Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 259153" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Geliyor</strong></p><p></p><p>Geliyor</p><p> 13 Ağustos 2011 Cumartesi 06:38</p><p> Devlet çarkının yalama olduğu, kuralların, kanunların rahatça çiğnendiği, hukukun devlet içinde geçerliliğinin bulunmadığı bir sistemde yaşadık biz.</p><p> Bu kuralsızlık, kontrolsüzlük, disiplinsizlik, hukuksuzluk normal bulunmaya başlandı.</p><p> Başka türlü bir yönetimin olabileceğinin hayali bile neredeyse bu toplumda kayboldu.</p><p> Bunun birinci dereceden müsebbibi, hak etmedikleri bir iktidarı ne pahasına olursa olsun ellerinde tutmak isteyen generallerdi.</p><p> Yapmadıkları kötülük kalmadı bu ülkeye.</p><p> Kendilerini iktidarın merkezine koyabilmek için bütün dişlileri dağıttılar, devletin çarkını bozdular, kırılan, çatlayan yerlerden devlete suçun envai çeşidi sızdı.</p><p> Bugün, geçmişle hesaplaşmaya, devletin dişlilerini, hukukun gücünü tamir etmeye çalışıyoruz.</p><p> Burada karşılaşacağımız en büyük ve en ciddi sorun, aynı “kuralsızlığı”generalleri kenara iterek devam ettirme eğilimidir.</p><p> Vatandaşına hizmet eden, vatandaşına hesap veren bir devlet kuracaksak, hiç kimsenin “meşru” çizgilerinin dışına çıkmasına izin vermeyen sistem oluşturmak zorundayız.</p><p> Devlette görev yapan herkesin “yetkisinin” ve sorumluluğunun keskin ve kalın çizgilerle belirlenmesi gerekir.</p><p> Eskiden yaşananların bugün tekrar edilmesini önlemek için, geçmiş alışkanlıklarımızın içimize yer eden gölgeleriyle “zaten hep böyle yapılır”rahatlığını bir kenara bırakmak hepimiz için bir zorunluluk bence.</p><p> Hükümet, “her şeye karar veren” değil, her şeyin “ahenkle” çalışmasını sağlayan bir yapıdır.</p><p> Diyelim ki “özelleştirme” işlerini gerçekleştirecek heyetin üyelerini ve başkanını seçmek yasayla hükümete verilmiş olsun, hükümet bu yetkisini kullanır ama sonra özelleştirilecek bir kurumunun hangi şirkete satılacağına da kurallara aldırmadan hükümet karar vermek isterse, işte bu “yetki aşımına” girer.</p><p> Geçmişte biz bunları yaşadık.</p><p> Artık yaşamamalıyız.</p><p> O dönemlerin nasıl korkunç facialara yol açtığını hatırlıyoruz.</p><p> Bu yozlaşma, gevşeme, dağılma binlerce cana mal oldu.</p><p> Devlet görevlileri insanlar öldürdüler bu denetimsizlik yüzünden.</p><p> Başbakanlar, öldürülecek insanlar listeleriyle dolaştılar.</p><p> Şimdi, o “öldürenler” birer birer yakalanarak yargıya gönderiliyor.</p><p> Susurluk döneminin Özel Harekâtçı polislerinin bir kısmı tutuklandı.</p><p> Bizim manşette okuyacaksınız Ayhan Çarkın’ın ifadelerini.</p><p> “İnfazlara tanıklık” ettiğini söylüyor.</p><p> Bütün bu infazlardan Mehmet Ağar’ın ve İbrahim Şahin’in haberdar olduğunu açıklıyor.</p><p> Hatta, bu “cinayetlere” Milli Güvenlik Kurulu’nun karar verdiği söyleniyor.</p><p> O döneme ait “sırlar” ilmik ilmik çözülecek, devletin içindeki bir cinayet şebekesi ortaya çıkarılacak.</p><p> Her ifadeyle, her ifşaatla, her itirafla “tetiği çekenlerin” arkasındakilerin yüzleri de birer birer aydınlanıyor.</p><p> Öldürülen Uğur Mumcu’nun eşine, cinayeti neden çözemeyeceklerini “Bir tuğla çekersem bütün duvar çöker” diye anlatan Mehmet Ağar’ın “tuğlaları” da“duvarı” da çok yakından tanıdığı anlaşılıyor.</p><p> Onun ayakta tutmak istediği o “suç duvarı” yıkılacak.</p><p> O duvarın ardına saklanarak insanları öldürtenleri umuyorum ki yargı ortaya çıkaracak.</p><p> Bu devleti, bu toplumu mahvedenleri, acılar içinde yaşatanları, devleti bir“çeteye” dönüştürenleri bu ülke sigaya çekecek.</p><p> Yaşananların bir daha yaşanmaması için bütün karanlıkları aydınlatmak bir zorunluluk.</p><p> Susurluk’u aydınlatmaya doğru ilerliyor yargı, daha sonra Susurluk’la Ergenekon arasındaki bağlar bulunacak, o bağları kimlerin oluşturduğunu, oluşturanların devletin hangi katlarında, hiçbir zaman yakalanmayacaklarına olan güvenleriyle nasıl oturduklarını öğreneceğiz.</p><p> Büyük bir arınma döneminden geçiyoruz.</p><p> Devletin içindeki çetecileri temizliyoruz.</p><p> Geçmişteki karanlığı temizlerken, bunun tekrarını önleyecek bir sistemi de yerleşik hale getirmeliyiz.</p><p> Eski hastalıklarımızın virüslerini “yeni” düzene taşımamalıyız.</p><p> Bizi kurtarmaya, geçmişi temizlemek yetmez, geçmişin tekrarını önleyecek tedbirler de gerekir.</p><p> Bir daha devlet içindeki hiç kimsenin “kendi çizgilerinin” dışına çıkamayacağını güvence altına almazsak, bu bünye eski hastalığını tekrarlar.</p><p> Yavaş yavaş başlayan o hastalığın da daha sonra nasıl korkunç bir salgına dönüştüğünü de bugün okuduğumuz ifadeler tüylerimizi ürperterek gösteriyor bize.</p><p> Taraf</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>Her şey boşmuş…!</p><p> 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:10</p><p> F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Beşiktaş Divan Kurulu Başkanı Yalçın Karadeniz’in kendisini ziyarete gelmesi karşısında duygulandı.</p><p> -“Hepiniz geldiniz. Demek ki dostluk buymuş. Zaman-zaman camia olarak gerilmiş ve birbirimizi kırmıştık. Burada anladım ki HER ŞEY BOŞMUŞ” dedi.</p><p> Ana haberlerden de izlediğimiz bu itiraf, bana çok-çok daha önemli itirafları ve pişmanlıkları hatırlattı. Haberde ve olaylar sonrasında da görüldüğü gibi bu itiraflar hiçbir şey halletmiyor. Her şey mecrasında akıp gidiyor. </p><p> Mahkemeler kuruluyor, kişiler tutuklanıyor, yargılamalar devam ediyor.</p><p> Önemli olan, pişmanlıklar ve keşkeler yerine, olayları yaşadığımız süre içerisindeyken, nefislerimize ve Şeytanın vesveselerine direnip, pişman olmayacağımız icraatlarda bulunabilmektir. Hepsi bu!...</p><p> Bu haberin bana hatırlattığı o çok-çok daha önemli İTİRAFLARI bize bildiren haber, rastgele bir medya haberi de değil, doğruların en doğrusu, her insan için haberlerin en faydalısı ve sözlerin en güzeli olan Kur’ân-ı Kerim’dir. </p><p> Şöyle ki:</p><p> •O gün (Hesap gününde) zalim, parmaklarını ısırır “Eyvah! Der, keşke o Peygamberle birlikte yol tutsaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur'ân’dan) beni o uzaklaştırdı.” Zaten şeytan, insanı (işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da) yüzüstü, yalnız bırakır. (Furkan Suresi, 27, 28 ve 29. Âyetler.) </p><p> •Yüzleri ateşte, gâh bu yana, gâh öbür yana çevrileceği gün: “Ah!” derler, “ah ne olurdu! Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke Peygambere itaat etseydik!” (Ahzâb S. 66. Âyet.)</p><p> •Onlar ateşin karşısında durdurulup da “Ah n'olurdu, dünyaya bir geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini inkâr etmesek, müminlerden olsak!” dedikleri zaman bir görsen, neler olacak neler! (En’am, 27. Âyet.)</p><p> •Âhireti inkâr edenlerden birine ölüm gelip çatınca, işte o zaman: “Ya Rabbî!” der, “ne olur beni dünyaya geri gönderin, ta ki zayi ettiğim ömrümü telafi edip iyi işler yapayım.” Hayır, hayır! Bu onun söylediği mânasız bir sözdür. (Mü’minûn, 99-100. Âyet.)</p><p> •Oysa dünya hayatının ve imtihanın sona erdiği o gün öğüt alma günü değil, karar günüdür. Orada gerçeği anlamak artık işe yaramaz. Ve insanlar her şeyin gerçekliğinin bütün çıplaklığı ile gözler önüne serildiği o gün şöyle der: “Keşke (ebedî) hayatım için hazırlıkta bulunsaydım.” (Fecr, 24. Âyet. Ş.P.)</p><p> •Bunun üzerine (inançsızlara) tâbi olanlar şöyle derler: “Ah ne olurdu, elimize bir fırsat geçse de onların bizden uzak durdukları gibi, Biz de onları bir reddetseydik!” İşte Allah Teâlâ onlara, bütün yaptıklarını, en şiddetli pişmanlıklar halinde gösterecektir. Onların o ateşten çıkacakları da yoktur. (Bakara S. 167. Âyet.)</p><p> •İNSAN, başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanır? (Kıyamet, 36. Âyet.)</p><p> •Biz, gelmesi yaklaşmış bir azabı bildirerek sizi uyarıyoruz. O gün gelecek ve her şahıs önünde, yalnız yapıp ettiklerini bulup bakacak ve kâfir: “Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!” diyecek. (Nebe S. 40. Âyet.)</p><p> •Düşünseler şunu da anlarlardı ki: bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ve ebedî âhiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bir bilselerdi! (Ankebut S. 64. Âyet.) </p><p> •..Ama hesap defteri sol tarafından verilen kimse: “Eyvah der, keşke verilmez olaydı bu defterim! Keşke hesabımı bilmez olaydım! Keşke, ölümle her iş bitmiş olsaydı...” (Hâkka S. 25, 26, 27. Âyetler.) </p><p> ***</p><p> Saygıdeğer dostlarım. </p><p> Çok net olan görülüyor ki, bu işin hiç mi hiç şakası yok!... </p><p> Sonraki pişmanlıklar ise hiçbir işe yaramayacak. </p><p> Dünyada herhangi bir sınavı kaybettiğimiz zaman, tekrarı da var, başka bir tercih yapma imkânı da var, “..amâan, olsa da olur olmasa da olur, ucunda ölüm yok ya” diyebilmek de var… </p><p> Fakat şu içinde bulunduğumuz DÜNYA SINAVI, hiç de öyle değil. </p><p> Tekrarı da yok, başka bir tercih yapma imkânı da yok, “..amâan, olsa da olur olmasa da olur, ucunda ölüm yok ya” diyebilmek hiç yok… </p><p> Çünkü oradaki hayat ölümsüz ve ebedîdir. Bu sınavı (Allah muhafaza) kaybettiğimizde, ucunda ölüm olmaması, gerçek pişmanlık vesilesidir… </p><p> Yâ Cehennem hak edilecek, yâ da ebedî CENNETLER hak edilecek… </p><p> Dünya hayatındayken, bu konudaki tercih ise tamamen bizlere bırakılmıştır. Bu nedenle de, her birimizin en önemli gündem maddemiz, ne yapıp-yapıp BU SINAVI MUTLAKA KAZANMAK OLMALIDIR… Vesselâm.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 259153, member: 1016557"] [b]Geliyor[/b] Geliyor 13 Ağustos 2011 Cumartesi 06:38 Devlet çarkının yalama olduğu, kuralların, kanunların rahatça çiğnendiği, hukukun devlet içinde geçerliliğinin bulunmadığı bir sistemde yaşadık biz. Bu kuralsızlık, kontrolsüzlük, disiplinsizlik, hukuksuzluk normal bulunmaya başlandı. Başka türlü bir yönetimin olabileceğinin hayali bile neredeyse bu toplumda kayboldu. Bunun birinci dereceden müsebbibi, hak etmedikleri bir iktidarı ne pahasına olursa olsun ellerinde tutmak isteyen generallerdi. Yapmadıkları kötülük kalmadı bu ülkeye. Kendilerini iktidarın merkezine koyabilmek için bütün dişlileri dağıttılar, devletin çarkını bozdular, kırılan, çatlayan yerlerden devlete suçun envai çeşidi sızdı. Bugün, geçmişle hesaplaşmaya, devletin dişlilerini, hukukun gücünü tamir etmeye çalışıyoruz. Burada karşılaşacağımız en büyük ve en ciddi sorun, aynı “kuralsızlığı”generalleri kenara iterek devam ettirme eğilimidir. Vatandaşına hizmet eden, vatandaşına hesap veren bir devlet kuracaksak, hiç kimsenin “meşru” çizgilerinin dışına çıkmasına izin vermeyen sistem oluşturmak zorundayız. Devlette görev yapan herkesin “yetkisinin” ve sorumluluğunun keskin ve kalın çizgilerle belirlenmesi gerekir. Eskiden yaşananların bugün tekrar edilmesini önlemek için, geçmiş alışkanlıklarımızın içimize yer eden gölgeleriyle “zaten hep böyle yapılır”rahatlığını bir kenara bırakmak hepimiz için bir zorunluluk bence. Hükümet, “her şeye karar veren” değil, her şeyin “ahenkle” çalışmasını sağlayan bir yapıdır. Diyelim ki “özelleştirme” işlerini gerçekleştirecek heyetin üyelerini ve başkanını seçmek yasayla hükümete verilmiş olsun, hükümet bu yetkisini kullanır ama sonra özelleştirilecek bir kurumunun hangi şirkete satılacağına da kurallara aldırmadan hükümet karar vermek isterse, işte bu “yetki aşımına” girer. Geçmişte biz bunları yaşadık. Artık yaşamamalıyız. O dönemlerin nasıl korkunç facialara yol açtığını hatırlıyoruz. Bu yozlaşma, gevşeme, dağılma binlerce cana mal oldu. Devlet görevlileri insanlar öldürdüler bu denetimsizlik yüzünden. Başbakanlar, öldürülecek insanlar listeleriyle dolaştılar. Şimdi, o “öldürenler” birer birer yakalanarak yargıya gönderiliyor. Susurluk döneminin Özel Harekâtçı polislerinin bir kısmı tutuklandı. Bizim manşette okuyacaksınız Ayhan Çarkın’ın ifadelerini. “İnfazlara tanıklık” ettiğini söylüyor. Bütün bu infazlardan Mehmet Ağar’ın ve İbrahim Şahin’in haberdar olduğunu açıklıyor. Hatta, bu “cinayetlere” Milli Güvenlik Kurulu’nun karar verdiği söyleniyor. O döneme ait “sırlar” ilmik ilmik çözülecek, devletin içindeki bir cinayet şebekesi ortaya çıkarılacak. Her ifadeyle, her ifşaatla, her itirafla “tetiği çekenlerin” arkasındakilerin yüzleri de birer birer aydınlanıyor. Öldürülen Uğur Mumcu’nun eşine, cinayeti neden çözemeyeceklerini “Bir tuğla çekersem bütün duvar çöker” diye anlatan Mehmet Ağar’ın “tuğlaları” da“duvarı” da çok yakından tanıdığı anlaşılıyor. Onun ayakta tutmak istediği o “suç duvarı” yıkılacak. O duvarın ardına saklanarak insanları öldürtenleri umuyorum ki yargı ortaya çıkaracak. Bu devleti, bu toplumu mahvedenleri, acılar içinde yaşatanları, devleti bir“çeteye” dönüştürenleri bu ülke sigaya çekecek. Yaşananların bir daha yaşanmaması için bütün karanlıkları aydınlatmak bir zorunluluk. Susurluk’u aydınlatmaya doğru ilerliyor yargı, daha sonra Susurluk’la Ergenekon arasındaki bağlar bulunacak, o bağları kimlerin oluşturduğunu, oluşturanların devletin hangi katlarında, hiçbir zaman yakalanmayacaklarına olan güvenleriyle nasıl oturduklarını öğreneceğiz. Büyük bir arınma döneminden geçiyoruz. Devletin içindeki çetecileri temizliyoruz. Geçmişteki karanlığı temizlerken, bunun tekrarını önleyecek bir sistemi de yerleşik hale getirmeliyiz. Eski hastalıklarımızın virüslerini “yeni” düzene taşımamalıyız. Bizi kurtarmaya, geçmişi temizlemek yetmez, geçmişin tekrarını önleyecek tedbirler de gerekir. Bir daha devlet içindeki hiç kimsenin “kendi çizgilerinin” dışına çıkamayacağını güvence altına almazsak, bu bünye eski hastalığını tekrarlar. Yavaş yavaş başlayan o hastalığın da daha sonra nasıl korkunç bir salgına dönüştüğünü de bugün okuduğumuz ifadeler tüylerimizi ürperterek gösteriyor bize. Taraf Her şey boşmuş…! 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:10 F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Beşiktaş Divan Kurulu Başkanı Yalçın Karadeniz’in kendisini ziyarete gelmesi karşısında duygulandı. -“Hepiniz geldiniz. Demek ki dostluk buymuş. Zaman-zaman camia olarak gerilmiş ve birbirimizi kırmıştık. Burada anladım ki HER ŞEY BOŞMUŞ” dedi. Ana haberlerden de izlediğimiz bu itiraf, bana çok-çok daha önemli itirafları ve pişmanlıkları hatırlattı. Haberde ve olaylar sonrasında da görüldüğü gibi bu itiraflar hiçbir şey halletmiyor. Her şey mecrasında akıp gidiyor. Mahkemeler kuruluyor, kişiler tutuklanıyor, yargılamalar devam ediyor. Önemli olan, pişmanlıklar ve keşkeler yerine, olayları yaşadığımız süre içerisindeyken, nefislerimize ve Şeytanın vesveselerine direnip, pişman olmayacağımız icraatlarda bulunabilmektir. Hepsi bu!... Bu haberin bana hatırlattığı o çok-çok daha önemli İTİRAFLARI bize bildiren haber, rastgele bir medya haberi de değil, doğruların en doğrusu, her insan için haberlerin en faydalısı ve sözlerin en güzeli olan Kur’ân-ı Kerim’dir. Şöyle ki: •O gün (Hesap gününde) zalim, parmaklarını ısırır “Eyvah! Der, keşke o Peygamberle birlikte yol tutsaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur'ân’dan) beni o uzaklaştırdı.” Zaten şeytan, insanı (işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da) yüzüstü, yalnız bırakır. (Furkan Suresi, 27, 28 ve 29. Âyetler.) •Yüzleri ateşte, gâh bu yana, gâh öbür yana çevrileceği gün: “Ah!” derler, “ah ne olurdu! Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke Peygambere itaat etseydik!” (Ahzâb S. 66. Âyet.) •Onlar ateşin karşısında durdurulup da “Ah n'olurdu, dünyaya bir geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini inkâr etmesek, müminlerden olsak!” dedikleri zaman bir görsen, neler olacak neler! (En’am, 27. Âyet.) •Âhireti inkâr edenlerden birine ölüm gelip çatınca, işte o zaman: “Ya Rabbî!” der, “ne olur beni dünyaya geri gönderin, ta ki zayi ettiğim ömrümü telafi edip iyi işler yapayım.” Hayır, hayır! Bu onun söylediği mânasız bir sözdür. (Mü’minûn, 99-100. Âyet.) •Oysa dünya hayatının ve imtihanın sona erdiği o gün öğüt alma günü değil, karar günüdür. Orada gerçeği anlamak artık işe yaramaz. Ve insanlar her şeyin gerçekliğinin bütün çıplaklığı ile gözler önüne serildiği o gün şöyle der: “Keşke (ebedî) hayatım için hazırlıkta bulunsaydım.” (Fecr, 24. Âyet. Ş.P.) •Bunun üzerine (inançsızlara) tâbi olanlar şöyle derler: “Ah ne olurdu, elimize bir fırsat geçse de onların bizden uzak durdukları gibi, Biz de onları bir reddetseydik!” İşte Allah Teâlâ onlara, bütün yaptıklarını, en şiddetli pişmanlıklar halinde gösterecektir. Onların o ateşten çıkacakları da yoktur. (Bakara S. 167. Âyet.) •İNSAN, başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanır? (Kıyamet, 36. Âyet.) •Biz, gelmesi yaklaşmış bir azabı bildirerek sizi uyarıyoruz. O gün gelecek ve her şahıs önünde, yalnız yapıp ettiklerini bulup bakacak ve kâfir: “Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!” diyecek. (Nebe S. 40. Âyet.) •Düşünseler şunu da anlarlardı ki: bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ve ebedî âhiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bir bilselerdi! (Ankebut S. 64. Âyet.) •..Ama hesap defteri sol tarafından verilen kimse: “Eyvah der, keşke verilmez olaydı bu defterim! Keşke hesabımı bilmez olaydım! Keşke, ölümle her iş bitmiş olsaydı...” (Hâkka S. 25, 26, 27. Âyetler.) *** Saygıdeğer dostlarım. Çok net olan görülüyor ki, bu işin hiç mi hiç şakası yok!... Sonraki pişmanlıklar ise hiçbir işe yaramayacak. Dünyada herhangi bir sınavı kaybettiğimiz zaman, tekrarı da var, başka bir tercih yapma imkânı da var, “..amâan, olsa da olur olmasa da olur, ucunda ölüm yok ya” diyebilmek de var… Fakat şu içinde bulunduğumuz DÜNYA SINAVI, hiç de öyle değil. Tekrarı da yok, başka bir tercih yapma imkânı da yok, “..amâan, olsa da olur olmasa da olur, ucunda ölüm yok ya” diyebilmek hiç yok… Çünkü oradaki hayat ölümsüz ve ebedîdir. Bu sınavı (Allah muhafaza) kaybettiğimizde, ucunda ölüm olmaması, gerçek pişmanlık vesilesidir… Yâ Cehennem hak edilecek, yâ da ebedî CENNETLER hak edilecek… Dünya hayatındayken, bu konudaki tercih ise tamamen bizlere bırakılmıştır. Bu nedenle de, her birimizin en önemli gündem maddemiz, ne yapıp-yapıp BU SINAVI MUTLAKA KAZANMAK OLMALIDIR… Vesselâm. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst