Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Vakit sa’y vakti, mevsim aşk ve hicret mevsimi...Hacer, Aşk ve Hicret
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bardak" data-source="post: 120630" data-attributes="member: 1298"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Impact'"><span style="font-size: 26px"><span style="color: lime"><em><u><strong>Hacer, Aşk ve Hicret</strong></u></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>“Sevgili eşini ve şirin bebeğini, şehirden, mamur beldeden al; otların ve çöl dikenlerinin bile yeşermeye korktuğu ürpertici vadiye götür, bırak.” </em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em><span style="color: indigo"><strong>Göç, ayrılık, hasret ve hicran..</strong></span> <span style="color: darkgreen"><strong>işte, yalnızca aşkın kabul edebileceği bir buyruğun neticeleri ve sadece aşkın anlayabileceği bir ferman.</strong></span></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Hazreti İbrahim (aleyhisselam) bu emir üzerine Hacer validemizi ve henüz emzikten kesilmemiş olan İsmail Efendimiz’i yanına alarak yola çıkmıştı. Bu göçün zâhirî sebebi iki kuma arasındaki kıskançlık olsa da, aslında, o mahzun anne ve masum bebek kaderin hükmüne boyun eğmeli; asırlar sonra gelecek “insanlık ağacının en kıymetli meyvesi”ne zemin hazırlamak için hicret etmeliydi. Uzun bir yolculuktan sonra nihâyet Mekke'ye varmışlardı. O günün Mekke’si, etrafı yanık dağlar ve abûs çehreli kayalıklarla çevrili, kalblere ürperti veren, ekin bitmez, kervan geçmez bir vadiydi. Orada ne içecek bir su, ne de kendisinden su istenecek bir canlı vardı. </em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Hakk’ın Halîl’i, sadece bir kırba ve birkaç hurma vererek, bu iki muhaciri bomboş vadinin ortasına bırakmış, gönlünü kavuran bir hicran ve yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla Şam'a gitmek üzere oradan ayrılmıştı. Geri dönüp ardına bakmaktan bile kaçınıyor, hızlı adımlarla bir an önce gözden kaybolmak istiyordu. Hazreti Hacer, birkaç defa “İbrahim!..” diye seslense de, o cevap verememiş; <span style="font-family: 'Fixedsys'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><strong>merhamet ve şefkatinden dolayı emre muhalif davranmaktan, hayatının neş’esi bu iki insanı böyle bırakıp gidememekten korkmuştu.</strong></span></span></span> Ciğeri yanan mahzun kadın, iç çekişlerine mani olabildiği bir an, son bir kez daha, <span style="font-family: 'Fixedsys'"><span style="color: darkgreen"><strong>“Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun!..</strong></span> </span><span style="color: indigo"><strong>Yoksa bu, Allah’ın emri mi?</strong>”</span> deyince, o Yüce Nebî yine arkasına dönmeden,<span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"> <strong>“Evet, bu <img src="http://fotografmakale.files.wordpress.com/2009/04/merhamet.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /><span style="font-size: 22px"><span style="color: darkgreen">Rabbimizin</span></span> <span style="font-size: 26px">emri.</span></strong>”</span></span> diyebilmişti. Ve o andan sonra artık Hacer gözyaşlarına “dur” emrini vermiş, “Git ey İbrahim! Hicret madem Allah’ın emri, O bizi zayi etmeyecek, yalnız bırakmayacaktır.” diye seslenmişti.</em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Bu kavruk, kupkuru, haşin dağların, katılaşmış lavların ortasında, uzak vadinin derinliklerinde yalnız bir çocuk ve çaresiz bir kadın. Susuz, kimsesiz, barınaksız nasıl olacak?!. Yaşamak için su gerekir; bebek süt, insan yârân, kadın kollayıcı, anne hâmî, yalnız dost, güçsüz yardımcı ister!.. </em></span></span></span></p> <p style="text-align: right"><span style="color: black"><em><strong><span style="font-size: 18px"><u><span style="font-family: 'Fixedsys'"><span style="color: indigo">Fakat emir, O’nun emri değil mi? O istemedi mi hicreti; O’nun muradı değil mi muvakkat ayrılıklar, geçici yalnızlıklar? Öyleyse, tevekkül, </span><span style="color: darkgreen">mutlak tevekkül..</span> </span></u></span></strong></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Ey yalnız ve çaresiz anne, güçsüz ve aciz bebek!.. O’na dayan, tevekkül et, sabır ve metânete tutun, aşka sarıl.</em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Aşk’ın çağrısına cevâben göçe katlanan Hacer, kendini O’na teslim eder. Şehirden, hayatın içinden ayrılarak bu susuz, ıssız, çorak vadiye yerleşmeye de O’nun emri olduğu için katlanacaktır. <span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong><u>O katıksız bir tevekkül ve iman gücüyle bütün ince hesapları, kuru mantığı bir tarafa bırakmış ve yalnızca <span style="font-size: 22px"><span style="color: darkgreen">aşka yapışmıştır..</span></span></u></strong></span></span> O’nu sevmiş, gönlünü bütünüyle O’na vermiş ve sadece O’na dayanmıştır.</em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Fakat Hacer, şekilci abidler ve görünüşte zahitler gibi yapmaz. Açlıktan ağlayan bebeğinin yanında mucize bekleye bekleye oturup durmaz. Görünmez yerlerden bir elin uzanıp bir şeyler yapmasını, gökten bir zenbil inmesini, Cennet’ten bir ırmağın akmasını ummaz. Tevekkülü, boş ve gayretsiz intizar olarak anlamaz. Yavrusunu Aşk’a emanet eder; kendisi de recâ duygusuyla doğrulur; “sa’y”e, Safâ-Merve arasında koşmaya, çırpınmaya durur; kendi iradesini temsil eden ayaklarıyla ve kendi gücünü gösteren elleriyle arayışa koyulur.. </em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Ve Hacer’in hiç ummadığı bir anda, hiç beklemediği bir yerden niyazın gücü ve Allah’ın rahmetiyle ilâhî lütuf gelir. Cebrâil aleyhisselam, asırlar sonraki bir kutlu doğumun şerbetini, o vilâdetin beşiği Mekke’nin ilk sakinlerine takdîm eder. İsmail’in ayaklarının önünde melek kanadıyla açılan öteler kaynaklı arktan su fışkırmaktadır. Taştan nebeân eden hayat kaynağı tatlı pınar öyle gür akmaktadır ki; sevinç ve şükür çığlığı koparan bahtiyar anne “zem zem!” diye bağırmak zorunda kalır. Rivayetlere göre, “zem zem” o günkü dilde “dur dur” demektir.<img src="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/DIYANET/2002aylik/temmuz/IMAGES/hicret.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Eğer Rahmân u Rahîm o kutlu beldeye gitmeyi size de nasip ederse; orada, Safâ-Merve arasında gidip gelmeleriniz size Hz. Hacer ve Hz. İsmail’i hatırlatır. Bu defa da Hacer siz olursunuz; gözünüz İsmail’de, Kâbe’de.. Safâ-Merve arasında sa’y yapar, “su” istersiniz. Bir farkla ki, siz hatalarınızı, kusurlarınızı, eksik ve zaaflarınızı temizleyecek bir su ararsınız. Bir de himmetiniz âlî ise, “nesil” gibi bir derdiniz, “Allah’ın adının î’lâsı” gibi bir davanız varsa, dizlerinizdeki derman nispetinde koşar durur da,<span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong> “Rabbim, neslin ateşini söndürmeye su, Rasûlüllah’ın gemisini yüzdürmeye su…”</strong></span></span> dersiniz. <span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><strong>O suyun ilk kaynağı da sizin gözleriniz olur.</strong></span></span></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em><span style="font-family: 'Arial'">Ayrıca, Kâbe’nin bir yanında, “Altın Oluk”un bulunduğu tarafta, yuvarlak yarım duvarla ayrılmış, etek şeklinde bir bölüm görürsünüz. “Hıcr-i İsmail” adı verilen bu etek Hacer’i, Hz. İsmail’i ve bu azize anne ile aziz oğlunun hatıralarını bağrında saklamaktadır. Burası Hacer’in evidir. Allah, Hacer’in eteğinin sembolünü (Hıcr) kendi varlığının sembolüne (Beytullah) tutturmuştur. Çünkü, Kâbe aşkın merkezidir ve Hacer aşka koşmuş, bütün yoklukları aşkla varlığa çevirmiştir. Zaten, hicret ancak aşkla katlanılabilecek bir amel değil midir?.. Hadis olarak nakledilen bir güzel sözde de, “Muhacir, Hacer gibi olan insandır.” denilmektedir; yani, Allah’ın emrini yerine getirmek için gerekiyorsa en ıssız, sessiz ve kimsesiz beldelere giden, “aşk” azığıyla yola düşüp yine “Aşk”a sığınan, İsmaillere süt yerine aşk içiren ve Cürhümîler gibi bir kavme sunduğu aşk zülâliyle onları da Hakk’a kulluğa yürüten insandır. </span></em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>İlk muhacirlerden olan Hacer, ahirzamanın mukaddes göç erlerinin de ilk muallimlerindendir ve hal diliyle onlara <span style="font-family: 'Fixedsys'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo">“Su’yu sa’y’le değil aşkla, fakat yine de sa’y ettikten sonra bulabilirsiniz.”</span></span></span> demektedir. Koşusuna Safâ tepesinden başlayarak çorak mekanları Mekke’leştirmek için herkesi “saf” sevgiyle sevmenin lüzumunu; sa’yini Merve’de bitirerek de, başkalarının sadece mürüvvetini görmek, eksiklerine ve eğriliklerine göz yummak gerektiğini imâ etmektedir. </em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em>Hacer, zemzem sayesinde hem susuzluğunu hem de açlığını gidermiş; bebeğine de süt emzirip onu büyütmeye başlamıştır. Çok geçmeden, Allah Teâlâ, Yemenli Cürhüm kabilesinden bir yolcu kafilesini Kâbe’nin bulunduğu yöne sevketmiştir. Zemzem'i gören yolcular, burayı yurt edinmeye karar vermiş; böylece Hacer validemizin ve Hazreti İsmail’in yalnızlıkları da sona ermiştir.</em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em><span style="font-family: 'Impact'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: lime"><strong><u>İşte, ey mamur ülkeden, meskun şehirden, akraba ve arkadaşlarından, huzur bulduğu yuvadan ayrılıp kuru, yanık, susuz, bitkisiz diyarlara, korku, yalnızlık ve endişe vadilerinde Kâbeler kurmaya giden son devrin muhacirleri, “Hacerler”i; ey ümidin, aşkın, imanın ve ihlasın yolcuları!</u></strong></span></span></span> <span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen"><strong>Siz de İsmail Nebî’nin annesi gibi aşka sarılmış, tevekkül, metânet ve sabra tutunmuşsanız; ümitsizliğe düşmeyin, endişelenmeyin.. az sonra bu devrin Cürhümîleri de sizin zemzem-misal güzelliklerinize koşacak.. adlarınız ötede mukaddes göçün ilk mümessilleriyle beraber anılacak</strong></span></span>.</em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: black"><em><span style="font-family: 'Fixedsys'"><span style="font-size: 26px"><span style="color: indigo">Ve ey sen, divane gönlüm, daha ne durursun!</span></span></span> </em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: black"><em>Bu asrın İsmailleri boş ellerle, endişeli bakışlarla, susuzluktan çatlamış dudaklarla “medet” deyip inliyor.. bugünün insanları Hazreti Muhammed’in muhabbet çeşmesinden gönüllere akacak kevserleri bekliyor.</em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Impact'"><span style="font-size: 22px"><span style="color: lime"><em><strong>Vakit sa’y vakti, mevsim aşk ve hicret mevsimi...</strong></em></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bardak, post: 120630, member: 1298"] [CENTER][FONT=Impact][SIZE=7][COLOR=lime][I][U][B]Hacer, Aşk ve Hicret[/B][/U][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]“Sevgili eşini ve şirin bebeğini, şehirden, mamur beldeden al; otların ve çöl dikenlerinin bile yeşermeye korktuğu ürpertici vadiye götür, bırak.” [/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I][COLOR=indigo][B]Göç, ayrılık, hasret ve hicran..[/B][/COLOR] [COLOR=darkgreen][B]işte, yalnızca aşkın kabul edebileceği bir buyruğun neticeleri ve sadece aşkın anlayabileceği bir ferman.[/B][/COLOR][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Hazreti İbrahim (aleyhisselam) bu emir üzerine Hacer validemizi ve henüz emzikten kesilmemiş olan İsmail Efendimiz’i yanına alarak yola çıkmıştı. Bu göçün zâhirî sebebi iki kuma arasındaki kıskançlık olsa da, aslında, o mahzun anne ve masum bebek kaderin hükmüne boyun eğmeli; asırlar sonra gelecek “insanlık ağacının en kıymetli meyvesi”ne zemin hazırlamak için hicret etmeliydi. Uzun bir yolculuktan sonra nihâyet Mekke'ye varmışlardı. O günün Mekke’si, etrafı yanık dağlar ve abûs çehreli kayalıklarla çevrili, kalblere ürperti veren, ekin bitmez, kervan geçmez bir vadiydi. Orada ne içecek bir su, ne de kendisinden su istenecek bir canlı vardı. [/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Hakk’ın Halîl’i, sadece bir kırba ve birkaç hurma vererek, bu iki muhaciri bomboş vadinin ortasına bırakmış, gönlünü kavuran bir hicran ve yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla Şam'a gitmek üzere oradan ayrılmıştı. Geri dönüp ardına bakmaktan bile kaçınıyor, hızlı adımlarla bir an önce gözden kaybolmak istiyordu. Hazreti Hacer, birkaç defa “İbrahim!..” diye seslense de, o cevap verememiş; [FONT=Fixedsys][SIZE=5][COLOR=indigo][B]merhamet ve şefkatinden dolayı emre muhalif davranmaktan, hayatının neş’esi bu iki insanı böyle bırakıp gidememekten korkmuştu.[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] Ciğeri yanan mahzun kadın, iç çekişlerine mani olabildiği bir an, son bir kez daha, [FONT=Fixedsys][COLOR=darkgreen][B]“Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun!..[/B][/COLOR] [/FONT][COLOR=indigo][B]Yoksa bu, Allah’ın emri mi?[/B]”[/COLOR] deyince, o Yüce Nebî yine arkasına dönmeden,[SIZE=5][COLOR=indigo] [B]“Evet, bu [IMG]http://fotografmakale.files.wordpress.com/2009/04/merhamet.jpg[/IMG][SIZE=6][COLOR=darkgreen]Rabbimizin[/COLOR][/SIZE] [SIZE=7]emri.[/SIZE][/B]”[/COLOR][/SIZE] diyebilmişti. Ve o andan sonra artık Hacer gözyaşlarına “dur” emrini vermiş, “Git ey İbrahim! Hicret madem Allah’ın emri, O bizi zayi etmeyecek, yalnız bırakmayacaktır.” diye seslenmişti.[/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Bu kavruk, kupkuru, haşin dağların, katılaşmış lavların ortasında, uzak vadinin derinliklerinde yalnız bir çocuk ve çaresiz bir kadın. Susuz, kimsesiz, barınaksız nasıl olacak?!. Yaşamak için su gerekir; bebek süt, insan yârân, kadın kollayıcı, anne hâmî, yalnız dost, güçsüz yardımcı ister!.. [/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [RIGHT][COLOR=black][I][B][SIZE=5][U][FONT=Fixedsys][COLOR=indigo]Fakat emir, O’nun emri değil mi? O istemedi mi hicreti; O’nun muradı değil mi muvakkat ayrılıklar, geçici yalnızlıklar? Öyleyse, tevekkül, [/COLOR][COLOR=darkgreen]mutlak tevekkül..[/COLOR] [/FONT][/U][/SIZE][/B][/I][/COLOR][/RIGHT] [CENTER][FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Ey yalnız ve çaresiz anne, güçsüz ve aciz bebek!.. O’na dayan, tevekkül et, sabır ve metânete tutun, aşka sarıl.[/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Aşk’ın çağrısına cevâben göçe katlanan Hacer, kendini O’na teslim eder. Şehirden, hayatın içinden ayrılarak bu susuz, ıssız, çorak vadiye yerleşmeye de O’nun emri olduğu için katlanacaktır. [SIZE=4][COLOR=indigo][B][U]O katıksız bir tevekkül ve iman gücüyle bütün ince hesapları, kuru mantığı bir tarafa bırakmış ve yalnızca [SIZE=6][COLOR=darkgreen]aşka yapışmıştır..[/COLOR][/SIZE][/U][/B][/COLOR][/SIZE] O’nu sevmiş, gönlünü bütünüyle O’na vermiş ve sadece O’na dayanmıştır.[/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Fakat Hacer, şekilci abidler ve görünüşte zahitler gibi yapmaz. Açlıktan ağlayan bebeğinin yanında mucize bekleye bekleye oturup durmaz. Görünmez yerlerden bir elin uzanıp bir şeyler yapmasını, gökten bir zenbil inmesini, Cennet’ten bir ırmağın akmasını ummaz. Tevekkülü, boş ve gayretsiz intizar olarak anlamaz. Yavrusunu Aşk’a emanet eder; kendisi de recâ duygusuyla doğrulur; “sa’y”e, Safâ-Merve arasında koşmaya, çırpınmaya durur; kendi iradesini temsil eden ayaklarıyla ve kendi gücünü gösteren elleriyle arayışa koyulur.. [/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Ve Hacer’in hiç ummadığı bir anda, hiç beklemediği bir yerden niyazın gücü ve Allah’ın rahmetiyle ilâhî lütuf gelir. Cebrâil aleyhisselam, asırlar sonraki bir kutlu doğumun şerbetini, o vilâdetin beşiği Mekke’nin ilk sakinlerine takdîm eder. İsmail’in ayaklarının önünde melek kanadıyla açılan öteler kaynaklı arktan su fışkırmaktadır. Taştan nebeân eden hayat kaynağı tatlı pınar öyle gür akmaktadır ki; sevinç ve şükür çığlığı koparan bahtiyar anne “zem zem!” diye bağırmak zorunda kalır. Rivayetlere göre, “zem zem” o günkü dilde “dur dur” demektir.[IMG]http://www.diyanet.gov.tr/turkish/DIYANET/2002aylik/temmuz/IMAGES/hicret.jpg[/IMG][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Eğer Rahmân u Rahîm o kutlu beldeye gitmeyi size de nasip ederse; orada, Safâ-Merve arasında gidip gelmeleriniz size Hz. Hacer ve Hz. İsmail’i hatırlatır. Bu defa da Hacer siz olursunuz; gözünüz İsmail’de, Kâbe’de.. Safâ-Merve arasında sa’y yapar, “su” istersiniz. Bir farkla ki, siz hatalarınızı, kusurlarınızı, eksik ve zaaflarınızı temizleyecek bir su ararsınız. Bir de himmetiniz âlî ise, “nesil” gibi bir derdiniz, “Allah’ın adının î’lâsı” gibi bir davanız varsa, dizlerinizdeki derman nispetinde koşar durur da,[SIZE=4][COLOR=darkgreen][B] “Rabbim, neslin ateşini söndürmeye su, Rasûlüllah’ın gemisini yüzdürmeye su…”[/B][/COLOR][/SIZE] dersiniz. [SIZE=4][COLOR=indigo][B]O suyun ilk kaynağı da sizin gözleriniz olur.[/B][/COLOR][/SIZE][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][SIZE=3][COLOR=black][I][FONT=Arial]Ayrıca, Kâbe’nin bir yanında, “Altın Oluk”un bulunduğu tarafta, yuvarlak yarım duvarla ayrılmış, etek şeklinde bir bölüm görürsünüz. “Hıcr-i İsmail” adı verilen bu etek Hacer’i, Hz. İsmail’i ve bu azize anne ile aziz oğlunun hatıralarını bağrında saklamaktadır. Burası Hacer’in evidir. Allah, Hacer’in eteğinin sembolünü (Hıcr) kendi varlığının sembolüne (Beytullah) tutturmuştur. Çünkü, Kâbe aşkın merkezidir ve Hacer aşka koşmuş, bütün yoklukları aşkla varlığa çevirmiştir. Zaten, hicret ancak aşkla katlanılabilecek bir amel değil midir?.. Hadis olarak nakledilen bir güzel sözde de, “Muhacir, Hacer gibi olan insandır.” denilmektedir; yani, Allah’ın emrini yerine getirmek için gerekiyorsa en ıssız, sessiz ve kimsesiz beldelere giden, “aşk” azığıyla yola düşüp yine “Aşk”a sığınan, İsmaillere süt yerine aşk içiren ve Cürhümîler gibi bir kavme sunduğu aşk zülâliyle onları da Hakk’a kulluğa yürüten insandır. [/FONT][/I][/COLOR][/SIZE] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]İlk muhacirlerden olan Hacer, ahirzamanın mukaddes göç erlerinin de ilk muallimlerindendir ve hal diliyle onlara [FONT=Fixedsys][SIZE=5][COLOR=indigo]“Su’yu sa’y’le değil aşkla, fakat yine de sa’y ettikten sonra bulabilirsiniz.”[/COLOR][/SIZE][/FONT] demektedir. Koşusuna Safâ tepesinden başlayarak çorak mekanları Mekke’leştirmek için herkesi “saf” sevgiyle sevmenin lüzumunu; sa’yini Merve’de bitirerek de, başkalarının sadece mürüvvetini görmek, eksiklerine ve eğriliklerine göz yummak gerektiğini imâ etmektedir. [/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I]Hacer, zemzem sayesinde hem susuzluğunu hem de açlığını gidermiş; bebeğine de süt emzirip onu büyütmeye başlamıştır. Çok geçmeden, Allah Teâlâ, Yemenli Cürhüm kabilesinden bir yolcu kafilesini Kâbe’nin bulunduğu yöne sevketmiştir. Zemzem'i gören yolcular, burayı yurt edinmeye karar vermiş; böylece Hacer validemizin ve Hazreti İsmail’in yalnızlıkları da sona ermiştir.[/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I][FONT=Impact][SIZE=5][COLOR=lime][B][U]İşte, ey mamur ülkeden, meskun şehirden, akraba ve arkadaşlarından, huzur bulduğu yuvadan ayrılıp kuru, yanık, susuz, bitkisiz diyarlara, korku, yalnızlık ve endişe vadilerinde Kâbeler kurmaya giden son devrin muhacirleri, “Hacerler”i; ey ümidin, aşkın, imanın ve ihlasın yolcuları![/U][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=4][COLOR=darkgreen][B]Siz de İsmail Nebî’nin annesi gibi aşka sarılmış, tevekkül, metânet ve sabra tutunmuşsanız; ümitsizliğe düşmeyin, endişelenmeyin.. az sonra bu devrin Cürhümîleri de sizin zemzem-misal güzelliklerinize koşacak.. adlarınız ötede mukaddes göçün ilk mümessilleriyle beraber anılacak[/B][/COLOR][/SIZE].[/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial][SIZE=3][COLOR=black][I][FONT=Fixedsys][SIZE=7][COLOR=indigo]Ve ey sen, divane gönlüm, daha ne durursun![/COLOR][/SIZE][/FONT] [/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Arial][COLOR=black][I]Bu asrın İsmailleri boş ellerle, endişeli bakışlarla, susuzluktan çatlamış dudaklarla “medet” deyip inliyor.. bugünün insanları Hazreti Muhammed’in muhabbet çeşmesinden gönüllere akacak kevserleri bekliyor.[/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Impact][SIZE=6][COLOR=lime][I][B]Vakit sa’y vakti, mevsim aşk ve hicret mevsimi...[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Vakit sa’y vakti, mevsim aşk ve hicret mevsimi...Hacer, Aşk ve Hicret
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst