Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ubudiyetin Ruhu: Duâ ve Sırları
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 181847" data-attributes="member: 12884"><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong>Sonuç</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong>Yalnızlık, çaresizlik, sıkıntı, ümitsizlik ve gelecek korkusu gibi çağımız insanının problemlerinin aşılması insan fıtratının tanınmasıyla mümkündür. Yaratılışın tesadüflere havale edilmesi, insanın başıboş ve gayesiz tasavvur edilmesi sonucunda ortaya çıkan psikolojik ve vicdani problemleri aşmanın yegane yolu insanın tanınmasıdır. Dahilerin, dünya nimetlerinden en üst seviyede istifade eden mal ve makam sahiplerinin iç sıkıntıları ve buhranlarını aşamadıkları, hattâ bu kabil problemlerle en fazla onların karşılaştığı müşahede edilmektedir. Halbuki insanın Cenab-ı Hakk’a kul olduğunu kabul ederek, tam bir iman ile O’na teslim olması durumunda geçmiş, şimdi ve gelecek anlam kazanmakta ve aydınlanmaktadır. Bunun sonucunda gelecek endişesi ve şimdiki halin sıkıntılarından kurtulan insan, tam bir hürriyet kazanarak hayatın anlamını idrak etmesi mümkün olmaktadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Hak Teâlâ’ya teslimiyetin ve kulluğun en halis şekillerinden birisi duâdır. Duâ, sebeplerin bitip de insanın çaresiz kaldığı durumlarda bile her şeyi Allah’tan bekleme ve O’na sığınma duygusuyla insanı çaresizlikten kurtarmakta, ona önünde daima açık bir kapı bulunduğunu hatırlatmaktadır. Mevlanâ Câmi’nin “Bir’i iste, başkaları istenmeye değmiyor; Bir’i çağır başkaları imdada gelmiyor” (17. Söz, 2. Makam) sözleriyle ifade ettiği her duâyı duyan, her ihtiyaca cevap veren bir Rabb-i Rahimimiz bulunduğu gerçeğine inanmak, her dönemde insan oğlunun en büyük dayanağı ve ümit kaynağıdır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Ubudiyetin her an hissedilmesi ve hayatın kulluk şuuruyla tanzim edilmesi, böylece hayatın anlam kazanması ancak duâ ile mümkündür. İnsan, kendi fıtratını ve hayatın anlamını pratik olarak yalnızca duâ ile keşfedebilir. Nitekim ünlü hekim Alexis Carrel, “Duâ ortamında insan kendini olduğu gibi görür, kendine gelir. Hırsını, hatalarını, eğri düşüncelerini, kibir ve gururunu belirleyerek ahlâki görevlerini yerine getirmeye hazır bir duruma ulaşır.” (s. 45) diyerek duânın ahlâkın güzelleştirilmesindeki önemini vurgulamıştır. Ahlâk, duâ ile tekamül eder. Bediüzzaman bu hususu “Duâ ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.” (26. Söz, İkinci Mebhas) ifadeleriyle belirtir. İnsanın cüzî iradesinin yaratıcılık gücü yoktur. Matüridîlere göre insan iradesi yalnızca hayra ya da şerre meyledebilir. İnsanın hayra meyletmesinde duânın ciddi tesiri vardır. Bu meyelanın ortaya çıkmasında da Cenab-ı Hakk’ın irade ve kudretinin aslî rolü çok önemlidir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman hazretleri, duâ ve ibadetlerin yerine getirilmesinde aşk yerine acz ve fakrı hareket noktası almıştır. Zira o, Cenab-ı Hakk’a olan ihtiyaçların hissedilmesinin insanı kademe kademe Hak Teâlâ’nın esma ve sıfatlarına ulaştıracağını, acz ve fakrın şuurunda olarak yapılan duâ ve ibadetlerin aşkı da içine alan bir yol olduğunu vurgulamıştır. “İnsanın mahiyeti ulviye, fıtratı câmia olduğundan, binler envâ-ı hâcât ile binbir esmâ-i İlâhiye’ye, her bir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır. Muzaaf ihtiyaç, iştiyaktır. Muzaaf iştiyak, muhabbettir. Muzaaf muhabbet dahi aşktır.” sözleriyle bu gerçeği ifade eder. Yani ihtiyaçlar insanı iştiyaka, katmerli iştiyak muhabbete, katmerli muhabbet ise aşka götürür. O, bu gerçeği bir başka yerde şöyle açıklar: “Bazen insan, câmiiyet-i mahiyet cihetiyle hadsiz ihtiyacât noktasında esmâya muhtaç ve müştak olur ve o ihtiyaçla sever. Meselâ, sen bütün şefkat ettiğin akraba ve fukara ve zayıf ve muhtaç mahlûkata karşı âcizâne istimdat ihtiyacını hissettiğin halde biri çıksa, istediğin gibi onlara iyilik etse, o zâtın “in’âm edici” ünvanı ve “kerîm” ismi ne kadar senin hoşuna gider; ne kadar o zâtı o ünvanla seversin. Öyle de, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm isimlerini düşün ki, sen sevdiğin ve şefkat ettiğin bütün mü’min âbâ ve ecdadını ve akraba ve ahbabını dünyada nimetlerin envâıyla ve Cennet’te envâ-ı lezâizle ve saadet-i ebediyede onları sana gösterip ve kendini onlara göstermesiyle mes’ud ettiği cihette o Rahmân ismi ve Rahîm ünvanı ne kadar sevilmeye lâyıktırlar; ve ne derece o iki isme ruh-u beşer muhtaç olduğunu kıyas edebilirsin” (32. Söz, 3. Mevkıf, 2. Mebhas).</span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman hazretlerinin 32. Söz’ün sonundaki şu münâcâtı onun duâ konusundaki fikirlerinin özeti gibidir: “Yâ Rab! Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca menus sadâsıyla çalar, tâ ona açılsın. Öyle de, bîçare ben dahi, Senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdin olan Üveys el-Karânî’nin nidâsıyla ve münâcâtıyla şöyle çalıyorum. O dergâhını ona açtığın gibi, rahmetinle bana da aç: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px">İlâhî ente Rabbî ve ene’l-abd ve ente’l-Hâliku ve ene’l-mahlûk ve ente’r-Rezzâku ve ene’l-merzûk ve ente’l-Mâliku ve ene’l-memlûk ve ente’l-Azîzu ve ene’z-zelîl ve ente’l-Ganiyyü ve ene’l-fakîr.” (Mecmûatü’l-Ahzâb, Evrâd-ı Şâzelî, s. 323-324).</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 181847, member: 12884"] [FONT=Arial][SIZE=3][B]Sonuç [/B]Yalnızlık, çaresizlik, sıkıntı, ümitsizlik ve gelecek korkusu gibi çağımız insanının problemlerinin aşılması insan fıtratının tanınmasıyla mümkündür. Yaratılışın tesadüflere havale edilmesi, insanın başıboş ve gayesiz tasavvur edilmesi sonucunda ortaya çıkan psikolojik ve vicdani problemleri aşmanın yegane yolu insanın tanınmasıdır. Dahilerin, dünya nimetlerinden en üst seviyede istifade eden mal ve makam sahiplerinin iç sıkıntıları ve buhranlarını aşamadıkları, hattâ bu kabil problemlerle en fazla onların karşılaştığı müşahede edilmektedir. Halbuki insanın Cenab-ı Hakk’a kul olduğunu kabul ederek, tam bir iman ile O’na teslim olması durumunda geçmiş, şimdi ve gelecek anlam kazanmakta ve aydınlanmaktadır. Bunun sonucunda gelecek endişesi ve şimdiki halin sıkıntılarından kurtulan insan, tam bir hürriyet kazanarak hayatın anlamını idrak etmesi mümkün olmaktadır. Hak Teâlâ’ya teslimiyetin ve kulluğun en halis şekillerinden birisi duâdır. Duâ, sebeplerin bitip de insanın çaresiz kaldığı durumlarda bile her şeyi Allah’tan bekleme ve O’na sığınma duygusuyla insanı çaresizlikten kurtarmakta, ona önünde daima açık bir kapı bulunduğunu hatırlatmaktadır. Mevlanâ Câmi’nin “Bir’i iste, başkaları istenmeye değmiyor; Bir’i çağır başkaları imdada gelmiyor” (17. Söz, 2. Makam) sözleriyle ifade ettiği her duâyı duyan, her ihtiyaca cevap veren bir Rabb-i Rahimimiz bulunduğu gerçeğine inanmak, her dönemde insan oğlunun en büyük dayanağı ve ümit kaynağıdır. Ubudiyetin her an hissedilmesi ve hayatın kulluk şuuruyla tanzim edilmesi, böylece hayatın anlam kazanması ancak duâ ile mümkündür. İnsan, kendi fıtratını ve hayatın anlamını pratik olarak yalnızca duâ ile keşfedebilir. Nitekim ünlü hekim Alexis Carrel, “Duâ ortamında insan kendini olduğu gibi görür, kendine gelir. Hırsını, hatalarını, eğri düşüncelerini, kibir ve gururunu belirleyerek ahlâki görevlerini yerine getirmeye hazır bir duruma ulaşır.” (s. 45) diyerek duânın ahlâkın güzelleştirilmesindeki önemini vurgulamıştır. Ahlâk, duâ ile tekamül eder. Bediüzzaman bu hususu “Duâ ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.” (26. Söz, İkinci Mebhas) ifadeleriyle belirtir. İnsanın cüzî iradesinin yaratıcılık gücü yoktur. Matüridîlere göre insan iradesi yalnızca hayra ya da şerre meyledebilir. İnsanın hayra meyletmesinde duânın ciddi tesiri vardır. Bu meyelanın ortaya çıkmasında da Cenab-ı Hakk’ın irade ve kudretinin aslî rolü çok önemlidir. Bediüzzaman hazretleri, duâ ve ibadetlerin yerine getirilmesinde aşk yerine acz ve fakrı hareket noktası almıştır. Zira o, Cenab-ı Hakk’a olan ihtiyaçların hissedilmesinin insanı kademe kademe Hak Teâlâ’nın esma ve sıfatlarına ulaştıracağını, acz ve fakrın şuurunda olarak yapılan duâ ve ibadetlerin aşkı da içine alan bir yol olduğunu vurgulamıştır. “İnsanın mahiyeti ulviye, fıtratı câmia olduğundan, binler envâ-ı hâcât ile binbir esmâ-i İlâhiye’ye, her bir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır. Muzaaf ihtiyaç, iştiyaktır. Muzaaf iştiyak, muhabbettir. Muzaaf muhabbet dahi aşktır.” sözleriyle bu gerçeği ifade eder. Yani ihtiyaçlar insanı iştiyaka, katmerli iştiyak muhabbete, katmerli muhabbet ise aşka götürür. O, bu gerçeği bir başka yerde şöyle açıklar: “Bazen insan, câmiiyet-i mahiyet cihetiyle hadsiz ihtiyacât noktasında esmâya muhtaç ve müştak olur ve o ihtiyaçla sever. Meselâ, sen bütün şefkat ettiğin akraba ve fukara ve zayıf ve muhtaç mahlûkata karşı âcizâne istimdat ihtiyacını hissettiğin halde biri çıksa, istediğin gibi onlara iyilik etse, o zâtın “in’âm edici” ünvanı ve “kerîm” ismi ne kadar senin hoşuna gider; ne kadar o zâtı o ünvanla seversin. Öyle de, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm isimlerini düşün ki, sen sevdiğin ve şefkat ettiğin bütün mü’min âbâ ve ecdadını ve akraba ve ahbabını dünyada nimetlerin envâıyla ve Cennet’te envâ-ı lezâizle ve saadet-i ebediyede onları sana gösterip ve kendini onlara göstermesiyle mes’ud ettiği cihette o Rahmân ismi ve Rahîm ünvanı ne kadar sevilmeye lâyıktırlar; ve ne derece o iki isme ruh-u beşer muhtaç olduğunu kıyas edebilirsin” (32. Söz, 3. Mevkıf, 2. Mebhas). Bediüzzaman hazretlerinin 32. Söz’ün sonundaki şu münâcâtı onun duâ konusundaki fikirlerinin özeti gibidir: “Yâ Rab! Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca menus sadâsıyla çalar, tâ ona açılsın. Öyle de, bîçare ben dahi, Senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdin olan Üveys el-Karânî’nin nidâsıyla ve münâcâtıyla şöyle çalıyorum. O dergâhını ona açtığın gibi, rahmetinle bana da aç: İlâhî ente Rabbî ve ene’l-abd ve ente’l-Hâliku ve ene’l-mahlûk ve ente’r-Rezzâku ve ene’l-merzûk ve ente’l-Mâliku ve ene’l-memlûk ve ente’l-Azîzu ve ene’z-zelîl ve ente’l-Ganiyyü ve ene’l-fakîr.” (Mecmûatü’l-Ahzâb, Evrâd-ı Şâzelî, s. 323-324).[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ubudiyetin Ruhu: Duâ ve Sırları
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst