Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Üstad vefat etmiş kardeşlerim!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 187024" data-attributes="member: 857"><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><img src="http://www.risalehaber.com/images/news/67233.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>23 Mart 1960 Çarşamba-Ramazan’ın 25. günü </strong></em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: Red"> </span></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><span style="color: Red"> <strong>Bayram Yüksel anlatıyor:</strong></span></em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Ben, Üstadın yanında idim, kapı arkadan kilitliydi. Gündüzden Üstad çok hararetli olduğu için, buz istemişti. Biz aramış bulamamıştık. Gece arkadaşlar bir yerden buz bulup getirmişlerdi. 'Buz bulduk Üstadım' dedim, istemedi. 'Üstadım çay yapayım' dedim. Üstad 'İstemez' diye işaret etti. Üstadın mübarek dudakları kuruyordu. Ben ıslak mendille siliyordum, bu hiç görülmemiş bir hararetti. Saat iki buçuk sıralarında idi. Ben Üstadın üzerini örtüyordum. Üstad atıyordu. Bir müddet böyle devam etti. Üstad ışıktan rahatsız olmasın diye lâmbaya mendil sararak ışığı azaltmıştım. Bir ara birden Üstad boynumu tuttu, ben Üstadın kollarını ovuyordum. O anda Üstad ellerini göğsüne koydu uyudu. Ben de Üstad uyudu diye sobayı yaktım. Üstadın ayakucuna geçip uyanacak diye bekliyordum. Ağabeyler de gelecek de sahur yemeği yiyeceğiz diyordum.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Ah bilmiyordum ki, Üstadım ebedî âleme göçmüş. Bu fani dünyaya gözünü yummuş. Başımdan hiç geçmemişti ki, nasıl bileyim? Üstadımın vefatını anlamayarak uyudu zannediyordum. Sahur da geçti. Abdullah ve Zübeyir Ağabeyle Hüsnü kardeş geldiler. 'Bayram, uyuyakalmışız' dediler. Ben de 'Siz gelin, Üstad uyudu, üşütmeyin, ben sabah namazını kılayım' diye onların yattığı odaya geçip namaz kıldım. Cüz'üm vardı, onu okuyup biraz yatayım derken, birden içeriden ağabeyler, 'Yahu Bayram, Üstad Hazretlerinden ses gelmiyor' dediler. Ben, 'Üstad uyudu, onu üşütmeyin' dedim. Tekrar geldiler. 'Bayram, Üstaddan ses gelmiyor' deyince ben de beraber Üstadın odasına vardım. Zübeyir Ağabey başucunda, dördümüz Üstada bakıyoruz. Üstaddan hiç ses gelmiyor. Fakat vücudu sıcacık. Bizi müthiş bir telaş aldı. Zübeyir Ağabey 'Üstada böyle haller olur, geçer' diyordu ama, ben fena üzülüyordum. Hiçbirimizin başından böyle bir hâdise geçmemişti. Zübeyir Ağabey, 'Urfa'da Elazığlı Vaiz Ömer Efendi var, ona haber gönderelim, o bilir' dedi. Haber gönderdik, geldi. Üstadı görünce; 'İnna lillah ve inna ileyhi raciûn. Üstad vefat etmiş kardeşlerim' dedi.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Zübeyir Ağabey, 'Üstada böyle haller olur, geçer' dedi. Ben de Üstadın vefatına katiyyen inanmıyordum. Afyon hapsinde Üstadımızı zehirlemişlerdi. Üstadın dili kızarmıştı. Biz devamlı ağlıyorduk. Zübeyir Ağabeyle Ceylân Ağabeyler beraberdi. O anda Ahmed Feyzi Ağabey: Budalalar ne ağlıyorsunuz, daha Üstadın ömrü uzun' demişti. 1949'da söylemişti. O anda Ahmed Fevzi Ağabeyin sözleri hatırıma geldi. 'Acaba yine Üstadın ömrü uzun mu?' diye kendimi teselli ediyordum. Kimseye bir şey diyemiyorduk.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Zübeyir Ağabey, Hüsnü kardeş, Abdullah Ağabey, Üstadın yanından ayrıldılar. Isparta, Ankara, Emirdağ, İstanbul, Diyarbakır v.s. yerlere Üstadın vefat haberini telgraf çekerek bildiriyorlardı. Sabahleyin halk yine Üstadı ziyarete başladı. Ben de pencereden, 'Üstadımız uyudu' dedim. Üstadımızın üstüne bir tülbent örtmüştük. Az sonra otel sahibi gelmiş, kapıdan şöyle bakınca durumu anlamıştı. Eyvah deyip dizlerine vurarak feryad etmeye başlamıştı. Dışarıda otelci ile Emniyet Müdürü karşılaşınca, Emniyet Müdürü, 'Bu telaş nedir?' diye soruyor, o da, 'Bediüzzaman Hazretleri vefat etti' demiş.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Hakikat mı?' diyor, o da 'Evet' diyor. Emniyet Müdürü ve bütün emniyet teşkilâtı ve otelin önüne Üstadı Isparta'ya zorla göndermek için gelen jandarma teşkilâtı geri döndüler. Hemen Emniyet Müdürü aslı olup olmadığını anlamak için bir doktor gönderdi. Doktor geldi ve Üstadı muayene etti ve 'Allah Allah çok fazla hararet var' dedi. Bana, 'Bir ayna var mı?' diye sordu. Üstadın ağzına, getirdiğim aynayı koydu, nefes gelmediğini görünce, 'Evet Üstad vefat etmiş' dedi. 'Fakat hiç ölüm haline benzemiyor, yalnız bu cenazenin hemen kalkmasını istemiyorum. Biraz kalsın, ben şüpheleniyorum' dedi. Daha sonra doktor raporu yazdı ve emniyete verdi. Zaten biz de hemen kalkmasın istemiyorduk. O arada tereke hâkimi geldi. Üstadın saat, cübbe, seccade, sarık gibi eşyalarını tesbit etti. Bunları kardeşine verilmesini kararlaştırdı.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Vefat haberini alan binlerce Urfalı akın ederek otelin önünü doldurdular. Bütün illere telgraflarla, telefonlara Üstadın vefat haberi duyuruldu. Mehmed Hatiboğlu ve diğer Urfa'nın ileri gelenler, 'Üstadı Dergâhta yıkayacağız ve oraya defnedeceğiz’ diye karar aldılar. Üstadın mübearek naaşı öğle namazından sonra İpek Palas'tan alındı ve iki saatte ancak Dergâha gidebildi. Müthiş bir kalabalık vardı. Bütün Urfalılar dükkânlarını kapamışlardı. Cenaze giderken ben ve Hüsnü kardeş bayılmıştık. Abdullah Yeğin Ağabey de bizi teselli ediyordu. 'Çocuk musunuz' Kendinize gelin' diye...</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Urfa'da şimdiye kadar böyle bir kalabalığın daha meydana gelmediğini söylüyorlardı Urfalılar...</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Dergâha vardığımızda çok kalabalıktı. Dergâha girmek de çok zordu. Bizim içeri girmemiz için açıldılar. Üstadın cenazesini Dergâhın içinde yıkamak mümkün oldu. Üstadın cenazesini Molla Abdülhamid Efendi (Urfa'nın tanınmış ve çok sevilen âlimlerinden) yıkadı. Molla Abdülhamid Efendi, Şafiî mezhebindendi. Üstadın hizmetkârları Zübeyir Ağabey, Hüsnü kardeş, Abdullah Ağabey ve Hulusi Ağabey beraber yardım ettik. Oradan Ulu Camiye Üstad için hatim okumaya gittik. Cenazeyi beraber götürdük. O gece üstadın cenazesi camide kaldı. Diyarbakır, Elâzığ, Maraş, Gaziantep, Adana ve Urfa civarı, vilâyet, kaza ve köylerden gelen çok kalabalık bir cemaatle sabaha kadar hatimler okundu. Cenaze Cuma günü kaldırılacakken Urfa’da çok fazla izdiham olmasından dolayı vazgeçildi. Bir de Isparta milletvekilleri Menderes'e çıkarak, Üstadın cenazesini Isparta'ya götürmek istediklerini söylemişler.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Urfa halkı bunu duyunca, 'Biz buradan cenaze vermeyiz' dediler. Ve günden güne de sadece Türkiye'den değil, dış devletlerden duyanlar da, Üstadın cenazesine geliyorlardı. Bu durum üzerine Urfa Valisi Şerafettin Atak, bizi çağırdı ve rica etti. 'Cenaza Cuma günü kalkacaktı, çok fazla dâhilden ve hariçten kalabalık gelmeye başladı, sizden rica ediyorum, biz bugün ikindi namazını müteakiben cenazeyi defnedeceğiz' dedi. Aniden belediye hoparlörüyle ilân edildi: 'Cenaze namazı Perşembe günü ikindi namazından sonra kılınacak' diye. Bir gün önce de Cuma namazında kılınacağı ilân edilmşti. Ve Perşembe günü ikindi namazını müteakiben, Vali ve Belediye Reisi de dahil olmak üzere cenaze namazı kılındı.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Şunu arz etmeden geçemeyeceğim: Cenaze yıkanırken, muhtelif renk ve büyüklükte çeşitli kuşlar geldiler, biz hayret ettik ve hafif hafif de yağmur devam ediyordu. Urfa'da Mübarek Şeyh Müslim isminde bir zat, 1954 yılında Dergâhı tamir ettirdiği sırada ayrıca kendisi içinde iki kubbeli yeri yaptırıyor.Talebeleri ve müritleri vasiyeti anında, 'Seni buraya defnedelim' dediklerinde, 'Benim yerim başka yerdir. Buranın sahibi vardır ve gelecektir, burası onundur' diyor.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Üstadımızı defin anında, cenaze kabre indirilirken, çok fazla kalabalıktı. Hattâ bir ara Vali yere düşüp altta kalarak eziliyordu. Cenazeyi taşımak için birlikler, halk ve polis birbirlerinin ellerinden âdeta zorla alıyorlardı.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Acayip bir kalabalık vardı. Perşembe günü ikindi namazını müteakip Üstadımız defnedildi. Ancak, hususî araba tutanlar yetişebildiler. Ceylân Ağabey, Çalışkan Hanedanı, Emirdağ Nur Talebeleri çok zor yetiştiler. Merhum Ceylân Ağabey çok fazla üzüldü. 'Kaç sene Üstada hizmet ettik ve vefatında bulunamadım' diye. Çokları da Cumaya kalacak diye, Cuma günü sabah geldiler. Emniyet mülahazasıyla askerî birlikler, Urfa'nın etrafını tanklarla çevirmişti. (1)</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong></strong></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>H.Ömer Biçer anlatıyor:</strong></em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Üstadımızın vefatı, bende çok hazin bir tesir bırakmıştı. Gazetelerde acı haberi görünce, bir türlü inanamadım. Hemen kardeşlerin yanına gittim, sordum. Üzgün üzgün 'Evet!' dediler. Dünya başıma yıkılmıştı. Akşama doğru da Urfa'dan acı haberle dolu telgraf geldi. Şükrü Yürüten, Abdülvahid Tabakçı, Hacı Şuayb cenaze merasimine gittiler. Neylersin, mukadder âkıbet... Allah ondan ebeden razı olsun."</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"25 Ramazan-ı Şerif âlem-i islâmın biricik nuru, Hz. Üstad arefenin sinesine kendisini vermek tecellisi ile alakâdar idi. Son demlerini yaşıyordu. Saatler geçiyor; yanında Zübeyir, Bayram, Hüsnü ve Abdullah kardeşler nöbetle Üstada hizmet ediyorlar. O koca varlığı kaybetmeye hiç razı olamıyorlar. Kıymetli Üstad son vedâ nefeslerini alıyor. İşte, gece de durmadan geçiyor. Saat 3 oluyor. Kardeşler sahur yemeğinde, nöbet Bayram Kardeşe gelmiş. Boynuna sarılıp emaneti Hakk'a teslim ediyor. Zavallı Bayram kardeş 'Üstad rahatlaştı' diye, tam 6 saat uyuyor diye kıyamıyorlar. Ve ancak saat 9'da vefatı anlaşılıyor." (2)</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong></strong></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Osman Aydın Üstad Bediüzzaman'ın vefat haberi üzerine kaleme aldığı şiiri:</strong></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong> </strong></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong> Elveda, Büyük Üstadım Bediüzzaman Hazretlerine</strong></em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İşte geldi çattı ayrılık derdi</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Bin türlü elemi bizlere verdi.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Gam, keder postunu gönlüme serdi.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Üstadım, firakın yaktı dağladı</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>Acı haberlerin gönlümü dağlar</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Bayram geldi, fakat kalbim kan ağlar</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Bilmem yaramızı bizim kim bağlar</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Üstadım, firakın yaktı dağladı</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Boyunlar büküldü, çehreler duruk</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Boğazda döğüldü, sesimiz kırık</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Bütün kardeşlerde derin hıçkırık</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>Geliyor, sel gibi aktı, çağladı.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Ansızın ayrılık geldi kapıya</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Gözyaşı bıraktı Nurdan yapıya</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Dostla vuslat için terhis tapuya</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>Gözler pınar gibi aktı, aktı, çağladı</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Elveda dostlarım, ayrıldı Üstad</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Nemli gözler ile ediyoruz yad</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Kur'ân okuyalım ruhu olsun şad</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>Üstadım, firakın yaktı dağladı</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Yaramıza merhem Risale-i Nur</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Derdine dermanı hep onda bulur</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Kat'î bir hüccettir Risale-i Nur</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>Üstadım, firakın yaktı dağladı</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Üstadım, gidersin sen bâki yere</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Viran kalbim kırık, vücudum bere</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Al götür beni gittiğin yere</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>Firakın bizleri yaktı dağladı</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Aydın'ın derdini açtı da açtı</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Kanlı yaşlarını etrafa saçtı</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Daha da söylerdi dili dolaştı</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>Üstadım, firakın yaktı dağladı</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> Emirdağ-23 Mart 1960 (3)</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Mustafa Kırıkçı anlatıyor:</strong></em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Ramazan ayına girilmişti. Oruçlarımızı tutuyor, teravih namazlarımızı koğuşlarda cemaatle kılıyorduk. Leyle-i Kadire yakın, Martın 24. günü sabahı bir radyo haberi, ortalıkta bomba gibi patladı. Haberde, Üstadın Urfa'da vefat ettiğini bildiriyordu. Şoke olmuş ve hiç beklemediğimiz bu acı haberden şaşkına dönmüştük. Önce inanamadık, sonra bakıp gördük ki, havadis maalesef gerçek. Ah-ı vah ederek, ağlayıp sızladık, Yasinler ve hatimlerle mübarek Üstadımıza manevi hediyelerimizi ulaştırmaya çalıştık. Hapiste oluğumuz için böylesine bir sarsıntı, bizi daha ziyade sarsıp dağidar ediyordu. Çünkü, etrafla haberleşmek için hiçbir imkâna mâlik değildik. Hem, onun son yolculuğunda, üzerimize düşen vazifeleri ifa etmekten de mahrum bulunuyorduk. İşte, muhitimiz böyle dört duvar arasından ibaret olduğu için, sıkıntımız, daha da şiddetini arttırarak devam ediyordu. Üstadın vefatı zamanında hapiste olan, Konya'da bizlerden başka, bir de Ankara Hapishanesinde yalnızca Said Özdemir vardı. Türkiye'nin diğer yerlerinde, hiçbir Nur talebesi hapiste değildi. Bizden başka herkes, Urfa'daki büyük cenaze merasimine serbestçe koşabilmekteydi."</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Nihayet 24 Mart 1960 günü yine Nedim Gündüz Ağabey Hür Adam gazetesini getirmişti. Gazete manşetten büyük harflerle, 'İslâmın Büyük Kaybı... Üstadımız Mübarek Kadir Gecesinde Dâr-ı Bekaya İrtihal Etti' diye acı haberi yazıyordu. Gözlerimizin pınarından yaşlar oluklar gibi aktı.</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em>"Cenab-ı Hak şefaatlerine cümlemizi nâil eylesin... Âmin." (4)</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><u><strong>Kaynaklar:</strong></u></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em><u><strong> </strong></u>1- Son Şahitler 3.Cild s. 31</em><em></em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> 2- Son Şahitler 2.Cild s. 82</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> 3-Son Şahitler 3.Cild s. 150</em></span></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><span style="font-size: 12px"><em> 4- Son Şahitler 3.Cild s. 281</em></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 187024, member: 857"] [FONT=Georgia][SIZE=3][I][IMG]http://www.risalehaber.com/images/news/67233.jpg[/IMG] [B]23 Mart 1960 Çarşamba-Ramazan’ın 25. günü [/B][/I][I] [COLOR=Red] [B]Bayram Yüksel anlatıyor:[/B][/COLOR][/I][I] "Ben, Üstadın yanında idim, kapı arkadan kilitliydi. Gündüzden Üstad çok hararetli olduğu için, buz istemişti. Biz aramış bulamamıştık. Gece arkadaşlar bir yerden buz bulup getirmişlerdi. 'Buz bulduk Üstadım' dedim, istemedi. 'Üstadım çay yapayım' dedim. Üstad 'İstemez' diye işaret etti. Üstadın mübarek dudakları kuruyordu. Ben ıslak mendille siliyordum, bu hiç görülmemiş bir hararetti. Saat iki buçuk sıralarında idi. Ben Üstadın üzerini örtüyordum. Üstad atıyordu. Bir müddet böyle devam etti. Üstad ışıktan rahatsız olmasın diye lâmbaya mendil sararak ışığı azaltmıştım. Bir ara birden Üstad boynumu tuttu, ben Üstadın kollarını ovuyordum. O anda Üstad ellerini göğsüne koydu uyudu. Ben de Üstad uyudu diye sobayı yaktım. Üstadın ayakucuna geçip uyanacak diye bekliyordum. Ağabeyler de gelecek de sahur yemeği yiyeceğiz diyordum. "Ah bilmiyordum ki, Üstadım ebedî âleme göçmüş. Bu fani dünyaya gözünü yummuş. Başımdan hiç geçmemişti ki, nasıl bileyim? Üstadımın vefatını anlamayarak uyudu zannediyordum. Sahur da geçti. Abdullah ve Zübeyir Ağabeyle Hüsnü kardeş geldiler. 'Bayram, uyuyakalmışız' dediler. Ben de 'Siz gelin, Üstad uyudu, üşütmeyin, ben sabah namazını kılayım' diye onların yattığı odaya geçip namaz kıldım. Cüz'üm vardı, onu okuyup biraz yatayım derken, birden içeriden ağabeyler, 'Yahu Bayram, Üstad Hazretlerinden ses gelmiyor' dediler. Ben, 'Üstad uyudu, onu üşütmeyin' dedim. Tekrar geldiler. 'Bayram, Üstaddan ses gelmiyor' deyince ben de beraber Üstadın odasına vardım. Zübeyir Ağabey başucunda, dördümüz Üstada bakıyoruz. Üstaddan hiç ses gelmiyor. Fakat vücudu sıcacık. Bizi müthiş bir telaş aldı. Zübeyir Ağabey 'Üstada böyle haller olur, geçer' diyordu ama, ben fena üzülüyordum. Hiçbirimizin başından böyle bir hâdise geçmemişti. Zübeyir Ağabey, 'Urfa'da Elazığlı Vaiz Ömer Efendi var, ona haber gönderelim, o bilir' dedi. Haber gönderdik, geldi. Üstadı görünce; 'İnna lillah ve inna ileyhi raciûn. Üstad vefat etmiş kardeşlerim' dedi.[/I][I] "Zübeyir Ağabey, 'Üstada böyle haller olur, geçer' dedi. Ben de Üstadın vefatına katiyyen inanmıyordum. Afyon hapsinde Üstadımızı zehirlemişlerdi. Üstadın dili kızarmıştı. Biz devamlı ağlıyorduk. Zübeyir Ağabeyle Ceylân Ağabeyler beraberdi. O anda Ahmed Feyzi Ağabey: Budalalar ne ağlıyorsunuz, daha Üstadın ömrü uzun' demişti. 1949'da söylemişti. O anda Ahmed Fevzi Ağabeyin sözleri hatırıma geldi. 'Acaba yine Üstadın ömrü uzun mu?' diye kendimi teselli ediyordum. Kimseye bir şey diyemiyorduk.[/I][I] "Zübeyir Ağabey, Hüsnü kardeş, Abdullah Ağabey, Üstadın yanından ayrıldılar. Isparta, Ankara, Emirdağ, İstanbul, Diyarbakır v.s. yerlere Üstadın vefat haberini telgraf çekerek bildiriyorlardı. Sabahleyin halk yine Üstadı ziyarete başladı. Ben de pencereden, 'Üstadımız uyudu' dedim. Üstadımızın üstüne bir tülbent örtmüştük. Az sonra otel sahibi gelmiş, kapıdan şöyle bakınca durumu anlamıştı. Eyvah deyip dizlerine vurarak feryad etmeye başlamıştı. Dışarıda otelci ile Emniyet Müdürü karşılaşınca, Emniyet Müdürü, 'Bu telaş nedir?' diye soruyor, o da, 'Bediüzzaman Hazretleri vefat etti' demiş.[/I][I] "Hakikat mı?' diyor, o da 'Evet' diyor. Emniyet Müdürü ve bütün emniyet teşkilâtı ve otelin önüne Üstadı Isparta'ya zorla göndermek için gelen jandarma teşkilâtı geri döndüler. Hemen Emniyet Müdürü aslı olup olmadığını anlamak için bir doktor gönderdi. Doktor geldi ve Üstadı muayene etti ve 'Allah Allah çok fazla hararet var' dedi. Bana, 'Bir ayna var mı?' diye sordu. Üstadın ağzına, getirdiğim aynayı koydu, nefes gelmediğini görünce, 'Evet Üstad vefat etmiş' dedi. 'Fakat hiç ölüm haline benzemiyor, yalnız bu cenazenin hemen kalkmasını istemiyorum. Biraz kalsın, ben şüpheleniyorum' dedi. Daha sonra doktor raporu yazdı ve emniyete verdi. Zaten biz de hemen kalkmasın istemiyorduk. O arada tereke hâkimi geldi. Üstadın saat, cübbe, seccade, sarık gibi eşyalarını tesbit etti. Bunları kardeşine verilmesini kararlaştırdı.[/I][I] "Vefat haberini alan binlerce Urfalı akın ederek otelin önünü doldurdular. Bütün illere telgraflarla, telefonlara Üstadın vefat haberi duyuruldu. Mehmed Hatiboğlu ve diğer Urfa'nın ileri gelenler, 'Üstadı Dergâhta yıkayacağız ve oraya defnedeceğiz’ diye karar aldılar. Üstadın mübearek naaşı öğle namazından sonra İpek Palas'tan alındı ve iki saatte ancak Dergâha gidebildi. Müthiş bir kalabalık vardı. Bütün Urfalılar dükkânlarını kapamışlardı. Cenaze giderken ben ve Hüsnü kardeş bayılmıştık. Abdullah Yeğin Ağabey de bizi teselli ediyordu. 'Çocuk musunuz' Kendinize gelin' diye...[/I][I] "Urfa'da şimdiye kadar böyle bir kalabalığın daha meydana gelmediğini söylüyorlardı Urfalılar...[/I][I] "Dergâha vardığımızda çok kalabalıktı. Dergâha girmek de çok zordu. Bizim içeri girmemiz için açıldılar. Üstadın cenazesini Dergâhın içinde yıkamak mümkün oldu. Üstadın cenazesini Molla Abdülhamid Efendi (Urfa'nın tanınmış ve çok sevilen âlimlerinden) yıkadı. Molla Abdülhamid Efendi, Şafiî mezhebindendi. Üstadın hizmetkârları Zübeyir Ağabey, Hüsnü kardeş, Abdullah Ağabey ve Hulusi Ağabey beraber yardım ettik. Oradan Ulu Camiye Üstad için hatim okumaya gittik. Cenazeyi beraber götürdük. O gece üstadın cenazesi camide kaldı. Diyarbakır, Elâzığ, Maraş, Gaziantep, Adana ve Urfa civarı, vilâyet, kaza ve köylerden gelen çok kalabalık bir cemaatle sabaha kadar hatimler okundu. Cenaze Cuma günü kaldırılacakken Urfa’da çok fazla izdiham olmasından dolayı vazgeçildi. Bir de Isparta milletvekilleri Menderes'e çıkarak, Üstadın cenazesini Isparta'ya götürmek istediklerini söylemişler.[/I][I] "Urfa halkı bunu duyunca, 'Biz buradan cenaze vermeyiz' dediler. Ve günden güne de sadece Türkiye'den değil, dış devletlerden duyanlar da, Üstadın cenazesine geliyorlardı. Bu durum üzerine Urfa Valisi Şerafettin Atak, bizi çağırdı ve rica etti. 'Cenaza Cuma günü kalkacaktı, çok fazla dâhilden ve hariçten kalabalık gelmeye başladı, sizden rica ediyorum, biz bugün ikindi namazını müteakiben cenazeyi defnedeceğiz' dedi. Aniden belediye hoparlörüyle ilân edildi: 'Cenaze namazı Perşembe günü ikindi namazından sonra kılınacak' diye. Bir gün önce de Cuma namazında kılınacağı ilân edilmşti. Ve Perşembe günü ikindi namazını müteakiben, Vali ve Belediye Reisi de dahil olmak üzere cenaze namazı kılındı.[/I][I] "Şunu arz etmeden geçemeyeceğim: Cenaze yıkanırken, muhtelif renk ve büyüklükte çeşitli kuşlar geldiler, biz hayret ettik ve hafif hafif de yağmur devam ediyordu. Urfa'da Mübarek Şeyh Müslim isminde bir zat, 1954 yılında Dergâhı tamir ettirdiği sırada ayrıca kendisi içinde iki kubbeli yeri yaptırıyor.Talebeleri ve müritleri vasiyeti anında, 'Seni buraya defnedelim' dediklerinde, 'Benim yerim başka yerdir. Buranın sahibi vardır ve gelecektir, burası onundur' diyor.[/I][I] "Üstadımızı defin anında, cenaze kabre indirilirken, çok fazla kalabalıktı. Hattâ bir ara Vali yere düşüp altta kalarak eziliyordu. Cenazeyi taşımak için birlikler, halk ve polis birbirlerinin ellerinden âdeta zorla alıyorlardı.[/I][I] "Acayip bir kalabalık vardı. Perşembe günü ikindi namazını müteakip Üstadımız defnedildi. Ancak, hususî araba tutanlar yetişebildiler. Ceylân Ağabey, Çalışkan Hanedanı, Emirdağ Nur Talebeleri çok zor yetiştiler. Merhum Ceylân Ağabey çok fazla üzüldü. 'Kaç sene Üstada hizmet ettik ve vefatında bulunamadım' diye. Çokları da Cumaya kalacak diye, Cuma günü sabah geldiler. Emniyet mülahazasıyla askerî birlikler, Urfa'nın etrafını tanklarla çevirmişti. (1)[/I][I] [B] H.Ömer Biçer anlatıyor:[/B][/I][I] "Üstadımızın vefatı, bende çok hazin bir tesir bırakmıştı. Gazetelerde acı haberi görünce, bir türlü inanamadım. Hemen kardeşlerin yanına gittim, sordum. Üzgün üzgün 'Evet!' dediler. Dünya başıma yıkılmıştı. Akşama doğru da Urfa'dan acı haberle dolu telgraf geldi. Şükrü Yürüten, Abdülvahid Tabakçı, Hacı Şuayb cenaze merasimine gittiler. Neylersin, mukadder âkıbet... Allah ondan ebeden razı olsun."[/I][I] "25 Ramazan-ı Şerif âlem-i islâmın biricik nuru, Hz. Üstad arefenin sinesine kendisini vermek tecellisi ile alakâdar idi. Son demlerini yaşıyordu. Saatler geçiyor; yanında Zübeyir, Bayram, Hüsnü ve Abdullah kardeşler nöbetle Üstada hizmet ediyorlar. O koca varlığı kaybetmeye hiç razı olamıyorlar. Kıymetli Üstad son vedâ nefeslerini alıyor. İşte, gece de durmadan geçiyor. Saat 3 oluyor. Kardeşler sahur yemeğinde, nöbet Bayram Kardeşe gelmiş. Boynuna sarılıp emaneti Hakk'a teslim ediyor. Zavallı Bayram kardeş 'Üstad rahatlaştı' diye, tam 6 saat uyuyor diye kıyamıyorlar. Ve ancak saat 9'da vefatı anlaşılıyor." (2)[/I][I] [B] Osman Aydın Üstad Bediüzzaman'ın vefat haberi üzerine kaleme aldığı şiiri: Elveda, Büyük Üstadım Bediüzzaman Hazretlerine[/B][/I][I] İşte geldi çattı ayrılık derdi[/I][I] Bin türlü elemi bizlere verdi. Gam, keder postunu gönlüme serdi. Üstadım, firakın yaktı dağladı İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Acı haberlerin gönlümü dağlar[/I][I] Bayram geldi, fakat kalbim kan ağlar Bilmem yaramızı bizim kim bağlar Üstadım, firakın yaktı dağladı İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.[/I][I] Boyunlar büküldü, çehreler duruk Boğazda döğüldü, sesimiz kırık Bütün kardeşlerde derin hıçkırık Geliyor, sel gibi aktı, çağladı.[/I][I] İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Ansızın ayrılık geldi kapıya Gözyaşı bıraktı Nurdan yapıya Dostla vuslat için terhis tapuya Gözler pınar gibi aktı, aktı, çağladı[/I][I] İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Elveda dostlarım, ayrıldı Üstad Nemli gözler ile ediyoruz yad Kur'ân okuyalım ruhu olsun şad Üstadım, firakın yaktı dağladı[/I][I] İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Yaramıza merhem Risale-i Nur Derdine dermanı hep onda bulur Kat'î bir hüccettir Risale-i Nur Üstadım, firakın yaktı dağladı[/I][I] İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Üstadım, gidersin sen bâki yere Viran kalbim kırık, vücudum bere Al götür beni gittiğin yere Firakın bizleri yaktı dağladı[/I][I] İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Aydın'ın derdini açtı da açtı Kanlı yaşlarını etrafa saçtı Daha da söylerdi dili dolaştı Üstadım, firakın yaktı dağladı[/I][I] İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı. Emirdağ-23 Mart 1960 (3) [B]Mustafa Kırıkçı anlatıyor:[/B][/I][I] "Ramazan ayına girilmişti. Oruçlarımızı tutuyor, teravih namazlarımızı koğuşlarda cemaatle kılıyorduk. Leyle-i Kadire yakın, Martın 24. günü sabahı bir radyo haberi, ortalıkta bomba gibi patladı. Haberde, Üstadın Urfa'da vefat ettiğini bildiriyordu. Şoke olmuş ve hiç beklemediğimiz bu acı haberden şaşkına dönmüştük. Önce inanamadık, sonra bakıp gördük ki, havadis maalesef gerçek. Ah-ı vah ederek, ağlayıp sızladık, Yasinler ve hatimlerle mübarek Üstadımıza manevi hediyelerimizi ulaştırmaya çalıştık. Hapiste oluğumuz için böylesine bir sarsıntı, bizi daha ziyade sarsıp dağidar ediyordu. Çünkü, etrafla haberleşmek için hiçbir imkâna mâlik değildik. Hem, onun son yolculuğunda, üzerimize düşen vazifeleri ifa etmekten de mahrum bulunuyorduk. İşte, muhitimiz böyle dört duvar arasından ibaret olduğu için, sıkıntımız, daha da şiddetini arttırarak devam ediyordu. Üstadın vefatı zamanında hapiste olan, Konya'da bizlerden başka, bir de Ankara Hapishanesinde yalnızca Said Özdemir vardı. Türkiye'nin diğer yerlerinde, hiçbir Nur talebesi hapiste değildi. Bizden başka herkes, Urfa'daki büyük cenaze merasimine serbestçe koşabilmekteydi."[/I][I] "Nihayet 24 Mart 1960 günü yine Nedim Gündüz Ağabey Hür Adam gazetesini getirmişti. Gazete manşetten büyük harflerle, 'İslâmın Büyük Kaybı... Üstadımız Mübarek Kadir Gecesinde Dâr-ı Bekaya İrtihal Etti' diye acı haberi yazıyordu. Gözlerimizin pınarından yaşlar oluklar gibi aktı.[/I][I] "Cenab-ı Hak şefaatlerine cümlemizi nâil eylesin... Âmin." (4)[/I][I] [U][B]Kaynaklar: [/B][/U]1- Son Şahitler 3.Cild s. 31[/I][I] 2- Son Şahitler 2.Cild s. 82 3-Son Şahitler 3.Cild s. 150 4- Son Şahitler 3.Cild s. 281[/I][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Hatıralar
Üstad vefat etmiş kardeşlerim!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst