Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Sorularla Bediüzzaman
Üstadın mektup başlıklarındaki hikmet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Eyvàh!" data-source="post: 36157" data-attributes="member: 12"><p>Aziz Üstadımız, kendine has ifadelerle yazmış olduğu bu mektup başlıklarında, sanki günümüze ve bizden sonra gelecek olan Nur talebelerine sesleniyormuş gibi bir intibâ oluşuyor. Şahsen ben öyle bir duyguya kapılıyorum. </p><p></p><p>Ayrıca çoğu mektubuna “Aziz ve sıddık kardeşlerim...” diye başlamasının bir hikmete binâen olduğu kanaatindeyim. </p><p></p><p>Meselâ; “Sadakatli, ihlâslı, vefakâr, sarsılmaz, metanetli ve kahraman kardeşlerim!” veya bazan “Aziz, sıddık, sarsılmaz, telâş etmez, âhireti bırakıp fani dünyaya dönmez kardeşlerim...” başlıkları tek başına birer mesajdır bence. </p><p></p><p>Üstad, talebelerine niçin bu şekilde hitap etmiştir? Bu vasıflar rastgele mi verilmiştir? Bu sözlerin önemini kavrayabilmek için o mektupların yazıldığı devirlere hayalen gitmemiz gerekir. </p><p></p><p>Mektupların yazıldığı o günlerde, Üstadın hayatı hep tecrit içinde ve gözetim altında geçmekteydi. Hücre hapislerinde çoğu kez zehir verilerek ortadan kaldırılmak istenilmiş, ancak buna muvaffak olunamamıştır. </p><p></p><p>Yaşı yetmişin üzerinde olan bu şefkatli gönül sultanı, son olarak hapisten çıktıktan sonra yine rahat bırakılmamış, Kastamonu’da karakolun karşısındaki bir evde ikamete mecbur edilmiştir. </p><p></p><p>Ayrıca; kimseyle temas kurmasın diye kapısına nöbetçi konulmuştur. Pencereden dışarıya bakmaması için, pencere ışık almayacak şekilde kapatılıp mıhlanmıştır. </p><p></p><p>Kendisine ekmek veya bir tas çorba getirenlere işkence edilmiş, yoldan geçerken ona selâm verenler sorguya çekilmiştir. </p><p></p><p>Bütün bu baskılara, zor şartlara rağmen Üstadın kahraman talebeleri yılmamış ve ona hizmetten geri kalmamışlardır. Kimi ziraatini, kimi ticaretini bırakmış, kimi de memuriyetini terk etmiş ve dâvâları uğruna hapishaneleri kendilerine mesken edinmişlerdir. </p><p></p><p>Şu anda rahat koltuğumuzda okuduğumuz Risâle-i Nur eserleri, o zamanlar elle yazılıp çoğaltılıyordu. Gönüllü Nur postacıları onları, yaya olarak veya merkep sırtında beldeden beldeye, ilden ile ulaştırmaktaydı. </p><p></p><p>Maddî ve manevî işkencenin had safhada olduğu o günlerde Üstad, talebeleriyle olan iletişimini bu mektuplarla sürdürmekteydi. Ve bu mektup başlıkları Nur Talebelerine bir âb-ı hayat, bir moral kaynağı oluyordu. </p><p></p><p>Çünkü o sıkıntılara göğüs gerebilmek ve tahammül edebilmek ancak bu vasıflara sahip yiğitlerin işi olabilirdi. Üstadın deyimiyle ancak ihlâslı, çok sadakatli, azimli, vefakâr, sarsılmaz ve metanetli olmak gerekirdi. </p><p></p><p>Peki günümüz Nur talebelerinin bu vasıflara ihtiyaçları yok mu? Dünyevîleşme hevesinin Müslümanları gaflete düşürdüğü; servet, şöhret ve makam aşkının insanların gözlerini kamaştırdığı bu fitne-yi ahirzamanda, bu vasıflara o kadar çok ihtiyaç var ki!.. </p><p></p><p>Aslında geçmişteki Nur talebelerine yazılmış gibi görünen bu hitaplar, günümüzün Nur talebelerine de ‘böyle olmanız gerekir’ diye bir mesajdır. </p><p></p><p>Acizâne şahsım olarak ben nefsimi buna çok muhatap kabul ediyorum. </p><p> </p><p>Cenâb-ı Allah bizlere o hitaplara uygun, o vasıflara lâyık bir hayat yaşamayı nasip etsin. Âmin. </p><p></p><p>İbrahim SAYAN </p><p>Yeni Asya</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Eyvàh!, post: 36157, member: 12"] Aziz Üstadımız, kendine has ifadelerle yazmış olduğu bu mektup başlıklarında, sanki günümüze ve bizden sonra gelecek olan Nur talebelerine sesleniyormuş gibi bir intibâ oluşuyor. Şahsen ben öyle bir duyguya kapılıyorum. Ayrıca çoğu mektubuna “Aziz ve sıddık kardeşlerim...” diye başlamasının bir hikmete binâen olduğu kanaatindeyim. Meselâ; “Sadakatli, ihlâslı, vefakâr, sarsılmaz, metanetli ve kahraman kardeşlerim!” veya bazan “Aziz, sıddık, sarsılmaz, telâş etmez, âhireti bırakıp fani dünyaya dönmez kardeşlerim...” başlıkları tek başına birer mesajdır bence. Üstad, talebelerine niçin bu şekilde hitap etmiştir? Bu vasıflar rastgele mi verilmiştir? Bu sözlerin önemini kavrayabilmek için o mektupların yazıldığı devirlere hayalen gitmemiz gerekir. Mektupların yazıldığı o günlerde, Üstadın hayatı hep tecrit içinde ve gözetim altında geçmekteydi. Hücre hapislerinde çoğu kez zehir verilerek ortadan kaldırılmak istenilmiş, ancak buna muvaffak olunamamıştır. Yaşı yetmişin üzerinde olan bu şefkatli gönül sultanı, son olarak hapisten çıktıktan sonra yine rahat bırakılmamış, Kastamonu’da karakolun karşısındaki bir evde ikamete mecbur edilmiştir. Ayrıca; kimseyle temas kurmasın diye kapısına nöbetçi konulmuştur. Pencereden dışarıya bakmaması için, pencere ışık almayacak şekilde kapatılıp mıhlanmıştır. Kendisine ekmek veya bir tas çorba getirenlere işkence edilmiş, yoldan geçerken ona selâm verenler sorguya çekilmiştir. Bütün bu baskılara, zor şartlara rağmen Üstadın kahraman talebeleri yılmamış ve ona hizmetten geri kalmamışlardır. Kimi ziraatini, kimi ticaretini bırakmış, kimi de memuriyetini terk etmiş ve dâvâları uğruna hapishaneleri kendilerine mesken edinmişlerdir. Şu anda rahat koltuğumuzda okuduğumuz Risâle-i Nur eserleri, o zamanlar elle yazılıp çoğaltılıyordu. Gönüllü Nur postacıları onları, yaya olarak veya merkep sırtında beldeden beldeye, ilden ile ulaştırmaktaydı. Maddî ve manevî işkencenin had safhada olduğu o günlerde Üstad, talebeleriyle olan iletişimini bu mektuplarla sürdürmekteydi. Ve bu mektup başlıkları Nur Talebelerine bir âb-ı hayat, bir moral kaynağı oluyordu. Çünkü o sıkıntılara göğüs gerebilmek ve tahammül edebilmek ancak bu vasıflara sahip yiğitlerin işi olabilirdi. Üstadın deyimiyle ancak ihlâslı, çok sadakatli, azimli, vefakâr, sarsılmaz ve metanetli olmak gerekirdi. Peki günümüz Nur talebelerinin bu vasıflara ihtiyaçları yok mu? Dünyevîleşme hevesinin Müslümanları gaflete düşürdüğü; servet, şöhret ve makam aşkının insanların gözlerini kamaştırdığı bu fitne-yi ahirzamanda, bu vasıflara o kadar çok ihtiyaç var ki!.. Aslında geçmişteki Nur talebelerine yazılmış gibi görünen bu hitaplar, günümüzün Nur talebelerine de ‘böyle olmanız gerekir’ diye bir mesajdır. Acizâne şahsım olarak ben nefsimi buna çok muhatap kabul ediyorum. Cenâb-ı Allah bizlere o hitaplara uygun, o vasıflara lâyık bir hayat yaşamayı nasip etsin. Âmin. İbrahim SAYAN Yeni Asya [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Sorularla Bediüzzaman
Üstadın mektup başlıklarındaki hikmet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst