Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 260348" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Büyük barış öneriyorum</strong></p><p></p><p>Müslümanlığımız ömür boyudur, bir aylık değil!</p><p> 31 Ağustos 2011 Çarşamba 06:30</p><p> Yaşadığımız Ramazan-ı Şerif, bizlere fevkalade değerli alışkanlıklar kazandırıyor, dinî titizlik ve hassasiyetler elde etmemize sebep oluyor.</p><p> Öyle ki çoğu insanlar Ramazan'da kazandıkları bu önemli dinî aşk ve şevke ruhu gibi sahip çıkıp benimsiyor, bir daha bırakmaksızın ömür boyu dindarlığını sürdürme bahtiyarlığı kazanıyor. Böylece ebedi hayatını bir Ramazan vesilesiyle kurtarma mutluluğuna kavuşuyor.</p><p> Ne var ki herkes böyle bir şuura sahip çıkamıyor, bir de bakıyorsunuz ki Ramazan boyunca kazandığı çok değerli dinî hassasiyetini Ramazan'dan sonra bayramlık elbise çıkarır gibi çıkaranlar da oluyor, Ramazan öncesi eski ilgisizlik ve bilgisizliğine tekrar dönüyor, sanki Ramazan'da hiçbir dinî hassasiyet kazanmamış gibi ibadetsiz ve itaatsiz hale kendinî bırakabiliyor.</p><p> İşte bu eski ihmal ve ilgisizliğe tekrar dönüş, fevkalade acı ve düşündürücü oluyor.</p><p> Halbuki Allah Resulü Efendimiz'in (sas), Ramazan sonrasında eski ihmale düşmemek için yaptığı ikazlarının bizi düşündürmesi gerekiyor. Buyuruyor ki:</p><p> - Allah için yapılan ibadet ve amellerin en makbulü, en devamlı olanıdır! İsterse o devamlı amel az olsun; yeter ki devamlı olsun! Yani Ramazan'a mahsus kalmasın.</p><p> Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen bir sofu insan hâline gelmiş, ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra tesbihler, seccadeler sandığa, dinî titizlik ve hassasiyetler de gelecek Ramazan'a bırakılmış...</p><p> İşte bu tutum, Allah yanında makbul olan tutum değildir. Allah'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak akıl nimeti nasıl sadece Ramazan ayına inhisar etmiyor, ömür boyu insan onları kullanıyorsa, Rabb'inin emirlerine olan bağlılığı da Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam edip son nefese kadar sürmelidir.</p><p> Hatta bu dinî mükellefiyetler bizde hava, su gibi vazgeçilmez ihtiyaç haline gelmiş olmalıdır. Nasıl insan havasız, susuz yaşayamazsa, biz de dinî mükellefiyetlerimizi yerine getirmeden yaşayamaz hâle gelmeliyiz.</p><p> Kendinî İslâmi hayata böylesine alıştıran bir mümin, dindarlığını Ramazan'a inhisar ettiremez, Ramazan'dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp eski gaflet gömleğini giyer hale gelemez. Belki Ramazan'da kazandığı güzellikleri benimser, onunla ömür boyu dinî hayatını sürdürme bahtiyarlığına kavuşmuş olur.</p><p> Onun için 'Ramazan gitti, dinî hayat bitti' denemez. Ramazan gider; ama dinî hayat devam eder. Çünkü biz sadece Ramazan Müslüman'ı haline gelemeyiz.</p><p> Süleymaniye baş imamı merhum Sadık Efendi'nin verdiği şu Ramazan Müslüman'ı misalini her bayramda acı bir tebessümle hatırlarım.</p><p> Bayram namazından sonra yaklaşan biri, elini öpmek istediği hocaefendiden helallik isteyerek der ki:</p><p> - Hocam, ay boyunca teravihimizi kıldırdınız, hakkınızı helal edin. Gelecek Ramazan'da yine görüşmek üzere haydi Allah'a ısmarladık, kalın sağlıcakla!..</p><p> Bayram namazında camiden böyle ayrılan zat, muhtemelen omzunda seccadesi, başında takkesi ve elinde de tesbihiyle evinin yolunu tutar, kapıya gelince de seslenir:</p><p> - Hanım al şu seccadeyi, takkeyi, tesbihi.. sandığın en derin yerine sakla. Gelecek Ramazan'da bunlar bana yine lazım olacaktır. O zaman hepsini de eksiksiz isteyeceğim senden...</p><p> Evet bu tip Müslümanlık, Efendimiz'in (sas) tavsiye buyurduğu Müslümanlık değildir elbette.</p><p> - "Efdalül amali edvemüha!" Amellerin efdali devamlı olanıdır, Ramazan'a mahsus kalıp da kesileni değildir...</p><p> Bu itibarla bizler Ramazan Müslüman'ı görüntüsüne giremeyiz. Bizim Müslümanlığımız ömür boyu, son nefesimize kadar devam eder inşallah...</p><p></p><p>Büyük barış öneriyorum</p><p> 01 Eylül 2011 Perşembe 10:00</p><p> Nihayet bu bayram hayırlara vesile oldu. Şeker tadında gelen bu bayram hepimize hoşgeldi, sefalar getirdi. Bırakın dileyen dilediği gibi söylesin, şeker bayramı desin, ramazan bayramı desin, istiyorsa da fıtr bayramı... Ben yüksek müsaadelerinizle Büyük Bayram demek istiyorum. (Ya da. Büyük Bayram’ın arefesindeyiz desem daha mı doğru?) Sadece sivil siyasete değil, arkadaşlıklara da darbe vuran, dostlukların arasına bir kara kedi gibi giren e-muhtırayı TSK sitesinden kaldırdı.</p><p> TSK’nın sitesinden kaldırılan utanç belgesi umarız zihniyetlerden de kalkar.</p><p> Evet, O muhtıra ki nice dostlukları bitirdi!.. O muhtıra ki, kimlerin aslında tatlısu demokratı olduğunu fark ettirdi.</p><p> Fakat gene o muhtıra sayesinde ki, binlerce yürek bir olup sokaklara taştı ve “27 Mayıs’ta giydirilen deli gömleğini bu ülkeye bir daha giydiremezsiniz” diyerek tek yumruk oldu. O muhtıra ki, aslında aklımızı başımıza getirdi. Bu lekenin izleri hemen geçer mi, bilmiyorum; ama değil mi ki TSK bayram arefesinde önemli bir adım atıp hatasından döndü, bu millet kindar değildir, samimi olduklarına inanmaya başladıklarında affetmek için hazırdır.</p><p> ***</p><p> Bayram bayram size yeniden bu utanç vesikasında neler yazıyordu hatırlatması yapacak değilim. Muhtıra TSK’nın sitesinden kalktı ancak belleklerimizden kalkmadı henüz. Belleklerimizden kalkması TSK’nın bundan sonra atacağı olumlu adımlara bağlı. Acelemiz yok, seksen yıllık zihniyetin ne bir gecede değişmesini bekliyoruz ne seksen günde devrim yapıp yenilenmelerini. Ben Necdet Özel komutanlığındaki TSK’nın bu tavrını, bayramın güzel duygularıyla millete saygı anlamında toplumsal barışa yönelik atılmış bir adım olarak görüyorum. Bir adım atıldı, bir kapı aralandı ama henüz o kapılar sonuna kadar açılmadı.</p><p> Evet, Sayın Abdullah Gül ilk kez “Başkomutan” olarak Genelkurmay şeref salonunda tebrikleri kabul etti. “Fetihçi zihniyetin”! arkasında duran birisi olarak duygulanmadım desem yalan söylerim.</p><p> Evet, TSK’da başlayan değişim sadece oturma düzeniyle sınırlı değilmiş.</p><p> Tamam, Başbakan Erdoğan’ın da bu “utanç vesikasının” TSK’nın sitesinden kaldırılması yönünde talepleri olmuş, ancak ne Koşaner ne Başbuğ Paşalar tınlamamışlar, Necdet Özel’e nasip oldu. Bu bayramı gerçekte Büyük Bayram’ın arefesi olarak görmemin sebebi var.</p><p> İşte bu yüzden diyorum ki madem bir adım atıldı, devamı gelsin. Acelemiz yok, üç gün sonra da olur, üç hafta sonra da...</p><p> Sayın Özel Paşa, bu sözüm sizedir...</p><p> Bir Kürt şairi olan Fegiye Teyran festivalinin olduğu sırada, kucaklarımıza 11 şehit cenazesinin bırakıldığı gün ben de Van’daydım.</p><p> İlk kez (ama ürkerek) askeri törenin yapıldığı alana girdim. İtiraf ediyorum, o gün yanımda olan bir bakanımız “sorun çıkmasın” dediği halde şartları zorlayıp içeri girdim. Dört komutanınız geldi, “oraya beni kimin aldığını, niye girdiğimi, ne yapacağımı” öğrenmek için... Başıma toplandıklarında korktuğumu itiraf etmeliyim; sanki ‘düşman hatlarına sızarken yakalanmış bir casus’ gibi hissettim kendimi. Çünkü gördüğüm muamele öyleydi. İlker Başbuğ ile tokalaşırken de yüzünde “nasıl girdin sen buraya” ifadesini gördüm. Şehit cenazelerinin taşındığı tabutlar kadar soğuk geldi o kışla bana... Annelerin bağrından oğullarını alacak kadar “bizden” olan TSK’nın, annelerini askeriyeye almamaları, ordu evlerine almamalarını hiç kabul edemedim. Hukuksuzluğu bir yana bırakın, büyük bir vicdansızlık bu.</p><p> Bu ülkede başörtülü kadınların ‘iç düşman’ olarak görülüp ‘sorun’ haline gelmesinin sebebi TSK’dır maalesef. Bu milletin büyük çoğunluğunu ordusuna düşman ettiren bu anlayıştır. Necdet Özel Paşam, size daha büyük bir toplumsal barışı öneriyorum. Başörtüsüyle aranızdaki duvarı yıkın artık. Davet edin bir heyet olarak Genelkurmay’a gelelim... Önümüzde 29 Ekim Cumhuriyet Resepsiyonu var, hadi bir adım daha atın ve bu ülkenin kadınlarına yapılan “eşsiz davetiye” ayıbını da kaldırın ortadan.</p><p> Davet edin bizleri... Siz bir adım gelin, biz on adım atmaya razıyız.</p><p> Korkmayın.</p><p> Hep birlikte güçleneceğiz...</p><p> Star</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 260348, member: 1016557"] [b]Büyük barış öneriyorum[/b] Müslümanlığımız ömür boyudur, bir aylık değil! 31 Ağustos 2011 Çarşamba 06:30 Yaşadığımız Ramazan-ı Şerif, bizlere fevkalade değerli alışkanlıklar kazandırıyor, dinî titizlik ve hassasiyetler elde etmemize sebep oluyor. Öyle ki çoğu insanlar Ramazan'da kazandıkları bu önemli dinî aşk ve şevke ruhu gibi sahip çıkıp benimsiyor, bir daha bırakmaksızın ömür boyu dindarlığını sürdürme bahtiyarlığı kazanıyor. Böylece ebedi hayatını bir Ramazan vesilesiyle kurtarma mutluluğuna kavuşuyor. Ne var ki herkes böyle bir şuura sahip çıkamıyor, bir de bakıyorsunuz ki Ramazan boyunca kazandığı çok değerli dinî hassasiyetini Ramazan'dan sonra bayramlık elbise çıkarır gibi çıkaranlar da oluyor, Ramazan öncesi eski ilgisizlik ve bilgisizliğine tekrar dönüyor, sanki Ramazan'da hiçbir dinî hassasiyet kazanmamış gibi ibadetsiz ve itaatsiz hale kendinî bırakabiliyor. İşte bu eski ihmal ve ilgisizliğe tekrar dönüş, fevkalade acı ve düşündürücü oluyor. Halbuki Allah Resulü Efendimiz'in (sas), Ramazan sonrasında eski ihmale düşmemek için yaptığı ikazlarının bizi düşündürmesi gerekiyor. Buyuruyor ki: - Allah için yapılan ibadet ve amellerin en makbulü, en devamlı olanıdır! İsterse o devamlı amel az olsun; yeter ki devamlı olsun! Yani Ramazan'a mahsus kalmasın. Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen bir sofu insan hâline gelmiş, ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra tesbihler, seccadeler sandığa, dinî titizlik ve hassasiyetler de gelecek Ramazan'a bırakılmış... İşte bu tutum, Allah yanında makbul olan tutum değildir. Allah'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak akıl nimeti nasıl sadece Ramazan ayına inhisar etmiyor, ömür boyu insan onları kullanıyorsa, Rabb'inin emirlerine olan bağlılığı da Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam edip son nefese kadar sürmelidir. Hatta bu dinî mükellefiyetler bizde hava, su gibi vazgeçilmez ihtiyaç haline gelmiş olmalıdır. Nasıl insan havasız, susuz yaşayamazsa, biz de dinî mükellefiyetlerimizi yerine getirmeden yaşayamaz hâle gelmeliyiz. Kendinî İslâmi hayata böylesine alıştıran bir mümin, dindarlığını Ramazan'a inhisar ettiremez, Ramazan'dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp eski gaflet gömleğini giyer hale gelemez. Belki Ramazan'da kazandığı güzellikleri benimser, onunla ömür boyu dinî hayatını sürdürme bahtiyarlığına kavuşmuş olur. Onun için 'Ramazan gitti, dinî hayat bitti' denemez. Ramazan gider; ama dinî hayat devam eder. Çünkü biz sadece Ramazan Müslüman'ı haline gelemeyiz. Süleymaniye baş imamı merhum Sadık Efendi'nin verdiği şu Ramazan Müslüman'ı misalini her bayramda acı bir tebessümle hatırlarım. Bayram namazından sonra yaklaşan biri, elini öpmek istediği hocaefendiden helallik isteyerek der ki: - Hocam, ay boyunca teravihimizi kıldırdınız, hakkınızı helal edin. Gelecek Ramazan'da yine görüşmek üzere haydi Allah'a ısmarladık, kalın sağlıcakla!.. Bayram namazında camiden böyle ayrılan zat, muhtemelen omzunda seccadesi, başında takkesi ve elinde de tesbihiyle evinin yolunu tutar, kapıya gelince de seslenir: - Hanım al şu seccadeyi, takkeyi, tesbihi.. sandığın en derin yerine sakla. Gelecek Ramazan'da bunlar bana yine lazım olacaktır. O zaman hepsini de eksiksiz isteyeceğim senden... Evet bu tip Müslümanlık, Efendimiz'in (sas) tavsiye buyurduğu Müslümanlık değildir elbette. - "Efdalül amali edvemüha!" Amellerin efdali devamlı olanıdır, Ramazan'a mahsus kalıp da kesileni değildir... Bu itibarla bizler Ramazan Müslüman'ı görüntüsüne giremeyiz. Bizim Müslümanlığımız ömür boyu, son nefesimize kadar devam eder inşallah... Büyük barış öneriyorum 01 Eylül 2011 Perşembe 10:00 Nihayet bu bayram hayırlara vesile oldu. Şeker tadında gelen bu bayram hepimize hoşgeldi, sefalar getirdi. Bırakın dileyen dilediği gibi söylesin, şeker bayramı desin, ramazan bayramı desin, istiyorsa da fıtr bayramı... Ben yüksek müsaadelerinizle Büyük Bayram demek istiyorum. (Ya da. Büyük Bayram’ın arefesindeyiz desem daha mı doğru?) Sadece sivil siyasete değil, arkadaşlıklara da darbe vuran, dostlukların arasına bir kara kedi gibi giren e-muhtırayı TSK sitesinden kaldırdı. TSK’nın sitesinden kaldırılan utanç belgesi umarız zihniyetlerden de kalkar. Evet, O muhtıra ki nice dostlukları bitirdi!.. O muhtıra ki, kimlerin aslında tatlısu demokratı olduğunu fark ettirdi. Fakat gene o muhtıra sayesinde ki, binlerce yürek bir olup sokaklara taştı ve “27 Mayıs’ta giydirilen deli gömleğini bu ülkeye bir daha giydiremezsiniz” diyerek tek yumruk oldu. O muhtıra ki, aslında aklımızı başımıza getirdi. Bu lekenin izleri hemen geçer mi, bilmiyorum; ama değil mi ki TSK bayram arefesinde önemli bir adım atıp hatasından döndü, bu millet kindar değildir, samimi olduklarına inanmaya başladıklarında affetmek için hazırdır. *** Bayram bayram size yeniden bu utanç vesikasında neler yazıyordu hatırlatması yapacak değilim. Muhtıra TSK’nın sitesinden kalktı ancak belleklerimizden kalkmadı henüz. Belleklerimizden kalkması TSK’nın bundan sonra atacağı olumlu adımlara bağlı. Acelemiz yok, seksen yıllık zihniyetin ne bir gecede değişmesini bekliyoruz ne seksen günde devrim yapıp yenilenmelerini. Ben Necdet Özel komutanlığındaki TSK’nın bu tavrını, bayramın güzel duygularıyla millete saygı anlamında toplumsal barışa yönelik atılmış bir adım olarak görüyorum. Bir adım atıldı, bir kapı aralandı ama henüz o kapılar sonuna kadar açılmadı. Evet, Sayın Abdullah Gül ilk kez “Başkomutan” olarak Genelkurmay şeref salonunda tebrikleri kabul etti. “Fetihçi zihniyetin”! arkasında duran birisi olarak duygulanmadım desem yalan söylerim. Evet, TSK’da başlayan değişim sadece oturma düzeniyle sınırlı değilmiş. Tamam, Başbakan Erdoğan’ın da bu “utanç vesikasının” TSK’nın sitesinden kaldırılması yönünde talepleri olmuş, ancak ne Koşaner ne Başbuğ Paşalar tınlamamışlar, Necdet Özel’e nasip oldu. Bu bayramı gerçekte Büyük Bayram’ın arefesi olarak görmemin sebebi var. İşte bu yüzden diyorum ki madem bir adım atıldı, devamı gelsin. Acelemiz yok, üç gün sonra da olur, üç hafta sonra da... Sayın Özel Paşa, bu sözüm sizedir... Bir Kürt şairi olan Fegiye Teyran festivalinin olduğu sırada, kucaklarımıza 11 şehit cenazesinin bırakıldığı gün ben de Van’daydım. İlk kez (ama ürkerek) askeri törenin yapıldığı alana girdim. İtiraf ediyorum, o gün yanımda olan bir bakanımız “sorun çıkmasın” dediği halde şartları zorlayıp içeri girdim. Dört komutanınız geldi, “oraya beni kimin aldığını, niye girdiğimi, ne yapacağımı” öğrenmek için... Başıma toplandıklarında korktuğumu itiraf etmeliyim; sanki ‘düşman hatlarına sızarken yakalanmış bir casus’ gibi hissettim kendimi. Çünkü gördüğüm muamele öyleydi. İlker Başbuğ ile tokalaşırken de yüzünde “nasıl girdin sen buraya” ifadesini gördüm. Şehit cenazelerinin taşındığı tabutlar kadar soğuk geldi o kışla bana... Annelerin bağrından oğullarını alacak kadar “bizden” olan TSK’nın, annelerini askeriyeye almamaları, ordu evlerine almamalarını hiç kabul edemedim. Hukuksuzluğu bir yana bırakın, büyük bir vicdansızlık bu. Bu ülkede başörtülü kadınların ‘iç düşman’ olarak görülüp ‘sorun’ haline gelmesinin sebebi TSK’dır maalesef. Bu milletin büyük çoğunluğunu ordusuna düşman ettiren bu anlayıştır. Necdet Özel Paşam, size daha büyük bir toplumsal barışı öneriyorum. Başörtüsüyle aranızdaki duvarı yıkın artık. Davet edin bir heyet olarak Genelkurmay’a gelelim... Önümüzde 29 Ekim Cumhuriyet Resepsiyonu var, hadi bir adım daha atın ve bu ülkenin kadınlarına yapılan “eşsiz davetiye” ayıbını da kaldırın ortadan. Davet edin bizleri... Siz bir adım gelin, biz on adım atmaya razıyız. Korkmayın. Hep birlikte güçleneceğiz... Star [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst