Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229601" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye</strong></p><p></p><p><strong>Materyalist bilim rasyonel değildir </strong></p><p><strong></strong></p><p> Filozoflar bu durumun farkındalar. Fakat, şimdiye kadar bu problemi çözemediler. Hume'un ileri sürdügü tez, çok sayıda hücuma maruz kalmasına rağmen, "bilimsel rasyonellik"e meydan okumayı sürdürüyor. </p><p></p><p></p><p> Hepimiz okulda eğer birşey bilimsel bir şekilde kurulmuşsa, onun doğru olması gerektiğini, çünkü onun deney ve muhakeme üzerine kurulduğunu öğrendik. Bilim adamları bundan çok gurur duyuyorlar ve genellikle diğer inançlara karşı küçümseyici bir tavra giriyor veya basitçe onları "bilimsel degil" diye reddediyorlar. Aslında, materyalist bilimin kendisi bir inanç üzerine kuruludur ve bu inancın hiçbir rasyonel temeli yoktur; hiçbir şekilde dogruluğu isbatlanamaz. </p><p></p><p></p><p> Bu kadar meşhur bilim adamı ve filozotlar nasıl oluyor da, o kadar uğraştıkları halde bu problemleri çözemiyorlar? Yoksa, hiç mi çözüm yok? Eğer hiç çözüm yoksa, bu demektir ki, bu dünyanın hakikatı anlaşılamaz ve dolayısıyla hiçbir şey açıklanamaz. Bir vâkıa olarak, birçok filozof bu görüşü desteklemiş bulunuyor. Bununla birlikte, eğer bu görüş dogruysa, bilim yapmak veya kâinatı çalışmak için, pratik amaçlar dışında hiçbir sebep olmayacaktı. Gerçekten, eğer insan bu dünyayı anlayamayacak idiyse, tecrübe ve gözlem aracılığıyla bilgi edinmesi onun için imkânsız olacaktı. </p><p></p><p></p><p> Maamafıh, Kur'ân bizi kâinata (âlem-i şehadet) bakmaya çağırır ve Rabbimizi tanıtır; yani Kur'ân bize hakikata şahit olmamızı emreder. Bu yüzden eşyayı açıklamak ve onların hakikatını anlamak, Kur'âna göre mümkündür. Eğer bu doğruysa, bilimsel akıl yürütmede sözkonusu olan birşeylerin bir yerlerde yanlış gidiyor olması gerekir. Fakat hata nerede? </p><p></p><p></p><p> Bilimin isbat metodundaki hatayı kabule mecbur kılmak için, durumu başından itibaren tahlil edelim: Bilim daima tekdüzelikleri arar ve onları illiyet kanunları olarak formüle eder, yani sebep ile sonuç arasında bir ilişkinin mevcudiyetini öngörür, sonra da bu illiyet bağını (sebep-sonuç ilişkisini) bir tabiat kanunû şek- linde genelleştirir. Gördüğümüz gibi, bilim, yanlış bir biçimde illiyete dayalı bu tabiat kanunlarına açıklama ve tahmin özellikleri atfetmektedir. Onlar birbiri ardısıra gerçekleşen gözlemlere dayalı genellemelerdir. Meselâ bitkiler sulandıklarında büyrürler, sulanmadıklarında büyümezler. Bilim şöyle der: Bitkiler ve su arasında bir ilişki vardır. Bu ilişki tekrar tekrar vuku bulan bir ilişkidir ve o halde bir tabiat kanunu şeklinde genelleştirilebilir. </p><p></p><p></p><p> Sebep ve sonuç arasındaki ilişkiler, Hume'un açıkça ortaya koyduğu gibi, mümkindir. Fakat bu ilişkiler üzerine kurulu kanunlara esrarengiz bir biçimde zorunluluk atfedilir. Bir ilişkinin mümkin oluşundan bu ilişkinin tekrarının zorunlu oluşuna bu esrarengiz sıçrayış bir tümevarım usulüdür. Tümevarım mantıken garanti edilmez; o mümkin bir husustur. </p><p></p><p></p><p> Belirttiğimiz gibi, tümevarıma hem mümkinlik, hem de zorunluluk atfetmeye mecbur kalındığı, bu ise saçma oldugu için, tümevarımın geçerliliği henüz temin edilmiş değildir. Ve bu saçmalık yalnızca "mümkin zorunlu"'nun yerine "sentetik a priori" ibaresinin kullanımıyla hafifçe örtbas edilmiştir.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229601, member: 27"] [b]Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye[/b] [B]Materyalist bilim rasyonel değildir [/B] Filozoflar bu durumun farkındalar. Fakat, şimdiye kadar bu problemi çözemediler. Hume'un ileri sürdügü tez, çok sayıda hücuma maruz kalmasına rağmen, "bilimsel rasyonellik"e meydan okumayı sürdürüyor. Hepimiz okulda eğer birşey bilimsel bir şekilde kurulmuşsa, onun doğru olması gerektiğini, çünkü onun deney ve muhakeme üzerine kurulduğunu öğrendik. Bilim adamları bundan çok gurur duyuyorlar ve genellikle diğer inançlara karşı küçümseyici bir tavra giriyor veya basitçe onları "bilimsel degil" diye reddediyorlar. Aslında, materyalist bilimin kendisi bir inanç üzerine kuruludur ve bu inancın hiçbir rasyonel temeli yoktur; hiçbir şekilde dogruluğu isbatlanamaz. Bu kadar meşhur bilim adamı ve filozotlar nasıl oluyor da, o kadar uğraştıkları halde bu problemleri çözemiyorlar? Yoksa, hiç mi çözüm yok? Eğer hiç çözüm yoksa, bu demektir ki, bu dünyanın hakikatı anlaşılamaz ve dolayısıyla hiçbir şey açıklanamaz. Bir vâkıa olarak, birçok filozof bu görüşü desteklemiş bulunuyor. Bununla birlikte, eğer bu görüş dogruysa, bilim yapmak veya kâinatı çalışmak için, pratik amaçlar dışında hiçbir sebep olmayacaktı. Gerçekten, eğer insan bu dünyayı anlayamayacak idiyse, tecrübe ve gözlem aracılığıyla bilgi edinmesi onun için imkânsız olacaktı. Maamafıh, Kur'ân bizi kâinata (âlem-i şehadet) bakmaya çağırır ve Rabbimizi tanıtır; yani Kur'ân bize hakikata şahit olmamızı emreder. Bu yüzden eşyayı açıklamak ve onların hakikatını anlamak, Kur'âna göre mümkündür. Eğer bu doğruysa, bilimsel akıl yürütmede sözkonusu olan birşeylerin bir yerlerde yanlış gidiyor olması gerekir. Fakat hata nerede? Bilimin isbat metodundaki hatayı kabule mecbur kılmak için, durumu başından itibaren tahlil edelim: Bilim daima tekdüzelikleri arar ve onları illiyet kanunları olarak formüle eder, yani sebep ile sonuç arasında bir ilişkinin mevcudiyetini öngörür, sonra da bu illiyet bağını (sebep-sonuç ilişkisini) bir tabiat kanunû şek- linde genelleştirir. Gördüğümüz gibi, bilim, yanlış bir biçimde illiyete dayalı bu tabiat kanunlarına açıklama ve tahmin özellikleri atfetmektedir. Onlar birbiri ardısıra gerçekleşen gözlemlere dayalı genellemelerdir. Meselâ bitkiler sulandıklarında büyrürler, sulanmadıklarında büyümezler. Bilim şöyle der: Bitkiler ve su arasında bir ilişki vardır. Bu ilişki tekrar tekrar vuku bulan bir ilişkidir ve o halde bir tabiat kanunu şeklinde genelleştirilebilir. Sebep ve sonuç arasındaki ilişkiler, Hume'un açıkça ortaya koyduğu gibi, mümkindir. Fakat bu ilişkiler üzerine kurulu kanunlara esrarengiz bir biçimde zorunluluk atfedilir. Bir ilişkinin mümkin oluşundan bu ilişkinin tekrarının zorunlu oluşuna bu esrarengiz sıçrayış bir tümevarım usulüdür. Tümevarım mantıken garanti edilmez; o mümkin bir husustur. Belirttiğimiz gibi, tümevarıma hem mümkinlik, hem de zorunluluk atfetmeye mecbur kalındığı, bu ise saçma oldugu için, tümevarımın geçerliliği henüz temin edilmiş değildir. Ve bu saçmalık yalnızca "mümkin zorunlu"'nun yerine "sentetik a priori" ibaresinin kullanımıyla hafifçe örtbas edilmiştir. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst