Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ubudiyetin Ruhu: Duâ ve Sırları
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 181843" data-attributes="member: 12884"><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>İmanın Vesile ve Neticesi Duâdır</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong>Duâ, insana samimi ve katışıksız tevhid inancı kazandırır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Duâ eden adam anlar ki, Birisi var, onun hâtırât-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder.” (23. Söz, 5. Nokta). Aslında duâlarımızla biz, beşerî isteklerimizin gerçekleştirilmesinden daha çok, Rabbimize kulluğumuzu arz eder, O’na olan saygımızı, güvenimizi ve O’nun gücünün her şeye yettiğini itiraf eder; son noktayı bazen bir sükûtla, bazen de –esbâba tevessül mülâhazası mahfuz– her şeyi O’ndan bekleme durumunda bulunduğumuzu vurgulama adına: “Ne hâlimiz varsa hepsi de Sana ayân/ Duâ, kapı kullarından miskince bir beyan..” manâsına hâl-i pür-melâlimizi dile getiririz. İnanan bir insan ellerini açıp yakarışa geçince, kendisini gören, soluklarını duyan, içinden geçenleri bilen ve iniltilerini değerlendiren her şeye Kâdir, her şeye Hâkim, istediğini istediği gibi yapan, yaptığı her şeyde farklı hikmetler gözeten birinin var olduğunu düşünür; O’nun merhameti, iradesi, meşieti sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceği inancıyla gerilir ve en karanlık anlarında bile sürekli huzur yudumlar, itminan soluklar ve ümitle oturur-kalkar. Bu çerçevede günde birkaç defa O’na yönelmek, kalbin gözü-kulağıyla fizik ötesi şeyleri görüp işitmeye çalışmak o kadar derin ve anlamlıdır ki, bir kere bu mazhariyeti duyup tadan birinin, bir daha da o kapıdan ayrılması düşünülemez (Gülen 2000, s. 251, 55). </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Duâ, aynı zamanda gerçek tevhid inancının bir neticesidir. Duâ konusuna tahsis ettiği 24. Mektub’un birinci Zeyl’inde Bediüzzaman şöyle yazar: “Duâ ubudiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Çünkü duâ eden adam duâsıyla gösteriyor ki: ’Bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılaı var ve bilir. En uzak maksudlarımı yapabilir. Benim her halimi görür, sesimi işitir. Öyleyse, bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki, benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri O yapıyor ki, en küçük işlerimi de Ondan bekliyorum, Ondan istiyorum’. İşte, duânın verdiği hâlis tevhidin genişliğine ve gösterdiği nur-u imanın halâvet ve sâfiliğine bak, “De ki: Duânız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki?” (Furkân sûresi, 25/77) sırrını anla ve “Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, size karşılık vereyim.” (Mü’min sûresi, 40/60) fermanını dinle.” Yine aynı bahiste duâ ile elde edilen sonuçları “latîf, leziz ve hazır bir meyveye” benzeterek “Duâ eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir.” diyerek Cenab-ı Hakk’ın onun bütün hallerini bildiği gibi, keremiyle bütün ihtiyaçlarını da yerine getireceğini vurgular. Böylece insan, kendini Cenab-ı Hakk’ın huzurunda tasavvur ederek, tam bir teslimiyet ve gönül rahatlığıyla O’na tevekkül eder. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman, yağmur namazında yapılan duânın imanın hakikatini, çocukların dahi anlamasına vesile olduğunu söyler ve şöyle der: “Yağmur namazının zahir neticesi yağmurun gelmesidir; fakat asıl hakikî, en menfaatli neticesi ve en güzel ve tatlı meyvesi şudur ki: Herkes o vaziyetle anlar ki, onun tayınını veren babası, hanesi, dükkânı değil; belki onun tayınını ve yemeğini veren, koca bulutları sünger gibi ve zemin yüzünü bir tarla gibi tasarrufunda bulunduran bir Zat, onu besliyor, rızkını veriyor. Hattâ en küçücük bir çocuk da, daima aç olduğu vakit validesine yalvarmaya alışmışken, o yağmur duâsında, küçücük fikrinde büyük ve geniş bu manâyı anlar ki: Bu dünyayı bir hane gibi idare eden bir Zat, hem beni, hem bu çocukları, hem validelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. O vermese, başkalarının faydası olmaz. Öyleyse O’na yalvarmalıyız der, tam imanlı bir çocuk olur (Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lâhikası, II, 1688-9).</span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">İnanan insanın esas vazifesi duâdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyleyse, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duâdır.” Duâ fıtratın gereğidir. İnsan fıtratı ilim, duâ ve ubudiyet ile tekemmül eder. Bediüzzaman, mahiyet ve istidat itibarıyla her şeyi ilme bağlar; gerçek ilimlerin kaynağının da Allah’ı bilmek ve O’na iman etmek olduğunu söyler. İnsan, yaratılış gayesi olan iman hakikatine ise duâ ile ulaşır. Kimin merhametiyle böyle hikmetli idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle şefkatle terbiye ediliyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nezaket ve ihtimamla besleniyor ve idare ediliyorum? sorularının cevapları, insanı esas vazifesi olan imana ulaştırır. İnsan, binde birisini dahi yerine getirmekten âciz kaldığı ihtiyaçlarını, bütün ihtiyaçları yerine getiren Zat’tan acz ve fakr lisanıyla yalvararak ister. İnsanın esas vazifesi, “Aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubudiyete uçmaktır. Demek, insan bu âleme ilim ve duâ vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.” (23. Söz, 4. Nokta). </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Duâ insanı iman hakikatine ulaştırdığı gibi duâların kabulü ve kabul keyfiyeti de Cenab-ı Hakk’ın varlığının delillerindendir. Tohumların ve benzeri maddelerin istidatlarıyla, hayvanların fıtrî ihtiyaçlarıyla ve zorda kalanların ıztırar lisanıyla yaptıkları duâların kabul edilmesi O’nun varlığının delilerindendir. Bediüzzaman, “İşte, bu nihayetsiz duâların bilmüşahede kabul ve icabeti, her biri vücuba ve vahdete şehadet ve işaret ettikleri gibi, mecmuu, büyük bir mikyasta, bilbedâhe, bir Hâlık-ı Rahîm ve Kerîm ve Mücîbe delâlet eder ve baktırır.” diyerek, duânın kabulünün tevhid delillerinden olduğunu ifade eder (33. Söz, 4. Pencere).</span> </span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 181843, member: 12884"] [FONT=Arial][SIZE=3][B]İmanın Vesile ve Neticesi Duâdır [/B]Duâ, insana samimi ve katışıksız tevhid inancı kazandırır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Duâ eden adam anlar ki, Birisi var, onun hâtırât-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder.” (23. Söz, 5. Nokta). Aslında duâlarımızla biz, beşerî isteklerimizin gerçekleştirilmesinden daha çok, Rabbimize kulluğumuzu arz eder, O’na olan saygımızı, güvenimizi ve O’nun gücünün her şeye yettiğini itiraf eder; son noktayı bazen bir sükûtla, bazen de –esbâba tevessül mülâhazası mahfuz– her şeyi O’ndan bekleme durumunda bulunduğumuzu vurgulama adına: “Ne hâlimiz varsa hepsi de Sana ayân/ Duâ, kapı kullarından miskince bir beyan..” manâsına hâl-i pür-melâlimizi dile getiririz. İnanan bir insan ellerini açıp yakarışa geçince, kendisini gören, soluklarını duyan, içinden geçenleri bilen ve iniltilerini değerlendiren her şeye Kâdir, her şeye Hâkim, istediğini istediği gibi yapan, yaptığı her şeyde farklı hikmetler gözeten birinin var olduğunu düşünür; O’nun merhameti, iradesi, meşieti sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceği inancıyla gerilir ve en karanlık anlarında bile sürekli huzur yudumlar, itminan soluklar ve ümitle oturur-kalkar. Bu çerçevede günde birkaç defa O’na yönelmek, kalbin gözü-kulağıyla fizik ötesi şeyleri görüp işitmeye çalışmak o kadar derin ve anlamlıdır ki, bir kere bu mazhariyeti duyup tadan birinin, bir daha da o kapıdan ayrılması düşünülemez (Gülen 2000, s. 251, 55). Duâ, aynı zamanda gerçek tevhid inancının bir neticesidir. Duâ konusuna tahsis ettiği 24. Mektub’un birinci Zeyl’inde Bediüzzaman şöyle yazar: “Duâ ubudiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Çünkü duâ eden adam duâsıyla gösteriyor ki: ’Bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılaı var ve bilir. En uzak maksudlarımı yapabilir. Benim her halimi görür, sesimi işitir. Öyleyse, bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki, benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri O yapıyor ki, en küçük işlerimi de Ondan bekliyorum, Ondan istiyorum’. İşte, duânın verdiği hâlis tevhidin genişliğine ve gösterdiği nur-u imanın halâvet ve sâfiliğine bak, “De ki: Duânız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki?” (Furkân sûresi, 25/77) sırrını anla ve “Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, size karşılık vereyim.” (Mü’min sûresi, 40/60) fermanını dinle.” Yine aynı bahiste duâ ile elde edilen sonuçları “latîf, leziz ve hazır bir meyveye” benzeterek “Duâ eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir.” diyerek Cenab-ı Hakk’ın onun bütün hallerini bildiği gibi, keremiyle bütün ihtiyaçlarını da yerine getireceğini vurgular. Böylece insan, kendini Cenab-ı Hakk’ın huzurunda tasavvur ederek, tam bir teslimiyet ve gönül rahatlığıyla O’na tevekkül eder. Bediüzzaman, yağmur namazında yapılan duânın imanın hakikatini, çocukların dahi anlamasına vesile olduğunu söyler ve şöyle der: “Yağmur namazının zahir neticesi yağmurun gelmesidir; fakat asıl hakikî, en menfaatli neticesi ve en güzel ve tatlı meyvesi şudur ki: Herkes o vaziyetle anlar ki, onun tayınını veren babası, hanesi, dükkânı değil; belki onun tayınını ve yemeğini veren, koca bulutları sünger gibi ve zemin yüzünü bir tarla gibi tasarrufunda bulunduran bir Zat, onu besliyor, rızkını veriyor. Hattâ en küçücük bir çocuk da, daima aç olduğu vakit validesine yalvarmaya alışmışken, o yağmur duâsında, küçücük fikrinde büyük ve geniş bu manâyı anlar ki: Bu dünyayı bir hane gibi idare eden bir Zat, hem beni, hem bu çocukları, hem validelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. O vermese, başkalarının faydası olmaz. Öyleyse O’na yalvarmalıyız der, tam imanlı bir çocuk olur (Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lâhikası, II, 1688-9). İnanan insanın esas vazifesi duâdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyleyse, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duâdır.” Duâ fıtratın gereğidir. İnsan fıtratı ilim, duâ ve ubudiyet ile tekemmül eder. Bediüzzaman, mahiyet ve istidat itibarıyla her şeyi ilme bağlar; gerçek ilimlerin kaynağının da Allah’ı bilmek ve O’na iman etmek olduğunu söyler. İnsan, yaratılış gayesi olan iman hakikatine ise duâ ile ulaşır. Kimin merhametiyle böyle hikmetli idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle şefkatle terbiye ediliyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nezaket ve ihtimamla besleniyor ve idare ediliyorum? sorularının cevapları, insanı esas vazifesi olan imana ulaştırır. İnsan, binde birisini dahi yerine getirmekten âciz kaldığı ihtiyaçlarını, bütün ihtiyaçları yerine getiren Zat’tan acz ve fakr lisanıyla yalvararak ister. İnsanın esas vazifesi, “Aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubudiyete uçmaktır. Demek, insan bu âleme ilim ve duâ vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.” (23. Söz, 4. Nokta). Duâ insanı iman hakikatine ulaştırdığı gibi duâların kabulü ve kabul keyfiyeti de Cenab-ı Hakk’ın varlığının delillerindendir. Tohumların ve benzeri maddelerin istidatlarıyla, hayvanların fıtrî ihtiyaçlarıyla ve zorda kalanların ıztırar lisanıyla yaptıkları duâların kabul edilmesi O’nun varlığının delilerindendir. Bediüzzaman, “İşte, bu nihayetsiz duâların bilmüşahede kabul ve icabeti, her biri vücuba ve vahdete şehadet ve işaret ettikleri gibi, mecmuu, büyük bir mikyasta, bilbedâhe, bir Hâlık-ı Rahîm ve Kerîm ve Mücîbe delâlet eder ve baktırır.” diyerek, duânın kabulünün tevhid delillerinden olduğunu ifade eder (33. Söz, 4. Pencere).[/SIZE] [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ubudiyetin Ruhu: Duâ ve Sırları
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst