeyi öngörmesidir. [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Courier New][SIZE=3]Bunun yolu ise, zanna dayanan felsefe çizgisinin tasdike dayanan nübüvvet çizgisini dinlemesi, o çizgiye girip itaat ederek ona hizmet etmesidir. [/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Bu tesbiti, konumuz açısından daha spesifik bir biçimde şöyle özetleyebiliriz: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Dinî bir inançtan kaynaklanmayan davranış sahipleri, ne zaman dinî inançtan kaynaklanan davranışlara katılıp itaat etmiş, onları anlamaya çalışmış ve hatta onlara hizmet etmiş ise, insanlar hep birlikte mutlu bir toplumsal hayat yaşamışlardır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu sonuç, ilk bakışta insan aklına pratik bir soruyu getirmektedir: [COLOR=Blue]Eğer durum buysa, bir Müslümandan hiç hoşgörü beklenmeyecek mi? [/COLOR] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Müslümanın davranışı, gerçekten İslâmiyete göre ise, hoşgörüyü de içerir. Ondan ayrıca bir hoşgörü beklemek, hakikatten taviz vermesini istemek demektir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Müslümanın davranışı İslâmiyetten kaynaklanmıyorsa, yine bu kişiden hoşgörü değil, dininin kurallarına uyması istenir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bir Yaratıcıya ve öldükten sonra bu dünyada yaptığı her işin hesabını vereceğine inanan bir mü’minin yalan söylemesi, hırsızlık yapması veya rüşvet alması, polis veya hapishane gibi toplumsal yaptırım unsurları devrede olmasa dahi, mümkün değildir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Fakat bir inançsızın, kendini nefsinden daha üstün bir otoriteye karşı sorumlu bilmediğinden, yalan söylemesi, hırsızlık yapması veya rüşvet alması zorunlu değildir ama mümkündür. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu iki grup insanı barıştırmanın, onlara mutlu bir toplumsal hayat yaşatmanın yolu, karşılıklı olarak hoşgörülü olmaya davet değildir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Veya bir orta noktada buluşturmak, yani mü’mine [COLOR=Blue]“Birazcık da sen yalan söyle, hırsızlık yap, rüşvet al,”[/COLOR] inançsıza da [COLOR=Blue]“Sen de biraz yalanını, hırsızlığını, rüşvetini azalt”[/COLOR] demek değildir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Bu iki grubun gerçekten barış içinde olması için tek yol vardır:[/B] inançsızın mü’mine katılıp itaat etmesi ve yalan, hırsızlık ve rüşveti tamamen terketmesi. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Mü’minden de, inançsızın bu olumsuz davranışlarda bulunabilmesine sebep olan inançsızlığından vazgeçmesi için sabırla dua etmesi beklenir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=4][COLOR=Red][B]Dipnotlar[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]1. İnandığı Allah’ı, “İbrahim’in Allahı, İshak’ın Allahı, Yakub’un Allahı—filozofların Allahı değil” şeklinde tarif eden Pascal’ın deizmi, din için, ateizm kadar tehlikeli görmesi, bu noktada dikkate değer. Bkz. Blaise Pascal, Pensées, İng. çev. A.J. Krailsheimer, (Londra: Penguin, 1966), s. 170.[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]2. Öte yandan, muharref de olsa içinde kimi semavî hakikatler barındıran Hıristiyanlığın örtüsünü üzerinden sıyıran çağdaş medeniyetin sergilediği feci tablo, dine tâbi olmayan bir felsefenin insanlığın başına ne çoraplar öreceğini gören gözlere gösteriyor. [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]3. Karl Popper, bu durumu şu ifadelerle anlatır: “Tanrı’ya karşı natüralist devrim, ‘Tanrı’nın yerine ‘Doğa’yı geçirdi. Bunun dışında hemen herşey aynı kaldı. Teoloji, yani Tanrıbilim yerini Doğa Bilim’e; Tanrı yasaları yerini Doğa yasalarına; Tanrı iradesi ve gücü yerini Doğa kuvvetlerine; nihayet, Tanrı düzeni ve yargısı da yerini Doğal Ayıklama’ya bıraktı.” Bkz. Karl Popper, ‘Toplum Bilimlerinde Öndeyi ve Kehanet,’ Bryan Magee, Karl Popper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı içinde, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1982), s. 148-149. [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]4. Eski Said’in bir eseri olan Münazarat’ta “...her bir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi...” (1944/1) ifadesi kullanılmaktadır. Eski Said’in Yeni Said’e geçiş döneminde kaleme alınan ve 1923’te yayınlanan Lemeât’ta ise “Her müslimin her vasfı müslim olmak vacip iken, haricen her dem vaki, sabit değildir” (333/1) ifadesi yer almaktadır. Risale-i Nur’a ilişkin tüm referanslar, “Kaynaklı-İndeksli-Lügatlı Risale-i Nur Külliyatı” adı altında yayınlanan (Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1996) iki ciltlik eserden alınmıştır. İktibasın veya verilen referansın bulunmasında kolaylık sağlaması için sayfa numarasının yanında, hangi sütunda olduğu da belirtilmiştir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=2] Metin içinde yapılan iktibasların hemen yanında yer alan parantez içindeki rakamlar, yukarıda bahsi geçen Risale-i Nur Külliyatı’ndaki sayfa ve sütun numaralarını belirtir. [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]5. Said Nursî, inanan kişinin bütün mevcu-datı dost ve kardeş gördüğünü, inancı olmayanların ise kendilerine düşman ve yabancı zannettiklerini Lem’alar isimli kitabında şöyle ifade eder: “İnsanın şu mevcudatta kendisine düşman ve ecnebî tevehhüm ettiği veya ölüler, yetimler gibi hayatsız perişan vehmettiği şeyleri nur-u iman ahbab ve kardeş sıfatıyla gösterir...” (756/2). Ayrıca, Lemeât’ta bir mü’min kâinata ‘Ey kâinat, kardeşler! Ne güzeldir halimiz...” diye hitap eder (324/1). [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]6. Ayrıca Said Nursî, İslâmiyetin toplumsal hayata bakan ana prensiplerini açıklamak için 1909’da meşhur 31 Mart Olayı vuku bulmadan hemen önceki, siyasî kargaşanın zirvede olduğu dönemde yazmış olduğu makalelerde de benzer ifadeler kullanmıştır: “Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur” (1930/2). “Bizim cemaatimizin meşrebi, muhabbete muhabbet ve husumete husumettir” (1930/1). [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]7. Örnek olarak bkz. 558/2; 647/2; 1027/2; 1089/1; 1406/1; 1773/1; 1833/1; 1876/2; 1914/2. [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]8. Said Nursî bir mahkeme müdafaasında şöyle der: “...bir Müslüman İslâmiyet dairesinden çıksa, mürted ve anarşist olur, hayat-ı içtimaiyeye zehir hükmüne geçer. Çünkü anarşi hiçbir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini canavar hayvanların seciyelerine çevirir” (1876/2). [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]9. İslâm ile diğer dinler arasında da böyle bir ters orantının olduğunu belirten Said Nursî, 1922’de yayınladığı Sünuhat’ta şöyle der: “Tarih bize gösteriyor ki, İslâm ne derece dine temessük etmişse terakki etmiş, ne vakit dinde zaaf göstermişse tedennî etmiştir. Başka dinde, bilakis, kuvveti zamanında vahşet, zaafı zamanında temeddün hasıl olmuştur” (2047/1-2). Yeni Said, bu konuda “Hıristiyanların hakiki dindar ruhanileri”ni (663/2), “İsevîlik din-i hakikisini” (643/1) istisna tutmuş; onları dinsizlere karşı Müslümanlarla ittifaka çağırmıştır. [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]10. İnkârın çeşitleri ve isbatının mümkün olmadığı Risale-i Nur’un değişik yerlerinde izah edilmiştir. Özellikle s. 896-7’ye bakılabilir. [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]11. Said Nursî 1920’lerin başında kaleme aldığı Hubab risalesinde şöyle der: “Kâfirlerin müslümanlara ve ehl-i Kur’ân’a düşman olmaları, küfrün iktizasındandır. Çünkü, küfür imana zıttır. Maahaza, Kur’ân, kâfirleri ve âbâ ve ecdatlarını idam-ı ebediyle mahkum etmiştir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=2] “Binaenaleyh, Müslümanlarla ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan medet beklenilemez. Ancak HASBÜNALLAHİ VE Nİ’MEL VEKÎL diye Cenab-ı Hakka iltica etmek lâzımdır” (1313/1). [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2]12. Risale-i Nur’da iman şöyle tarif edilir: “İman ise ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür. Her bir menfî mes’elesi dahi, bir müsbet hakikatın ünvanı ve perdesidir” (896/2). “Zira iman hem tasdik, hem iz’an, hem iltizam, hem teslim, hem manevî timsaldir” (1981/1).[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Red][U][SIZE=3][B][FONT=Courier New]KopruDergisi.com[/FONT][/B][/SIZE][/U][/COLOR] [COLOR=DarkGreen][B][FONT=Courier New][SIZE=2][COLOR=Red][U][SIZE=3]Kış'97 Sayısı[/SIZE][/U][/COLOR] [/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Toplumsal Barış İçin İnanca Saygı
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst