Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ümit kesilir mi? ümitvar olmak
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bizar" data-source="post: 177224" data-attributes="member: 12884"><p><em><strong>Burada dikkatlerimizden kaçırmamamız gereken çok önemli bir nokta var. Dikkat edelim; bu sözün söylendiği, bu hutbenin îrâd edildiği dönem; Osmanlı’nın, bir başka ifade ile Âlem-i İslâmın çöktüğü, parçalandığı; Cihân Harbi’nin ayak seslerinin duyulduğu bir dönemdir. Yalnızca devletlerin, milletlerin değil, ferd ferd bütün insanların dünyalarının karardığı, ümidlerinin yıkıldığı bir dönemdir. İşte böyle bir zamanda, böyle bir vasatta Allah’ın emrine olan itâat ve îtimâdı sâyesinde, îmânından aldığı kuvvetle aslâ ümîdsizliğe düşmemiş, düşenleri de îkaz etmiştir. Üstelik bu tavrı kuru bir iddia, ham bir hayâl de değil, aklın ve mantığın, Allah’ın emrine olan îtimat ile birleşmesinin bir netîcesidir. “İstikbâl yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak; ve hâkim, hakaik-ı Kur’âniye ve îmâniye olacak” derken “bu dâvâsına çok bürhanlardan ders aldığını” beyân etmektedir. Ve bu bürhanlardan “bir buçuk bürhan” dediği deliller ise yine Allah’ın dînine olan îtimâdı ve îmânının kuvvetidir.</strong></em></p><p><em><strong>Der ki: “İslâmiyet hakaikı hem ma’nen, hem maddeten terakkî etmeye kabil ve mükemmel bir istidâdı var.”</strong></em></p><p><em><strong>Ma’nen terakkî vesîlelerinin İslâmiyet hakaikı içinde bulunduğunu ispat ederken verdiği misâl de basit, ama basit olduğu kadar da muknîdir.</strong></em></p><p><em><strong>“Biliniz! Hakîki vukuâtı kaydeden tarih, hakîkate en doğru şahittir. İşte tarih bize gösteriyor. Hakîkat-i İslâmiyet’in kuvveti nisbetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslâm temeddün edip terakkî ettiğini tarih gösteriyor.” Öyle ise bundan sonra da Müslümanlar olarak o kuvvete göre hareket etmemiz derecesinde yeniden temeddün edip terakkî etmememiz için, dolayısıyla da ye’se düşmemiz için hiçbir sebep yoktur.</strong></em></p><p><em><strong>Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ümitvâr olmak için zamanın şartlarının uygun olmasını beklemek gibi bir mecbûriyetimiz aslâ yoktur. İşte yine Bedîüzzamân’dan yaşanmış bir örnek dahâ:</strong></em></p><p><em><strong>Meşhûr 31 Mart hâdiseleri gerekçesi ile çıkarıldığı Divân-ı Harb-i Örfî Mahkemesi’nde berâet ettikten sonra İstanbul’dan ayrılıp Van’a giderken uğradığı Tiflis’de, Şeyh San’an Tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temâşâ ederken, yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:</strong></em></p><p><em><strong>“Niye böyle dikkat ediyorsun?”</strong></em></p><p><em><strong>“Medresemin plânını yapıyorum.”</strong></em></p><p><em><strong>O der: “Nerelisin?”</strong></em></p><p><em><strong>Bedîüzzamân: “Bitlisliyim”</strong></em></p><p><em><strong>Rus polisi: “Bu Tiflis’tir”</strong></em></p><p><em><strong>Bedîüzzamân: “Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir.”</strong></em></p><p><em><strong>Rus polisi: “Ne demek?”</strong></em></p><p><em><strong>Bedîüzzamân: “Asya’da, âlem-i İslâmda üç nur birbiri arkasında inkişâfa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişâfa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek; ben de gelip burada medresemi yapacağım.”</strong></em></p><p><em><strong>“Heyhât! Şaşarım senin ümîdine.”</strong></em></p><p><em><strong>“Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir bahârı, her gecenin bir nehârı vardır.”</strong></em></p><p><em><strong>“İslâm, parça parça olmuş?..”</strong></em></p><p><em><strong>“Tahsile gitmişler.”</strong></em></p><p><em><strong>Bu “Tahsile gitmişler” sözü dünyayı ve dünyanın hâdiselerini doğru okumanın; doğru okuyor olabilmenin bir işaretidir. Zîrâ tahsil dönemi zordur; sıkıntılıdır; yorucudur. Derslerin, hocaların, hükmü geçenlerin kurallarına, kaprislerine katlanmayı ve çok çalışmayı gerektirir. Ancak sonunda elde edilecek netîce gün gelecek çekilen sıkıntıları hiçe indirecektir. Bu netîcelere ulaşabilmek için de şevkle, cehdle, ümîdle yılmadan, usanmadan çalışmak gerekmektedir.</strong></em></p><p><em><strong>“İşte Hindistan, İslâmın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idâdîsinde çalışıyor. Mısır İslâmın zekî bir mahdûmudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan İslâmın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde ta’lîm ediyorlar, ilâ âhir...”</strong></em></p><p><em><strong>O gün her biri bir başka ülkenin esîri durumundaki şu memleketler bugün yine her biri ayrı bir devlet olmanın, hürriyetlerini kazanmanın, yeniden İslâmiyete lâyık, Müslümana yakışır bir hâle gelmenin eşiğini aşmışlar ve Bedîüzzamân’ın o günkü hükmünü tasdîk etmişlerdir.</strong></em></p><p><em><strong>Bizler de bugün, içinde bulunduğumuz şartların o günün şartlarından çok dahâ iyi, çok dahâ kolay, çok dahâ ümit verici olduğunu görüp aslâ ümitsizliğe düşmeden, aslâ ye’se kapılmadan şevkle, azimle, gayretle çalışmalıyız; çünkü:</strong></em></p><p><em><strong>“Biz Kur’ân şakirtleri olan Müslümanlar, bürhâna tabî oluyoruz, akıl ve fikir ve kalbimizle hakaik-ı îmâniyeye giriyoruz. Başka dinlerin bazı efradları gibi ruhbanları taklit için bürhanı bırakmıyoruz. Onun için, akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’ân hükmedecek.”</strong></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bizar, post: 177224, member: 12884"] [I][B]Burada dikkatlerimizden kaçırmamamız gereken çok önemli bir nokta var. Dikkat edelim; bu sözün söylendiği, bu hutbenin îrâd edildiği dönem; Osmanlı’nın, bir başka ifade ile Âlem-i İslâmın çöktüğü, parçalandığı; Cihân Harbi’nin ayak seslerinin duyulduğu bir dönemdir. Yalnızca devletlerin, milletlerin değil, ferd ferd bütün insanların dünyalarının karardığı, ümidlerinin yıkıldığı bir dönemdir. İşte böyle bir zamanda, böyle bir vasatta Allah’ın emrine olan itâat ve îtimâdı sâyesinde, îmânından aldığı kuvvetle aslâ ümîdsizliğe düşmemiş, düşenleri de îkaz etmiştir. Üstelik bu tavrı kuru bir iddia, ham bir hayâl de değil, aklın ve mantığın, Allah’ın emrine olan îtimat ile birleşmesinin bir netîcesidir. “İstikbâl yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak; ve hâkim, hakaik-ı Kur’âniye ve îmâniye olacak” derken “bu dâvâsına çok bürhanlardan ders aldığını” beyân etmektedir. Ve bu bürhanlardan “bir buçuk bürhan” dediği deliller ise yine Allah’ın dînine olan îtimâdı ve îmânının kuvvetidir.[/B][/I] [I][B]Der ki: “İslâmiyet hakaikı hem ma’nen, hem maddeten terakkî etmeye kabil ve mükemmel bir istidâdı var.”[/B][/I] [I][B]Ma’nen terakkî vesîlelerinin İslâmiyet hakaikı içinde bulunduğunu ispat ederken verdiği misâl de basit, ama basit olduğu kadar da muknîdir.[/B][/I] [I][B]“Biliniz! Hakîki vukuâtı kaydeden tarih, hakîkate en doğru şahittir. İşte tarih bize gösteriyor. Hakîkat-i İslâmiyet’in kuvveti nisbetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslâm temeddün edip terakkî ettiğini tarih gösteriyor.” Öyle ise bundan sonra da Müslümanlar olarak o kuvvete göre hareket etmemiz derecesinde yeniden temeddün edip terakkî etmememiz için, dolayısıyla da ye’se düşmemiz için hiçbir sebep yoktur.[/B][/I] [I][B]Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ümitvâr olmak için zamanın şartlarının uygun olmasını beklemek gibi bir mecbûriyetimiz aslâ yoktur. İşte yine Bedîüzzamân’dan yaşanmış bir örnek dahâ:[/B][/I] [I][B]Meşhûr 31 Mart hâdiseleri gerekçesi ile çıkarıldığı Divân-ı Harb-i Örfî Mahkemesi’nde berâet ettikten sonra İstanbul’dan ayrılıp Van’a giderken uğradığı Tiflis’de, Şeyh San’an Tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temâşâ ederken, yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:[/B][/I] [I][B]“Niye böyle dikkat ediyorsun?”[/B][/I] [I][B]“Medresemin plânını yapıyorum.”[/B][/I] [I][B]O der: “Nerelisin?”[/B][/I] [I][B]Bedîüzzamân: “Bitlisliyim”[/B][/I] [I][B]Rus polisi: “Bu Tiflis’tir”[/B][/I] [I][B]Bedîüzzamân: “Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir.”[/B][/I] [I][B]Rus polisi: “Ne demek?”[/B][/I] [I][B]Bedîüzzamân: “Asya’da, âlem-i İslâmda üç nur birbiri arkasında inkişâfa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişâfa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek; ben de gelip burada medresemi yapacağım.”[/B][/I] [I][B]“Heyhât! Şaşarım senin ümîdine.”[/B][/I] [I][B]“Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir bahârı, her gecenin bir nehârı vardır.”[/B][/I] [I][B]“İslâm, parça parça olmuş?..”[/B][/I] [I][B]“Tahsile gitmişler.”[/B][/I] [I][B]Bu “Tahsile gitmişler” sözü dünyayı ve dünyanın hâdiselerini doğru okumanın; doğru okuyor olabilmenin bir işaretidir. Zîrâ tahsil dönemi zordur; sıkıntılıdır; yorucudur. Derslerin, hocaların, hükmü geçenlerin kurallarına, kaprislerine katlanmayı ve çok çalışmayı gerektirir. Ancak sonunda elde edilecek netîce gün gelecek çekilen sıkıntıları hiçe indirecektir. Bu netîcelere ulaşabilmek için de şevkle, cehdle, ümîdle yılmadan, usanmadan çalışmak gerekmektedir.[/B][/I] [I][B]“İşte Hindistan, İslâmın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idâdîsinde çalışıyor. Mısır İslâmın zekî bir mahdûmudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan İslâmın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde ta’lîm ediyorlar, ilâ âhir...”[/B][/I] [I][B]O gün her biri bir başka ülkenin esîri durumundaki şu memleketler bugün yine her biri ayrı bir devlet olmanın, hürriyetlerini kazanmanın, yeniden İslâmiyete lâyık, Müslümana yakışır bir hâle gelmenin eşiğini aşmışlar ve Bedîüzzamân’ın o günkü hükmünü tasdîk etmişlerdir.[/B][/I] [I][B]Bizler de bugün, içinde bulunduğumuz şartların o günün şartlarından çok dahâ iyi, çok dahâ kolay, çok dahâ ümit verici olduğunu görüp aslâ ümitsizliğe düşmeden, aslâ ye’se kapılmadan şevkle, azimle, gayretle çalışmalıyız; çünkü:[/B][/I] [I][B]“Biz Kur’ân şakirtleri olan Müslümanlar, bürhâna tabî oluyoruz, akıl ve fikir ve kalbimizle hakaik-ı îmâniyeye giriyoruz. Başka dinlerin bazı efradları gibi ruhbanları taklit için bürhanı bırakmıyoruz. Onun için, akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’ân hükmedecek.”[/B][/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Ümit kesilir mi? ümitvar olmak
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst