Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229605" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye</strong></p><p></p><p><strong>İlâhî İsimlerin Tulû Edişi </strong></p><p><strong></strong></p><p> Kur'ân, dikkatimizi mevcudatın yaratılışındaki sayısız fayda ve maksatlara çeker.8 Bu şekilde, Kur'ân âciz ve zayıf sebeplerin böylesine maksatlı hedef ve faydaları gütmekten ne kadar uzak olduklarını gösterir. Kendileri yaratılmış olan sebepler, kendiliklerinden bu faydalı gayeleri güdemez, planlayamazlar. Dolayısıyla, yaratılıştaki maksat ve faydalar sebeplerin sonucu yapmadığını; bilakis, gerek sebeplerin, gerek sonucun bu gayeleri gören ve takip eden birinin eseri olduklarını isbat eder. Çünkü, ancak herşeye gücü yeten, herşeyi bilen ve herşeye merhamet eden biri böylesi maksatlı ve faydalı gayeleri irade edebilir. Sebepler ise, cansız, zayıf ve âcizdirler. </p><p></p><p></p><p> Uzaktan baktığımızda, yeryüzü ile gökyüzü ufukta birleşiyor gibi gözükür. Fakat daha yakına vardığımızda, onlar arasında büyük bir mesafe olduğunu anlarız. Aynı şekilde, sebeplerin hakikatine uzaktan baktığımızda, yani sebeplere ve onların sonuçları gibi görünen şeylere sorgulamaksızın baktığımızda, sebepler sonuçlara bitişik gibi görünür. Fakat, Kur'ân'ın bize yapmamızı öğrettiği üzere kasdî bir niyet ve nazarla baktığımızda, yani durumu sorgulayıp üzerinde tefekkür ettiğimizde, hakikata yaklaşırız. O zaman görürüz ki, sebepler sonuçları yaratmaktan uzaktırlar. Hem de o kadar uzaktırlar ki, en büyük bir sebebin eli en küçük bir sonucun yaratılmasına yetişemez. İşte, sebep ile sonuç arasındaki bu uzun mesafede ilâhî isimler (esmâ-i hüsnâ) tulü eder. </p><p></p><p></p><p> Sebepler ile sonuçlar arasındaki münasebeti, yani mevcudatın ne şekilde yaratıldığını sorguladığımızda, sebeplerin sonuçların mâliki olamayacağını idrak ederiz. Gerçekten, sonuçlar o kadar sanatlı ve öylesine faydalı maksatlar yüklüdür ki, onların basit ve aciz sebepleri, tüm sebepler toplansa bile, tek bir şeyi vücuda getirmeye güç yetiremezler. ("Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin! Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduğunuz varlıklar-hepsi bunun için bir araya gelseler dahi-gerçekten bir sinek bile yaratamazlar! Ve eğer sinek onlardan birşey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar! İsteyen de âciz, istenen de!" bkz. 22: 73). Çünkü, her bir şeyin, var olması için, sonsuz bir kudret ve ilme ihtiyaç vardır. O halde, doğrudan doğruya sebep ile sonucu bir arada yaratan mutlak kudret ve ilim sahibi biri var olmalıdır. </p><p></p><p></p><p> <strong>Meselâ: </strong></p><p> "Bir de insan, yediğine bir bakıversin; Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık, sonra yeri yardıkça yardık, böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar, boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler. Meyveler ve otlaklar-size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere." (bkz. 80: 24-32). </p><p></p><p></p><p> İşte bu âyetler, ilâhî kudret mucizelerini9 hikmetli bir tertib içinde zikrederek, sebepleri sonuçlara bağlayıp en sonunda "Size bir yarar olmak üzere" lâfzıyla bir gayeyi gösterir. Bu gaye bütün o müteselsil sebepler ve sonuçlar içinde o gayeyi gören ve takip eden gizli bir mutasarrıf bulunduğunu, ve o sebeplerin Onun perdesi olduğunu; sebeplerin aynanın karanlık yüzü gibi, Onu tanıtmakla vazifeli olduklarını isbat eder. "Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere" tabiriyle, âyet-i kerime tüm sebepleri yaratma ve icad kabiliyetinden azleder. Sözkonusu âyetler manen şöyle der: "Size ve hayvanlarınıza rızık yetiştirmek için, su semadan geliyor. O suda size ve hayvanlarınıza acıyıp şefkat ederek rızık yetiştirme kabiliyeti olmadığından; su gelmiyor, gönderiliyor demektir. ("O, gökten su indirendir." bkz. 6: 99; ayrıca 29: 63). Hem toprak, bitkileriyle açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kabiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, nimetleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, tahılları yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, onlar bir Hakîm-i Rahîm'in perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, nimetlerini onlara takmış, hayat sahiplerine uzatıyor.10 İşte bu beyanattan Rahîm, Rezzak, Mün'im, Kerîm gibi çok esmanın tulû edişleri görünüyor. </p><p></p><p> <p style="text-align: center"> <img src="http://www.koprudergisi.com/issues/053/images/053_13.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p><p> Sonuç olarak, sonuçlar üzerinde müşahede olunan niteliklerin zahirî sebeplerinde bulunamaması gerçeği, bu niteliklerin sahibinin zahirî sebepler olmadığını, başka biri olduğunu gösterir. Gerçekte, sebeplerin basit, adi ve âciz oluşları sanatlı, hikmetli ve faydalı sonuçların Saniinin sıfat ve özelliklerini gösterir. </p><p></p><p></p><p> Velhasıl, herşey sanatlıdır ve yeniden yeniye vücuda geliyor, ve her bir şeyin sonucu (yani müsebbeb) gibi, sebebi de yaratılıyor. Çünkü, her bir şeyin var olması için sonsuz kudret ve ilim gerekir. Bu bakımdan, doğrudan doğruya sebep ve sonucu birlikte yaratan sonsuz kudret ve ilim sahibi birinin var olması gerekir.11 O, isim ve sıfatlarını kâinattaki düzen vasıtasıyla göstermek için, zahirî bir illiyet ilişkisi ve bağı kurmuştur. Tüm şeyler ve sebepler aynanın siyah yüzü görevini görürler. Onların Saniinin vasıflarını, yani ilâhî isimleri yansıtırlar. Onlar, kendi aczleri vasıtasıyla Allah'ın kudretine, kendi bilgisizlikleri vasıtasıyla Onun ilmine, kendi fenalarıyla Onun bekasına.. işaret eden âyetlerdir. Büyük-küçük, küllî-cüz'î, her bir mevcut, her bir sebeb, kendi fıtratı aracılığıyla Ona niyaz ve tazarruda bulunur.12 Onlar kendi güçsüzlük ve noksaniyetleri ile Rabblerinin kudretini ve kemalini ilan ederler. "Lâ ilâhe illallah"ı haykırırlar. </p><p></p><p></p><p> Nasıl kâinat bu tevhid hakikatını gösteriyorsa, kâinatın Sahibi de vahyettiği semavî kitaplarda bize bu hakikatı öğretir. "Lâ ilâhe illallah" vahyin esasıdır ve mevcudatın şahitliğiyle tasdik olunur. Kur'ân'ın anahtarı odur. Materyalist bilim ve felsefenin çözmekte acze düştüğü muammayı bilmemizi mümkün kılar. Tevhid yolu vahyin yoludur. İnsana Rabbini ve Malikini gösteren, ve onun kendisinin bütün ihtiyaçlarını temin edecek mutlak bir kudretin sahibi olan yegâne Hak Mâbudu tanıyıp bilmesine vesile olan biricik yol odur. </p><p></p><p></p><p> Kur'ân kâinatın ve içindeki mevcutların kendileriyle sınırlı bir anlam taşımadığını, bilakis onların Saniinin birliğine şahitlik ettiğini ve Onu bize Onun bütün kemal sıfatlarıyla tanıttığını öğreten yegâne kaynaktır. Bize kâinatın ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü ögretmektedir. </p><p></p><p></p><p> Bu anlamda, her Müslüman bir "bilim adamı"dır. Her Müslüman kâinatı çalışmalı ve bütün mevcutların, düzenleri, karşılıklı münasebetleri ve vazifeleri aracılığıyla materyalist akıl yürütmenin bâtıl iddialarını tamamen reddettiğini görmelidir. Mevcutlar, Tek Bir Yaratıcının mülkü ve mahluku olmadıkları iddiasını reddetmektedirler. Her biri şans ve illiyet gibi bâtıl nosyonları reddetmektedir. Her biri diğer bütün şeyleri kendi Yaratıcısına izafe eder. Her bir mevcut, Allah'ın şeriki ve ortağı olmadığının delilidir. Gerçekten, Yaratıcının birliği doğru bir şekilde bilinip anlaşıldığında, sebeplerin herhangi bir kudrete mâlik olmasını gerektiren hiçbir şey olmadıgı hususu vuzuha kavuşur. Öyleyse, onlar Yaratıcıya şerik olamazlar. Böyle birşey yapmak, onlar için imkânsızdır. Bu noktada, Müslüman bilim adamı gözlemleri ve keşifleri aracılıgıyla "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh/Allah'tan başka ilah yoktur; O birdir ve şeriki yoktur" hakikatini dile getirecektir. </p><p></p><p></p><p> Kâinat inananlar tarafından kullanılan bir doküman hükmündedir. Çünkü Allah'a inanmak, Kur'ân'ın bize bildirdiği üzere, Yaratıcıyı kalben tüm kâinatın şahidi olduğu tüm isim ve sıfatlarıyla tasdik etmektir. Gerçek tevhid ikrarı kendi Sahibini bütün herşeyin şahitliğiyle bulabilen bir muhakeme, bir tasdik, kabul ve iz'andır. Böylesi bir tevhid ikrarı, hiçbir şeyi Onun huzuruna bir engel olarak görmez. Aksi takdirde, Onu bulmak için kâinatı bir kenara atması gerekirdi.13</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229605, member: 27"] [b]Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye[/b] [B]İlâhî İsimlerin Tulû Edişi [/B] Kur'ân, dikkatimizi mevcudatın yaratılışındaki sayısız fayda ve maksatlara çeker.8 Bu şekilde, Kur'ân âciz ve zayıf sebeplerin böylesine maksatlı hedef ve faydaları gütmekten ne kadar uzak olduklarını gösterir. Kendileri yaratılmış olan sebepler, kendiliklerinden bu faydalı gayeleri güdemez, planlayamazlar. Dolayısıyla, yaratılıştaki maksat ve faydalar sebeplerin sonucu yapmadığını; bilakis, gerek sebeplerin, gerek sonucun bu gayeleri gören ve takip eden birinin eseri olduklarını isbat eder. Çünkü, ancak herşeye gücü yeten, herşeyi bilen ve herşeye merhamet eden biri böylesi maksatlı ve faydalı gayeleri irade edebilir. Sebepler ise, cansız, zayıf ve âcizdirler. Uzaktan baktığımızda, yeryüzü ile gökyüzü ufukta birleşiyor gibi gözükür. Fakat daha yakına vardığımızda, onlar arasında büyük bir mesafe olduğunu anlarız. Aynı şekilde, sebeplerin hakikatine uzaktan baktığımızda, yani sebeplere ve onların sonuçları gibi görünen şeylere sorgulamaksızın baktığımızda, sebepler sonuçlara bitişik gibi görünür. Fakat, Kur'ân'ın bize yapmamızı öğrettiği üzere kasdî bir niyet ve nazarla baktığımızda, yani durumu sorgulayıp üzerinde tefekkür ettiğimizde, hakikata yaklaşırız. O zaman görürüz ki, sebepler sonuçları yaratmaktan uzaktırlar. Hem de o kadar uzaktırlar ki, en büyük bir sebebin eli en küçük bir sonucun yaratılmasına yetişemez. İşte, sebep ile sonuç arasındaki bu uzun mesafede ilâhî isimler (esmâ-i hüsnâ) tulü eder. Sebepler ile sonuçlar arasındaki münasebeti, yani mevcudatın ne şekilde yaratıldığını sorguladığımızda, sebeplerin sonuçların mâliki olamayacağını idrak ederiz. Gerçekten, sonuçlar o kadar sanatlı ve öylesine faydalı maksatlar yüklüdür ki, onların basit ve aciz sebepleri, tüm sebepler toplansa bile, tek bir şeyi vücuda getirmeye güç yetiremezler. ("Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin! Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduğunuz varlıklar-hepsi bunun için bir araya gelseler dahi-gerçekten bir sinek bile yaratamazlar! Ve eğer sinek onlardan birşey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar! İsteyen de âciz, istenen de!" bkz. 22: 73). Çünkü, her bir şeyin, var olması için, sonsuz bir kudret ve ilme ihtiyaç vardır. O halde, doğrudan doğruya sebep ile sonucu bir arada yaratan mutlak kudret ve ilim sahibi biri var olmalıdır. [B]Meselâ: [/B] "Bir de insan, yediğine bir bakıversin; Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık, sonra yeri yardıkça yardık, böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar, boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler. Meyveler ve otlaklar-size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere." (bkz. 80: 24-32). İşte bu âyetler, ilâhî kudret mucizelerini9 hikmetli bir tertib içinde zikrederek, sebepleri sonuçlara bağlayıp en sonunda "Size bir yarar olmak üzere" lâfzıyla bir gayeyi gösterir. Bu gaye bütün o müteselsil sebepler ve sonuçlar içinde o gayeyi gören ve takip eden gizli bir mutasarrıf bulunduğunu, ve o sebeplerin Onun perdesi olduğunu; sebeplerin aynanın karanlık yüzü gibi, Onu tanıtmakla vazifeli olduklarını isbat eder. "Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere" tabiriyle, âyet-i kerime tüm sebepleri yaratma ve icad kabiliyetinden azleder. Sözkonusu âyetler manen şöyle der: "Size ve hayvanlarınıza rızık yetiştirmek için, su semadan geliyor. O suda size ve hayvanlarınıza acıyıp şefkat ederek rızık yetiştirme kabiliyeti olmadığından; su gelmiyor, gönderiliyor demektir. ("O, gökten su indirendir." bkz. 6: 99; ayrıca 29: 63). Hem toprak, bitkileriyle açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kabiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, nimetleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, tahılları yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, onlar bir Hakîm-i Rahîm'in perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, nimetlerini onlara takmış, hayat sahiplerine uzatıyor.10 İşte bu beyanattan Rahîm, Rezzak, Mün'im, Kerîm gibi çok esmanın tulû edişleri görünüyor. [CENTER] [IMG]http://www.koprudergisi.com/issues/053/images/053_13.gif[/IMG] [/CENTER] Sonuç olarak, sonuçlar üzerinde müşahede olunan niteliklerin zahirî sebeplerinde bulunamaması gerçeği, bu niteliklerin sahibinin zahirî sebepler olmadığını, başka biri olduğunu gösterir. Gerçekte, sebeplerin basit, adi ve âciz oluşları sanatlı, hikmetli ve faydalı sonuçların Saniinin sıfat ve özelliklerini gösterir. Velhasıl, herşey sanatlıdır ve yeniden yeniye vücuda geliyor, ve her bir şeyin sonucu (yani müsebbeb) gibi, sebebi de yaratılıyor. Çünkü, her bir şeyin var olması için sonsuz kudret ve ilim gerekir. Bu bakımdan, doğrudan doğruya sebep ve sonucu birlikte yaratan sonsuz kudret ve ilim sahibi birinin var olması gerekir.11 O, isim ve sıfatlarını kâinattaki düzen vasıtasıyla göstermek için, zahirî bir illiyet ilişkisi ve bağı kurmuştur. Tüm şeyler ve sebepler aynanın siyah yüzü görevini görürler. Onların Saniinin vasıflarını, yani ilâhî isimleri yansıtırlar. Onlar, kendi aczleri vasıtasıyla Allah'ın kudretine, kendi bilgisizlikleri vasıtasıyla Onun ilmine, kendi fenalarıyla Onun bekasına.. işaret eden âyetlerdir. Büyük-küçük, küllî-cüz'î, her bir mevcut, her bir sebeb, kendi fıtratı aracılığıyla Ona niyaz ve tazarruda bulunur.12 Onlar kendi güçsüzlük ve noksaniyetleri ile Rabblerinin kudretini ve kemalini ilan ederler. "Lâ ilâhe illallah"ı haykırırlar. Nasıl kâinat bu tevhid hakikatını gösteriyorsa, kâinatın Sahibi de vahyettiği semavî kitaplarda bize bu hakikatı öğretir. "Lâ ilâhe illallah" vahyin esasıdır ve mevcudatın şahitliğiyle tasdik olunur. Kur'ân'ın anahtarı odur. Materyalist bilim ve felsefenin çözmekte acze düştüğü muammayı bilmemizi mümkün kılar. Tevhid yolu vahyin yoludur. İnsana Rabbini ve Malikini gösteren, ve onun kendisinin bütün ihtiyaçlarını temin edecek mutlak bir kudretin sahibi olan yegâne Hak Mâbudu tanıyıp bilmesine vesile olan biricik yol odur. Kur'ân kâinatın ve içindeki mevcutların kendileriyle sınırlı bir anlam taşımadığını, bilakis onların Saniinin birliğine şahitlik ettiğini ve Onu bize Onun bütün kemal sıfatlarıyla tanıttığını öğreten yegâne kaynaktır. Bize kâinatın ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü ögretmektedir. Bu anlamda, her Müslüman bir "bilim adamı"dır. Her Müslüman kâinatı çalışmalı ve bütün mevcutların, düzenleri, karşılıklı münasebetleri ve vazifeleri aracılığıyla materyalist akıl yürütmenin bâtıl iddialarını tamamen reddettiğini görmelidir. Mevcutlar, Tek Bir Yaratıcının mülkü ve mahluku olmadıkları iddiasını reddetmektedirler. Her biri şans ve illiyet gibi bâtıl nosyonları reddetmektedir. Her biri diğer bütün şeyleri kendi Yaratıcısına izafe eder. Her bir mevcut, Allah'ın şeriki ve ortağı olmadığının delilidir. Gerçekten, Yaratıcının birliği doğru bir şekilde bilinip anlaşıldığında, sebeplerin herhangi bir kudrete mâlik olmasını gerektiren hiçbir şey olmadıgı hususu vuzuha kavuşur. Öyleyse, onlar Yaratıcıya şerik olamazlar. Böyle birşey yapmak, onlar için imkânsızdır. Bu noktada, Müslüman bilim adamı gözlemleri ve keşifleri aracılıgıyla "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh/Allah'tan başka ilah yoktur; O birdir ve şeriki yoktur" hakikatini dile getirecektir. Kâinat inananlar tarafından kullanılan bir doküman hükmündedir. Çünkü Allah'a inanmak, Kur'ân'ın bize bildirdiği üzere, Yaratıcıyı kalben tüm kâinatın şahidi olduğu tüm isim ve sıfatlarıyla tasdik etmektir. Gerçek tevhid ikrarı kendi Sahibini bütün herşeyin şahitliğiyle bulabilen bir muhakeme, bir tasdik, kabul ve iz'andır. Böylesi bir tevhid ikrarı, hiçbir şeyi Onun huzuruna bir engel olarak görmez. Aksi takdirde, Onu bulmak için kâinatı bir kenara atması gerekirdi.13 [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst