Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229599" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye</strong></p><p></p><p><strong>Tümevarım İlkesi </strong></p><p><strong></strong></p><p> Russell durumu sorgular ve şunu sorar: "Onların (kanunların) geçmişte daima mevcut olduğunu varsaymak, gelecekte de mevcut olmaya devam edeceğini öngörmek için herhangi bir gerekçemiz var mı?... 'Çoğunlukla birbirine eşlik eden iki şey bulunduğu, ve biri olmaksızın öbürünün ortaya çıktığına dair hiçbir örnek bilinmedigi zaman, bu iki şeyden ilkinin ortaya çıkışının, yeni bir örnekte, diğerinin de ortaya çıkışını beklememiz için geçerli herhangi bir zemin sağlıyor mu?' Geleceğe yönelik beklentilerimizin tümünün, tümevarım yoluyla elde ettiğimiz sonuçların tümünün ve aslında pratikte gündelik hayatımızı üzerine bina ettigimiz tüm inançların geçerliliği bu soruya vereceğimiz cevaba bağlı olmalıdır." (B. Russell.. The Problems of Philosophy. ) </p><p></p><p></p><p> Bu sorulara cevap vermek için Russell sözümona tümevarım ilkesini geliştirdi. Onun ümidi bilimin delil (kanıt) kavramının meşruiyetini temin etmekti. Russell iki şeyin çoğunlukla birarada bulunmuş ve hiçbir zaman birbirinden ayrı bulunmamış olmasının, bizatihî, onların gelecekte de birarada bulunacagını isbat elmeye yetmediğini biliyordu. Gerçekte, bu kesin bir biçimde Hume tarafından ortaya konulmuş bir problemdir. "Tabiat kanunlarının ve cisimlerin tüm işleyişlerinin, istisnasız, yalnızca tecrübe (deney) yoluyla bilineceğine bizi ikna etmek için" diyordu Hume, "takip eden düşünceler belki kâfi gelecektir. Geçmişteki gözlemlere başvurmaksızın, bize herhangi bir nesne sunulduğunda, sonucun ondan kaynaklanacağını ileri sürebilme durumunda mıyız? Sizden istirham ediyorum, durum buysa, zihin bu işleyişte ne şekilde hareket etmelidir? Zihin, sonucu olarak sözkonusu nesneye atfedilen bazı olayları kurgulamalı veya tahayyül etmelidir: Ve bu kurgunun tamamen keyfi olması gerektiği açıktır. Zihin sonucu hiçbir zaman öngörülmüş sebepte bulamaz. Çünkü sonuç sebepten bütünüyle farklıdır ve sonuç olarak, asla onun içinde keşfedilemez." (D. flume. An Enyuiry Concerning Human Understanding.) </p><p></p><p></p><p> Hume'un haklı olarak işaret ettiği husus, eğer iki olay birbirinden ayrı ise, onların ayrı olduğudur: yani, onlardan birinin varlığını ileri sürmekten fazla birşey yapmayan bir açıklamadan hareketle, diğerinin varlığıyla ilgili herhangi bir şey çıkarmak imkânsızdır. Bu tam bir totolojidir; fakat bilimin isbata dair kurallarının isbat edilmemiş illiyet prensibine dayalı olduğu gerçeğini ortaya koyma gibi bir meziyeti vardır. </p><p> Eğer illiyete, sonucu sebebin yaptığına inanırsak, nesneler ve olaylar arasında zorunlu bir illiyet bağı olduğunu savunmak zorunda kalırız. Diğer bir deyişle, tecrübemizle, iki olayın mütemadiyen birbirine bitişik olduğunu gözlemlediğimizde, bir olayın (A) diğerine (B) sebep olduğunu zannederiz. A'da B'yi yapmak için gerekli özellikleri bulduğumuzdan dolayı "A B'ye sebep olur" demeyiz. Gözlemlediğimiz kadarıyla A ve B daima birlikte var olduğundan dolayı "A B'ye sebep olur" deriz. </p><p></p><p></p><p> Başlangıç şartlarını (A) tanımlayan önerme B'yi tanımlayan önermeyi netice vermez. O halde, A ve B'nin birlikte var oluşunu nasıl "kanun" diye adlandırarak, Ave B arasında bir illiyet bağının mevcut olduğu ve bu bağın zorunlu olduğu sonucunu çıkarmak nasıl mümkün olur? Bu açık bir çelişkidir: A ve B mantıken yekdiğerinden ayrıdır ve sonuç olarak zorunlu bir şekilde birbirine bağlanamazlar. </p><p></p><p> </p><p> Russell Hume tarafından ortaya konulan müşkilleri aşmaya teşebbüs etti ve bu amaçla, onun geleceğin geçmiştekinin aynısı olan illiyet kanunlarını izleyeceğini bilmesine imkân sağlayacak olan bir tümevarım prensibi formüle etti. Onun tümevarım prensibi diye adlandırdığı bu prensip, kısaca aşağıdaki şekilde ifade edilebilir: İçinde B'nin A'ya eşlik ettiğinin tesbit olunduğu (A ve B olaylar kümesidir) bir kanuna ait olayların sayısı arttıkça B'nin A'ya daima eşlik etmesi daha muhtemel hale gelecektir. Yani, A'nın akabinde B'nin vücuda geldigi olaylar arttıkça, A'nın B'ye neden olduğunu söyleme imkânı artmaktadır. Ve B'nin A'ya eşlik ettiği olaylar yeterli bir sayıya ulaşınca, bu, ilgili kanunu kesinlik konumuna yaklaştıracaktır.</p><p> </p><p></p><p> Russell kendi tümevarım prensibinin "tecrübeye başvurarak yanlışlanmaya kâbil olmadığını... ve tecrübeye başvurarak doğrulanmasının da eşit derecede gayrikabil olduğunu" belirtmiştir. (B. Russell, The Problems of Philosophy. ) </p><p></p><p> </p><p> Açıkçası tümevarım prensibinin ne isbatlanabilir, ne de aksi isbat edilebilir olmasının sebebi, bir vâkıa olarak imkânsız olan, geleceğin tecrübe edilmesini zorunlu kılmasıdır: Oysa geleceği asla tecrübe edemeyiz. </p><p></p><p> </p><p> Mantığın bir konusu olarak, bu prensip bir kanuna dair geçmişteki olayların sayısının bu kanunun gelecekte cari olacagığa delil sağladığı varsayımına dayanır. Bununla birlikte, bu varsayımın kendisi, bırakın çözüm sunmayı, asıl problemi teşkil eder. Tümevarım prensibi güya bu problemi çözmek için geliştirilmiştir. Dolayısıyla, bu varsayım üzerine dayandırılamaz. Diğer bir deyişle, tümevarım prensibi isbat edilmesi gereken bir varsayımı dogru kabul edip onun kendisini isbatta kullanmaktadır: gelecek hakkındaki beklentilerimizin doğruluğunun isbatı, geçmişe dair tecrübelerimize dayandırılmaktadır. </p><p></p><p> </p><p> Bu yüzden, bilimin gelecek için bilgi sağlama iddialarını geçmiş başarılara dayanan uyarlamalarla meşrulaştırma teşebbüsü, bir bakıma, tümevarımı tümevarıma dayanarak isbatlama teşebbüsüdür. Tümevarımın doğrulanabilirliği kesinlikle ortada kalmış bir problem olduğundan, tümevarım haklı olarak kendi kendisini doğrulamak için kullanılamaz. İhtimaliyet (olasılık) kavramının devreye girmesi, tümevarım problemini çözmez.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229599, member: 27"] [b]Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye[/b] [B]Tümevarım İlkesi [/B] Russell durumu sorgular ve şunu sorar: "Onların (kanunların) geçmişte daima mevcut olduğunu varsaymak, gelecekte de mevcut olmaya devam edeceğini öngörmek için herhangi bir gerekçemiz var mı?... 'Çoğunlukla birbirine eşlik eden iki şey bulunduğu, ve biri olmaksızın öbürünün ortaya çıktığına dair hiçbir örnek bilinmedigi zaman, bu iki şeyden ilkinin ortaya çıkışının, yeni bir örnekte, diğerinin de ortaya çıkışını beklememiz için geçerli herhangi bir zemin sağlıyor mu?' Geleceğe yönelik beklentilerimizin tümünün, tümevarım yoluyla elde ettiğimiz sonuçların tümünün ve aslında pratikte gündelik hayatımızı üzerine bina ettigimiz tüm inançların geçerliliği bu soruya vereceğimiz cevaba bağlı olmalıdır." (B. Russell.. The Problems of Philosophy. ) Bu sorulara cevap vermek için Russell sözümona tümevarım ilkesini geliştirdi. Onun ümidi bilimin delil (kanıt) kavramının meşruiyetini temin etmekti. Russell iki şeyin çoğunlukla birarada bulunmuş ve hiçbir zaman birbirinden ayrı bulunmamış olmasının, bizatihî, onların gelecekte de birarada bulunacagını isbat elmeye yetmediğini biliyordu. Gerçekte, bu kesin bir biçimde Hume tarafından ortaya konulmuş bir problemdir. "Tabiat kanunlarının ve cisimlerin tüm işleyişlerinin, istisnasız, yalnızca tecrübe (deney) yoluyla bilineceğine bizi ikna etmek için" diyordu Hume, "takip eden düşünceler belki kâfi gelecektir. Geçmişteki gözlemlere başvurmaksızın, bize herhangi bir nesne sunulduğunda, sonucun ondan kaynaklanacağını ileri sürebilme durumunda mıyız? Sizden istirham ediyorum, durum buysa, zihin bu işleyişte ne şekilde hareket etmelidir? Zihin, sonucu olarak sözkonusu nesneye atfedilen bazı olayları kurgulamalı veya tahayyül etmelidir: Ve bu kurgunun tamamen keyfi olması gerektiği açıktır. Zihin sonucu hiçbir zaman öngörülmüş sebepte bulamaz. Çünkü sonuç sebepten bütünüyle farklıdır ve sonuç olarak, asla onun içinde keşfedilemez." (D. flume. An Enyuiry Concerning Human Understanding.) Hume'un haklı olarak işaret ettiği husus, eğer iki olay birbirinden ayrı ise, onların ayrı olduğudur: yani, onlardan birinin varlığını ileri sürmekten fazla birşey yapmayan bir açıklamadan hareketle, diğerinin varlığıyla ilgili herhangi bir şey çıkarmak imkânsızdır. Bu tam bir totolojidir; fakat bilimin isbata dair kurallarının isbat edilmemiş illiyet prensibine dayalı olduğu gerçeğini ortaya koyma gibi bir meziyeti vardır. Eğer illiyete, sonucu sebebin yaptığına inanırsak, nesneler ve olaylar arasında zorunlu bir illiyet bağı olduğunu savunmak zorunda kalırız. Diğer bir deyişle, tecrübemizle, iki olayın mütemadiyen birbirine bitişik olduğunu gözlemlediğimizde, bir olayın (A) diğerine (B) sebep olduğunu zannederiz. A'da B'yi yapmak için gerekli özellikleri bulduğumuzdan dolayı "A B'ye sebep olur" demeyiz. Gözlemlediğimiz kadarıyla A ve B daima birlikte var olduğundan dolayı "A B'ye sebep olur" deriz. Başlangıç şartlarını (A) tanımlayan önerme B'yi tanımlayan önermeyi netice vermez. O halde, A ve B'nin birlikte var oluşunu nasıl "kanun" diye adlandırarak, Ave B arasında bir illiyet bağının mevcut olduğu ve bu bağın zorunlu olduğu sonucunu çıkarmak nasıl mümkün olur? Bu açık bir çelişkidir: A ve B mantıken yekdiğerinden ayrıdır ve sonuç olarak zorunlu bir şekilde birbirine bağlanamazlar. Russell Hume tarafından ortaya konulan müşkilleri aşmaya teşebbüs etti ve bu amaçla, onun geleceğin geçmiştekinin aynısı olan illiyet kanunlarını izleyeceğini bilmesine imkân sağlayacak olan bir tümevarım prensibi formüle etti. Onun tümevarım prensibi diye adlandırdığı bu prensip, kısaca aşağıdaki şekilde ifade edilebilir: İçinde B'nin A'ya eşlik ettiğinin tesbit olunduğu (A ve B olaylar kümesidir) bir kanuna ait olayların sayısı arttıkça B'nin A'ya daima eşlik etmesi daha muhtemel hale gelecektir. Yani, A'nın akabinde B'nin vücuda geldigi olaylar arttıkça, A'nın B'ye neden olduğunu söyleme imkânı artmaktadır. Ve B'nin A'ya eşlik ettiği olaylar yeterli bir sayıya ulaşınca, bu, ilgili kanunu kesinlik konumuna yaklaştıracaktır. Russell kendi tümevarım prensibinin "tecrübeye başvurarak yanlışlanmaya kâbil olmadığını... ve tecrübeye başvurarak doğrulanmasının da eşit derecede gayrikabil olduğunu" belirtmiştir. (B. Russell, The Problems of Philosophy. ) Açıkçası tümevarım prensibinin ne isbatlanabilir, ne de aksi isbat edilebilir olmasının sebebi, bir vâkıa olarak imkânsız olan, geleceğin tecrübe edilmesini zorunlu kılmasıdır: Oysa geleceği asla tecrübe edemeyiz. Mantığın bir konusu olarak, bu prensip bir kanuna dair geçmişteki olayların sayısının bu kanunun gelecekte cari olacagığa delil sağladığı varsayımına dayanır. Bununla birlikte, bu varsayımın kendisi, bırakın çözüm sunmayı, asıl problemi teşkil eder. Tümevarım prensibi güya bu problemi çözmek için geliştirilmiştir. Dolayısıyla, bu varsayım üzerine dayandırılamaz. Diğer bir deyişle, tümevarım prensibi isbat edilmesi gereken bir varsayımı dogru kabul edip onun kendisini isbatta kullanmaktadır: gelecek hakkındaki beklentilerimizin doğruluğunun isbatı, geçmişe dair tecrübelerimize dayandırılmaktadır. Bu yüzden, bilimin gelecek için bilgi sağlama iddialarını geçmiş başarılara dayanan uyarlamalarla meşrulaştırma teşebbüsü, bir bakıma, tümevarımı tümevarıma dayanarak isbatlama teşebbüsüdür. Tümevarımın doğrulanabilirliği kesinlikle ortada kalmış bir problem olduğundan, tümevarım haklı olarak kendi kendisini doğrulamak için kullanılamaz. İhtimaliyet (olasılık) kavramının devreye girmesi, tümevarım problemini çözmez. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst