Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Vecize Analizi
Vecize Analizi 1: Faniyim fani olanı istemem.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="TaLHa" data-source="post: 262157" data-attributes="member: 1"><p>[NOT]DÖRDÜNCÜ FIKRA:<span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen, Cenâb-ı Hak</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">kın marifet</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">ini kazan. Çünkü, bütün hakaik-i mevcudat</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">, ism-i Hakkın şuââtı ve esmâ</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">sının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddî ve mânevî, cevherî-arazî, herbir şeyin, herbir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinad ederler. Yoksa, hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir surettir. Yirminci Sözün âhirinde şu sırra dair bir nebze bahsi geçmiştir.</span>[/NOT]</p><p></p><p>Ustadımız Bediüzzaman bu fıkra ile insanın hakikate yüzünü çevirerek asıl peşinden koşması gerekeni ve insanın asıl ihtiyacının nasıl kazanacağını ifade etmekte şöyle ki:</p><p></p><p>[NOT]<span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Şu âyet-i acîbe, insanın câmiiyet-i istidadı cihetiyle mazhar olduğu bütün kemâlât-ı ilmiye ve terakkiyât-ı fenniye ve havârık-ı sun’iyeyi “tâlim-i esmâ” ünvanıyla ifade ve tabir etmekte şöyle lâtif bir re</span>mz-i ulvî var ki:</span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Herbir kemâlin, herbir ilmin, herbir terakkiyâtın, herbir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki, o hakikat bir ism-i İlâhîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyâtı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla, o fen, o kemâlât, o san’at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarım yamalak bir surette, nâkıs bir gölgedir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Meselâ, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehâsı, Cenâb-ı Hak</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">kın ism-i Adl</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> ve Mukaddir</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">’</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">ine yetişip, hendese âyinesinde o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Meselâ, tıp bir fendir, hem bir san’attır. Onun da nihayeti ve hakikati, H</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">akîm-i Mutlak</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">ın Şâfî</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> ismine dayanıp, eczahane-i kübrâsı olan rû-yi zeminde Rahîm</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">âne cilvelerini edviyelerde görmekle, tıp kemâlâtını bulur, hakikat </span>olur.</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Meselâ, hakikat-i mevcudattan bahseden hikmetü’l-eşya, Cenâb-ı Hak</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">kın (celle celâlühü) ism-i Hakîm</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">’</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">inin tecelliyât-ı kübrâsını müdebbirâne, mürebbiyâne eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> hikmet</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> olabilir. Yoksa, ya hurafâta</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> inkılâb eder ve mâlâyâniyât</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> olur veya felsefe-i</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> tabiiye</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> misillü dalâlete yol açar.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte sana üç misal. Sair kemâlât ve fünunu bu üç misale kıyas et.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span>[/NOT]</p><p></p><p>Ustadımız Bediüzzaman “Âdem’e bütün isimleri öğretti.” Bakara Sûresi, 2:31. ayetinin sırrını üç örnek ile bize göstermektedir.</p><p></p><p>Bu dört fıkranın ilk üç fıkrası ile Ustadımız Bediüzzaman nefsin kötü hasletlerinden olan ve insanın hakikati görmesini engelleyen <span style="font-family: 'Trebuchet MS'">serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakâr gibi özelliklerini susturmakta ve dördüncü fıkra ile yüzümüzü hakikat ilmine çevirmekte.</span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span>[NOT]<span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan, kat’iyen bil ki, hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zaman</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">ın ve o zaman</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> içindeki eşya-yı dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zaman</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">ın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tetkik, “bir âşiredir, belki bir ân-ı seyyâledir” demişler. İşte, şu sırdandır ki, bazı ehl-i velâyet, dünyanın, dünya cihetiyle ademine hükmetmişler.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Madem böyledir. Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalb</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> ve ruh</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> ve sır</span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">rın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var! Senin için meyyit olan mazi, müstakbel, onlar için hayydır, hayattar ve mevcuttur.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span>[/NOT]<span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"></span></p><p>Rusyada bazı insanlar hayatın sadece yaşadıkları an olduğunu bildiklerinden bu lezzet ve taamları kaçırmamak için önce yiyorlar sonra açıkmayı ve sindirmeyi beklemeden kusarak çıkartıp tekrar yiyorlar. Halbu ki bilseler hayat bulunduğumuz bu andan ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı bizde o an gibi gelip gecerdik ve bu hayatın hiçbir cilvesi kalmazdı. </p><p></p><p>Geçen evde bir abimizle film izliyorduk; film dolu dolu geçtikten sonra bir yere varmadan devam edecek notu düşerek bitti. Abimiz ee bunca saat boşuna mı bekledik dedi. İşte bunun gibi bütün bir ömrü yaşa sonra bir netice olmadan o hayat yok olsun gitsin. Hiç bir adalete uyar mı? Madem öyle bu hayat nefsimiz cihetiyle zati ölüdür. Bunca hayatın cezbeden gelip gecici güzelliklerine aldanan da toprağın altında aldanmayanda toprağın altında ise biz şöyle bir durup düşünmeli ve bakmalıyız madem bütün kainat bir yere doğru gidiyor öyle ise biz neden bu kainatın gelip geçici hevesleriyle oyalanıyoruz. Kalb ve ruhun güzellikleri ile kalıcı olan baki olan bizimle beraber hayat bulacak olan güzelliklerin cilvelerin sırlarını öğrenelim. Ve ustadımız bediüzzamanın bizleri çıkardığı bu basamaktan sonra bizlerde ustadımız bediüzzaman gibi demeliyiz :</p><p></p><p>[DIKKAT]<p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><em>Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.</em></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><em>Ruhumu Rahmân<span style="font-family: 'Trebuchet MS'">’</span>a teslim eyledim; gayr istemem.</em></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><em>İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.</em></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><em>Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.</em></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><em>Hiç ender hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim.</em></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><em></em></span></p><p>[/DIKKAT]</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="TaLHa, post: 262157, member: 1"] [NOT]DÖRDÜNCÜ FIKRA:[FONT=Trebuchet MS] Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen, Cenâb-ı Hak[/FONT][FONT=Trebuchet MS]kın marifet[/FONT][FONT=Trebuchet MS]ini kazan. Çünkü, bütün hakaik-i mevcudat[/FONT][FONT=Trebuchet MS], ism-i Hakkın şuââtı ve esmâ[/FONT][FONT=Trebuchet MS]sının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddî ve mânevî, cevherî-arazî, herbir şeyin, herbir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinad ederler. Yoksa, hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir surettir. Yirminci Sözün âhirinde şu sırra dair bir nebze bahsi geçmiştir.[/FONT][/NOT] Ustadımız Bediüzzaman bu fıkra ile insanın hakikate yüzünü çevirerek asıl peşinden koşması gerekeni ve insanın asıl ihtiyacının nasıl kazanacağını ifade etmekte şöyle ki: [NOT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]Şu âyet-i acîbe, insanın câmiiyet-i istidadı cihetiyle mazhar olduğu bütün kemâlât-ı ilmiye ve terakkiyât-ı fenniye ve havârık-ı sun’iyeyi “tâlim-i esmâ” ünvanıyla ifade ve tabir etmekte şöyle lâtif bir re[/FONT]mz-i ulvî var ki: [/FONT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]Herbir kemâlin, herbir ilmin, herbir terakkiyâtın, herbir fennin bir hakikat-i âliyesi var ki, o hakikat bir ism-i İlâhîye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvi tecelliyâtı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla, o fen, o kemâlât, o san’at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarım yamalak bir surette, nâkıs bir gölgedir. [/FONT] [/FONT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]Meselâ, hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehâsı, Cenâb-ı Hak[/FONT][FONT=Trebuchet MS]kın ism-i Adl[/FONT][FONT=Trebuchet MS] ve Mukaddir[/FONT][FONT=Trebuchet MS]’[/FONT][FONT=Trebuchet MS]ine yetişip, hendese âyinesinde o ismin hakîmâne cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir. [/FONT] [/FONT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]Meselâ, tıp bir fendir, hem bir san’attır. Onun da nihayeti ve hakikati, H[/FONT][FONT=Trebuchet MS]akîm-i Mutlak[/FONT][FONT=Trebuchet MS]ın Şâfî[/FONT][FONT=Trebuchet MS] ismine dayanıp, eczahane-i kübrâsı olan rû-yi zeminde Rahîm[/FONT][FONT=Trebuchet MS]âne cilvelerini edviyelerde görmekle, tıp kemâlâtını bulur, hakikat [/FONT]olur.[/FONT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]Meselâ, hakikat-i mevcudattan bahseden hikmetü’l-eşya, Cenâb-ı Hak[/FONT][FONT=Trebuchet MS]kın (celle celâlühü) ism-i Hakîm[/FONT][FONT=Trebuchet MS]’[/FONT][FONT=Trebuchet MS]inin tecelliyât-ı kübrâsını müdebbirâne, mürebbiyâne eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet[/FONT][FONT=Trebuchet MS] hikmet[/FONT][FONT=Trebuchet MS] olabilir. Yoksa, ya hurafâta[/FONT][FONT=Trebuchet MS] inkılâb eder ve mâlâyâniyât[/FONT][FONT=Trebuchet MS] olur veya felsefe-i[/FONT][FONT=Trebuchet MS] tabiiye[/FONT][FONT=Trebuchet MS] misillü dalâlete yol açar. [/FONT] [/FONT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]İşte sana üç misal. Sair kemâlât ve fünunu bu üç misale kıyas et.[/FONT] [/FONT][/NOT] Ustadımız Bediüzzaman “Âdem’e bütün isimleri öğretti.” Bakara Sûresi, 2:31. ayetinin sırrını üç örnek ile bize göstermektedir. Bu dört fıkranın ilk üç fıkrası ile Ustadımız Bediüzzaman nefsin kötü hasletlerinden olan ve insanın hakikati görmesini engelleyen [FONT=Trebuchet MS]serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakâr gibi özelliklerini susturmakta ve dördüncü fıkra ile yüzümüzü hakikat ilmine çevirmekte. [/FONT][NOT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan, kat’iyen bil ki, hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zaman[/FONT][FONT=Trebuchet MS]ın ve o zaman[/FONT][FONT=Trebuchet MS] içindeki eşya-yı dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zaman[/FONT][FONT=Trebuchet MS]ın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tetkik, “bir âşiredir, belki bir ân-ı seyyâledir” demişler. İşte, şu sırdandır ki, bazı ehl-i velâyet, dünyanın, dünya cihetiyle ademine hükmetmişler. [/FONT] [/FONT][FONT=Trebuchet MS][FONT=Trebuchet MS]Madem böyledir. Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalb[/FONT][FONT=Trebuchet MS] ve ruh[/FONT][FONT=Trebuchet MS] ve sır[/FONT][FONT=Trebuchet MS]rın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var! Senin için meyyit olan mazi, müstakbel, onlar için hayydır, hayattar ve mevcuttur.[/FONT] [/FONT][/NOT][FONT=Trebuchet MS] [/FONT] Rusyada bazı insanlar hayatın sadece yaşadıkları an olduğunu bildiklerinden bu lezzet ve taamları kaçırmamak için önce yiyorlar sonra açıkmayı ve sindirmeyi beklemeden kusarak çıkartıp tekrar yiyorlar. Halbu ki bilseler hayat bulunduğumuz bu andan ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı bizde o an gibi gelip gecerdik ve bu hayatın hiçbir cilvesi kalmazdı. Geçen evde bir abimizle film izliyorduk; film dolu dolu geçtikten sonra bir yere varmadan devam edecek notu düşerek bitti. Abimiz ee bunca saat boşuna mı bekledik dedi. İşte bunun gibi bütün bir ömrü yaşa sonra bir netice olmadan o hayat yok olsun gitsin. Hiç bir adalete uyar mı? Madem öyle bu hayat nefsimiz cihetiyle zati ölüdür. Bunca hayatın cezbeden gelip gecici güzelliklerine aldanan da toprağın altında aldanmayanda toprağın altında ise biz şöyle bir durup düşünmeli ve bakmalıyız madem bütün kainat bir yere doğru gidiyor öyle ise biz neden bu kainatın gelip geçici hevesleriyle oyalanıyoruz. Kalb ve ruhun güzellikleri ile kalıcı olan baki olan bizimle beraber hayat bulacak olan güzelliklerin cilvelerin sırlarını öğrenelim. Ve ustadımız bediüzzamanın bizleri çıkardığı bu basamaktan sonra bizlerde ustadımız bediüzzaman gibi demeliyiz : [DIKKAT][LEFT][FONT=Trebuchet MS][I]Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahmân[FONT=Trebuchet MS]’[/FONT]a teslim eyledim; gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.[/I][/FONT][FONT=Trebuchet MS][I]Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç ender hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim. [/I][/FONT][/LEFT] [/DIKKAT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Vecize Analizi
Vecize Analizi 1: Faniyim fani olanı istemem.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst