Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Üstad Bediüzzaman´ın yeme içme kültürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ebrar172" data-source="post: 205528" data-attributes="member: 157"><p><strong>Cevap: Üstad Bediüzzaman´ın yeme içme kültürü ..</strong></p><p></p><p><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-family: 'Georgia'">Kanaat, iktisat, bereket...</span></strong></span><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'">Bediüzzaman Hazretleri, her ne kadar "kanaat, bereket ve İlâhî ikram sayesinde yaşıyorum" diyor idiyse de, muarızlarının ve evhamlı kesimin buna inanmayacağını biliyordu. Hakikati ispat sadedinde göstereceği deliller ve sıralayacağı misâller noktasında ise, haklı olarak bir çekingenlik gösteriyordu.</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'">Bu halin sebebini şöyle şu sözlerle izah ediyor:</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">"Bir şükr-ü mânevî olmakla beraber, korkuyorum ki bir riyâ ve gururu ihsâs ederek, o mübarek bereket kesilsin. ...Fakat, ne çare, söylemeye mecbur oldum."</span></span></p><p><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-family: 'Georgia'"></span></strong></span></p><p><span style="color: DarkRed"><strong><span style="font-family: 'Georgia'"></span></strong></span><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'">İşte, bu "mecburi açıklama" cümlesinden olarak, bereket ve ikrâm-ı İlâhî nevinden birkaç nümune zikrediyor.On Altıncı Mektup'ta geçen bu misâlleri kısaca şöyle bir hatırlamaya çalışalım:</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'">Birinci misâl: <span style="color: Olive">"Şu altı aydır, otuz altı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. Daha var, bitmemiş."</span> (Haşiye: Bir sene devam etti.)</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'">İkinci misâl: <span style="color: Olive">"Şu mübarek Ramazan'da, yalnız iki haneden bana yemek geldi; ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten memnûum. Mütebâkisi, bütün Ramazan'da benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş'un ihbarı ve şehadetiyle, üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kâfi gelmiştir. Hattâ o pirinç, on beş gün Ramazan'dan sonra bitmiştir."</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'">Üçüncü misâl: <span style="color: Olive">"Dağda, üç ay, bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı, hergün ekmekle beraber yemek şartıyla, kâfi geldi.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">"Hattâ, Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı..."</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'">Bu misâlde şahit olarak gösterdiği kişi, 1963'te vefat eden Barlalı "Mübarek Süleyman"dır.</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'">Bu zat, 1930'lu yılların başlarında birkaç ay müddetle Barla Dağlarında yalnız kalan Üstad Bediüzzaman'ın ziyaretine gider. ona misafir olur. O esnada yiyecek ekmekleri kalmaz.</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'">Gerisini, Üstad Bediüzzaman şöyle anlatır:</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">"...İki saat, her tarafımızda kimse yok ki oradan ekmek alınsın.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">"...Ben de dedim: 'Tevekkelnâ alâllah.'</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">"...Sonra, derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum; müteessifâne şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu sâfi-kalb adama ne diyeceğim diye düşünmedeyken, birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Gördüm ki, koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: 'Süleyman, müjde! Cenâb-ı Hak bize rızık verdi.'"</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'">Bu tarihten yıllar sonra, Mübarek Süleyman'la aynı mevkiye birlikte giden Hüseyin Bülbül, vaktiyle yaşanmış olan bu hadiseyi onun dilinden ayrıca ve tasdiken şöyle dinler:</span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">"...İşte, şu gördüğün katran ağacının dalları üzerinde, kocaman bir ekmek aniden beliriverdi. Üstad'ın emir buyurmasıyla ağacın üzerine çıktım. Ekmeğin yakınına vardım. Baktım ekmekten buhar çıkıyor. Alıp aşağıya indim. Baktık ki, ekmek taze ve sağlamdır. Karınca bile dokunup ısırmamış.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">Sonra, ben safiyane bir şekilde 'Üstad'ım, bu ekmek bize helâl olur mu?' diye sorunca, Üstad da bana 'Hey mübarek...' diye çok mânidar bir edâ ile seslendi. İşte, o günden sonra adım "Mübarek Süleyman" oldu."</span></span></p><p><span style="color: Olive"></span></p><p><span style="color: Olive"></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="color: Olive">"www.risaleakademisi.org"</span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ebrar172, post: 205528, member: 157"] [b]Cevap: Üstad Bediüzzaman´ın yeme içme kültürü ..[/b] [COLOR=DarkRed][B][FONT=Georgia]Kanaat, iktisat, bereket...[/FONT][/B][/COLOR][FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia]Bediüzzaman Hazretleri, her ne kadar "kanaat, bereket ve İlâhî ikram sayesinde yaşıyorum" diyor idiyse de, muarızlarının ve evhamlı kesimin buna inanmayacağını biliyordu. Hakikati ispat sadedinde göstereceği deliller ve sıralayacağı misâller noktasında ise, haklı olarak bir çekingenlik gösteriyordu.[/FONT] [FONT=Georgia]Bu halin sebebini şöyle şu sözlerle izah ediyor:[/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]"Bir şükr-ü mânevî olmakla beraber, korkuyorum ki bir riyâ ve gururu ihsâs ederek, o mübarek bereket kesilsin. ...Fakat, ne çare, söylemeye mecbur oldum."[/COLOR][/FONT] [COLOR=DarkRed][B][FONT=Georgia] [/FONT][/B][/COLOR][FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia]İşte, bu "mecburi açıklama" cümlesinden olarak, bereket ve ikrâm-ı İlâhî nevinden birkaç nümune zikrediyor.On Altıncı Mektup'ta geçen bu misâlleri kısaca şöyle bir hatırlamaya çalışalım:[/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia]Birinci misâl: [COLOR=Olive]"Şu altı aydır, otuz altı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. Daha var, bitmemiş."[/COLOR] (Haşiye: Bir sene devam etti.)[/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia]İkinci misâl: [COLOR=Olive]"Şu mübarek Ramazan'da, yalnız iki haneden bana yemek geldi; ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten memnûum. Mütebâkisi, bütün Ramazan'da benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş'un ihbarı ve şehadetiyle, üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kâfi gelmiştir. Hattâ o pirinç, on beş gün Ramazan'dan sonra bitmiştir."[/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia]Üçüncü misâl: [COLOR=Olive]"Dağda, üç ay, bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı, hergün ekmekle beraber yemek şartıyla, kâfi geldi.[/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]"Hattâ, Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı..."[/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia]Bu misâlde şahit olarak gösterdiği kişi, 1963'te vefat eden Barlalı "Mübarek Süleyman"dır.[/FONT] [FONT=Georgia]Bu zat, 1930'lu yılların başlarında birkaç ay müddetle Barla Dağlarında yalnız kalan Üstad Bediüzzaman'ın ziyaretine gider. ona misafir olur. O esnada yiyecek ekmekleri kalmaz.[/FONT] [FONT=Georgia]Gerisini, Üstad Bediüzzaman şöyle anlatır:[/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]"...İki saat, her tarafımızda kimse yok ki oradan ekmek alınsın.[/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]"...Ben de dedim: 'Tevekkelnâ alâllah.'[/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]"...Sonra, derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum; müteessifâne şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu sâfi-kalb adama ne diyeceğim diye düşünmedeyken, birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Gördüm ki, koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: 'Süleyman, müjde! Cenâb-ı Hak bize rızık verdi.'"[/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia]Bu tarihten yıllar sonra, Mübarek Süleyman'la aynı mevkiye birlikte giden Hüseyin Bülbül, vaktiyle yaşanmış olan bu hadiseyi onun dilinden ayrıca ve tasdiken şöyle dinler:[/FONT] [FONT=Georgia] [/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]"...İşte, şu gördüğün katran ağacının dalları üzerinde, kocaman bir ekmek aniden beliriverdi. Üstad'ın emir buyurmasıyla ağacın üzerine çıktım. Ekmeğin yakınına vardım. Baktım ekmekten buhar çıkıyor. Alıp aşağıya indim. Baktık ki, ekmek taze ve sağlamdır. Karınca bile dokunup ısırmamış.[/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]Sonra, ben safiyane bir şekilde 'Üstad'ım, bu ekmek bize helâl olur mu?' diye sorunca, Üstad da bana 'Hey mübarek...' diye çok mânidar bir edâ ile seslendi. İşte, o günden sonra adım "Mübarek Süleyman" oldu."[/COLOR][/FONT] [COLOR=Olive] [/COLOR] [FONT=Georgia][COLOR=Olive] [/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive] [/COLOR][/FONT] [FONT=Georgia][COLOR=Olive]"www.risaleakademisi.org"[/COLOR] [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Üstad Bediüzzaman´ın yeme içme kültürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst