Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229608" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye</strong></p><p></p><p><strong>Tabiat Kanunları Uydurmadır </strong></p><p><strong></strong></p><p> Sözümona sebepler ve sonuçlar arasındaki "sebep-sonuç ilişkileri"ni Kur'ân'ın öğrettiği şekilde sorguladığımızda, böylesi "yatay" sebep-sonuç ilişkilerinin var olmadığını idrak ederiz. Bununla ne demek istediğimizi biraz daha netleştirelim. </p><p></p><p></p><p> Herşey doğrudan doğruya Yaratıcısına bağlıdır. Bütün mevcutlar yekdiğeriyle Onun vasıtasıyla münasebet halindedirler. Buna, "dikey yaklaşım" diyebiliriz. Batı felsefesinde, yanlış olarak, varlıkların, şeylerin ve olayların yekdiğerine dogrudan doğruya sebep-sonuç ilişkileri vasıtasıyla bağlı olduğu düşünülür. Buna da "yatay yaklaşım" diyecegiz. </p><p></p><p></p><p> Eşya arasında tesbit olunan ilişki dikeydir. Yatay değildir. Her bir mevcut veya şey diğer tüm şeylerle Allah'ın mutlak kudret, ilim, irade ve rahmeti.. vasıtasıyla dikey biçimde ilişkilidir. Bütün mevcutlar mutlak kudret, ilim, irade, rahmet.. sahibinin mülküdürler. O herşeyi birşeyin imdadına ve yardımına gönderebilir.23 Bütün eşya, mutlak kudret sahibi olan O Zât tarafından tek bir şey gibi idare edilebilir.24</p><p></p><p></p><p> Kâinatı gözlemlediğimizde, düzenli bir faaliyet görürüz. Olayların birbiri ardısıra, düzen içinde vukua geldiğini görürüz. Bir sebep ve bir sonuç arasındaki münasebet, sadece onların içinde vukua geldikleri düzendir. Gerçekte, meselâ su, toprak ve güneş ışığı bir tohumun kocaman bir ağaca dönüşmesinden nasıl sorumlu olabilir? Onların onu yapacak ne ilmi var; ne kudreti, ne irade ve şuuru. </p><p></p><p></p><p> Hayatında ilk kez telefon gören bir adam düşünün. Sizin elinizdeki telefon aracılığıyla dünyanın her bir yerindeki tüm arkadaşlarınızla iletişim kurabildiğinizi görüyor. Bütün telefon hatlarının ona bağlı olduğu temel bir telefon santrali olduğunu bilmediğinden, sizin telefonunuzun, onu her bir arkadaşınızın telefonuyla bağlayan bir şebekeye sahip olduğunu varsayar. Her bir telefonun temel bir telefon santrali gibi işlediğini tahayyül eder. </p><p></p><p></p><p> Materyalist filozoflar ve bilim adamları, eşyanın ve olayların yekdiğeriyle aynen böyle bir münasebet halinde olduğunu tahayyül ediyor ve bu bâtıl münasebetlere "tabiat kanunları" adını veriyorlar. Eşyanın ve olayların yalnızca işarî olduklarını, başka Birine işaret ettiklerini anlamıyorlar. Oysa eşya ve olaylar kelimeler gibidir. Onlar kendilerinden ziyade düzeni gösterir, ona işaret ederler. Vazifelerini âdeta şuurlu biçimde ifa eder ve küllî nizama, kapasitelerini ve güçlerini sonsuz derecede aşan bir biçimde, sanki bilerek tâbi olurlar. Dolayısıyla, mevcutlar Kadîr ve Alîm Birinin emir ve iradesi altında hareket ediyor olmalıdır. </p><p></p><p></p><p> Eşya ve olaylar arasındaki ilişki, bir illiyet ilişkisi degildir. Yatay degil, dikeydir. Kâinatta düzen vardır, fakat bu düzen eşyanın kendi arasındaki nedensel münasebetlere indirgenemez. Diğer bir deyişle, eşyanın davranışındaki düzenlilikler illiyete dayalı kanunların sonucu değildir. Gerçekte, kâinattaki düzen böylesi kanunların varlığını ne gerektirir, ne de gösterir; ama yanlışlıkla illiyete dayalı kanunlara benzetilmiştir. </p><p></p><p></p><p> Sebepler yaratılmışlardır. Onlar kendilerinin kâinattaki düzeni sürdürmelerine imkân veren zâtî hiçbir niteliğe sahip değillerdir. Yaratılışta tekdüzelik vardır, fakat bu tam anlamıyla öngörülemez, çünkü bundan sonra da aynı şekilde olmasını gerektiren hiçbir şey yoktur. Yaratılış Allah öyle irade ettiği için tekdüzedir; yoksa, yaratılışta, Allah'ın başka bir şekilde değil, bu şekilde yaratmasını zarurî kılan hiçbir şey yoktur. ("O herşeye kâdirdir!" bkz. 46: 33). </p><p></p><p></p><p> Düzenin kendisi tevhidin mükemmel bir ifadesidir. Düzen tek bir munazzımı gerektirir. Eşyanın tedviri noktasında âciz sebeplerin barınacağı bir yer bırakmaz. Kör ve kararsız, şuursuz ve hedefsiz kuvvetler, tabiat ve sebepler kâinatta cilvelenen hassas nizamın ve mahirâne sanatın hiçbir cüz'üne sahip çıkamazlar. Ellerini en küçük bir şeye bile uzatamazlar. Onlara fail ve yaratıcı olmak değil; yalnızca münfail ve yaratılmış olmak düşer. </p><p></p><p></p><p> Kâinatın işleyişinde kanunlar mevcut olduğunu görürüz. Yani, düzenli bir faaliyet görürüz. Bu faaliyet sebeplerden sâdır olmaz. Ancak ve ancak mutlak kudret, ilim ve rahmet gibi mutlak hakikatlerden sâdır olabilir. Bu hakikatleri, hakikatlerin kanunları diye tanımlanabilen kanunlar biçiminde algılarız. Bu hakikatlerin kanunları illiyete dayalı değildir. Bu kanunlar dikeydirler. Allah'ın evâmirinden; emr-i Kün Feyekûn'den sâdır olmaktadırlar. Hakikatlerin kanunları öylesini gerektirdiği için mevcudat vücuda gelir ve sayısız vazifelerde istihdam edilir. </p><p></p><p></p><p> Hakikatlerin kanunlarının yanlışlıkla sözde "tabiat kanunları"na benzetilmemesi gerekir. İkincisi, birçok filozofun yaptığı şekilde Allah'ın emirleri olarak tanımlanamazlar. Onların, eğer bu olayları beyan ettiyse, veya belirli türlerin özellikleri ister istemez birbiriyle irtibat halindeyse, bir önermeyi illiyete dayalı bir tabiat kanununu ifade edebilirmiş gibi kabul etmişlerdir. Bunu, tümdengelime dayalı bir argümanın öncüllerinden çıkarılan hükmün zorunluluğuyla özdeş veya ona benzer zorunlu bir bağ olarak-kısacası, mantıkî bir ilişki olarak-yorumlamışlardır. Ve bu, tabiat kanunlarının, en azından prensipte tecrübeden bağımsız bir şekilde kurulabildiği gibi garip bir sonuca ulaşmalarına zemin hazırlamıştır.25 Çünkü, eğer illiyete dayalı kanunlar saf biçimde mantıkî hakikatler idiyse, tek başına akıl tarafından keşfedilebilir durumda olmaları gerekirdi. Bilimde tabiat kanunları ifadesinin halihazır kullanımı Allah'ın emirleriyle aynîleştirilmiş bulunan bu tabiat kanunları telâkkisinin izlerini taşır. Onlara bir tür zorunluluk atfedilir.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229608, member: 27"] [b]Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye[/b] [B]Tabiat Kanunları Uydurmadır [/B] Sözümona sebepler ve sonuçlar arasındaki "sebep-sonuç ilişkileri"ni Kur'ân'ın öğrettiği şekilde sorguladığımızda, böylesi "yatay" sebep-sonuç ilişkilerinin var olmadığını idrak ederiz. Bununla ne demek istediğimizi biraz daha netleştirelim. Herşey doğrudan doğruya Yaratıcısına bağlıdır. Bütün mevcutlar yekdiğeriyle Onun vasıtasıyla münasebet halindedirler. Buna, "dikey yaklaşım" diyebiliriz. Batı felsefesinde, yanlış olarak, varlıkların, şeylerin ve olayların yekdiğerine dogrudan doğruya sebep-sonuç ilişkileri vasıtasıyla bağlı olduğu düşünülür. Buna da "yatay yaklaşım" diyecegiz. Eşya arasında tesbit olunan ilişki dikeydir. Yatay değildir. Her bir mevcut veya şey diğer tüm şeylerle Allah'ın mutlak kudret, ilim, irade ve rahmeti.. vasıtasıyla dikey biçimde ilişkilidir. Bütün mevcutlar mutlak kudret, ilim, irade, rahmet.. sahibinin mülküdürler. O herşeyi birşeyin imdadına ve yardımına gönderebilir.23 Bütün eşya, mutlak kudret sahibi olan O Zât tarafından tek bir şey gibi idare edilebilir.24 Kâinatı gözlemlediğimizde, düzenli bir faaliyet görürüz. Olayların birbiri ardısıra, düzen içinde vukua geldiğini görürüz. Bir sebep ve bir sonuç arasındaki münasebet, sadece onların içinde vukua geldikleri düzendir. Gerçekte, meselâ su, toprak ve güneş ışığı bir tohumun kocaman bir ağaca dönüşmesinden nasıl sorumlu olabilir? Onların onu yapacak ne ilmi var; ne kudreti, ne irade ve şuuru. Hayatında ilk kez telefon gören bir adam düşünün. Sizin elinizdeki telefon aracılığıyla dünyanın her bir yerindeki tüm arkadaşlarınızla iletişim kurabildiğinizi görüyor. Bütün telefon hatlarının ona bağlı olduğu temel bir telefon santrali olduğunu bilmediğinden, sizin telefonunuzun, onu her bir arkadaşınızın telefonuyla bağlayan bir şebekeye sahip olduğunu varsayar. Her bir telefonun temel bir telefon santrali gibi işlediğini tahayyül eder. Materyalist filozoflar ve bilim adamları, eşyanın ve olayların yekdiğeriyle aynen böyle bir münasebet halinde olduğunu tahayyül ediyor ve bu bâtıl münasebetlere "tabiat kanunları" adını veriyorlar. Eşyanın ve olayların yalnızca işarî olduklarını, başka Birine işaret ettiklerini anlamıyorlar. Oysa eşya ve olaylar kelimeler gibidir. Onlar kendilerinden ziyade düzeni gösterir, ona işaret ederler. Vazifelerini âdeta şuurlu biçimde ifa eder ve küllî nizama, kapasitelerini ve güçlerini sonsuz derecede aşan bir biçimde, sanki bilerek tâbi olurlar. Dolayısıyla, mevcutlar Kadîr ve Alîm Birinin emir ve iradesi altında hareket ediyor olmalıdır. Eşya ve olaylar arasındaki ilişki, bir illiyet ilişkisi degildir. Yatay degil, dikeydir. Kâinatta düzen vardır, fakat bu düzen eşyanın kendi arasındaki nedensel münasebetlere indirgenemez. Diğer bir deyişle, eşyanın davranışındaki düzenlilikler illiyete dayalı kanunların sonucu değildir. Gerçekte, kâinattaki düzen böylesi kanunların varlığını ne gerektirir, ne de gösterir; ama yanlışlıkla illiyete dayalı kanunlara benzetilmiştir. Sebepler yaratılmışlardır. Onlar kendilerinin kâinattaki düzeni sürdürmelerine imkân veren zâtî hiçbir niteliğe sahip değillerdir. Yaratılışta tekdüzelik vardır, fakat bu tam anlamıyla öngörülemez, çünkü bundan sonra da aynı şekilde olmasını gerektiren hiçbir şey yoktur. Yaratılış Allah öyle irade ettiği için tekdüzedir; yoksa, yaratılışta, Allah'ın başka bir şekilde değil, bu şekilde yaratmasını zarurî kılan hiçbir şey yoktur. ("O herşeye kâdirdir!" bkz. 46: 33). Düzenin kendisi tevhidin mükemmel bir ifadesidir. Düzen tek bir munazzımı gerektirir. Eşyanın tedviri noktasında âciz sebeplerin barınacağı bir yer bırakmaz. Kör ve kararsız, şuursuz ve hedefsiz kuvvetler, tabiat ve sebepler kâinatta cilvelenen hassas nizamın ve mahirâne sanatın hiçbir cüz'üne sahip çıkamazlar. Ellerini en küçük bir şeye bile uzatamazlar. Onlara fail ve yaratıcı olmak değil; yalnızca münfail ve yaratılmış olmak düşer. Kâinatın işleyişinde kanunlar mevcut olduğunu görürüz. Yani, düzenli bir faaliyet görürüz. Bu faaliyet sebeplerden sâdır olmaz. Ancak ve ancak mutlak kudret, ilim ve rahmet gibi mutlak hakikatlerden sâdır olabilir. Bu hakikatleri, hakikatlerin kanunları diye tanımlanabilen kanunlar biçiminde algılarız. Bu hakikatlerin kanunları illiyete dayalı değildir. Bu kanunlar dikeydirler. Allah'ın evâmirinden; emr-i Kün Feyekûn'den sâdır olmaktadırlar. Hakikatlerin kanunları öylesini gerektirdiği için mevcudat vücuda gelir ve sayısız vazifelerde istihdam edilir. Hakikatlerin kanunlarının yanlışlıkla sözde "tabiat kanunları"na benzetilmemesi gerekir. İkincisi, birçok filozofun yaptığı şekilde Allah'ın emirleri olarak tanımlanamazlar. Onların, eğer bu olayları beyan ettiyse, veya belirli türlerin özellikleri ister istemez birbiriyle irtibat halindeyse, bir önermeyi illiyete dayalı bir tabiat kanununu ifade edebilirmiş gibi kabul etmişlerdir. Bunu, tümdengelime dayalı bir argümanın öncüllerinden çıkarılan hükmün zorunluluğuyla özdeş veya ona benzer zorunlu bir bağ olarak-kısacası, mantıkî bir ilişki olarak-yorumlamışlardır. Ve bu, tabiat kanunlarının, en azından prensipte tecrübeden bağımsız bir şekilde kurulabildiği gibi garip bir sonuca ulaşmalarına zemin hazırlamıştır.25 Çünkü, eğer illiyete dayalı kanunlar saf biçimde mantıkî hakikatler idiyse, tek başına akıl tarafından keşfedilebilir durumda olmaları gerekirdi. Bilimde tabiat kanunları ifadesinin halihazır kullanımı Allah'ın emirleriyle aynîleştirilmiş bulunan bu tabiat kanunları telâkkisinin izlerini taşır. Onlara bir tür zorunluluk atfedilir. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst