Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Velâyet yolları içinde en güzeli, en müstakimi sahabenin yoludur
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 277188" data-attributes="member: 1004566"><p><span style="font-size: 10px">Velâyet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zengini, Sünnet-i Seniyyeye ittibâdır. Yani, a'mâl ve harekâtında Sünnet-i Seniyyeyi düşünüp ona tâbi olmak ve taklit etmek ve muamelât ve ef'âlinde ahkâm-ı şer'iyeyi düşünüp rehber ittihaz etmektir. </span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İşte bu ittibâ ve iktida vasıtasıyla, âdi ahvâli ve örfî muameleleri ve fıtrî hareketleri ibadet şekline girmekle beraber, herbir ameli, sünneti ve şer'i o ittibâ noktasında düşündürmekle, bir tahattur-u hükm-ü şer'î veriyor. O tahattur ise, Sahib-i Şeriati düşündürüyor. O düşünmek ise, Cenâb-ı Hakkı hatıra getiriyor. O hatıra, bir nevi huzur veriyor. O hâlde, mütemadiyen ömür dakikaları huzur içinde bir ibadet hükmüne getirilebilir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İşte bu cadde-i kübrâ, velâyet-i kübrâ olan ehl-i veraset-i nübüvvet olan Sahabe ve Selef-i Sâlihînin caddesidir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Mektubat, s. 434</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">***</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Sahabelerin velâyeti, velâyet-i kübrâ denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarikine uğramayarak, doğrudan doğruya zâhirden hakikate geçip akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan bir velâyettir ki, o velâyet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Harikaları az, fakat meziyâtı çoktur. Keşif ve kerâmet onda az görünür. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Mektubat, s. 54</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">***</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Dünyanın âhirete bakan yüzüyle, esmâ-i İlâhiyeye mukabil olan yüzünü sevmek, sebeb-i noksaniyet değil, belki medâr-ı kemâldir ve o iki yüzde, ne kadar ileri gitse, daha ziyâde ibâdet ve mârifetullâhta ileri gider. Sahabelerin dünyası ise, işte o iki yüzdedir. Dünyayı âhiret mezraası görüp, ekip biçmişler. Mevcudâtı, esmâ-i İlâhiyenin aynası görüp, müştâkâne temâşâ edip bakmışlar. Fenâ-i dünya ise, fânî yüzüdür ki, insanın hevesâtına bakar. (.....)</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">İnsanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letâifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki, bütün o letâifi, kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubûdiyette, hakikat cânibine sevk etmek ile, Sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir sûrette; kalp, bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa kalp, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medâr-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırârdır.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Sözler, s. 456</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">***</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">..Sahabelerin senâ-i Kur'âniyeye mazhar olan îsâr hasletini kendine rehber etmek, yani, hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-i maddiyeyi istemeden ve kalben talep etmeden, sırf bir ihsan-ı İlâhî bilerek, nâstan minnet almayarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünkü, hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada birşey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın. Çendan hakları var ki, ümmet onların maişetlerini temin etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakit de "Hizmetimin ücretidir" denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkârâne, başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercih etmek, "Kendileri ihtiyaç halinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler" (Haşir Sûresi: 59:9) sırrına mazhariyetle, bu müthiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir. </span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hizmet Rehberi, s. 96</span></span></strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">***</span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Risâle-i Nur mesleği, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir</span></span></strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Risale-i Nur mesleği, tarikat değil, hakikattir, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Risale-i Nur, bu hizmeti lillahilhamd en müşkül ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor. Risale-i Nur dairesi, Hazret-i Ali ve Hasan ve Hüseyin’in (r.a.) ve Gavs-ı Azamın (k.s.) ihbarat-ı gaybiyeleriyle, şakirtlerinin bu zamanda bir dairesidir. Çünkü Hazret-i Ali, üç kerâmet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur’dan haber verdiği gibi, Gavs-ı Azam (k.s.) da kuvvetli bir sûrette Risale-i Nur’dan haber verip tercümanını teşci etmiş. Bu mahrem dört Risale-i Keramet-i Aleviye ve Gavsiyeye ait dört risâle inşaallah bir vakit size gönderilebilir. Mahkeme ehl-i vukufu, onlara itiraz edememiş. Yalnız "Bu yazılmamalıydı" diye küçük bir tenkit etmişler. Ben de cevap verdim, onlar sustular. Zaten Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Azam’dan (k.s.) ve Zeynelabidin (r.a.) ve Hasan, Hüseyin (r.a.) vasıtasıyla İmam-ı Ali’den (r.a.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Emirdağ Lâhikası, s. 61</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">***</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px">Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın altı aylık hilafetiyle beraber Risâle-i Nur'un Cevşenü'l-Kebir’den ve Celcelutiyeden aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilafetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-i imaniye noktasında Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek tam beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Çünkü, adalet-i hakikiye ile bu asırda insanları mes'ud edebilir bir istidatta bulunan, Risâle-i Nur'dur ve onun şahs-ı mânevîsi, Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın bir muâvini, bir mütemmimi, bir manevi veledi hükmündedir.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><strong>Emirdağ Lâhikası, s. 65</strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 277188, member: 1004566"] [SIZE=2]Velâyet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zengini, Sünnet-i Seniyyeye ittibâdır. Yani, a'mâl ve harekâtında Sünnet-i Seniyyeyi düşünüp ona tâbi olmak ve taklit etmek ve muamelât ve ef'âlinde ahkâm-ı şer'iyeyi düşünüp rehber ittihaz etmektir. [/SIZE][FONT=Verdana][SIZE=2]İşte bu ittibâ ve iktida vasıtasıyla, âdi ahvâli ve örfî muameleleri ve fıtrî hareketleri ibadet şekline girmekle beraber, herbir ameli, sünneti ve şer'i o ittibâ noktasında düşündürmekle, bir tahattur-u hükm-ü şer'î veriyor. O tahattur ise, Sahib-i Şeriati düşündürüyor. O düşünmek ise, Cenâb-ı Hakkı hatıra getiriyor. O hatıra, bir nevi huzur veriyor. O hâlde, mütemadiyen ömür dakikaları huzur içinde bir ibadet hükmüne getirilebilir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]İşte bu cadde-i kübrâ, velâyet-i kübrâ olan ehl-i veraset-i nübüvvet olan Sahabe ve Selef-i Sâlihînin caddesidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Mektubat, s. 434[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]***[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Sahabelerin velâyeti, velâyet-i kübrâ denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarikine uğramayarak, doğrudan doğruya zâhirden hakikate geçip akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan bir velâyettir ki, o velâyet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Harikaları az, fakat meziyâtı çoktur. Keşif ve kerâmet onda az görünür. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Mektubat, s. 54[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]***[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Dünyanın âhirete bakan yüzüyle, esmâ-i İlâhiyeye mukabil olan yüzünü sevmek, sebeb-i noksaniyet değil, belki medâr-ı kemâldir ve o iki yüzde, ne kadar ileri gitse, daha ziyâde ibâdet ve mârifetullâhta ileri gider. Sahabelerin dünyası ise, işte o iki yüzdedir. Dünyayı âhiret mezraası görüp, ekip biçmişler. Mevcudâtı, esmâ-i İlâhiyenin aynası görüp, müştâkâne temâşâ edip bakmışlar. Fenâ-i dünya ise, fânî yüzüdür ki, insanın hevesâtına bakar. (.....)[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]İnsanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letâifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki, bütün o letâifi, kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubûdiyette, hakikat cânibine sevk etmek ile, Sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir sûrette; kalp, bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa kalp, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medâr-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırârdır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Sözler, s. 456[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]***[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]..Sahabelerin senâ-i Kur'âniyeye mazhar olan îsâr hasletini kendine rehber etmek, yani, hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-i maddiyeyi istemeden ve kalben talep etmeden, sırf bir ihsan-ı İlâhî bilerek, nâstan minnet almayarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünkü, hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada birşey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın. Çendan hakları var ki, ümmet onların maişetlerini temin etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakit de "Hizmetimin ücretidir" denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkârâne, başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercih etmek, "Kendileri ihtiyaç halinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler" (Haşir Sûresi: 59:9) sırrına mazhariyetle, bu müthiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir. [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2]Hizmet Rehberi, s. 96[/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Verdana][SIZE=2]***[/SIZE][/FONT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2]Risâle-i Nur mesleği, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir[/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Verdana][SIZE=2]Risale-i Nur mesleği, tarikat değil, hakikattir, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Risale-i Nur, bu hizmeti lillahilhamd en müşkül ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor. Risale-i Nur dairesi, Hazret-i Ali ve Hasan ve Hüseyin’in (r.a.) ve Gavs-ı Azamın (k.s.) ihbarat-ı gaybiyeleriyle, şakirtlerinin bu zamanda bir dairesidir. Çünkü Hazret-i Ali, üç kerâmet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur’dan haber verdiği gibi, Gavs-ı Azam (k.s.) da kuvvetli bir sûrette Risale-i Nur’dan haber verip tercümanını teşci etmiş. Bu mahrem dört Risale-i Keramet-i Aleviye ve Gavsiyeye ait dört risâle inşaallah bir vakit size gönderilebilir. Mahkeme ehl-i vukufu, onlara itiraz edememiş. Yalnız "Bu yazılmamalıydı" diye küçük bir tenkit etmişler. Ben de cevap verdim, onlar sustular. Zaten Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Azam’dan (k.s.) ve Zeynelabidin (r.a.) ve Hasan, Hüseyin (r.a.) vasıtasıyla İmam-ı Ali’den (r.a.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Emirdağ Lâhikası, s. 61[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]***[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2]Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın altı aylık hilafetiyle beraber Risâle-i Nur'un Cevşenü'l-Kebir’den ve Celcelutiyeden aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilafetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-i imaniye noktasında Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek tam beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Çünkü, adalet-i hakikiye ile bu asırda insanları mes'ud edebilir bir istidatta bulunan, Risâle-i Nur'dur ve onun şahs-ı mânevîsi, Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın bir muâvini, bir mütemmimi, bir manevi veledi hükmündedir.[/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][B]Emirdağ Lâhikası, s. 65[/B][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Velâyet yolları içinde en güzeli, en müstakimi sahabenin yoludur
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst