Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 259154" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Türkiye'nin yapabilecekleri!</strong></p><p></p><p>Türkiye'nin yapabilecekleri!</p><p> 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:17</p><p> Türkiye, tam değilse de kısmen son iki yüz yıllık sersemliği üzerinden atmakta olan bir ülke.</p><p> Bir yandan görece ekonomik gelişme içinde, diğer yandan asıl ait olduğu bölge ülkeleriyle tanışma sürecine girmiş bulunuyor. Olaylar hızla akıyor. "Yaratıcı kaos" doktrinine göre bölgenin sosyo-politik yapısını hallaç pamuğu gibi atmaya azmetmiş olan küresel hegemonik güçler, Türkiye'yi bu kaotik arenaya sürüklemek istiyorlar.</p><p> Suriye'de başlayan gösteriler ve Baasçıların kitlelerin haklı taleplerini kanla bastırması, birilerinin Türkiye'yi harekete geçirmesi için yeter sebep sayıldı. Vicdanı olan hiç kimse Baasçıların yanında yer alamaz, ama bundan Türkiye'nin "Suriye'ye askerî müdahale gerekçesi" çıkarmak da aklı olan kimsenin düşünebileceği çözüm değildir.</p><p> Bölgeyle beraber Suriye rejimi de değişecekti, emareleri gün gibi ortadaydı, ABD ve petrol zengini bölge ülkeleri bunu 'başarı'yla baltaladılar. Sebep gayet açık: Bir yandan bölgenin iç dinamiklerinin toplumsal değişimlerde belirleyici rol oynamasına mani olmak, diğer yandan kendi istikrarlı modeli içinde bölgeye ilham kaynağı olan Türkiye'yi yaratıcı kaosun içine çekmek. Arzu edilen kan ve gözyaşı, kitlesel ölümler, yerinden göç, milyonlara baliğ olan mülteciler ve iç çatışmaların bitap düşürdüğü bölgeyi yine Batılı kurtarıcılara muhtaç hale getirmek, "yeni sömürgeci elit zümre"si giderken "postmodern sömürgeci dönem"e uygun kılık değiştirmiş yönetici zümresini başa getirmek.</p><p> Türkiye provoke edildiği üzere Suriye'ye müdahale edecek olursa şu gelişmelerin olacağını bekleyebiliriz:</p><p> 1) Türkiye, Ortadoğu ülkelerinin iç işlerine karışan, eski hakimiyet günleri peşinde olan, bu arada ABD ve Batı adına 'yeni Osmanlılık' peşinde koşan samimiyetsiz bir ülke olarak algılanacak veya aleyhimizde propaganda yapanların eline bu türden zengin bir malzeme verilecek;</p><p> 2) Kaçınılmaz olarak Türkiye İran'la karşı karşıya gelecek, belki de 1639'dan beri savaşmadığımız İran'la hiçbir makul temeli olmayan bir çatışma içine girecek ki, bunun İsrail ve bazı Körfez ülkelerini ne kadar mutlu edeceğini tahmin etmek zor değil. Elbette olan, tıpkı sekiz sene süren İran-Irak savaşında olduğu gibi Türkiye'ye ve İran'a olacak;</p><p> 3) İran, Irak yönetimi ve Suriye ile karşı karşıya gelmek demek, Lübnan'da Hizbullah ve Filistin'de Hamas'la bağların kopması anlamına gelir. Arap sokaklarında desteğini ve itibarını kaybedip sarayların safına itilen Türkiye bu sayede bölgeden en azından yarım asır uzağa düşmüş olacak;</p><p> 4) Bugün bölgeyi ateş denizine çeviren çatışma unsurlarından biri maalesef mezhep ayrılıklarıdır. Mezhep taassubuyla bazı Arap ülkeleri Türkiye'yi bu fitnenin içine çekmek istiyorlar. Bunun Türkiye'nin ayrışma potansiyellerinden birini harekete geçirmesi uzak ihtimal değildir;</p><p> 5) Hâlâ çözülememiş Kürt sorununun takip edeceği seyri, nasıl dış müdahale ve provokasyonlara açık hale geleceğini kestirmek için kahin olmak gerekmez;</p><p> 6) Görece gelişme istidadı gösteren ekonomik gelişme durur, bir anda elimizde avucumuzda ne varsa tümünün askeri harcamalara gittiğini görürüz ki, bizim gibi petrol üreticisi olmayan bir ülke için bunun sonu iç çatışma ve yaygın yoksulluktur.</p><p> Türkiye bölgeye ve kendine şu iyilikleri yapabilir:</p><p> a) Suriye ve bölgedeki toplumsal muhalefeti kendi modeline uygun çizgiye çeker, temkin yöntemini empoze eder, demokratik sürecin hızlanmasına çalışır ve "kaal" ile değil "lisan-ı hal" ile örnek olabilir;</p><p> b) İran ve Mısır'la iyi ilişkiler kurup bölgenin dönüşümünde rol alabilir, bölgesel entegrasyon fikrini gerçekçi ve ikna edici projelere dönüştürebilir;</p><p> c) Kendi iç istikrarını korurken, bunu din, etnik ve mezhep ayrışmalarından kaçınarak yapar, bu arada Şiilik ve İran nefretiyle yanıp tutuşan Körfez şahinlerine ve onların karşı kutuptaki İranlı aşırı Şiilere İslam kardeşliği ve ümmet bilincinin her türlü etnik asabiyet ve mezhep taassubunun üstünde en yüksek ve birleştirici bir değer, amir bir hüküm olduğunu usulüne uygun anlatabilir.</p><p> Zaman</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>Anneannemin Ramazanları</p><p> 13 Ağustos 2011 Cumartesi 06:36</p><p> Geçmişi özleyenlerden olmadım hiçbir zaman. Ne gönlümde, ne kafamda ne de yüreğimde nostalji turlarına çıkmadım, arkama yaslanıp gözlerimi yumarak. Hele de çocukluk günlerimi hiç mi hiç aramadım. Çünkü benim hayatımda çocuklukla rezillik aynı kapıya çıkar.</p><p> Ama, özellikle bu Ramazan’da, hele de Allah’ın günü yıldızları bol otellerde ya da sokaklarda yapılacak iftarlara davetler geldikçe, rahmetli anneannemin Ramazan anlayışı ve evinde, konu komşuya, yakın akrabalara hazırladığı iftar yemekleri kopup geliyor belleğimden. Hali vakti yerinde olmasına rağmen, anneannem kör gözüm parmağına örneği, kuş sütünün eksik olmadığı masalar düzmezdi. Ramazan sofrasının Allah’ın nimetlerine şükredildiği, kulun Allah’ıyla buluştuğu bir tür ibadet olduğunu bilir, asla bir şova dönüştürmezdi. </p><p> Masanın başına oturur “Allah’ım sana, verdiğin bu nimetler için şükrediyorum” der, ağzına bir zeytin atar, bir yudum su içer ve orucunu açardı. Ardından çorba gelirdi sofraya. Ama anneannem yerine oturmaz, herkesin önündeki pideyle, zeytinle, reçelle, pastırmayla ve diğer yiyeceklerle ilgilenir, soluk almadan eline geçirdiğini ağzına tıkanlarıysa uyarırdı: “Kuzum kıtlıktan mı çıktın... Yavaş yavaş ye... Tıkanacaksın yavrum...”</p><p> Dedemin dinle, oruçla, ibadetle uzaktan yakından ilgisi olmadığından onun iftar sofrasına oturmamasına da özen gösterirdi Hanım Ağa. Zaten dedem, önceden yemeğini yemiş olur, odasına çekilirdi. Soranlara da “Bugün kendini pek iyi hissetmiyor, içeride dinleniyor!” derdi rahmetli anneannem.</p><p> İftardan sonra da herkesi salona toplar, hal hatır sorarak sohbeti başlatır, iyilikten, alçak gönüllü yaşamanın erdemlerinden, hoş görüden, sevgiden söz eder; yakınanı, yaka silkeni, dedikoduya yelteneni sağ elinin işaret parmağını dudaklarına götürerek sustururdu. Sohbet bitince de herkesi kapıya kadar uğurlar, ama konuşanların arasında özellikle dul hanımları, hepten yoksulları gece yatısına, sahura alıkoyardı ne yapıp edip.</p><p> Anneannem gibi insanlar azalıyor mu yoksa bana mı öyle geliyor kestiremiyorum pek. Ama onun Ramazanlarını özlüyorum; içimi kaplayan huzuru arıyorum... Nur içinde yat Hanım Ağa.</p><p> Star</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 259154, member: 1016557"] [b]Türkiye'nin yapabilecekleri![/b] Türkiye'nin yapabilecekleri! 15 Ağustos 2011 Pazartesi 05:17 Türkiye, tam değilse de kısmen son iki yüz yıllık sersemliği üzerinden atmakta olan bir ülke. Bir yandan görece ekonomik gelişme içinde, diğer yandan asıl ait olduğu bölge ülkeleriyle tanışma sürecine girmiş bulunuyor. Olaylar hızla akıyor. "Yaratıcı kaos" doktrinine göre bölgenin sosyo-politik yapısını hallaç pamuğu gibi atmaya azmetmiş olan küresel hegemonik güçler, Türkiye'yi bu kaotik arenaya sürüklemek istiyorlar. Suriye'de başlayan gösteriler ve Baasçıların kitlelerin haklı taleplerini kanla bastırması, birilerinin Türkiye'yi harekete geçirmesi için yeter sebep sayıldı. Vicdanı olan hiç kimse Baasçıların yanında yer alamaz, ama bundan Türkiye'nin "Suriye'ye askerî müdahale gerekçesi" çıkarmak da aklı olan kimsenin düşünebileceği çözüm değildir. Bölgeyle beraber Suriye rejimi de değişecekti, emareleri gün gibi ortadaydı, ABD ve petrol zengini bölge ülkeleri bunu 'başarı'yla baltaladılar. Sebep gayet açık: Bir yandan bölgenin iç dinamiklerinin toplumsal değişimlerde belirleyici rol oynamasına mani olmak, diğer yandan kendi istikrarlı modeli içinde bölgeye ilham kaynağı olan Türkiye'yi yaratıcı kaosun içine çekmek. Arzu edilen kan ve gözyaşı, kitlesel ölümler, yerinden göç, milyonlara baliğ olan mülteciler ve iç çatışmaların bitap düşürdüğü bölgeyi yine Batılı kurtarıcılara muhtaç hale getirmek, "yeni sömürgeci elit zümre"si giderken "postmodern sömürgeci dönem"e uygun kılık değiştirmiş yönetici zümresini başa getirmek. Türkiye provoke edildiği üzere Suriye'ye müdahale edecek olursa şu gelişmelerin olacağını bekleyebiliriz: 1) Türkiye, Ortadoğu ülkelerinin iç işlerine karışan, eski hakimiyet günleri peşinde olan, bu arada ABD ve Batı adına 'yeni Osmanlılık' peşinde koşan samimiyetsiz bir ülke olarak algılanacak veya aleyhimizde propaganda yapanların eline bu türden zengin bir malzeme verilecek; 2) Kaçınılmaz olarak Türkiye İran'la karşı karşıya gelecek, belki de 1639'dan beri savaşmadığımız İran'la hiçbir makul temeli olmayan bir çatışma içine girecek ki, bunun İsrail ve bazı Körfez ülkelerini ne kadar mutlu edeceğini tahmin etmek zor değil. Elbette olan, tıpkı sekiz sene süren İran-Irak savaşında olduğu gibi Türkiye'ye ve İran'a olacak; 3) İran, Irak yönetimi ve Suriye ile karşı karşıya gelmek demek, Lübnan'da Hizbullah ve Filistin'de Hamas'la bağların kopması anlamına gelir. Arap sokaklarında desteğini ve itibarını kaybedip sarayların safına itilen Türkiye bu sayede bölgeden en azından yarım asır uzağa düşmüş olacak; 4) Bugün bölgeyi ateş denizine çeviren çatışma unsurlarından biri maalesef mezhep ayrılıklarıdır. Mezhep taassubuyla bazı Arap ülkeleri Türkiye'yi bu fitnenin içine çekmek istiyorlar. Bunun Türkiye'nin ayrışma potansiyellerinden birini harekete geçirmesi uzak ihtimal değildir; 5) Hâlâ çözülememiş Kürt sorununun takip edeceği seyri, nasıl dış müdahale ve provokasyonlara açık hale geleceğini kestirmek için kahin olmak gerekmez; 6) Görece gelişme istidadı gösteren ekonomik gelişme durur, bir anda elimizde avucumuzda ne varsa tümünün askeri harcamalara gittiğini görürüz ki, bizim gibi petrol üreticisi olmayan bir ülke için bunun sonu iç çatışma ve yaygın yoksulluktur. Türkiye bölgeye ve kendine şu iyilikleri yapabilir: a) Suriye ve bölgedeki toplumsal muhalefeti kendi modeline uygun çizgiye çeker, temkin yöntemini empoze eder, demokratik sürecin hızlanmasına çalışır ve "kaal" ile değil "lisan-ı hal" ile örnek olabilir; b) İran ve Mısır'la iyi ilişkiler kurup bölgenin dönüşümünde rol alabilir, bölgesel entegrasyon fikrini gerçekçi ve ikna edici projelere dönüştürebilir; c) Kendi iç istikrarını korurken, bunu din, etnik ve mezhep ayrışmalarından kaçınarak yapar, bu arada Şiilik ve İran nefretiyle yanıp tutuşan Körfez şahinlerine ve onların karşı kutuptaki İranlı aşırı Şiilere İslam kardeşliği ve ümmet bilincinin her türlü etnik asabiyet ve mezhep taassubunun üstünde en yüksek ve birleştirici bir değer, amir bir hüküm olduğunu usulüne uygun anlatabilir. Zaman Anneannemin Ramazanları 13 Ağustos 2011 Cumartesi 06:36 Geçmişi özleyenlerden olmadım hiçbir zaman. Ne gönlümde, ne kafamda ne de yüreğimde nostalji turlarına çıkmadım, arkama yaslanıp gözlerimi yumarak. Hele de çocukluk günlerimi hiç mi hiç aramadım. Çünkü benim hayatımda çocuklukla rezillik aynı kapıya çıkar. Ama, özellikle bu Ramazan’da, hele de Allah’ın günü yıldızları bol otellerde ya da sokaklarda yapılacak iftarlara davetler geldikçe, rahmetli anneannemin Ramazan anlayışı ve evinde, konu komşuya, yakın akrabalara hazırladığı iftar yemekleri kopup geliyor belleğimden. Hali vakti yerinde olmasına rağmen, anneannem kör gözüm parmağına örneği, kuş sütünün eksik olmadığı masalar düzmezdi. Ramazan sofrasının Allah’ın nimetlerine şükredildiği, kulun Allah’ıyla buluştuğu bir tür ibadet olduğunu bilir, asla bir şova dönüştürmezdi. Masanın başına oturur “Allah’ım sana, verdiğin bu nimetler için şükrediyorum” der, ağzına bir zeytin atar, bir yudum su içer ve orucunu açardı. Ardından çorba gelirdi sofraya. Ama anneannem yerine oturmaz, herkesin önündeki pideyle, zeytinle, reçelle, pastırmayla ve diğer yiyeceklerle ilgilenir, soluk almadan eline geçirdiğini ağzına tıkanlarıysa uyarırdı: “Kuzum kıtlıktan mı çıktın... Yavaş yavaş ye... Tıkanacaksın yavrum...” Dedemin dinle, oruçla, ibadetle uzaktan yakından ilgisi olmadığından onun iftar sofrasına oturmamasına da özen gösterirdi Hanım Ağa. Zaten dedem, önceden yemeğini yemiş olur, odasına çekilirdi. Soranlara da “Bugün kendini pek iyi hissetmiyor, içeride dinleniyor!” derdi rahmetli anneannem. İftardan sonra da herkesi salona toplar, hal hatır sorarak sohbeti başlatır, iyilikten, alçak gönüllü yaşamanın erdemlerinden, hoş görüden, sevgiden söz eder; yakınanı, yaka silkeni, dedikoduya yelteneni sağ elinin işaret parmağını dudaklarına götürerek sustururdu. Sohbet bitince de herkesi kapıya kadar uğurlar, ama konuşanların arasında özellikle dul hanımları, hepten yoksulları gece yatısına, sahura alıkoyardı ne yapıp edip. Anneannem gibi insanlar azalıyor mu yoksa bana mı öyle geliyor kestiremiyorum pek. Ama onun Ramazanlarını özlüyorum; içimi kaplayan huzuru arıyorum... Nur içinde yat Hanım Ağa. Star [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst