Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 259151" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Lüksün pençesinde kıvranan müminler olarak...</strong></p><p></p><p>Lüksün pençesinde kıvranan müminler olarak...</p><p> 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:55</p><p> Ömrümüzü ve servetimizi nerede harcadığımız, harcamakta olduğumuz konusunda pek kafa yormayız. Kendimizin değil başkalarının ömrünü ve servetini nasıl harcadığı üzerinden fikrimizi yorarız. </p><p> </p><p> Zenginin malı fakirin sadece çenesini yormaz gönlünü de yorar velhasıl.</p><p> </p><p> İslam âlemi hem bireyler olarak hem de devlet politikası olarak lüks tüketimin, konforun pençesinde debeleniyor.</p><p> </p><p> Lüks tüketim had safhada olduğu için zengin ile yoksul arasındaki mesafe gittikçe büyüyor.</p><p> </p><p> Oysa lüks tüketimden en çok kaçınması gerekenler üst kimliğini Müslüman olarak ifade edenler olmalı.</p><p> </p><p> Çünkü, lüks tüketime göz dikerek Allah Teala'nın murat ettiği dünya düzeninin gerçekleşmesine engel oluruz.</p><p> </p><p> Lüks tüketimin sakıncaları nelerdir? İnsanı daha çok kazanmaya, hırsa teşvik eder.</p><p> </p><p> Lüks tüketim gösterişe dayalı bir tüketimdir. Lüks tüketimin peşinden gidenler, konforun peşinden gidenler bu hallerinin başkaları tarafından görülmesini ister. Böylece üstünlük taslayabileceklerdir. Üstünlük taslamak Efendimiz'in bir tarağın dişleri gibi birbirinizin aynısınız sözüne isyandır.</p><p> </p><p> İnsanlar malları mülkleri ile üstünlük kurmamalıdır. Mal bize bir emanettir. Dünyada sahip olduğumuz her şey öbür dünyanın sınavını kazanmaya bir vesiledir. Mal mülk, ata- evlat, sıhhatimiz, vaktimiz hepsi bize emanettir. Bu emaneti asli vatanımızı kazanmak için en doğru şekilde kullanmak zorundayız.</p><p> </p><p> Konfor ve lüks mümini bozar.</p><p> </p><p> Ancak burada dikkat çekmemiz gereken husus şu: İsraf, lüks, konfor konusunda bizi uyaran Efendimiz'in ve Rabbimiz'in ayetlerini kendi kalbimize indirmekten mesulüz.</p><p> </p><p> Bu gün Müslümanlar arasında maalesef nesneleri, konforu kendisi için ihtiyaç başkası için lüks olarak adlandırma hatası var. Hatta kendisi için fetvayı, başkaları için takvayı uygun gören bir anlayış var.</p><p> </p><p> 90'lı yıllarda şöyle bir anlayış vardı: Erkek yazarlar panel ve sempozyumlarda günümüzün kadınlarının ne kadar kötü bir durumda, imani olarak ne kadar zayıf olduklarını ispat edici unsur olarak kadınların çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi kullandıklarından (ki o dönem için bulaşık makinesi çok yaygın değildi-bulaşık makinesi istemelerinden) bahsediyorlardı. Bu beyler kendi kullandıkları otomobil ya da bilgisayarı hiç söz konusu etmeden Hz.Fatıma'nın bulaşık makinesi mi vardı çamaşır makinesi mi vardı türünden anakronik bir yaklaşımda bulunuyordu.</p><p> </p><p> Şimdilerde ise durum başörtüsü üzerinden sınıf çatışması örgütlenmesi şeklinde ifade ediliyor.</p><p> </p><p> "Başörtülü cip kullanan kadın."</p><p> </p><p> Seküler zihniyete sahip olan insanlar, vay başörtülüler o kadar kafasız değilmiş cip bile kullanıyor diyerek küçümseme edası eşliğinde bu cümleyi dillendirirken; dindarlar hem başörtülü hem de cipli. Yani takvaya uygun davranmıyor şeklinde yargılamak üzere kullanıyor.</p><p> </p><p> Müslümanlar son yıllarda iş bölümü kısmını maalesef çok yanlış yorumlamaya başladılar. Fetva erkekler için takva bahsi kadınlar için oldu. Giyim kuşamdan başlayan bu "iş bölümü" (Müslüman erkeklerin giyim kuşamı, hal ve hareketleri bahsinde erkek yazarın kaleminden en son okuduğunuz yazının tarihini bir düşünmenizi tavsiye ediyorum)nesneler dünyasına doğru yayıldı.</p><p> </p><p> Dolayısıyla lüks deyince gündelik hayatın hep kadınların kullandığı nesneler üzerinden tanımlamaları yapılır oldu.</p><p> </p><p> Çarşamba günü lüks ve konfor meselesine devam edelim.</p><p> Yenişafak</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>Ramazan'ı değerlendirmek</p><p> 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:21</p><p> Önemli bir gazetenin genel yayın yönetmeni, gazetede din danışmanı bulundurma teklifine sıcak bakmış, İslâm ile ilgili haberlerde dikkatli olacaklarını söylemişti.</p><p> Ramazan'ın ilk haftasında malûm medyada Ramazan'la ilgili "asparagas" haberler de görmeyince bu yıl olsun Ramazan'ımız rahat geçecek diye sevinmiştik. Ama Müslümanları, inançlarını, ibadetlerini, yaşayışlarını, ahlâkî düsturlarını, dünya görüşlerini yaralamayı ve tartışma konusu yapmayı sanki vazife edinmişler. Evet, herkes, vazifesini yapıyor ve Âhiret'teki yerini hazırlıyor.</p><p> Malûm medya grubuna katkı yapan başka grup medyaları da var. Meselâ, bir kanal, teravihimize "neşter" atıyor. Hasta olunca marangoza, arabalarını tamir için doktora gidiyorlarmış gibi, hadis-i şerife "hikâye anlatma" diyen, fakat yanlışına delil olacağını zannettiği bir hadisi "hani anlatılır ya" diye eksik-yanlış nakletmeye kalkarak Hadis'e sığınan, "Kur'an bilinci" iddiasındaki iki Kur'an cahili, hadis inkârcısı ve bir de Esra Elönü'yle teravihi tartışıyor. Allah'a şükür ki, Süleyman Ateş hoca, doğruları dile getirdi.</p><p> Bir de bazı yazarlar, ilâhiyatçı profesörler ve hocalar var. İlim ve içtihad selâhiyetleri kendilerinden menkuldür; 14 asır bütün mezheplerce üzerlerinde ittifak edilmiş, Kur'an, Sünnet ve icma ile sabit dinî kaideleri ve uygulamaları tartışma konusu yapmada birbiriyle yarışırlar. Kimisi, Hacc'ı yılın her gününe yaymak için bizzat kendi tabiriyle "öter"; kimisi, buna cevap vereceğim derken Hacc'ı Arafat'ta vakfeden ve Hacc'la ilgili âyetleri "Hacc-ı ekber"den söz eden âyetten ibaret sanarak, Kur'ân'ın Hacc'ı bir güne indirdiğini ileri sürer ve böylece İmam-ı Azam'dan da üstün olduğunu (!) ispatlar; sonra, "Teravih namazı yoktur." diye ortaya çıkar. Kimisi, abdestte çoraba mesheder; namazın 5 vakit olmadığını iddia edeni de vardır; İslâm'a göre herkesin ekonomik açıdan eşit olması gerektiğini ileri süreni de. Şu ülkede akıl ve "ruh sağlığımız"ı korumanın ve Müslümanlar olarak dinimizi yaşamanın, Ramazan'ımızı iyi değerlendirebilmenin birinci şartı, malûm medyaya ve Cenab-ı Allah'ın kimisini namazdan, kimisini hacdan, kimisini oruçtan, kimisini bir başka ibadetten veya hepsinden mahrum ederek mekrine maruz kıldığı ilâhiyatçılara, hocalara ve yazarlara gözümüzü ve kulağımızı tıkamaktır.</p><p> Ramazan, iki, hattâ üç ana hususiyetiyle öne çıkar. İlk olarak, Ramazan, oruç ayıdır. Oruç, sevabına ve mükâfatına âdeta sınır olmayan, Ateş'e karşı perde ve uykuyu ibadete, susmayı tesbihe çeviren ibadettir. Oruç, sadece belirli şehvetlerine karşı direnmekle nefsi terbiye ve ona galip gelme ibadeti değildir; oruç; yalan, gıybet, kötü söz, cedel ve öfkeye mağlûbiyet gibi nefsin yeme, içme ve cinsel tatminden daha kolay içine düştüğümüz şehvetlerine karşı da bir mücadeledir. İkinci olarak, Kur'ân'ın inzali, yani izahı burada konumuz olmayan tek bir defada inişi, Ramazan'da olmuştur. Dolayısıyla, mü'min için elbette her ay Kur'ân ayı, her gün Kur'ân günü olmakla birlikte Ramazan, hususî manâda Kur'ân ayıdır. Öyleyse, Kur'ân okumayı artırmak, teravih namazını mümkün olduğunca en azından bir hatimle kılmak, 4'er rek'at sonunda evrad ü ezkâr okumak, dua, bilhassa ümmet-i Muhammed'e (sas) çok dua etmek ve Kur'ân'ı mütalâa etmek, üzerinde çalışmak; gündüz sâim (oruçlu), gece kâim (ibadette) olmak, Ramazan'ı ihya adına çok önemlidir. Ramazan'ın üçüncü ana hususiyeti, içinde kendisinin bulunmadığı bin aydan daha hayırlı olan ve ihya edilebildiğinde mü'mine 80 küsur yıl ibadet etmiş sevabı kazandıran Kadir Gecesi'nin de bu ayda olmasıdır.</p><p> Ramazan'la ilgili olarak şu hadis-i şerif de bilhassa önemlidir: "Ramazan'a girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde Cennet'e giremeyen kimsenin burnu sürtülsün. Ben yanında anıldığım zaman bana salâvat getirmeyen kişinin de burnu sürtülsün." Bu hadis, üzerinde ayrıca durmayı gerektiriyor.</p><p> Zaman</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 259151, member: 1016557"] [b]Lüksün pençesinde kıvranan müminler olarak...[/b] Lüksün pençesinde kıvranan müminler olarak... 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:55 Ömrümüzü ve servetimizi nerede harcadığımız, harcamakta olduğumuz konusunda pek kafa yormayız. Kendimizin değil başkalarının ömrünü ve servetini nasıl harcadığı üzerinden fikrimizi yorarız. Zenginin malı fakirin sadece çenesini yormaz gönlünü de yorar velhasıl. İslam âlemi hem bireyler olarak hem de devlet politikası olarak lüks tüketimin, konforun pençesinde debeleniyor. Lüks tüketim had safhada olduğu için zengin ile yoksul arasındaki mesafe gittikçe büyüyor. Oysa lüks tüketimden en çok kaçınması gerekenler üst kimliğini Müslüman olarak ifade edenler olmalı. Çünkü, lüks tüketime göz dikerek Allah Teala'nın murat ettiği dünya düzeninin gerçekleşmesine engel oluruz. Lüks tüketimin sakıncaları nelerdir? İnsanı daha çok kazanmaya, hırsa teşvik eder. Lüks tüketim gösterişe dayalı bir tüketimdir. Lüks tüketimin peşinden gidenler, konforun peşinden gidenler bu hallerinin başkaları tarafından görülmesini ister. Böylece üstünlük taslayabileceklerdir. Üstünlük taslamak Efendimiz'in bir tarağın dişleri gibi birbirinizin aynısınız sözüne isyandır. İnsanlar malları mülkleri ile üstünlük kurmamalıdır. Mal bize bir emanettir. Dünyada sahip olduğumuz her şey öbür dünyanın sınavını kazanmaya bir vesiledir. Mal mülk, ata- evlat, sıhhatimiz, vaktimiz hepsi bize emanettir. Bu emaneti asli vatanımızı kazanmak için en doğru şekilde kullanmak zorundayız. Konfor ve lüks mümini bozar. Ancak burada dikkat çekmemiz gereken husus şu: İsraf, lüks, konfor konusunda bizi uyaran Efendimiz'in ve Rabbimiz'in ayetlerini kendi kalbimize indirmekten mesulüz. Bu gün Müslümanlar arasında maalesef nesneleri, konforu kendisi için ihtiyaç başkası için lüks olarak adlandırma hatası var. Hatta kendisi için fetvayı, başkaları için takvayı uygun gören bir anlayış var. 90'lı yıllarda şöyle bir anlayış vardı: Erkek yazarlar panel ve sempozyumlarda günümüzün kadınlarının ne kadar kötü bir durumda, imani olarak ne kadar zayıf olduklarını ispat edici unsur olarak kadınların çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi kullandıklarından (ki o dönem için bulaşık makinesi çok yaygın değildi-bulaşık makinesi istemelerinden) bahsediyorlardı. Bu beyler kendi kullandıkları otomobil ya da bilgisayarı hiç söz konusu etmeden Hz.Fatıma'nın bulaşık makinesi mi vardı çamaşır makinesi mi vardı türünden anakronik bir yaklaşımda bulunuyordu. Şimdilerde ise durum başörtüsü üzerinden sınıf çatışması örgütlenmesi şeklinde ifade ediliyor. "Başörtülü cip kullanan kadın." Seküler zihniyete sahip olan insanlar, vay başörtülüler o kadar kafasız değilmiş cip bile kullanıyor diyerek küçümseme edası eşliğinde bu cümleyi dillendirirken; dindarlar hem başörtülü hem de cipli. Yani takvaya uygun davranmıyor şeklinde yargılamak üzere kullanıyor. Müslümanlar son yıllarda iş bölümü kısmını maalesef çok yanlış yorumlamaya başladılar. Fetva erkekler için takva bahsi kadınlar için oldu. Giyim kuşamdan başlayan bu "iş bölümü" (Müslüman erkeklerin giyim kuşamı, hal ve hareketleri bahsinde erkek yazarın kaleminden en son okuduğunuz yazının tarihini bir düşünmenizi tavsiye ediyorum)nesneler dünyasına doğru yayıldı. Dolayısıyla lüks deyince gündelik hayatın hep kadınların kullandığı nesneler üzerinden tanımlamaları yapılır oldu. Çarşamba günü lüks ve konfor meselesine devam edelim. Yenişafak Ramazan'ı değerlendirmek 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:21 Önemli bir gazetenin genel yayın yönetmeni, gazetede din danışmanı bulundurma teklifine sıcak bakmış, İslâm ile ilgili haberlerde dikkatli olacaklarını söylemişti. Ramazan'ın ilk haftasında malûm medyada Ramazan'la ilgili "asparagas" haberler de görmeyince bu yıl olsun Ramazan'ımız rahat geçecek diye sevinmiştik. Ama Müslümanları, inançlarını, ibadetlerini, yaşayışlarını, ahlâkî düsturlarını, dünya görüşlerini yaralamayı ve tartışma konusu yapmayı sanki vazife edinmişler. Evet, herkes, vazifesini yapıyor ve Âhiret'teki yerini hazırlıyor. Malûm medya grubuna katkı yapan başka grup medyaları da var. Meselâ, bir kanal, teravihimize "neşter" atıyor. Hasta olunca marangoza, arabalarını tamir için doktora gidiyorlarmış gibi, hadis-i şerife "hikâye anlatma" diyen, fakat yanlışına delil olacağını zannettiği bir hadisi "hani anlatılır ya" diye eksik-yanlış nakletmeye kalkarak Hadis'e sığınan, "Kur'an bilinci" iddiasındaki iki Kur'an cahili, hadis inkârcısı ve bir de Esra Elönü'yle teravihi tartışıyor. Allah'a şükür ki, Süleyman Ateş hoca, doğruları dile getirdi. Bir de bazı yazarlar, ilâhiyatçı profesörler ve hocalar var. İlim ve içtihad selâhiyetleri kendilerinden menkuldür; 14 asır bütün mezheplerce üzerlerinde ittifak edilmiş, Kur'an, Sünnet ve icma ile sabit dinî kaideleri ve uygulamaları tartışma konusu yapmada birbiriyle yarışırlar. Kimisi, Hacc'ı yılın her gününe yaymak için bizzat kendi tabiriyle "öter"; kimisi, buna cevap vereceğim derken Hacc'ı Arafat'ta vakfeden ve Hacc'la ilgili âyetleri "Hacc-ı ekber"den söz eden âyetten ibaret sanarak, Kur'ân'ın Hacc'ı bir güne indirdiğini ileri sürer ve böylece İmam-ı Azam'dan da üstün olduğunu (!) ispatlar; sonra, "Teravih namazı yoktur." diye ortaya çıkar. Kimisi, abdestte çoraba mesheder; namazın 5 vakit olmadığını iddia edeni de vardır; İslâm'a göre herkesin ekonomik açıdan eşit olması gerektiğini ileri süreni de. Şu ülkede akıl ve "ruh sağlığımız"ı korumanın ve Müslümanlar olarak dinimizi yaşamanın, Ramazan'ımızı iyi değerlendirebilmenin birinci şartı, malûm medyaya ve Cenab-ı Allah'ın kimisini namazdan, kimisini hacdan, kimisini oruçtan, kimisini bir başka ibadetten veya hepsinden mahrum ederek mekrine maruz kıldığı ilâhiyatçılara, hocalara ve yazarlara gözümüzü ve kulağımızı tıkamaktır. Ramazan, iki, hattâ üç ana hususiyetiyle öne çıkar. İlk olarak, Ramazan, oruç ayıdır. Oruç, sevabına ve mükâfatına âdeta sınır olmayan, Ateş'e karşı perde ve uykuyu ibadete, susmayı tesbihe çeviren ibadettir. Oruç, sadece belirli şehvetlerine karşı direnmekle nefsi terbiye ve ona galip gelme ibadeti değildir; oruç; yalan, gıybet, kötü söz, cedel ve öfkeye mağlûbiyet gibi nefsin yeme, içme ve cinsel tatminden daha kolay içine düştüğümüz şehvetlerine karşı da bir mücadeledir. İkinci olarak, Kur'ân'ın inzali, yani izahı burada konumuz olmayan tek bir defada inişi, Ramazan'da olmuştur. Dolayısıyla, mü'min için elbette her ay Kur'ân ayı, her gün Kur'ân günü olmakla birlikte Ramazan, hususî manâda Kur'ân ayıdır. Öyleyse, Kur'ân okumayı artırmak, teravih namazını mümkün olduğunca en azından bir hatimle kılmak, 4'er rek'at sonunda evrad ü ezkâr okumak, dua, bilhassa ümmet-i Muhammed'e (sas) çok dua etmek ve Kur'ân'ı mütalâa etmek, üzerinde çalışmak; gündüz sâim (oruçlu), gece kâim (ibadette) olmak, Ramazan'ı ihya adına çok önemlidir. Ramazan'ın üçüncü ana hususiyeti, içinde kendisinin bulunmadığı bin aydan daha hayırlı olan ve ihya edilebildiğinde mü'mine 80 küsur yıl ibadet etmiş sevabı kazandıran Kadir Gecesi'nin de bu ayda olmasıdır. Ramazan'la ilgili olarak şu hadis-i şerif de bilhassa önemlidir: "Ramazan'a girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde Cennet'e giremeyen kimsenin burnu sürtülsün. Ben yanında anıldığım zaman bana salâvat getirmeyen kişinin de burnu sürtülsün." Bu hadis, üzerinde ayrıca durmayı gerektiriyor. Zaman [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst