Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ubudiyetin Ruhu: Duâ ve Sırları
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 181846" data-attributes="member: 12884"><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>Fakra Karşı İstimdat Noktası Duâdır</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong>İnsanın bir çok şeye ihtiyacı vardır. İhtiyaçlar insanın hayallerinin ulaştığı yere kadar uzanır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “İnsan, mahiyetinin câmiiyeti itibarıyla, sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cennet’i dahi müştakane sever.” Kâinatla bu derece alâkalı olan insanın “Mâbudu, Rabbi, melcei, halâskârı, maksudu öyle bir Zat olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyârat dahi taht-ı emrindedir.” Müminler için makbul bir duâ olduğu hadis-i şerifte bildirilen (Taberânî, II, 838) Hazret-i Yunus Aleyhisselâm’ın, balığın karnında yaptığı “(Sonra karanlıklar içinde şöyle yakarmıştı<img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite1" alt=":)" title="Smile :)" loading="lazy" data-shortname=":)" /> Ya Rabbî! Sensin yegâne İlâh, Senden başka yoktur ilâh. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!” (Enbiyâ Sûresi, 21/87) duâ ve münacatı, sebeplerin sukût ettiği yerde, onları da yaratan Cenab-ı Hakk’a halis teveccühten dolayı kabul görmüştür. O halde biz de “aynelyakin anlamalıyız ki, gaflet ve dalâletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve hevâ-yı nefsin zararlarını def edecek yalnız o Zat olabilir ki, istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir. Acaba Hâlık-ı semâvat ve arzdan başka hangi sebep var ki, en ince ve en gizli hâtırât-ı kalbimizi bilecek. Ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüz bin boğucu emvâcından kurtaracak -hâşâ- Zât-ı Vâcibü’l-Vücud’dan başka hiçbir şey, hiçbir cihette, Onun izin ve iradesi olmadan imdad edemez ve halâskâr olamaz” (1. Lem’a).</span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">İnsanın ihtiyaçlarını yalnızca Cenab-ı Allah karşılayabileceği gibi, elem ve kederlerini da yine O giderir. Zira insan ruhu “Hadsiz hâcâta müptelâ, nihayetsiz a’dânın hücumuna hedeftir.” Allah’a iman, ona “bütün hâcâtını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını açar ve bütün a’dâsının şerrinden emin edecek bir Kudret-i Mutlaka’nın sahibi olan kendi Mâbudunu ve Hâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, mâliki kim olduğunu irâe eder.” Böylece insan ruhu kuvvetli bir dayanak ve medet isteme mercii bularak “kalbi, vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtularak”, bitip tükenmeyen bir ferah ve sürekli bir sevinç kazanır (20. Mektup, 1. Makam). İnsanın bütün ihtiyaçlarını karşılayıp onu sürekli mutlu edebilecek yalnızca Allah Teâlâ’dır. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah’tan kusurlarınızı örtmesini, korkularınızdan emin kılmasını isteyin.” (Taberânî, II, 787) buyurmuştur. Bu sebeple Bediüzzaman tam bir teslimiyet içinde şöyle seslenir: “Hiçbir şeyi duâlarıma, taleplerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. Ancak küre-i arzı harekete getiren, felek çarklarını durdurmaya ve şems ve kamerin yerleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeye ve vücudun şahikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sakin kılmaya kadir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelâle duâlarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum. Çünkü, her şeyle alâkadar âmâl ve makasıdım vardır. Ve keza, kalbime vaki olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyûl ve emellerini tatmin ettiği gibi, akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeye kâdir olan Zât-ı Akdes’den maada kimseye ibadet etmiyorum” (Külliyat, “MN”, II, 1322). </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Acz ve fakrın duânın iki önemli esası olduğunu sürekli vurgulayan Bediüzzaman Hazretleri, “Ey Said! Gurur ve enaniyeti bırak. Dergâh-ı ulûhiyetinde, acz ve zaafını, fakr ve fâkatını istimdat ve lisan-ı tazarru ve ubudiyetle ve duâyla ilân et.” (a.g.e. 1386) diyerek, duâda acz ve fakrın kulluk şuurunun yerleşmesinde ne derece önemli olduğuna dikkat çekmiş ve duâlarında şöyle yakarmıştır: “Yâ Rabbî, yâ Hâlıkî, yâ Mâlikî! Seni çağırmakta hüccetim, hâcetimdir. Sana yaptığım duâlarda uddetim fâkatimdir. Vesilem, fıkdan-ı hile ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re’sülmâlim, emellerimdir. Şefîim, Habîbin (aleyhissalâtü vesselâm) ve rahmetindir. Af eyle, mağfiret eyle ve merhamet eyle, yâ Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm! Âmin.” (a.g.e., II, 1320).</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 181846, member: 12884"] [FONT=Arial][SIZE=3][B]Fakra Karşı İstimdat Noktası Duâdır [/B]İnsanın bir çok şeye ihtiyacı vardır. İhtiyaçlar insanın hayallerinin ulaştığı yere kadar uzanır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “İnsan, mahiyetinin câmiiyeti itibarıyla, sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cennet’i dahi müştakane sever.” Kâinatla bu derece alâkalı olan insanın “Mâbudu, Rabbi, melcei, halâskârı, maksudu öyle bir Zat olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyârat dahi taht-ı emrindedir.” Müminler için makbul bir duâ olduğu hadis-i şerifte bildirilen (Taberânî, II, 838) Hazret-i Yunus Aleyhisselâm’ın, balığın karnında yaptığı “(Sonra karanlıklar içinde şöyle yakarmıştı:) Ya Rabbî! Sensin yegâne İlâh, Senden başka yoktur ilâh. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!” (Enbiyâ Sûresi, 21/87) duâ ve münacatı, sebeplerin sukût ettiği yerde, onları da yaratan Cenab-ı Hakk’a halis teveccühten dolayı kabul görmüştür. O halde biz de “aynelyakin anlamalıyız ki, gaflet ve dalâletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve hevâ-yı nefsin zararlarını def edecek yalnız o Zat olabilir ki, istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir. Acaba Hâlık-ı semâvat ve arzdan başka hangi sebep var ki, en ince ve en gizli hâtırât-ı kalbimizi bilecek. Ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüz bin boğucu emvâcından kurtaracak -hâşâ- Zât-ı Vâcibü’l-Vücud’dan başka hiçbir şey, hiçbir cihette, Onun izin ve iradesi olmadan imdad edemez ve halâskâr olamaz” (1. Lem’a). İnsanın ihtiyaçlarını yalnızca Cenab-ı Allah karşılayabileceği gibi, elem ve kederlerini da yine O giderir. Zira insan ruhu “Hadsiz hâcâta müptelâ, nihayetsiz a’dânın hücumuna hedeftir.” Allah’a iman, ona “bütün hâcâtını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını açar ve bütün a’dâsının şerrinden emin edecek bir Kudret-i Mutlaka’nın sahibi olan kendi Mâbudunu ve Hâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, mâliki kim olduğunu irâe eder.” Böylece insan ruhu kuvvetli bir dayanak ve medet isteme mercii bularak “kalbi, vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtularak”, bitip tükenmeyen bir ferah ve sürekli bir sevinç kazanır (20. Mektup, 1. Makam). İnsanın bütün ihtiyaçlarını karşılayıp onu sürekli mutlu edebilecek yalnızca Allah Teâlâ’dır. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah’tan kusurlarınızı örtmesini, korkularınızdan emin kılmasını isteyin.” (Taberânî, II, 787) buyurmuştur. Bu sebeple Bediüzzaman tam bir teslimiyet içinde şöyle seslenir: “Hiçbir şeyi duâlarıma, taleplerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. Ancak küre-i arzı harekete getiren, felek çarklarını durdurmaya ve şems ve kamerin yerleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeye ve vücudun şahikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sakin kılmaya kadir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelâle duâlarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum. Çünkü, her şeyle alâkadar âmâl ve makasıdım vardır. Ve keza, kalbime vaki olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyûl ve emellerini tatmin ettiği gibi, akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeye kâdir olan Zât-ı Akdes’den maada kimseye ibadet etmiyorum” (Külliyat, “MN”, II, 1322). Acz ve fakrın duânın iki önemli esası olduğunu sürekli vurgulayan Bediüzzaman Hazretleri, “Ey Said! Gurur ve enaniyeti bırak. Dergâh-ı ulûhiyetinde, acz ve zaafını, fakr ve fâkatını istimdat ve lisan-ı tazarru ve ubudiyetle ve duâyla ilân et.” (a.g.e. 1386) diyerek, duâda acz ve fakrın kulluk şuurunun yerleşmesinde ne derece önemli olduğuna dikkat çekmiş ve duâlarında şöyle yakarmıştır: “Yâ Rabbî, yâ Hâlıkî, yâ Mâlikî! Seni çağırmakta hüccetim, hâcetimdir. Sana yaptığım duâlarda uddetim fâkatimdir. Vesilem, fıkdan-ı hile ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re’sülmâlim, emellerimdir. Şefîim, Habîbin (aleyhissalâtü vesselâm) ve rahmetindir. Af eyle, mağfiret eyle ve merhamet eyle, yâ Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm! Âmin.” (a.g.e., II, 1320).[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ubudiyetin Ruhu: Duâ ve Sırları
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst