Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 229612" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye</strong></p><p></p><p><strong>Dipnotlar</strong></p><p></p><p> 1. Aristo'ya göre dört sebep (veya prensip) vardır. </p><p>a. Maddî sebep: Bir şeyin ondan yapıldığı cevher. Bu açıklama türü halihazırda analysis diye adlandırılır. </p><p>b. Formel (aslî) sebep: Peyin ne olduğu; onun biçimi, formu. "Bütün" ve "synthesis". Bazı filozoflar Aristo'nun form nosyonunu modern yapı nosyonuna benzetirler. Aristo'nun ontolojisi (şeylerin ne olduğu) ve epistemolojisi (onları nasıl bilebildiğimiz) aşağıdaki şekilde özetlenebilir: Bir şeyin maddesinin onun formuyla açıklanması gerekir; formunun da maddesiyle. </p><p>Ontoloji: Form olmaksızın madde olmaz ve de madde olmadan form olmaz. Diğer bir deyişle, şeyler bileşenlerinden yapılır ve bunlar, bir küme değil, bir bütün oluşturur. </p><p>Epistomoloji: Formu açıklamak için, maddesini bilmemiz ve analiz etmemiz gerekir. Ve maddeyi (bir şeyin kendisinden yapıldığı şey) açıklamak için onu forma, onu oluşturan bütüne ilintilememiz gerekir. </p><p>c. Hareket sebebi: Bir objenin formu hareket edemez. O halde bir "amil"i olmalıdır; bu hareket sebebi veya hareket prensibidir. Bu sebep tipi genellikle etken sebep olarak tanımlanır. </p><p>d. Gaye sebep: Her ne işlerse, bir hedefe binaen işler. Bu nedenle başka bir prensibe ihtiyaç vardır: gaye. Aristo'ya göre eşyayı ve olayları açıklamanın ve olayları anlamanın bir yolu onları gayeleriyle açıklamaktır, meselâ yürümek sağlığa yararlıdır. </p><p> 2. Hangi noktada durduğumuzu berraklaştırmak ve aynı hataları yapmamak için Mu'tezile ve Cebriyenin illiyete dair görüşlerini çok kısa bir şekilde tahlil etmek istedik. </p><p> 3. Kur'ân bizi yaratılışı mütalaa etmeye davet eder: "De ki: 'Göklerde ve yerde olana bakın.'" (bkz. 10:101). "Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını... anlamazlar mı?" (bkz. 29:19). "De ki: 'Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün." (bkz. 29:20) vs. </p><p> 4. Kur'ân bizi Yaratıcının kim olduğunu bulmak için sorular sormaya davet eder: "Gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren... kim? ... Yeri yarattıklarının oturmasına elverişli kılan... kim? ... Önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan... kim? ..." (bkz. 27:60-64). "Onu siz mi yaratıyorsunuz-yoksa Biz miyiz Yaratan?" (bkz. 56:59) vs... </p><p> 5. Kur'ân tekrar tekrar bizi mevcudatın nasıl yaratıldığını düşünmeye çağırır: "Onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseldiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?" (bkz. 88:17-20). "Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişiz, bir bakmazlar mı?" (bkz. 50:6). "Allah'ın göğü yedi kat üzere nasıl yarattığını görmez misiniz?" (bkz. 71:15) vs. </p><p> 6. Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmışlardır. (bkz. 16:20). </p><p> 7. İlk olarak biz sebeplerin yaratamayacağını ve bir mevcudun, isterse küçük ve önemsiz görünsün ("Allah sivrisineği ve ondan daha [da] küçüğünü misal olarak vermekten çekinmez." bkz. 2:26), ancak bir Kadîr-i Alîm tarafından yaratılmış olabileceğini gösterdik. Sonra bütün eşyanın tek bir şeyin kâinatın geri kalan tüm kısımlarından bağımsız bir şekilde var olamayacağı bir biçimde birbiriyle bağlantılı olduğu gözlemini yaptık. Bu vâkıadan hareketle, mantıken, bir mevcudu yapan kimse sair tüm mevcudatı yapanın da o olduğu açıklanabilir. Yani, bütün mevcudat bir Kadîr-i Alîm tarafından yaratılır. Bu istidlâl bir genellemedir: şimdi ve burada var olan bir mevcuttan zaman ve mekân içindeki tüm mevcutlara (geçmişten geleceğe ve her yere). Bu bakış açısından, bu muhakeme tarzı tümevarıma dayalıdır: hususi bir mevcudu (bir sinek) ele aldık ve umumî ve küllî hikikatlere ulaştık (Zaman ve mekân içindeki bütün mevcudat bir Zât-ı Kadîr-i Alîm tarafından yaratılır). </p><p> 8. "Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile size yiyecek olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, daimî olarak yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır." Bkz. 14:32-33. Ayrıca bkz. 7:10; 16:14; 16:66-69; 30:46; 35:12; 80:24-32, vs... </p><p> 9. Burada "mucize" kelimesi peygamberlerin mucizeleri anlamında kullanılmamıştır. Bütün sebeplerin yapmaktan aciz kaldıkları anlamında kullanılmıştır. Öyle ki, tüm yaratılmış mevcutlar ve sebepler mucizedir; onlar sebepleri acis bırakır. Meselâ, ipek gibi yumuşacık kökleri ile her bitki ve her ot bir kudret ve rahmet mucizesidir. Sert taşlara ve toprağa "Bismillah" diyerek nüfuz eder, delip geçer; bütün eşyayı kendisine râm eder. Bir ağacın dallarının göğe doğru uzaması; köklerin sert taşların ve toprağın ortasında köklerinin önlenemez yayılışı; kendiliğinden yeryüzüne çıkışı; yoğun sıcağa rağmen aylarca yaş kalan zarif yaprakları; hepsi de şunu söylüyor gibidir: "Sertlik ve sıcaklık dalâhî emre uyarak işliyor, bitkinin ipek gibi yumuşacık kökleri, her biri bir asa-yı Musa (as) gibi Onun emrine itaat ederek 'Yâ Musa, asanla taşa vur' (bkz. 2:60) emrini cilvelendirir ve taşı yarar. Onun incecik, zarif yapraklarının her biri, alev saçan ateş karşısında birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi 'Ey ateş, soğuk ve selim ol' (21:69) ayetini okur." </p><p> 10. "Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de, onların da rızkını Allah verir. O, Semî ve Alîm'dir." (bkz. 29:60). </p><p> 11. Sebeplerin varlığının inkâr edilmediğini belirtelim. İşin aslı şudur: Sebepler vardır, fakat yaratılmışlardır, yaratamazlar: "Gökten su indirip yeryüzünde her hoş çiftten yetiştirmişizdir. İşte bu[nların hepsi] Allah'ın yaratışıdır. Ondan başkasının ne yarattığını Bana gösterin. Hayır, gösteremezler, zalimler apaçık sapıklık içindedirler." (bkz. 31:10-11). "Hiç yaratan yaratamayana[mevcudat]a benzer mi? İbret almaz mısınız?" (bkz. 16:17). Ayrıca bkz. 6:95-102. </p><p> 12. "De ki: 'Eğer-dedikleri gibi-Allah'la beraber tanrılar bulunsaydı, o taktirde hepsi arşın sahibi olmaya [Onun rububiyetine] bir yol ararlardı.' O, onların söylediklerinden Münezzehtir, Yücedir, Uludur. Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar Onu tesbih eder; Onu hamd ile tesbih etmeyen [tek bir şey] yoktur; fakat siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz!..." (bkz.17: 4?-44). Ayrıca bkz. 57:1; 13: 13;14: 41; 59: 1; 59: 24; 61: 1; 62: 1 vd... </p><p> 13. "Rabbimiz! Sen bunu boşuna [anlamsız ve amaçsız] yaratmadın. Sen manezzehsin! Bizi ateşin azabından koru." (bkz. 3:191). </p><p> 14. Bilim bu beyanı tümevarıma dayalı bir biçimde isbatlama iddiasındadır. Fakat, gösterdigimiz gibi, ve fizolofların kendilerinin kabul ettiği gibi, tümevarım kendisini isbat etmek için kullanılamaz. </p><p> 15. "Onların çoğu zanna uyarlar: [ve] gerçekte ise, zan hakikat karşısında birşey ifade etmez..." (bkz. 10: 36). "Yeryüzünde [yaşayan]ların çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar." (bkz. 6:116). bkz. ayrıca 10: 66; 53: 23. </p><p> 16. History of Western Philosophy adlı eserinde, Russell şöyle diyor: "Bütünüyle veya genel olarak ampirik olan bir felsefe çerçevesinde Hume herhangi bir cevap verilip verilmediğini keşfetmek önemlidir. Eğer cevap yoksa, akıllılık ve delilik arasında entellektüel bir farklılık yoktur... Hume'un şüpheciliği tamamen tümevarım prensibini reddetmesine dayanır. ... Eğer bu prensip doğru değilse, özel gözlemlerden genel bilimsel kanunlara ulaşma çabasındaki her teşebbüs bâtıldır, ve Hume'un şüpheciliği bir ampirisist için kaçınılmazdır. Prensibin kendisi, -böyle bir çıkarımın doğruluğunu isbat gerekli olduğundan-şüphesiz, bir kısır döngüye düşmeksizin, gözlenmiş tekdüzeliklerden çıkarılamaz. O halde, ya tecrübeye dayalı olmayan bağımsız bir prensip olması yahut böyle bir prensipten çıkarılması gerekir." Böyle bir prensip henüz keşfedilmediğine göre, bilimsel bir şekilde kurulmuş sonuçlar prensipte hiçbir "aklî" temele dayanmayan bâtıl inançlar kadar akıl dışıdır! </p><p> 17. Bu akıl yürütme tarzı bize Hz. İbrahim (a.s.) ile Nemrut arasında geçen ve Bakara sûresinin 158. âyetinde anlatılan kıssayı hatırlatır. Nemrut İbrahim'le münazara etti ve kendisinin, İbrahim'in Allah'ı gibi, hayat bahşetmeye ve ölüm vermeye kâdir olduğunu ileri sürdü. Ve iddiasını isbat için, Nemrut, iki mahkum getirilmesini istedi. Birinin öldürülmesini emretti ve diğerinin hayatını bağışladı. Bu şekilde, onunda hayat bahşetmeye ve ölüm vermeye kâdir (Muhyî ve Mumît) olduğunu iddia etti. Onun akıl yürütmesi ikinci mahkumun öldürülmesini emredince onun canlı kalamayacagı idi. O halde, ona hayat bahşeden oydu. Bu bilim adamlarının eğer "Su yoksa bitkiler solar ve ölür. O halde..." diye sürüp giden iddialarına nasıl da benziyor. </p><p> 18. Bkz. 27: 60-64; 10: 31-35; 56: 59-73; 28: 71; 29: 63; 31: 29-31; 35: 3; 35: 40; 39: 21; 26: 75; 6: 56; 24: 43; vd... </p><p> 19. Bkz. 40: 79-81; 22: 63-65; 31:10; 80: 24-32; vd... </p><p> 20. "Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendilerine verecek rızkları olmayan, olsa bile veremeyen şeylere ibadet [etmeye devam) mı ediyorlar? (bkz.16: 72). "De ki: 'Allah'ı bırakıp da taptıkınız putlarınıza hiç baktınız mı? Yeryüzünde yarattıkları nedir? Bana göstersenize!-yoksa onlara gökler[in idaresin]de bir ortaklık verdiğimizi mi [iddia ediyorsunuz?]... Hayır; o zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler." (bkz. 35: 40). "De ki: 'Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? [Bu varlıklar ve sebepler) yeryüzunde ne yaratmışlar; bana göstersenize! Yoksa Allah'la ortaklıkları gökler[in yaratılmasın]da mıdır?..."'(bkz. 46: 4). "... De ki: `[Niçin) Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zarar sağlama kudretleri olmayan dostlar mı edindiniz?' De ki: 'Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?' Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: 'Herşeyi yaratan Allah'tır. O, tek olan ve varolan herşey üstünde mutlak kudreti olan (Vâhidü'l- Kahhâr)dır." (bkz. I3:16). </p><p> 21. Ayrıca bkz. 39: 62; 40: 62. </p><p> 22. Ayrıca bkz. 24: 45. </p><p> 23. Rabbinin emir, havl ve kudretiyle bir mikrop, bir virüs koca bir adamı mezara yollayabilir; ufacık bir tohum dev gibi bir ağacın imalat yeri halini alabilir; bir karınca Firavunun sarayını yıkabilir, vs... </p><p> 24. Kur'ân ve mü'minler bütün mevcudatı Tek bir Sanie atfederler. Her maddeyi doğrudan Ona izafe ederler. Bu o kadar kolay bir yoldur ki, onu izlemek zorunlu bir hal alır; bu yol hepimizi kendine çağırır. Yine de, Allah'a ortaklar yakıştıran felsefe ve dalâlet ehli, tek bir mahluku sayısız sebeplere izafe ederler. Onların yolu o kadar müşkillerle doludur ki, imkânsız bir hal almaktadır. "Allah bir misal veriyor: Geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adam; bu ikisi eşit midir? [Hayır] Bütün hamdler [yalnız] Allah'a mahsustur; lâkin çoğu bilmezler." (bkz. 39:29). </p><p> 25. Bu, amprisistler tarafından düşünülen illiyete dayalı tabiat kanunları kavramının kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Metafizikçiler gibi, onlar da teorilerini tevhidle telafi imkansız olan illiyet üzerine kuruyorlar. </p><p> 26. Elementler sanki yeni bir mevcudun yaratılışında kullanılıyormuş gibi görünür; oysa, onlar yeni bir mevcudun sergilediği özelliklerden hiçbirine sahip değildir. Bir tohum veya elementler, sözgelimi, biçim, lezzet koku, renk gibi, meyvenin taşıdığı niteliklerden hiçbirine sahip değildirler. </p><p> 27. "[Onun için] hepinizin yaratılması ve tekrar diriltilmesi tek bir nefsin [yaratılması ve tekrar diriltilmesi] gibidir..." (bkz. 31:28). </p><p> 28. Gerçekte onların hepsi aynı elementlerin terkibidirler: kuark ve leptonlardan yapılırlar. Maddeten onlar aynı görülebilir, aralarındaki fark organize edilme biçimlerinde yatar. </p><p> 29. "Hareket eden hiçbir mahluk yoktur ki, Allah onu perçeminden kavramamış olsun." (bkz. 11:56). Ayrıca bkz. 22:65 ve 30:25. </p><p> 30. Tümevarım prensibine göre, bu dünyada daha çok yaşarsak, yarını yaşama beklentimizinde o kadar çok olması gerekir. Diğer bir değişle, hayatta kalma ihtimalimiz yaşımız nisbetinde artar. Oysa, hepimiz biliriz ki, yaşadıkça, ölüme daha yakın olacağız! </p><p> 31. Tarih boyunca, birçok filozof ve ilahiyatçı bir yaratıcının varlığının zorunlu olduğunu ancak teorik bir biçimde vurgulamışlardır. Bir yaratıcının olması gerektiği sonucuna aklen ulaşmak insan için kolaydır. Bununla birlikte, bu sonuç, insanın sayısız duygu ve latifelerini dikkate almadıgı için, tam değildir. Allah'ın varlığını teorik olarak bilmek yeterli değildir. İnsan Allah'ı bütün isim ve sıfatlarıyla bilmeye ve aklıyla olduğu gibi tüm kalbiyle de bu isim ve sıfatları tasdik etmeye mecburdur. ("Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kableri... olsun" bkz. 22: 46). Eğer insan ona her ne verilmişse Allah'ın rahmetinden olduğunu idrak ederse, Ona güvenecek, Ona itaat edecek, Ona teşekkür edecektir. Eğer eşyayı kendileri için değil, Allah'ın rahmetinden tecelli eden lütuflar olarak severse, Allah'a minnettar olacak; onun bu lütuflara olan sevgisi Allah sevgisine (muhabbetullaha) dönüşecektir. Bir çiçek, meselâ, bir rahmet hediyesidir. O kadar güzel ve öylesine mükemmel yapılmıştır ki, ona bakmaya ve onu sevmeye mecbur kalırız. Çiçek Allah'ın Güzel İsimlerinin tecellisini aksettirdiği harika bir biçimde yaratılır. Bize hayrete ve hayranlığa, muhabbete ve Güzellik, Rahmet, Kudret gibi sıfatlar karşısında âdeta mest olmamıza vesile olan bir akıl ve bir kalb verilmiştir. Bizim çiçeğe olan sevgimiz, böylece, onun Sanii namına olacaktır. Sevgimizi "Nasıl da güzel yapılmışlar?" biçiminde ifade edeceğiz. Bu sevgi, nazarımızı güzel bir çiçekten ilâhî isimlerin güzelliğine çevirmesinden dolayı, Allah'ın isimlerinin sonsuz güzelliğine bir yol açar. Bu da kalbin Allah'ın huzurunda huşu ve vecd içinde secdeye kapanmasına bir yol açar. Böyle bir sevgi sevinç ve sürur verir. Bu ibadettir. </p><p> 32. S. Weinberg, Les Trois Premieres minutes de I'Univers, Editions du Seuil, p. 179 (1978). </p><p> 33. Ayrıca bkz. 25:55; 25:3; 5:76; 10:106; 21:66-67. </p><p> 34. "Yapısını takva ve Allah'ın hoşnutluğu için yapan kimse mi daha hayırlıdır; yoksa yapısını kayacak bir uçurum kıyısına yapıp da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi?" (bkz. 9:109). </p><p> 35. Bu makalenin yazılmasında Said Nursî'nin Risale-i Nur Külliyatından istifade etmiş bulunuyorum. </p><p></p><p></p><p><strong><a href="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Sayi&SayiNo=53" target="_blank">KPR - K 96 - Bilim ve Din</a></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 229612, member: 27"] [b]Cevap: Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliye[/b] [B]Dipnotlar[/B] 1. Aristo'ya göre dört sebep (veya prensip) vardır. a. Maddî sebep: Bir şeyin ondan yapıldığı cevher. Bu açıklama türü halihazırda analysis diye adlandırılır. b. Formel (aslî) sebep: Peyin ne olduğu; onun biçimi, formu. "Bütün" ve "synthesis". Bazı filozoflar Aristo'nun form nosyonunu modern yapı nosyonuna benzetirler. Aristo'nun ontolojisi (şeylerin ne olduğu) ve epistemolojisi (onları nasıl bilebildiğimiz) aşağıdaki şekilde özetlenebilir: Bir şeyin maddesinin onun formuyla açıklanması gerekir; formunun da maddesiyle. Ontoloji: Form olmaksızın madde olmaz ve de madde olmadan form olmaz. Diğer bir deyişle, şeyler bileşenlerinden yapılır ve bunlar, bir küme değil, bir bütün oluşturur. Epistomoloji: Formu açıklamak için, maddesini bilmemiz ve analiz etmemiz gerekir. Ve maddeyi (bir şeyin kendisinden yapıldığı şey) açıklamak için onu forma, onu oluşturan bütüne ilintilememiz gerekir. c. Hareket sebebi: Bir objenin formu hareket edemez. O halde bir "amil"i olmalıdır; bu hareket sebebi veya hareket prensibidir. Bu sebep tipi genellikle etken sebep olarak tanımlanır. d. Gaye sebep: Her ne işlerse, bir hedefe binaen işler. Bu nedenle başka bir prensibe ihtiyaç vardır: gaye. Aristo'ya göre eşyayı ve olayları açıklamanın ve olayları anlamanın bir yolu onları gayeleriyle açıklamaktır, meselâ yürümek sağlığa yararlıdır. 2. Hangi noktada durduğumuzu berraklaştırmak ve aynı hataları yapmamak için Mu'tezile ve Cebriyenin illiyete dair görüşlerini çok kısa bir şekilde tahlil etmek istedik. 3. Kur'ân bizi yaratılışı mütalaa etmeye davet eder: "De ki: 'Göklerde ve yerde olana bakın.'" (bkz. 10:101). "Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını... anlamazlar mı?" (bkz. 29:19). "De ki: 'Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün." (bkz. 29:20) vs. 4. Kur'ân bizi Yaratıcının kim olduğunu bulmak için sorular sormaya davet eder: "Gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren... kim? ... Yeri yarattıklarının oturmasına elverişli kılan... kim? ... Önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan... kim? ..." (bkz. 27:60-64). "Onu siz mi yaratıyorsunuz-yoksa Biz miyiz Yaratan?" (bkz. 56:59) vs... 5. Kur'ân tekrar tekrar bizi mevcudatın nasıl yaratıldığını düşünmeye çağırır: "Onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseldiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?" (bkz. 88:17-20). "Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişiz, bir bakmazlar mı?" (bkz. 50:6). "Allah'ın göğü yedi kat üzere nasıl yarattığını görmez misiniz?" (bkz. 71:15) vs. 6. Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmışlardır. (bkz. 16:20). 7. İlk olarak biz sebeplerin yaratamayacağını ve bir mevcudun, isterse küçük ve önemsiz görünsün ("Allah sivrisineği ve ondan daha [da] küçüğünü misal olarak vermekten çekinmez." bkz. 2:26), ancak bir Kadîr-i Alîm tarafından yaratılmış olabileceğini gösterdik. Sonra bütün eşyanın tek bir şeyin kâinatın geri kalan tüm kısımlarından bağımsız bir şekilde var olamayacağı bir biçimde birbiriyle bağlantılı olduğu gözlemini yaptık. Bu vâkıadan hareketle, mantıken, bir mevcudu yapan kimse sair tüm mevcudatı yapanın da o olduğu açıklanabilir. Yani, bütün mevcudat bir Kadîr-i Alîm tarafından yaratılır. Bu istidlâl bir genellemedir: şimdi ve burada var olan bir mevcuttan zaman ve mekân içindeki tüm mevcutlara (geçmişten geleceğe ve her yere). Bu bakış açısından, bu muhakeme tarzı tümevarıma dayalıdır: hususi bir mevcudu (bir sinek) ele aldık ve umumî ve küllî hikikatlere ulaştık (Zaman ve mekân içindeki bütün mevcudat bir Zât-ı Kadîr-i Alîm tarafından yaratılır). 8. "Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile size yiyecek olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, daimî olarak yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır." Bkz. 14:32-33. Ayrıca bkz. 7:10; 16:14; 16:66-69; 30:46; 35:12; 80:24-32, vs... 9. Burada "mucize" kelimesi peygamberlerin mucizeleri anlamında kullanılmamıştır. Bütün sebeplerin yapmaktan aciz kaldıkları anlamında kullanılmıştır. Öyle ki, tüm yaratılmış mevcutlar ve sebepler mucizedir; onlar sebepleri acis bırakır. Meselâ, ipek gibi yumuşacık kökleri ile her bitki ve her ot bir kudret ve rahmet mucizesidir. Sert taşlara ve toprağa "Bismillah" diyerek nüfuz eder, delip geçer; bütün eşyayı kendisine râm eder. Bir ağacın dallarının göğe doğru uzaması; köklerin sert taşların ve toprağın ortasında köklerinin önlenemez yayılışı; kendiliğinden yeryüzüne çıkışı; yoğun sıcağa rağmen aylarca yaş kalan zarif yaprakları; hepsi de şunu söylüyor gibidir: "Sertlik ve sıcaklık dalâhî emre uyarak işliyor, bitkinin ipek gibi yumuşacık kökleri, her biri bir asa-yı Musa (as) gibi Onun emrine itaat ederek 'Yâ Musa, asanla taşa vur' (bkz. 2:60) emrini cilvelendirir ve taşı yarar. Onun incecik, zarif yapraklarının her biri, alev saçan ateş karşısında birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi 'Ey ateş, soğuk ve selim ol' (21:69) ayetini okur." 10. "Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de, onların da rızkını Allah verir. O, Semî ve Alîm'dir." (bkz. 29:60). 11. Sebeplerin varlığının inkâr edilmediğini belirtelim. İşin aslı şudur: Sebepler vardır, fakat yaratılmışlardır, yaratamazlar: "Gökten su indirip yeryüzünde her hoş çiftten yetiştirmişizdir. İşte bu[nların hepsi] Allah'ın yaratışıdır. Ondan başkasının ne yarattığını Bana gösterin. Hayır, gösteremezler, zalimler apaçık sapıklık içindedirler." (bkz. 31:10-11). "Hiç yaratan yaratamayana[mevcudat]a benzer mi? İbret almaz mısınız?" (bkz. 16:17). Ayrıca bkz. 6:95-102. 12. "De ki: 'Eğer-dedikleri gibi-Allah'la beraber tanrılar bulunsaydı, o taktirde hepsi arşın sahibi olmaya [Onun rububiyetine] bir yol ararlardı.' O, onların söylediklerinden Münezzehtir, Yücedir, Uludur. Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar Onu tesbih eder; Onu hamd ile tesbih etmeyen [tek bir şey] yoktur; fakat siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz!..." (bkz.17: 4?-44). Ayrıca bkz. 57:1; 13: 13;14: 41; 59: 1; 59: 24; 61: 1; 62: 1 vd... 13. "Rabbimiz! Sen bunu boşuna [anlamsız ve amaçsız] yaratmadın. Sen manezzehsin! Bizi ateşin azabından koru." (bkz. 3:191). 14. Bilim bu beyanı tümevarıma dayalı bir biçimde isbatlama iddiasındadır. Fakat, gösterdigimiz gibi, ve fizolofların kendilerinin kabul ettiği gibi, tümevarım kendisini isbat etmek için kullanılamaz. 15. "Onların çoğu zanna uyarlar: [ve] gerçekte ise, zan hakikat karşısında birşey ifade etmez..." (bkz. 10: 36). "Yeryüzünde [yaşayan]ların çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar." (bkz. 6:116). bkz. ayrıca 10: 66; 53: 23. 16. History of Western Philosophy adlı eserinde, Russell şöyle diyor: "Bütünüyle veya genel olarak ampirik olan bir felsefe çerçevesinde Hume herhangi bir cevap verilip verilmediğini keşfetmek önemlidir. Eğer cevap yoksa, akıllılık ve delilik arasında entellektüel bir farklılık yoktur... Hume'un şüpheciliği tamamen tümevarım prensibini reddetmesine dayanır. ... Eğer bu prensip doğru değilse, özel gözlemlerden genel bilimsel kanunlara ulaşma çabasındaki her teşebbüs bâtıldır, ve Hume'un şüpheciliği bir ampirisist için kaçınılmazdır. Prensibin kendisi, -böyle bir çıkarımın doğruluğunu isbat gerekli olduğundan-şüphesiz, bir kısır döngüye düşmeksizin, gözlenmiş tekdüzeliklerden çıkarılamaz. O halde, ya tecrübeye dayalı olmayan bağımsız bir prensip olması yahut böyle bir prensipten çıkarılması gerekir." Böyle bir prensip henüz keşfedilmediğine göre, bilimsel bir şekilde kurulmuş sonuçlar prensipte hiçbir "aklî" temele dayanmayan bâtıl inançlar kadar akıl dışıdır! 17. Bu akıl yürütme tarzı bize Hz. İbrahim (a.s.) ile Nemrut arasında geçen ve Bakara sûresinin 158. âyetinde anlatılan kıssayı hatırlatır. Nemrut İbrahim'le münazara etti ve kendisinin, İbrahim'in Allah'ı gibi, hayat bahşetmeye ve ölüm vermeye kâdir olduğunu ileri sürdü. Ve iddiasını isbat için, Nemrut, iki mahkum getirilmesini istedi. Birinin öldürülmesini emretti ve diğerinin hayatını bağışladı. Bu şekilde, onunda hayat bahşetmeye ve ölüm vermeye kâdir (Muhyî ve Mumît) olduğunu iddia etti. Onun akıl yürütmesi ikinci mahkumun öldürülmesini emredince onun canlı kalamayacagı idi. O halde, ona hayat bahşeden oydu. Bu bilim adamlarının eğer "Su yoksa bitkiler solar ve ölür. O halde..." diye sürüp giden iddialarına nasıl da benziyor. 18. Bkz. 27: 60-64; 10: 31-35; 56: 59-73; 28: 71; 29: 63; 31: 29-31; 35: 3; 35: 40; 39: 21; 26: 75; 6: 56; 24: 43; vd... 19. Bkz. 40: 79-81; 22: 63-65; 31:10; 80: 24-32; vd... 20. "Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendilerine verecek rızkları olmayan, olsa bile veremeyen şeylere ibadet [etmeye devam) mı ediyorlar? (bkz.16: 72). "De ki: 'Allah'ı bırakıp da taptıkınız putlarınıza hiç baktınız mı? Yeryüzünde yarattıkları nedir? Bana göstersenize!-yoksa onlara gökler[in idaresin]de bir ortaklık verdiğimizi mi [iddia ediyorsunuz?]... Hayır; o zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler." (bkz. 35: 40). "De ki: 'Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? [Bu varlıklar ve sebepler) yeryüzunde ne yaratmışlar; bana göstersenize! Yoksa Allah'la ortaklıkları gökler[in yaratılmasın]da mıdır?..."'(bkz. 46: 4). "... De ki: `[Niçin) Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zarar sağlama kudretleri olmayan dostlar mı edindiniz?' De ki: 'Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?' Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: 'Herşeyi yaratan Allah'tır. O, tek olan ve varolan herşey üstünde mutlak kudreti olan (Vâhidü'l- Kahhâr)dır." (bkz. I3:16). 21. Ayrıca bkz. 39: 62; 40: 62. 22. Ayrıca bkz. 24: 45. 23. Rabbinin emir, havl ve kudretiyle bir mikrop, bir virüs koca bir adamı mezara yollayabilir; ufacık bir tohum dev gibi bir ağacın imalat yeri halini alabilir; bir karınca Firavunun sarayını yıkabilir, vs... 24. Kur'ân ve mü'minler bütün mevcudatı Tek bir Sanie atfederler. Her maddeyi doğrudan Ona izafe ederler. Bu o kadar kolay bir yoldur ki, onu izlemek zorunlu bir hal alır; bu yol hepimizi kendine çağırır. Yine de, Allah'a ortaklar yakıştıran felsefe ve dalâlet ehli, tek bir mahluku sayısız sebeplere izafe ederler. Onların yolu o kadar müşkillerle doludur ki, imkânsız bir hal almaktadır. "Allah bir misal veriyor: Geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adam; bu ikisi eşit midir? [Hayır] Bütün hamdler [yalnız] Allah'a mahsustur; lâkin çoğu bilmezler." (bkz. 39:29). 25. Bu, amprisistler tarafından düşünülen illiyete dayalı tabiat kanunları kavramının kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Metafizikçiler gibi, onlar da teorilerini tevhidle telafi imkansız olan illiyet üzerine kuruyorlar. 26. Elementler sanki yeni bir mevcudun yaratılışında kullanılıyormuş gibi görünür; oysa, onlar yeni bir mevcudun sergilediği özelliklerden hiçbirine sahip değildir. Bir tohum veya elementler, sözgelimi, biçim, lezzet koku, renk gibi, meyvenin taşıdığı niteliklerden hiçbirine sahip değildirler. 27. "[Onun için] hepinizin yaratılması ve tekrar diriltilmesi tek bir nefsin [yaratılması ve tekrar diriltilmesi] gibidir..." (bkz. 31:28). 28. Gerçekte onların hepsi aynı elementlerin terkibidirler: kuark ve leptonlardan yapılırlar. Maddeten onlar aynı görülebilir, aralarındaki fark organize edilme biçimlerinde yatar. 29. "Hareket eden hiçbir mahluk yoktur ki, Allah onu perçeminden kavramamış olsun." (bkz. 11:56). Ayrıca bkz. 22:65 ve 30:25. 30. Tümevarım prensibine göre, bu dünyada daha çok yaşarsak, yarını yaşama beklentimizinde o kadar çok olması gerekir. Diğer bir değişle, hayatta kalma ihtimalimiz yaşımız nisbetinde artar. Oysa, hepimiz biliriz ki, yaşadıkça, ölüme daha yakın olacağız! 31. Tarih boyunca, birçok filozof ve ilahiyatçı bir yaratıcının varlığının zorunlu olduğunu ancak teorik bir biçimde vurgulamışlardır. Bir yaratıcının olması gerektiği sonucuna aklen ulaşmak insan için kolaydır. Bununla birlikte, bu sonuç, insanın sayısız duygu ve latifelerini dikkate almadıgı için, tam değildir. Allah'ın varlığını teorik olarak bilmek yeterli değildir. İnsan Allah'ı bütün isim ve sıfatlarıyla bilmeye ve aklıyla olduğu gibi tüm kalbiyle de bu isim ve sıfatları tasdik etmeye mecburdur. ("Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kableri... olsun" bkz. 22: 46). Eğer insan ona her ne verilmişse Allah'ın rahmetinden olduğunu idrak ederse, Ona güvenecek, Ona itaat edecek, Ona teşekkür edecektir. Eğer eşyayı kendileri için değil, Allah'ın rahmetinden tecelli eden lütuflar olarak severse, Allah'a minnettar olacak; onun bu lütuflara olan sevgisi Allah sevgisine (muhabbetullaha) dönüşecektir. Bir çiçek, meselâ, bir rahmet hediyesidir. O kadar güzel ve öylesine mükemmel yapılmıştır ki, ona bakmaya ve onu sevmeye mecbur kalırız. Çiçek Allah'ın Güzel İsimlerinin tecellisini aksettirdiği harika bir biçimde yaratılır. Bize hayrete ve hayranlığa, muhabbete ve Güzellik, Rahmet, Kudret gibi sıfatlar karşısında âdeta mest olmamıza vesile olan bir akıl ve bir kalb verilmiştir. Bizim çiçeğe olan sevgimiz, böylece, onun Sanii namına olacaktır. Sevgimizi "Nasıl da güzel yapılmışlar?" biçiminde ifade edeceğiz. Bu sevgi, nazarımızı güzel bir çiçekten ilâhî isimlerin güzelliğine çevirmesinden dolayı, Allah'ın isimlerinin sonsuz güzelliğine bir yol açar. Bu da kalbin Allah'ın huzurunda huşu ve vecd içinde secdeye kapanmasına bir yol açar. Böyle bir sevgi sevinç ve sürur verir. Bu ibadettir. 32. S. Weinberg, Les Trois Premieres minutes de I'Univers, Editions du Seuil, p. 179 (1978). 33. Ayrıca bkz. 25:55; 25:3; 5:76; 10:106; 21:66-67. 34. "Yapısını takva ve Allah'ın hoşnutluğu için yapan kimse mi daha hayırlıdır; yoksa yapısını kayacak bir uçurum kıyısına yapıp da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi?" (bkz. 9:109). 35. Bu makalenin yazılmasında Said Nursî'nin Risale-i Nur Külliyatından istifade etmiş bulunuyorum. [B][URL="http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Sayi&SayiNo=53"]KPR - K 96 - Bilim ve Din[/URL][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Tümevarım problemine bir çözüm önerisi "Tabiat Kanunları" ve "İlliyet"
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst