Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 260437" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Tarihçe-i hayat dersleri 11.2.tahliller(devamı)</strong></p><p></p><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> <u>TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">11.2.TAHLİLLER(DEVAMI)</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'">Halim ve selimdir. Fakat heyecana geldiği zaman bir arslan tavrı alır, iki dizinin üstüne doğrulur, bir şâhenşâh gibi konuşur. En sevmediği şey siyasettir. 35 senedir bir gazeteyi eline almış değildir. Dünya şuûnu ile alâkasını kesmiştir. Akşam namazından sonra, ferdâsı öğleye kadar kimseyi kabul etmez, ibadetle meşgul olur. Pek az uyur. Talebelerini de siyasetten şiddetle men eder. Memleketin her tarafında altı bini mütecaviz, belki bir milyonu bulan talebeleri, memleketin en faziletli evlâtlarıdır. Üniversitenin muhtelif fakültelerinde müsbet ilimler tahsil eden şakirtleri pek çoktur; yüzlercedir, binlercedir. Hiçbir Nur talebesi yoktur ki, sınıfının en faziletlisi, en çalışkanı olmasın. Memleketin her tarafında bulunan bu yüz binlerce Risale-i Nur talebesinden hiçbirinin, hiçbir yerde âsâyişi muhil hiçbir hareketi, hiçbir vak’ası yoktur. Her Nur talebesi, hükûmetin, nizam ve intizamın tabiî birer muhafızıdır, âsâyişin mânevî bekçisidir.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>İstanbul seyahatinden muztarip olup olmadığını sordum:</strong><br /> “Bana ıztırap veren,” dedi. “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!”<br /> “Yüz binlerce imanlı talebeleriniz size âtî için ümit ve tesellî vermiyor mu?”“Evet, büs bütün ümitsiz değilim. Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum.<br /> Risale-i Nur’u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müspet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler telif eyledim. Fakat ben öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur’ân’ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki, İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur.<br /> Bana, “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!<br /> “Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa, tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar, yahut idam sehpasına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur. Nitekim öyle oldu. Bunların hepsini gördüm. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi, vicdanı zulümkârlığa dayanabilseydi, Said bugün asılmış ve mâsumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı.<br /> İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim. Helâl olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin, yahut birkaç milyon kişinin-adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar. Afyon Savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha ziyade-imanını kurtarmaya vesile oldu. Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım; fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah’a bin kere hamd olsun.<br /> Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”<br /> Hazret coşmuştu. Bir yanardağ gibi lâvlar saçıyordu. Bir fırtına gibi gönül denizini dalgalandırıyordu. Bir şelâle gibi haşmetli zemzemelerle ruhun en derin noktalarına çarpıyordu. Çok heyecanlanmıştı. Millet kürsüsünde coşmuş bir hatip gibi devam ediyor, sözünün kesilmesini istemiyordu. Yorulduğunu hissettim. Bu heyecanlı bahsi değiştireyim, dedim. “Mahkemede sıkıldınız mı?” diye sordum<br /> “Dinî tedrisata, kadınlarımızın, muhterem hemşirelerimizin, terbiye-i İslâmiye dairesinde iffet ve şereflerini muhafaza etmelerine taraftar olmanın, bir suç olduğuna dair kanunlarda bir madde var mı? ‘Kalbe gelen hakikat’ gibi tâbirleri de şahsî nüfuz temini maksadına delil göstermelerinin mânâsını da bu ilimle, hukukla meşgul doçentlerden sorarım.”</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">Üstadla görüşmemiz çok uzamıştı. Müsaade alıp ayrıldığım zaman vakit hayli geçmişti.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">1952 Eşref Edip</span><br /> </td><td> <strong><u><span style="color: #990000"><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></span></u></strong><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">âhiret</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat<br /> <strong>âsâyiş</strong> : emniyet, düzen</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">asr-ı hazır</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : şimdiki asır<br /> <strong>âtî</strong> : gelecek </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">bahis</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : konu<br /> <strong>basiret</strong> : görüş, seziş<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">beddua</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : bir kimseye belâ gelmesi için yapılan dua<br /> <strong>buhran</strong> : bunalım </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">cânî</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : cinayet işlemiş<br /> <strong>cebbar</strong> : zorba, zalim<br /> <strong>cefa</strong> : büyük sıkıntı, eziyet<br /> <strong>cemiyet</strong> : toplum<br /> <strong>divan-ı harp</strong> : askerî mahkeme; sıkı yönetim mahkemesi<br /> <strong>esaret</strong> : esirlik, kölelik<br /> <strong>eza</strong> : sıkıntı<br /> <strong>fazilet</strong> : güzel ahlâk, erdem </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">fen</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : bilim<br /> <strong>ferdâ</strong> : yarın, ertesi gün<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">fıtrat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yaratılış, mizaç, karakter<br /> <strong>gaflet</strong> : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık<br /> <strong>Garp cemiyeti</strong> : Batı toplumu; Avrupa<br /> <strong>Garp</strong> : Batı; Avrupa </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">gönlü gül-gülistan olma</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : gönlü rahat olma, ferahlama<br /> <strong>halim ve selim</strong> : yumuşak huylu, uysal </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hamd etme</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : şükür ve övgülerini sunma<br /> <strong>hariç</strong> : dış, dışarı<br /> <strong>hasım</strong> : düşman<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hatip</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : hitap eden, konuşan, konuşmacı<br /> <strong>hazret</strong> : saygıdeğer (saygı ve yüceltme maksadıyla kullanılan bir ifade)<br /> <strong>hemşire</strong> : kız kardeş, bacı<br /> <strong>hodgâm</strong> : kendi keyfini düşünen, bencil</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hunhar</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kan döken, zâlim<br /> <strong>hunharlık</strong> : kana susamışlık, zalimlik<br /> <strong>ıztırap</strong> : acı, üzüntü, sıkıntı<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">iffet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : namus<br /> <strong>ihtilât</strong> : karışma, kaynaşma; insanların arasına girme ve onlar arasında bulunma</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>iltihak</strong> : katılma<br /> <strong>intizam</strong> : düzenlilik<br /> <strong>İslâm cemiyeti</strong> : İslâm toplumu; Müslümanlar<br /> <strong>istikbal</strong> : gelecek </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">izzet ve şehamet-i İslâmiye</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : İslâmiyetten gelen cesaret ve üstünlük<br /> <strong>küfür</strong> : inkâr, inançsızlık<br /> <strong>maruz</strong> : uğrama, hedef olma, tesiri altında kalma</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">mâsum</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : günahsız, suçsuz<br /> <strong>medrese</strong> : Osmanlı eğitim sistemine bağlı olarak İslâmî ilimleri okutan ve günümüzde az da olsa Doğu illerimizde bulunan resmî olmayan okullar<br /> <strong>men</strong> : yasaklama<br /> <strong>mesai</strong> : çalışma, uğraşı<br /> <strong>meşakkat</strong> : güçlük, sıkıntı<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">muamele</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : davranış<br /> <strong>muhafız</strong> : koruma, bekçi<br /> <strong>muhil</strong> : ihlâl eden, bozan<br /> <strong>muhtelif</strong> : çeşitli, değişik<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">muhterem</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : hürmete lâyık, saygıdeğer<br /> <strong>mukavemet</strong> : dayanma, karşı koyma </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">musibet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : belâ, dert, felâket<br /> <strong>muzdarip</strong> : ıstıraplı, sıkıntılı, acı duyan<br /> <strong>müsbet ilimler</strong> : pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi<br /> <strong>mütecaviz</strong> : aşkın, -den fazla </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">nefis</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : bir kimsenin kendisi<br /> <strong>nizam</strong> : düzen<br /> <strong>sâri</strong> : bulaşıcı<br /> <strong>selâmet</strong> : esenlik, güven </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">skolastik</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : Orta Çağda Hıristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre yapılan eğitim usûlü<br /> <strong>şâhenşâh</strong> : şahlar şahı, en büyük padişah<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">şahsî nüfuz</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : kişisel etki, tesir<br /> <strong>şakirt</strong> : talebe, öğrenci<br /> <strong>şuûn</strong> : işler, faaliyetler<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tabir</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : açıklama, ifade<br /> <strong>tahammül</strong> : katlanma, dayanma<br /> <strong>tahsil etme</strong> : eğitim alma<br /> <strong>talebe</strong> : öğrenci<br /> <strong>tâun</strong> : ölümcül hastalık </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tedrisat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : eğitim, öğretim<br /> <strong>tefessüh</strong> : kokuşup bozulma </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">teksif etme</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yoğunlaştırma<br /> <strong>telif</strong> : yazma<br /> <strong>ter ü taze</strong> : çok taze, pek temiz</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">terbiye-i İslâmiye</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : İslâm terbiyesi<br /> <strong>terennüm</strong> : dile getirme<br /> <strong>tesis</strong> : kurma<br /> <strong>tevhid</strong> : birleme, Allah’ı bir olarak bilme ve her şeyi bir olan Allah'a verme ve ilân etme</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tezellül</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : alçalma, kendini küçük düşürme<br /> <strong>Türk cemiyeti</strong> : Türk toplumu<br /> <strong>Üstad</strong> : Bediüzzaman Said Nursî<br /> <strong>vak’a</strong> : olay, hâdise</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">vaziyet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : durum, hâl<br /> <strong>veba</strong> : bulaşıcı hastalık<br /> <strong>yegâne</strong> : tek </span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>zemzeme</strong> : coşkulu nağme, hoş ses</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong>zillet</strong> : alçaklık, aşağılık<br /> <strong>zulümkârlık</strong></span><span style="font-family: 'Calibri'"> : zalimlik, zulmedicilik<br /> <strong>zümre</strong> : grup, sınıf, topluluk</span><br /> </td></tr></table></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 260437, member: 1016557"] [b]Tarihçe-i hayat dersleri 11.2.tahliller(devamı)[/b] [B][FONT=Calibri] [U]TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]11.2.TAHLİLLER(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri]Halim ve selimdir. Fakat heyecana geldiği zaman bir arslan tavrı alır, iki dizinin üstüne doğrulur, bir şâhenşâh gibi konuşur. En sevmediği şey siyasettir. 35 senedir bir gazeteyi eline almış değildir. Dünya şuûnu ile alâkasını kesmiştir. Akşam namazından sonra, ferdâsı öğleye kadar kimseyi kabul etmez, ibadetle meşgul olur. Pek az uyur. Talebelerini de siyasetten şiddetle men eder. Memleketin her tarafında altı bini mütecaviz, belki bir milyonu bulan talebeleri, memleketin en faziletli evlâtlarıdır. Üniversitenin muhtelif fakültelerinde müsbet ilimler tahsil eden şakirtleri pek çoktur; yüzlercedir, binlercedir. Hiçbir Nur talebesi yoktur ki, sınıfının en faziletlisi, en çalışkanı olmasın. Memleketin her tarafında bulunan bu yüz binlerce Risale-i Nur talebesinden hiçbirinin, hiçbir yerde âsâyişi muhil hiçbir hareketi, hiçbir vak’ası yoktur. Her Nur talebesi, hükûmetin, nizam ve intizamın tabiî birer muhafızıdır, âsâyişin mânevî bekçisidir.[/FONT] [FONT=Calibri][B]İstanbul seyahatinden muztarip olup olmadığını sordum:[/B] “Bana ıztırap veren,” dedi. “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!” “Yüz binlerce imanlı talebeleriniz size âtî için ümit ve tesellî vermiyor mu?”“Evet, büs bütün ümitsiz değilim. Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum. Risale-i Nur’u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müspet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler telif eyledim. Fakat ben öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur’ân’ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki, İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur. Bana, “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler! “Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.[/FONT] [FONT=Calibri]Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa, tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar, yahut idam sehpasına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur. Nitekim öyle oldu. Bunların hepsini gördüm. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi, vicdanı zulümkârlığa dayanabilseydi, Said bugün asılmış ve mâsumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı. İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim. Helâl olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin, yahut birkaç milyon kişinin-adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar. Afyon Savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha ziyade-imanını kurtarmaya vesile oldu. Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım; fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah’a bin kere hamd olsun. Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.” Hazret coşmuştu. Bir yanardağ gibi lâvlar saçıyordu. Bir fırtına gibi gönül denizini dalgalandırıyordu. Bir şelâle gibi haşmetli zemzemelerle ruhun en derin noktalarına çarpıyordu. Çok heyecanlanmıştı. Millet kürsüsünde coşmuş bir hatip gibi devam ediyor, sözünün kesilmesini istemiyordu. Yorulduğunu hissettim. Bu heyecanlı bahsi değiştireyim, dedim. “Mahkemede sıkıldınız mı?” diye sordum “Dinî tedrisata, kadınlarımızın, muhterem hemşirelerimizin, terbiye-i İslâmiye dairesinde iffet ve şereflerini muhafaza etmelerine taraftar olmanın, bir suç olduğuna dair kanunlarda bir madde var mı? ‘Kalbe gelen hakikat’ gibi tâbirleri de şahsî nüfuz temini maksadına delil göstermelerinin mânâsını da bu ilimle, hukukla meşgul doçentlerden sorarım.”[/FONT] [FONT=Calibri]Üstadla görüşmemiz çok uzamıştı. Müsaade alıp ayrıldığım zaman vakit hayli geçmişti.[/FONT] [FONT=Calibri]1952 Eşref Edip[/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][COLOR=#990000][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/COLOR][/U][/B] [B][FONT=Calibri]âhiret[/FONT][/B][FONT=Calibri] : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat [B]âsâyiş[/B] : emniyet, düzen[/FONT] [B][FONT=Calibri]asr-ı hazır[/FONT][/B][FONT=Calibri] : şimdiki asır [B]âtî[/B] : gelecek [/FONT] [B][FONT=Calibri]bahis[/FONT][/B][FONT=Calibri] : konu [B]basiret[/B] : görüş, seziş[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]beddua[/FONT][/B][FONT=Calibri] : bir kimseye belâ gelmesi için yapılan dua [B]buhran[/B] : bunalım[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]cânî[/FONT][/B][FONT=Calibri] : cinayet işlemiş [B]cebbar[/B] : zorba, zalim [B]cefa[/B] : büyük sıkıntı, eziyet [B]cemiyet[/B] : toplum [B]divan-ı harp[/B] : askerî mahkeme; sıkı yönetim mahkemesi [B]esaret[/B] : esirlik, kölelik [B]eza[/B] : sıkıntı [B]fazilet[/B] : güzel ahlâk, erdem[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]fen[/FONT][/B][FONT=Calibri] : bilim [B]ferdâ[/B] : yarın, ertesi gün[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]fıtrat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yaratılış, mizaç, karakter [B]gaflet[/B] : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık [B]Garp cemiyeti[/B] : Batı toplumu; Avrupa [B]Garp[/B] : Batı; Avrupa[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]gönlü gül-gülistan olma[/FONT][/B][FONT=Calibri] : gönlü rahat olma, ferahlama [B]halim ve selim[/B] : yumuşak huylu, uysal[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hamd etme[/FONT][/B][FONT=Calibri] : şükür ve övgülerini sunma [B]hariç[/B] : dış, dışarı [B]hasım[/B] : düşman[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hatip[/FONT][/B][FONT=Calibri] : hitap eden, konuşan, konuşmacı [B]hazret[/B] : saygıdeğer (saygı ve yüceltme maksadıyla kullanılan bir ifade) [B]hemşire[/B] : kız kardeş, bacı [B]hodgâm[/B] : kendi keyfini düşünen, bencil[/FONT] [B][FONT=Calibri]hunhar[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kan döken, zâlim [B]hunharlık[/B] : kana susamışlık, zalimlik [B]ıztırap[/B] : acı, üzüntü, sıkıntı[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]iffet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : namus [B]ihtilât[/B] : karışma, kaynaşma; insanların arasına girme ve onlar arasında bulunma[/FONT] [FONT=Calibri][B]iltihak[/B] : katılma [B]intizam[/B] : düzenlilik [B]İslâm cemiyeti[/B] : İslâm toplumu; Müslümanlar [B]istikbal[/B] : gelecek[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]izzet ve şehamet-i İslâmiye[/FONT][/B][FONT=Calibri] : İslâmiyetten gelen cesaret ve üstünlük [B]küfür[/B] : inkâr, inançsızlık [B]maruz[/B] : uğrama, hedef olma, tesiri altında kalma[/FONT] [B][FONT=Calibri]mâsum[/FONT][/B][FONT=Calibri] : günahsız, suçsuz [B]medrese[/B] : Osmanlı eğitim sistemine bağlı olarak İslâmî ilimleri okutan ve günümüzde az da olsa Doğu illerimizde bulunan resmî olmayan okullar [B]men[/B] : yasaklama [B]mesai[/B] : çalışma, uğraşı [B]meşakkat[/B] : güçlük, sıkıntı[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]muamele[/FONT][/B][FONT=Calibri] : davranış [B]muhafız[/B] : koruma, bekçi [B]muhil[/B] : ihlâl eden, bozan [B]muhtelif[/B] : çeşitli, değişik[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]muhterem[/FONT][/B][FONT=Calibri] : hürmete lâyık, saygıdeğer [B]mukavemet[/B] : dayanma, karşı koyma[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]musibet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : belâ, dert, felâket [B]muzdarip[/B] : ıstıraplı, sıkıntılı, acı duyan [B]müsbet ilimler[/B] : pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi [B]mütecaviz[/B] : aşkın, -den fazla[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]nefis[/FONT][/B][FONT=Calibri] : bir kimsenin kendisi [B]nizam[/B] : düzen [B]sâri[/B] : bulaşıcı [B]selâmet[/B] : esenlik, güven[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]skolastik[/FONT][/B][FONT=Calibri] : Orta Çağda Hıristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre yapılan eğitim usûlü [B]şâhenşâh[/B] : şahlar şahı, en büyük padişah[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]şahsî nüfuz[/FONT][/B][FONT=Calibri] : kişisel etki, tesir [B]şakirt[/B] : talebe, öğrenci [B]şuûn[/B] : işler, faaliyetler[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]tabir[/FONT][/B][FONT=Calibri] : açıklama, ifade [B]tahammül[/B] : katlanma, dayanma [B]tahsil etme[/B] : eğitim alma [B]talebe[/B] : öğrenci [B]tâun[/B] : ölümcül hastalık[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]tedrisat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : eğitim, öğretim [B]tefessüh[/B] : kokuşup bozulma[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]teksif etme[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yoğunlaştırma [B]telif[/B] : yazma [B]ter ü taze[/B] : çok taze, pek temiz[/FONT] [B][FONT=Calibri]terbiye-i İslâmiye[/FONT][/B][FONT=Calibri] : İslâm terbiyesi [B]terennüm[/B] : dile getirme [B]tesis[/B] : kurma [B]tevhid[/B] : birleme, Allah’ı bir olarak bilme ve her şeyi bir olan Allah'a verme ve ilân etme[/FONT] [B][FONT=Calibri]tezellül[/FONT][/B][FONT=Calibri] : alçalma, kendini küçük düşürme [B]Türk cemiyeti[/B] : Türk toplumu [B]Üstad[/B] : Bediüzzaman Said Nursî [B]vak’a[/B] : olay, hâdise[/FONT] [B][FONT=Calibri]vaziyet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : durum, hâl [B]veba[/B] : bulaşıcı hastalık [B]yegâne[/B] : tek[B] [/B][/FONT] [FONT=Calibri][B]zemzeme[/B] : coşkulu nağme, hoş ses[/FONT] [FONT=Calibri][B]zillet[/B] : alçaklık, aşağılık [B]zulümkârlık[/B][/FONT][FONT=Calibri] : zalimlik, zulmedicilik [B]zümre[/B] : grup, sınıf, topluluk[/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst