Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
YANMAZSAN YAKAMAZSIN - Metin Karabaşoğlu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="tuncerr" data-source="post: 51504" data-attributes="member: 99"><p><span style="font-size: 15px"><strong>GÜNLER AKIP GİDERKEN, akıp giden günlerin iç dünyama bıraktığı bazı dersler, kısa cümleler halinde ruhuma nakşolur kimi zaman. Meselâ, bir zaman için, kendime "Suçlama, dinle!" demiş durmuşumdur. Sonra, "Sınanmamış sevgilere güvenme!" günleri gelmiştir. Peşisıra, "İman mesleği nefis teslim olunca kolay, ama nefsin teslim olması zor bir meslektir" deyip düşündüğüm günler...</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>İşte, son birkaç ayda en çok tekrarladığım cümle ise, bu yazının başlığını oluşturuyor. Ehl-i dinin, otuz yıl önce rüyasında bile görmediği imkânlara ve rakamlara ulaştığı, otuz yıl önce hayal bile edemediği yetişmiş kabiliyetlere sahip olduğu bir vasatta gözlenen hâl-i pürmelâlimizin ruhumdaki izdüşümü, gariptir, özetini bu cümlede bulmuştur: Yanmazsan, yakamazsın!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Zannımca, bugünkü halimizin en iyi özetlerinden biri, gerçekten budur: Yanmazsan, yakamazsın!</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Zira, itiraf edelim, her birimiz, dinin şu veya bu derece uzağında olanları, yaşamadığımız bir İslâm’a çağırıyoruz; yaşadığımız hal ise, pek de davete değer bir nitelik arzetmiyor. </strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Ebu Bekir’in (r.a.) sıdkını anlatarak insanlara İslâm’ı anlatıyor; ama o sıdkı kendi hayatımıza taşımaktan uzak duruyoruz. Ömer’in (r.a.) adaletini tebliğ konusu yapıyor; ama o adaleti kendi işlerimizde uygulamaktan kaçınıyoruz. Kudüs yolunda deveye kölesiyle nöbetleşe binen Ömer’i anlatıyor; ama geçelim nöbetleşmeyi, işçimizi aramıza ve arabamıza almaktan haya ediyoruz. Kırk yamalı halife Ömer dilimizden geçiyor; ama hayatımızdan ve bilhassa elbise dolabımızdan geçemiyor. Osman’ın (r.a.) kulluğa pek de güzel yakışan hilmi de, Ali’nin (r.a.) yüzü ilahî marifete dönük ilmi de ağzımızda dolanıyor, ama dünyevî şeylere tahsis edilmiş kalb hanelerimizde onlara verecek bir yer kalmamış bulunuyor. Muhacirîn’in ‘Allah’ın arzındaki en sevgili yer’den hicretini, bu hicretin ne derece zor bir tercih olduğunu biliyor; ama, ‘televizyonlu oda’dan ‘televizyonsuz oda’ya, ‘üç çeşit yemek’ten ‘tek çeşit’e hicreti dahi beceremiyoruz. Ensâr’ın neyi varsa yarısını Muhacirîn’e vermesindeki îsar ve fedakârlık derecesini takdir ediyor; ama yirmidört saatin iki saatini olsun imanî bir bahsin talimine tahsis edemiyor, keza Ensâr’ın yaptığının yarısının yarısının yarısını dahi feda etmeye razı olamıyoruz. Ne Abdurrahman b. Avf misali zenginleriz, ne de Ebu Zer-i Gıfarî misali fakirler...</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Onlar, Erkam’ın evinde toplandığı günlerde, kırk kişiydiler. Kelimenin tam anlamıyla yandılar. Rablerinin rızası yolunda nefsin taleplerinden, toplumun ve çağın baskısından, iktidar sahiplerinin korkusundan yılarak nem almadılar. Hak Olan’ın hak yolunda hakkıyla yandılar; yanlarında olanı da muhabbetullah kıvılcımıyla tutuşturdular. Erkam’ın evindeki kırk kişi, on sene içinde, hakkın en azılı düşmanlarından bir kısmının dahi hakka teslim olduğunu gördü. Yandılar; yakabildiler.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Bizler ise, üstlerinde "Vasati 40 çöp" yazan kibrit kutularını biriktirerek, sonra da "Şu kadar kibritimiz oldu" diye övünerek Rabbimizden ‘fütuhat’ bekliyoruz.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Bilmiyoruz ki, yanmayı göze almayan bir milyar kibrit çöpü, yanmaya razı olan tek bir kibrit çöpünün ulaştığı fütuhata ulaşamayacaktır. Yanmayan, yakamayacaktır.</strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong></strong></span></p><p><span style="font-size: 15px"><strong>Bir anlayabilsek...</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="tuncerr, post: 51504, member: 99"] [size=4][b]GÜNLER AKIP GİDERKEN, akıp giden günlerin iç dünyama bıraktığı bazı dersler, kısa cümleler halinde ruhuma nakşolur kimi zaman. Meselâ, bir zaman için, kendime "Suçlama, dinle!" demiş durmuşumdur. Sonra, "Sınanmamış sevgilere güvenme!" günleri gelmiştir. Peşisıra, "İman mesleği nefis teslim olunca kolay, ama nefsin teslim olması zor bir meslektir" deyip düşündüğüm günler... İşte, son birkaç ayda en çok tekrarladığım cümle ise, bu yazının başlığını oluşturuyor. Ehl-i dinin, otuz yıl önce rüyasında bile görmediği imkânlara ve rakamlara ulaştığı, otuz yıl önce hayal bile edemediği yetişmiş kabiliyetlere sahip olduğu bir vasatta gözlenen hâl-i pürmelâlimizin ruhumdaki izdüşümü, gariptir, özetini bu cümlede bulmuştur: Yanmazsan, yakamazsın! Zannımca, bugünkü halimizin en iyi özetlerinden biri, gerçekten budur: Yanmazsan, yakamazsın! Zira, itiraf edelim, her birimiz, dinin şu veya bu derece uzağında olanları, yaşamadığımız bir İslâm’a çağırıyoruz; yaşadığımız hal ise, pek de davete değer bir nitelik arzetmiyor. Ebu Bekir’in (r.a.) sıdkını anlatarak insanlara İslâm’ı anlatıyor; ama o sıdkı kendi hayatımıza taşımaktan uzak duruyoruz. Ömer’in (r.a.) adaletini tebliğ konusu yapıyor; ama o adaleti kendi işlerimizde uygulamaktan kaçınıyoruz. Kudüs yolunda deveye kölesiyle nöbetleşe binen Ömer’i anlatıyor; ama geçelim nöbetleşmeyi, işçimizi aramıza ve arabamıza almaktan haya ediyoruz. Kırk yamalı halife Ömer dilimizden geçiyor; ama hayatımızdan ve bilhassa elbise dolabımızdan geçemiyor. Osman’ın (r.a.) kulluğa pek de güzel yakışan hilmi de, Ali’nin (r.a.) yüzü ilahî marifete dönük ilmi de ağzımızda dolanıyor, ama dünyevî şeylere tahsis edilmiş kalb hanelerimizde onlara verecek bir yer kalmamış bulunuyor. Muhacirîn’in ‘Allah’ın arzındaki en sevgili yer’den hicretini, bu hicretin ne derece zor bir tercih olduğunu biliyor; ama, ‘televizyonlu oda’dan ‘televizyonsuz oda’ya, ‘üç çeşit yemek’ten ‘tek çeşit’e hicreti dahi beceremiyoruz. Ensâr’ın neyi varsa yarısını Muhacirîn’e vermesindeki îsar ve fedakârlık derecesini takdir ediyor; ama yirmidört saatin iki saatini olsun imanî bir bahsin talimine tahsis edemiyor, keza Ensâr’ın yaptığının yarısının yarısının yarısını dahi feda etmeye razı olamıyoruz. Ne Abdurrahman b. Avf misali zenginleriz, ne de Ebu Zer-i Gıfarî misali fakirler... Onlar, Erkam’ın evinde toplandığı günlerde, kırk kişiydiler. Kelimenin tam anlamıyla yandılar. Rablerinin rızası yolunda nefsin taleplerinden, toplumun ve çağın baskısından, iktidar sahiplerinin korkusundan yılarak nem almadılar. Hak Olan’ın hak yolunda hakkıyla yandılar; yanlarında olanı da muhabbetullah kıvılcımıyla tutuşturdular. Erkam’ın evindeki kırk kişi, on sene içinde, hakkın en azılı düşmanlarından bir kısmının dahi hakka teslim olduğunu gördü. Yandılar; yakabildiler. Bizler ise, üstlerinde "Vasati 40 çöp" yazan kibrit kutularını biriktirerek, sonra da "Şu kadar kibritimiz oldu" diye övünerek Rabbimizden ‘fütuhat’ bekliyoruz. Bilmiyoruz ki, yanmayı göze almayan bir milyar kibrit çöpü, yanmaya razı olan tek bir kibrit çöpünün ulaştığı fütuhata ulaşamayacaktır. Yanmayan, yakamayacaktır. Bir anlayabilsek...[/b][/size] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
YANMAZSAN YAKAMAZSIN - Metin Karabaşoğlu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst