Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229602" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye</strong></p><p></p><p><strong>İlliyet Kavramı </strong></p><p><strong></strong></p><p> Biz, problemin oradan çıktığının görüldüğü sebep ve sonuç arasındaki ilişkilerin analiziyle başlayacagız. </p><p></p><p></p><p> Bu ilişkinin mahiyeti nedir? Felsefe tarihine göz gezdirecek olursak, illiyetin, yani sebep ile sonuç arasında öngörülen nedenselligin mahiyeti hakkında bir yığın şey söylenmiş olduğunu görürüz. Özellikle onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda, illiyet, uzun bir tartışmanın konusu olmuştur. </p><p></p><p></p><p> "Sebep, iş görerek bir sonucu doğuran şeydir" telâkkisi Aristo'nun illiyet teorisinin1 benimsendiği Orta Çağlara kadar, Batı felsefesinde üzerinde mutabık kalınan bir konu olmuştur. Üç sebep, "madde," "form" ve "gaye" kabul edilmiş, fakat dördüncüsü ise tadil edilmiştir. "Hareket sebebi" nosyonu "etken sebep" kavramı içerisinde ikame olunmuştur; ki "sebep, bir diğer şeyi etkileyerek bir sonuç doğuran şeydir" tanımıyla kasdolunan esasen bu etken sebeptir. </p><p></p><p></p><p> Gerçekte, skolastik düşünürler dört tür sebebi ayırd etmişlerdir: "maddî sebep" veya "birşeyin kendisinden yapıldığı şey," meselâ bir topun bilyesi; "formel sebep" veya "birşeyin ne olduğunu belirleyen şey." meselâ topun yuvarlaklığı; "gaye sebep" veya "birşeyin niçin olduğu," meselâ bir bahçeye gittiğimizde çiçeklerin tarafımızdan toplanması; ve "etken sebep" veya "başka birşeyin vücud bulması için işgören şey," meselâ ateş elle temas edilince eli yanmış hale getirir, yani etken sebep "bir diğer şey üzerinde işgörerek birşey husule getiren" şeydir. Skolastikler tarafından devreye sokulan bu "etken sebep" nosyonu, Aristo'nun "hareket sebebi"nin sonucu ile ilişkisine belki de hiçbir zaman sahip olmadıgı bir statü kazandırmıştır: bütün sebep-sonuç ilişkilerinin modeli olma statüsü. Bu illet tipi, diğer üçünden farklıydı, çünkü altta yatan temel bir ilişkiyi tazammun etmektedir. Meselâ, ateş, yanmış elin "sebebi"dir, çünkü elle ilişki içindeydi. Bununla birlikte ne bilyenin topla ilişkisi, ve yuvarlaklığın topla ilişkisi, ne de çiçeklerin toplanmasıyla bizim bahçeye girmemiz arasındaki ilişki böylesi bir altta yatan ilişkiyi öngörmemektedir. Bu ilişki, dahası, diğer sebep-sonuç ilişkileri tiplerinden daha basit gözükmektedir. Onların hepsi ayrı kategorilere ait bulunan-bilye ve yuvarlıklığı veya ateş ve yakması gibi-terimlere sahiptirler. Buna mukabil "etken" sebebin (illet) temelinde bulunan ilişki yalnızca ateş ve el gibi her ikisi de cevher olan varlıkları (entity) birleştirir ve dolayısıyla bunlar aynı kategoriye aittirler. Daha basit ve dolayısıyla daha anlaşılır bir biçimde gösterecek olursak "etken" sebep terakki ederek tam anlamıyla sebep halini almıştır. "Sebep" olmak bir diğer şey üzerinde işgörerek bir sonuç husule getirmek demektir.</p><p></p><p></p><p> Bu tadil edilmiş illet (sebep) telâkkisi yeni bir dünya görüşüne yol açtı: mekanizm. Dünya cevherlerden yapılmış bulunan, bir madde ve bir formun terkibi olan ve inanılageldiği üzere, bir gayeye binaen işleyen birşeyden ibaretti. Bağımsız olan ama diğerleriyle uyum içinde işgören nesnelerin dünyasıydı, ve bu şekilde, bir bütün de teşkil ediyordu. </p><p></p><p></p><p> Bu şekilde formüle edilmiş "etken" sebep en eleştirel zihinleri meşgul eden başlıca konulardan biri haline geldi. </p><p></p><p></p><p> Sözümona sebebi sözümona sonuca bağlayan ilişkinin mahiyeti nedir? Sözümona illiyet açıklamasının mahiyeti nedir? vs... Bunlar onyedinci ve onsekizinci yüzyıl filozoflarının sorduğu sorulardır. Onların hepsi dünyayı terkip eden şeyler arasındaki ilişkilerin açıklanması gerektigini inanıyorlardı ve bu hedefe ulaşmak için farklı hipotezler ileri sürdüler. Fakat sebep-sonuç ilişkisinin, yani illiyetin mahiyeti konusunda anlaşma sağlayamadılar. Bu noktada, eğer illiyet problemi onyedinci ve onsekizinci yüzyılların felsefi tartışmalarında merkezî bir yer işgal etmişse bunun, bir fikir birliğinden dolayı değil, aksine onun problem üreten ve su götürür bir husus olduğuna hükmolunmasından dolayı olduğunu belirtmemiz gerekir. </p><p></p><p></p><p> Onsekizinci yüzyılın ortalarına gelindiğinde, illet üzerinde, buna binaen, herhangi bir konsensus sağlanmış değildi. İki bin yıl devam etmiş olan konsensusun akabinde iki kümeye ayrılınmıştı: Bir yanda metafizik küme, yani rasyonalizm ve öte yanda epistemolojik küme, yani ampirisizm vardı. Hepsi "sebepler" konusunda hâlâ daha konuşuyor, fakat bir "sonuç" ile onun "sebebi" olarak takdim edilen şey arasındaki ilişki üzerinde anlaşmış değiller. İlliyet, yalnızca problem konusudur, gerçek bir problemdir. </p><p></p><p></p><p> Kant'ın yüzyılın sonunda çözmeye teşebbüs ettiği şey, bu problemdir. Onun probleme dair "çözüm"ü birçok filozof tarafından iki kümenin bir indirgenmesi olarak kabul edilmiştir. </p><p></p><p></p><p> Kant'a göre, bilgi tecrübeyle başlar fakat bütünüyle ondan türetilmez. İlliyet varolmak zorundadır, çünkü o olmadan hiçbir şey bilemeyiz. O, organize ve insicamlı bir tecrübe ihtimalinin zorunlu bir şartıdır. Bununla birlikte, yalnızca olgularla ilgilidir. Hume'un ileri sürdüğü gibi, bir şeyi olan şeyin sebebi kılan şeyi keşfetmemize geıek yoktur. Biz sebeplerin var olduğunu ve onların diğer taraftan bilmeye muktedir olmayacağımız sonuçlar icra ettigini tamamen tamamen kabul ederiz. Aynı gerekçelere dayanarak, Kant rasyonalistlerin dünyayı illiyet olmaksızın açıklama teşebbüslerini reddeder. Bu teşebbüsler bizim ulaştığımız yegâne dünya olan olgular dünyasının ötesine uzanır. Kısacası, içinde sebeplerin hüküm sürdüğü dünya şeylerin kendilerinin (noumena) dünyası degildir; onların bize göründügü olgular (phenomena) dünyasıdır. Bize gelince, biz olgulardan ötesine gidemeyiz. </p><p></p><p></p><p> Bu şekilde konsensusun yeniden sağlanmış olduğu söylenir: sebepler bir diğer şeyle uyum içinde bir sonuç doğuran varlıklardır. Bu "restorasyon" yalnızca zahirîdir. Çünkü, eğer "illiyet dünyası şeylerin kendilerinin dünyası değil, yalnızca onların bize göründükleri dünya" ise, o zaman gözlenmiş olandan gözlenmemiş olana dair çıkarımlar yapmanın doğrulugunu isbatlama problemi çözülmemiş vaziyette kalmaktadır. Kan'ın "çözüm"ü Hume'un ileri sürdüğü argümanlara bir cevap teşkil etmemektedir.</p><p></p><p></p><p> Hume tarafından ortaya konulan müşkilin üstesinden gelmek için, Hegel sözümona diyalektik mantığı geliştirdi. Bununla birlikte, problemi çözmekte o da başarısız oldu. Çözülemeyen müşkili bir daha hatırlayalım: birine, ampirik bir düzenliliğin sebep ile sonuç arasında zorunlu bir ilişkinin tecellisi olabildiğini, veya ampirik bir düzenliliğin bir kanunun tecellisi olabildigini ileri sürme yetkisini neyin verdiği. Aynı müşkil daha yakın zamanlarda Popper, Carnap ve neopozitivistler tarafından başlatılan uzun bir tartışmayı beslemiştir. Hâlâ daha, gerek fıziksel bilimlerde, gerek sosyal bilimlerde illiyete dayalı yorumun getirdiği problemlerin merkezindedir. </p><p></p><p></p><p> Çagdaş filozoflar, en azından, illiyetin bilimi müşkil bir konumda bıraktığının farkındalar. İlliyete dayalı bilimsel kanunlar müştereken inanıldığı üzere belirli olguları açıklamazlar. Bilakis, illiyete dair açıklama bu kanunların açıklanmasını gerektirir. </p><p></p><p></p><p> Bilimsel açıklama ve isbata dair bu temel problemin üstesinden gelme teşebbüsleri şimdiye kadar başarıya ulaşmamıştır.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229602, member: 27"] [b]Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye[/b] [B]İlliyet Kavramı [/B] Biz, problemin oradan çıktığının görüldüğü sebep ve sonuç arasındaki ilişkilerin analiziyle başlayacagız. Bu ilişkinin mahiyeti nedir? Felsefe tarihine göz gezdirecek olursak, illiyetin, yani sebep ile sonuç arasında öngörülen nedenselligin mahiyeti hakkında bir yığın şey söylenmiş olduğunu görürüz. Özellikle onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda, illiyet, uzun bir tartışmanın konusu olmuştur. "Sebep, iş görerek bir sonucu doğuran şeydir" telâkkisi Aristo'nun illiyet teorisinin1 benimsendiği Orta Çağlara kadar, Batı felsefesinde üzerinde mutabık kalınan bir konu olmuştur. Üç sebep, "madde," "form" ve "gaye" kabul edilmiş, fakat dördüncüsü ise tadil edilmiştir. "Hareket sebebi" nosyonu "etken sebep" kavramı içerisinde ikame olunmuştur; ki "sebep, bir diğer şeyi etkileyerek bir sonuç doğuran şeydir" tanımıyla kasdolunan esasen bu etken sebeptir. Gerçekte, skolastik düşünürler dört tür sebebi ayırd etmişlerdir: "maddî sebep" veya "birşeyin kendisinden yapıldığı şey," meselâ bir topun bilyesi; "formel sebep" veya "birşeyin ne olduğunu belirleyen şey." meselâ topun yuvarlaklığı; "gaye sebep" veya "birşeyin niçin olduğu," meselâ bir bahçeye gittiğimizde çiçeklerin tarafımızdan toplanması; ve "etken sebep" veya "başka birşeyin vücud bulması için işgören şey," meselâ ateş elle temas edilince eli yanmış hale getirir, yani etken sebep "bir diğer şey üzerinde işgörerek birşey husule getiren" şeydir. Skolastikler tarafından devreye sokulan bu "etken sebep" nosyonu, Aristo'nun "hareket sebebi"nin sonucu ile ilişkisine belki de hiçbir zaman sahip olmadıgı bir statü kazandırmıştır: bütün sebep-sonuç ilişkilerinin modeli olma statüsü. Bu illet tipi, diğer üçünden farklıydı, çünkü altta yatan temel bir ilişkiyi tazammun etmektedir. Meselâ, ateş, yanmış elin "sebebi"dir, çünkü elle ilişki içindeydi. Bununla birlikte ne bilyenin topla ilişkisi, ve yuvarlaklığın topla ilişkisi, ne de çiçeklerin toplanmasıyla bizim bahçeye girmemiz arasındaki ilişki böylesi bir altta yatan ilişkiyi öngörmemektedir. Bu ilişki, dahası, diğer sebep-sonuç ilişkileri tiplerinden daha basit gözükmektedir. Onların hepsi ayrı kategorilere ait bulunan-bilye ve yuvarlıklığı veya ateş ve yakması gibi-terimlere sahiptirler. Buna mukabil "etken" sebebin (illet) temelinde bulunan ilişki yalnızca ateş ve el gibi her ikisi de cevher olan varlıkları (entity) birleştirir ve dolayısıyla bunlar aynı kategoriye aittirler. Daha basit ve dolayısıyla daha anlaşılır bir biçimde gösterecek olursak "etken" sebep terakki ederek tam anlamıyla sebep halini almıştır. "Sebep" olmak bir diğer şey üzerinde işgörerek bir sonuç husule getirmek demektir. Bu tadil edilmiş illet (sebep) telâkkisi yeni bir dünya görüşüne yol açtı: mekanizm. Dünya cevherlerden yapılmış bulunan, bir madde ve bir formun terkibi olan ve inanılageldiği üzere, bir gayeye binaen işleyen birşeyden ibaretti. Bağımsız olan ama diğerleriyle uyum içinde işgören nesnelerin dünyasıydı, ve bu şekilde, bir bütün de teşkil ediyordu. Bu şekilde formüle edilmiş "etken" sebep en eleştirel zihinleri meşgul eden başlıca konulardan biri haline geldi. Sözümona sebebi sözümona sonuca bağlayan ilişkinin mahiyeti nedir? Sözümona illiyet açıklamasının mahiyeti nedir? vs... Bunlar onyedinci ve onsekizinci yüzyıl filozoflarının sorduğu sorulardır. Onların hepsi dünyayı terkip eden şeyler arasındaki ilişkilerin açıklanması gerektigini inanıyorlardı ve bu hedefe ulaşmak için farklı hipotezler ileri sürdüler. Fakat sebep-sonuç ilişkisinin, yani illiyetin mahiyeti konusunda anlaşma sağlayamadılar. Bu noktada, eğer illiyet problemi onyedinci ve onsekizinci yüzyılların felsefi tartışmalarında merkezî bir yer işgal etmişse bunun, bir fikir birliğinden dolayı değil, aksine onun problem üreten ve su götürür bir husus olduğuna hükmolunmasından dolayı olduğunu belirtmemiz gerekir. Onsekizinci yüzyılın ortalarına gelindiğinde, illet üzerinde, buna binaen, herhangi bir konsensus sağlanmış değildi. İki bin yıl devam etmiş olan konsensusun akabinde iki kümeye ayrılınmıştı: Bir yanda metafizik küme, yani rasyonalizm ve öte yanda epistemolojik küme, yani ampirisizm vardı. Hepsi "sebepler" konusunda hâlâ daha konuşuyor, fakat bir "sonuç" ile onun "sebebi" olarak takdim edilen şey arasındaki ilişki üzerinde anlaşmış değiller. İlliyet, yalnızca problem konusudur, gerçek bir problemdir. Kant'ın yüzyılın sonunda çözmeye teşebbüs ettiği şey, bu problemdir. Onun probleme dair "çözüm"ü birçok filozof tarafından iki kümenin bir indirgenmesi olarak kabul edilmiştir. Kant'a göre, bilgi tecrübeyle başlar fakat bütünüyle ondan türetilmez. İlliyet varolmak zorundadır, çünkü o olmadan hiçbir şey bilemeyiz. O, organize ve insicamlı bir tecrübe ihtimalinin zorunlu bir şartıdır. Bununla birlikte, yalnızca olgularla ilgilidir. Hume'un ileri sürdüğü gibi, bir şeyi olan şeyin sebebi kılan şeyi keşfetmemize geıek yoktur. Biz sebeplerin var olduğunu ve onların diğer taraftan bilmeye muktedir olmayacağımız sonuçlar icra ettigini tamamen tamamen kabul ederiz. Aynı gerekçelere dayanarak, Kant rasyonalistlerin dünyayı illiyet olmaksızın açıklama teşebbüslerini reddeder. Bu teşebbüsler bizim ulaştığımız yegâne dünya olan olgular dünyasının ötesine uzanır. Kısacası, içinde sebeplerin hüküm sürdüğü dünya şeylerin kendilerinin (noumena) dünyası degildir; onların bize göründügü olgular (phenomena) dünyasıdır. Bize gelince, biz olgulardan ötesine gidemeyiz. Bu şekilde konsensusun yeniden sağlanmış olduğu söylenir: sebepler bir diğer şeyle uyum içinde bir sonuç doğuran varlıklardır. Bu "restorasyon" yalnızca zahirîdir. Çünkü, eğer "illiyet dünyası şeylerin kendilerinin dünyası değil, yalnızca onların bize göründükleri dünya" ise, o zaman gözlenmiş olandan gözlenmemiş olana dair çıkarımlar yapmanın doğrulugunu isbatlama problemi çözülmemiş vaziyette kalmaktadır. Kan'ın "çözüm"ü Hume'un ileri sürdüğü argümanlara bir cevap teşkil etmemektedir. Hume tarafından ortaya konulan müşkilin üstesinden gelmek için, Hegel sözümona diyalektik mantığı geliştirdi. Bununla birlikte, problemi çözmekte o da başarısız oldu. Çözülemeyen müşkili bir daha hatırlayalım: birine, ampirik bir düzenliliğin sebep ile sonuç arasında zorunlu bir ilişkinin tecellisi olabildiğini, veya ampirik bir düzenliliğin bir kanunun tecellisi olabildigini ileri sürme yetkisini neyin verdiği. Aynı müşkil daha yakın zamanlarda Popper, Carnap ve neopozitivistler tarafından başlatılan uzun bir tartışmayı beslemiştir. Hâlâ daha, gerek fıziksel bilimlerde, gerek sosyal bilimlerde illiyete dayalı yorumun getirdiği problemlerin merkezindedir. Çagdaş filozoflar, en azından, illiyetin bilimi müşkil bir konumda bıraktığının farkındalar. İlliyete dayalı bilimsel kanunlar müştereken inanıldığı üzere belirli olguları açıklamazlar. Bilakis, illiyete dair açıklama bu kanunların açıklanmasını gerektirir. Bilimsel açıklama ve isbata dair bu temel problemin üstesinden gelme teşebbüsleri şimdiye kadar başarıya ulaşmamıştır. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst