Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Vakit Geçmeden Güneş Batmadan
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 469288" data-attributes="member: 1004566"><p> <table style='width: 100%'><tr><td><span style="color: #000000">Vakit Geçmeden Güneş Batmadan<br /> <br /> <br /> </span></td></tr><tr><td><table style='width: 100%'><tr><td><table style='width: 100%'><tr><td><span style="color: #000000"><strong>Cenâb-ı Hak buyuruyor:</strong><br /> </span><br /> <span style="color: #000000"><strong>“</strong>(Onlar) <strong>kıyâmet gününü gördüklerinde </strong>(dünyada)<strong> sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.”</strong> (Nâziât, 46)</span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000"><br /> <br /> </span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000"><strong>Rasûlullah (sav) buyuruyor:</strong><br /> </span><br /> <span style="color: #000000"><em>“Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi </em><em>parmağını</em><em>n ne kadar su ile döndüğüne baksın!”</em>(Müslim, Cennet, 55; Tirmizî, Zühd, 15; İbn-i Mâce, Zühd, 3; Ahmed, IV, 229)</span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000"><br /> <br /> </span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000">Peygamber Efendimiz de dünya hayatının müddet, kıymet ve büyüklüğü hakkında şöyle bir kıyasta bulunmuştur:<br /> </span><br /> <span style="color: #000000"><em>“Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi </em><em>parmağını</em><em>n ne kadar su ile döndüğüne baksın!”</em>(Müslim, Cennet, 55; Tirmizî, Zühd, 15; İbn-i Mâce, Zühd, 3; Ahmed, IV, 229)<br /> </span><br /> <span style="color: #000000">İşte sonsuzluk üzerinde bir sabun köpüğünden farksız bu kısa hayat içinde, ölümün, insanoğlunu, ne zaman ve nerede yakalayacağı derin bir meçhûldür. Zîra ölüm için bir sıra ve nöbet olmadığı gibi, herhangi bir sebep ve bahane de şart değildir. Her doğan canlı, o ân, ölüme hazır bir namzeddir. Âdeta her insan, ölecek yaştadır. Ondan kaçıp kurtulacak ne bir zaman, ne de bir mekân vardır. İnsanın ölüm karşısındaki çâresizliği âyet-i kerîmede şöyle tasvir edilmektedir:<br /> </span><br /> <span style="color: #000000"><strong>“Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır!.. Sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!..”</strong> (Nisâ, 78)<br /> </span><br /> <span style="color: #000000">Ölüm, bu kadar yakın ve herkes için muhakkak vâkî olacak bir hakîkat iken insanoğlunun, sanki bu dünyada ebedî kalacakmış gibi beyhûde meşgalelerle ömür sermâyesini tüketmesi ne acâyip bir hâldir?!. İnsanların bu gafletlerini Süfyân-ı Sevrî (ks) şöyle bir misâlle ifâde etmektedir:<br /> </span><br /> <span style="color: #000000">“Eğer bir yere toplanmış bir kalabalığa tellâl:<br /> </span><br /> <span style="color: #000000">“–Bugün akşama kadar yaşayacağım, diyen ayağa kalksın!” diye ilân etse, bir tek kişi ayağa kalkmaz. Şaşılacak şeydir ki, bu hakîkate rağmen, bütün halka:<br /> </span><br /> <span style="color: #000000">“–Her kim ölüme hazırlık yapmış ise, ayağa kalksın!” diye ilân edilse, yine bir tek kişi yerinden kalkamaz!…”<br /> </span><br /> <span style="color: #000000">İnsan, hiç düşünmez mi ki; ömrü boyunca sayısız kere ölümle yüz yüze gelmektedir. Yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, hayatta her an mevcud olan, fakat insanın gaflet ve acziyeti sebebiyle çoğu kez habersiz olduğu nice hayatî tehlikeler, ölümle insan arasında ne ince bir perde bulunduğunu göstermiyor mu? (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi, Yıl: 2006, Ay: Nisan)</span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000"><br /> <br /> </span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000"><strong><em>Her Güne Bir Esma-ül Hüsna</em></strong><strong><em> (Allah’ın En Güzel İsimleri)</em></strong></span><br /> <span style="color: #000000"><strong>el-Evvel</strong><strong>:</strong> Varlığının başlangıcı olmayan.</span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000"><br /> <br /> </span></td></tr><tr><td><span style="color: #000000"><strong><em>Kısa Günün Kârı<br /> </em></strong></span><br /> <span style="color: #000000">İnsan idrâki, hayatın med-cezirleri, yani yokuş ve inişleri içinde, “yaşama sevinci” ile “ölümde ürperiş” gibi iki müthiş zıdlığın arasında bir ömür boyu çalkalanır durur. Dâimî bir akış içinde olan hayat ile ölümün hakîkî mânâları idrâk edilmeden, yaratılışın sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de lâyıkıyla kavranamaz. Kâinâtın küçük bir kopyası olan vücûdumuzda her ân kaç bin hücre doğuyor ve ölüyor. Sanki o, tıpkı kâinât gibi; bir tarafıyla doğumevi, bir tarafıyla mezarlık… İşte fânî olan bu hayat sahnesinde gerçekleşen nefsânî başarılar, deniz kenarında oynayan çocukların, gelecek bir dalga ile yok olmaya mahkûm, kumdan yapılmış evleri ve oyuncakları kabîlindendir.</span></td></tr></table></td></tr></table></td></tr></table></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 469288, member: 1004566"] [TABLE="width: 606, align: center"] [TR] [TD="bgcolor: #ffffff, align: left"][COLOR=#000000]Vakit Geçmeden Güneş Batmadan [/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD="colspan: 2"][TABLE="width: 606"] [TR] [TD="width: 580, bgcolor: #ffffff, align: left"][TABLE="width: 570, align: center"] [TR] [TD][COLOR=#000000][B]Cenâb-ı Hak buyuruyor:[/B] [/COLOR] [COLOR=#000000][B]“[/B](Onlar) [B]kıyâmet gününü gördüklerinde [/B](dünyada)[B] sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.”[/B] (Nâziât, 46)[/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD="align: center"][COLOR=#000000] [/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD][COLOR=#000000][B]Rasûlullah (sav) buyuruyor:[/B] [/COLOR] [COLOR=#000000][I]“Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi [/I][I]parmağını[/I][I]n ne kadar su ile döndüğüne baksın!”[/I](Müslim, Cennet, 55; Tirmizî, Zühd, 15; İbn-i Mâce, Zühd, 3; Ahmed, IV, 229)[/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD="align: center"][COLOR=#000000] [/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD][COLOR=#000000]Peygamber Efendimiz de dünya hayatının müddet, kıymet ve büyüklüğü hakkında şöyle bir kıyasta bulunmuştur: [/COLOR] [COLOR=#000000][I]“Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi [/I][I]parmağını[/I][I]n ne kadar su ile döndüğüne baksın!”[/I](Müslim, Cennet, 55; Tirmizî, Zühd, 15; İbn-i Mâce, Zühd, 3; Ahmed, IV, 229) [/COLOR] [COLOR=#000000]İşte sonsuzluk üzerinde bir sabun köpüğünden farksız bu kısa hayat içinde, ölümün, insanoğlunu, ne zaman ve nerede yakalayacağı derin bir meçhûldür. Zîra ölüm için bir sıra ve nöbet olmadığı gibi, herhangi bir sebep ve bahane de şart değildir. Her doğan canlı, o ân, ölüme hazır bir namzeddir. Âdeta her insan, ölecek yaştadır. Ondan kaçıp kurtulacak ne bir zaman, ne de bir mekân vardır. İnsanın ölüm karşısındaki çâresizliği âyet-i kerîmede şöyle tasvir edilmektedir: [/COLOR] [COLOR=#000000][B]“Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır!.. Sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!..”[/B] (Nisâ, 78) [/COLOR] [COLOR=#000000]Ölüm, bu kadar yakın ve herkes için muhakkak vâkî olacak bir hakîkat iken insanoğlunun, sanki bu dünyada ebedî kalacakmış gibi beyhûde meşgalelerle ömür sermâyesini tüketmesi ne acâyip bir hâldir?!. İnsanların bu gafletlerini Süfyân-ı Sevrî (ks) şöyle bir misâlle ifâde etmektedir: [/COLOR] [COLOR=#000000]“Eğer bir yere toplanmış bir kalabalığa tellâl: [/COLOR] [COLOR=#000000]“–Bugün akşama kadar yaşayacağım, diyen ayağa kalksın!” diye ilân etse, bir tek kişi ayağa kalkmaz. Şaşılacak şeydir ki, bu hakîkate rağmen, bütün halka: [/COLOR] [COLOR=#000000]“–Her kim ölüme hazırlık yapmış ise, ayağa kalksın!” diye ilân edilse, yine bir tek kişi yerinden kalkamaz!…” [/COLOR] [COLOR=#000000]İnsan, hiç düşünmez mi ki; ömrü boyunca sayısız kere ölümle yüz yüze gelmektedir. Yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, hayatta her an mevcud olan, fakat insanın gaflet ve acziyeti sebebiyle çoğu kez habersiz olduğu nice hayatî tehlikeler, ölümle insan arasında ne ince bir perde bulunduğunu göstermiyor mu? (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi, Yıl: 2006, Ay: Nisan)[/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD="align: center"][COLOR=#000000] [/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD][COLOR=#000000][B][I]Her Güne Bir Esma-ül Hüsna[/I][/B][B][I] (Allah’ın En Güzel İsimleri)[/I][/B][/COLOR] [COLOR=#000000][B]el-Evvel[/B][B]:[/B] Varlığının başlangıcı olmayan.[/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD="align: center"][COLOR=#000000] [/COLOR][/TD] [/TR] [TR] [TD][COLOR=#000000][B][I]Kısa Günün Kârı [/I][/B][/COLOR] [COLOR=#000000]İnsan idrâki, hayatın med-cezirleri, yani yokuş ve inişleri içinde, “yaşama sevinci” ile “ölümde ürperiş” gibi iki müthiş zıdlığın arasında bir ömür boyu çalkalanır durur. Dâimî bir akış içinde olan hayat ile ölümün hakîkî mânâları idrâk edilmeden, yaratılışın sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de lâyıkıyla kavranamaz. Kâinâtın küçük bir kopyası olan vücûdumuzda her ân kaç bin hücre doğuyor ve ölüyor. Sanki o, tıpkı kâinât gibi; bir tarafıyla doğumevi, bir tarafıyla mezarlık… İşte fânî olan bu hayat sahnesinde gerçekleşen nefsânî başarılar, deniz kenarında oynayan çocukların, gelecek bir dalga ile yok olmaya mahkûm, kumdan yapılmış evleri ve oyuncakları kabîlindendir.[/COLOR][/TD] [/TR] [/TABLE] [/TD] [/TR] [/TABLE] [/TD] [/TR] [/TABLE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Tasavvuf
Nakşıbendi ve Nakşıbendilik
Sufinin Dünyası
Vakit Geçmeden Güneş Batmadan
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst