Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 260554" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Tarihçe-i hayat dersleri 11.3.tahliller(devamı)</strong></p><p></p><p><strong><span style="font-family: 'Calibri'"> <u>TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ</u></span></strong> <strong><u><span style="font-family: 'Calibri'">11.3.TAHLİLLER(DEVAMI)</span></u></strong></p><table style='width: 100%'><tr><td> <span style="font-family: 'Calibri'"><strong><u>Said Nur ve talebeleri</u></strong><br /> Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı... Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok. Hepsi birşeye inanmış: Allah’a. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a... Onun ulu Peygamberine... Onun büyük kitabına... Kur’ân henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdetâ Asr-ı Saadette hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur... Hepsi huzur içindeler. Temiz, ulvî, sonsuz birşeye bağlanmak; her yerde hâzır, nâzır olana, Âlemlerin Yaratıcısına bağlanmak, o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak... Evet, ne büyük saadet!<br /> Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Gün görmüş bir ihtiyar. Üç devir: Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir, büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur. Yıkılmayan kalmamış. Yalnız bir adam var; o ayakta... Şark yaylâlarından, güneşin doğduğu yerden İstanbul’a kadar gelen bir adam. İmanı, sıradağlar gibi muhkem. Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. Allah demiş, Peygamber demiş, başka birşey dememiş. Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim onu eğememiş, hiçbir âlim onu yenememiş. Kayalar gibi çetin, müthiş bir irade. Şimşekler gibi bir zekâ. İşte Said Nur! Divan-ı harpler, mahkemeler, ihtilâller, inkılâplar, onun için kurulan idam sehpaları, sürgünler, bu müthiş adamı, bu mâneviyat adamını yolundan çevirememiş. O, bunlara imanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. Kur’ân-ı Kerîmde “İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz” (Âl-i İmran sûresi, âyet 139) buyuruluyor. Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur’da tecellî etmiş.<br /> Mahkemelerdeki müdafaalarını okuduk. Bu müdafaalar bir nefs müdafaası değildir, büyük bir dâvânın müdafaasıdır. Celâdet, cesaret, zekâ eseri, şaheseri...<br /> Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakîr gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat’tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci, bir softa diye takdim olundu. Onlara göre büyük olabilmek için ecnebî olmak gerek! O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile </span><span style="font-family: 'Calibri'">hükmediyordu. O, hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar onun sayesinde medrese-i Yusufiye oldu. Said Nur zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu iman âbidesinin karşısında eridiler, sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halim-selim mü’minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler. Sizin hangi mektepleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?<br /> Onu diyar diyar sürdüler. Her sürgün yeri, onun öz vatanı oldu. Nereye gitse, nereye sürülse, etrafı saf, temiz mü’minler tarafından sarılıyordu. Kanunlar, yasaklar, polisler, jandarmalar, kalın hapishane duvarları, onu mü’min kardeşlerinden bir an bile ayıramadı. Büyük mürşidin, talebeleriyle arasına yığılan bu maddî kesafetler, din, aşk, iman sayesinde letafetler haline geldiler. Kör kuvvetin, ölü maddenin bu tahdit ve tehditleri, ruh âleminin ummanlarında büyük dalgalar meydana getirdi. Bu dalgalar, köy odalarından başlayarak, yer yer her tarafı sardı, üniversitelerin kapılarına kadar dayandı.<br /> Yıllardır mukaddesatları çiğnenmiş vatan çocukları, mahvedilen nesiller, imana susayanlar, onun yoluna, onun nuruna koştular. Üstadın Nur Risaleleri elden ele, dilden dile, ilden ile ulaştı, dolaştı. Genç-ihtiyar, cahil-münevver, sekizinden seksenine kadar herkes ondan birşey aldı, onun nuruyla nurlandı. Her talebe, bir makine, bir matbaa oldu. İman, tekniğe meydan okudu. Nur Risaleleri binlerce defa yazıldı, teksir edildi.<br /> Gözlerinin nuru sönmüş, iç âlemlerinin ışığı sönmüş, harabeye dönmüş olan körler, bu nurdan, bu ışıktan korktular. Bu aziz adamı, dillerden hiç eksik etmedikleri “İnkılâba, lâikliğe aykırı hareket ediyor” diye, tekrar tekrar mahkemeye verdiler, tekrar tekrar hapishanelere attılar. Kaç kere zehirlemek istediler. Ona zehirler panzehir oldu, zindanlar dershane... Onun nuru, Kur’ân’ın nuru, Allah’ın nuru vatan sınırlarını da aştı. Bütün âlem-i İslâmı dolaştı. Şimdi Türkiye’de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırdısı, nutku, alâyişi, nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, imanlı, inançlı kalabalığıdır.</span><br /> <span style="font-family: 'Calibri'">O. Yüksel Serdengeçti</span><br /> <br /> </td><td> <strong><u><span style="color: #990000"><span style="font-family: 'Calibri'">Lügatler : </span></span></u></strong><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">alâyiş</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : boş süs ve debdebe, lüks yaşam<br /> <strong>âlem-i İslâm</strong> : İslâm dünyası, âlemi<br /> <strong>âlemlerin Rabbi</strong> : bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah<br /> <strong>Allah kelâmı</strong> : Allah’ın buyruğu; Allah'ın âyetinin mânâsı<br /> <strong>Asr-ı Saadet</strong> : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">aziz</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : çok değerli, izzetli, saygın<br /> <strong>bahtiyar</strong> : talihli, mutlu<br /> <strong>celâdet</strong> : yiğitlik, metanet<br /> <strong>divan-ı harp</strong> : askerî mahkeme; sıkı yönetim mahkemesi<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">diyar</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yer, memleket<br /> <strong>ecnebî</strong> : yabancı<br /> <strong>hakir</strong> : küçük, değersiz, önemsiz<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">halim-selim</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : yumuşak huylu, uysal<br /> <strong>hâzır, nâzır olma</strong> : Cenab-ı Hakkın her yerde her an bulunması ve görmesi<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">hürmet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : saygı<br /> <strong>ırz</strong> : namus, şeref<br /> <strong>ihtilâl</strong> : ayaklanma, karışıklık<br /> <strong>inkılâp</strong> : değişim, dönüşüm<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">kesafet</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : katılık, yoğunluk; perde, engel<br /> <strong>lâiklik</strong> : devlet yönetiminde dinin ve din kurallarının devre dışı bırakılmasını öngören sistem<br /> <strong>letafet</strong> : saydamlık, incelik, açıklık<br /> <strong>lokal</strong> : kulüp, dernek<br /> <strong>mağrur</strong> : gururlu<br /> <strong>mahkûm</strong> : cezalı, mahpus<br /> <strong>mâneviyat adamı</strong> : fazilet ve ahlâk gibi mânevî değerlerin korunması için gayret gösteren kişi</span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">medrese-i Yusufiye</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane<br /> <strong>muhakkak</strong> : kesinlikle<br /> <strong>muhkem</strong> : sağlam </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">mukaddesat</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : mukaddes olan şeyler, kutsal ve yüce değerler<br /> <strong>münevver</strong> : aydın, bilgili<br /> <strong>mürşid</strong> : doğru ve hak yolu gösteren<br /> <strong>mürteci</strong> : eskiye dönmek isteyen; gerici<br /> <strong>nâzil</strong> : inme<br /> <strong>nefis müdafaası</strong> : kişinin kendisini savunması<strong> </strong></span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">nizam</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : düzen, kanun<br /> <strong>nümayiş</strong> : gösteriş, gösteri<br /> <strong>panzehir</strong> : zehire karşı ilâç<br /> <strong>Said Nur</strong> : Bediüzzaman Said Nursî<br /> <strong>softa</strong> : söyledikleriyle yaptıkları uyuşmayan kişi anlamıma gelen ve medrese talebelerini ve dindar kişileri küçümsemek amacıyla kullanılan bir ifade<br /> <strong>Şark</strong> : Doğu<br /> <strong>şerirler</strong> : şerliler, kötüler </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">tahdit</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : sınırlama, sınır koyma<br /> <strong>takdim olunma</strong> : sunulma, tanıtılma; lanse edilme<br /> <strong>tecellî</strong> : yansıma, görünme </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">teksir</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : çoğaltma<br /> <strong>teşekkül</strong> : kuruluş, oluşum<br /> <strong>ulvî</strong> : yüce, yüksek </span><br /> <strong><span style="font-family: 'Calibri'">umman</span></strong><span style="font-family: 'Calibri'"> : derya, okyanus<br /> <strong>Üstad</strong> : Bediüzzaman Said Nursî</span><br /> </td></tr></table><p></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 260554, member: 1016557"] [b]Tarihçe-i hayat dersleri 11.3.tahliller(devamı)[/b] [B][FONT=Calibri] [U]TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ[/U][/FONT][/B] [B][U][FONT=Calibri]11.3.TAHLİLLER(DEVAMI)[/FONT][/U][/B] [TABLE] [TR] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [FONT=Calibri][B][U]Said Nur ve talebeleri[/U][/B] Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı... Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok. Hepsi birşeye inanmış: Allah’a. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a... Onun ulu Peygamberine... Onun büyük kitabına... Kur’ân henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdetâ Asr-ı Saadette hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur... Hepsi huzur içindeler. Temiz, ulvî, sonsuz birşeye bağlanmak; her yerde hâzır, nâzır olana, Âlemlerin Yaratıcısına bağlanmak, o yolda yürümek, o yolun kara sevdalısı olmak... Evet, ne büyük saadet! Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Gün görmüş bir ihtiyar. Üç devir: Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir, büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur. Yıkılmayan kalmamış. Yalnız bir adam var; o ayakta... Şark yaylâlarından, güneşin doğduğu yerden İstanbul’a kadar gelen bir adam. İmanı, sıradağlar gibi muhkem. Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. Allah demiş, Peygamber demiş, başka birşey dememiş. Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim onu eğememiş, hiçbir âlim onu yenememiş. Kayalar gibi çetin, müthiş bir irade. Şimşekler gibi bir zekâ. İşte Said Nur! Divan-ı harpler, mahkemeler, ihtilâller, inkılâplar, onun için kurulan idam sehpaları, sürgünler, bu müthiş adamı, bu mâneviyat adamını yolundan çevirememiş. O, bunlara imanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. Kur’ân-ı Kerîmde “İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz” (Âl-i İmran sûresi, âyet 139) buyuruluyor. Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur’da tecellî etmiş. Mahkemelerdeki müdafaalarını okuduk. Bu müdafaalar bir nefs müdafaası değildir, büyük bir dâvânın müdafaasıdır. Celâdet, cesaret, zekâ eseri, şaheseri... Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakîr gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat’tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci, bir softa diye takdim olundu. Onlara göre büyük olabilmek için ecnebî olmak gerek! O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile [/FONT][FONT=Calibri]hükmediyordu. O, hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar onun sayesinde medrese-i Yusufiye oldu. Said Nur zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu iman âbidesinin karşısında eridiler, sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halim-selim mü’minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler. Sizin hangi mektepleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir? Onu diyar diyar sürdüler. Her sürgün yeri, onun öz vatanı oldu. Nereye gitse, nereye sürülse, etrafı saf, temiz mü’minler tarafından sarılıyordu. Kanunlar, yasaklar, polisler, jandarmalar, kalın hapishane duvarları, onu mü’min kardeşlerinden bir an bile ayıramadı. Büyük mürşidin, talebeleriyle arasına yığılan bu maddî kesafetler, din, aşk, iman sayesinde letafetler haline geldiler. Kör kuvvetin, ölü maddenin bu tahdit ve tehditleri, ruh âleminin ummanlarında büyük dalgalar meydana getirdi. Bu dalgalar, köy odalarından başlayarak, yer yer her tarafı sardı, üniversitelerin kapılarına kadar dayandı. Yıllardır mukaddesatları çiğnenmiş vatan çocukları, mahvedilen nesiller, imana susayanlar, onun yoluna, onun nuruna koştular. Üstadın Nur Risaleleri elden ele, dilden dile, ilden ile ulaştı, dolaştı. Genç-ihtiyar, cahil-münevver, sekizinden seksenine kadar herkes ondan birşey aldı, onun nuruyla nurlandı. Her talebe, bir makine, bir matbaa oldu. İman, tekniğe meydan okudu. Nur Risaleleri binlerce defa yazıldı, teksir edildi. Gözlerinin nuru sönmüş, iç âlemlerinin ışığı sönmüş, harabeye dönmüş olan körler, bu nurdan, bu ışıktan korktular. Bu aziz adamı, dillerden hiç eksik etmedikleri “İnkılâba, lâikliğe aykırı hareket ediyor” diye, tekrar tekrar mahkemeye verdiler, tekrar tekrar hapishanelere attılar. Kaç kere zehirlemek istediler. Ona zehirler panzehir oldu, zindanlar dershane... Onun nuru, Kur’ân’ın nuru, Allah’ın nuru vatan sınırlarını da aştı. Bütün âlem-i İslâmı dolaştı. Şimdi Türkiye’de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırdısı, nutku, alâyişi, nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, imanlı, inançlı kalabalığıdır.[/FONT] [FONT=Calibri]O. Yüksel Serdengeçti[/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/TD] [TD="width: 307, bgcolor: transparent"] [B][U][COLOR=#990000][FONT=Calibri]Lügatler : [/FONT][/COLOR][/U][/B] [B][FONT=Calibri]alâyiş[/FONT][/B][FONT=Calibri] : boş süs ve debdebe, lüks yaşam [B]âlem-i İslâm[/B] : İslâm dünyası, âlemi [B]âlemlerin Rabbi[/B] : bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah [B]Allah kelâmı[/B] : Allah’ın buyruğu; Allah'ın âyetinin mânâsı [B]Asr-ı Saadet[/B] : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı[/FONT] [B][FONT=Calibri]aziz[/FONT][/B][FONT=Calibri] : çok değerli, izzetli, saygın [B]bahtiyar[/B] : talihli, mutlu [B]celâdet[/B] : yiğitlik, metanet [B]divan-ı harp[/B] : askerî mahkeme; sıkı yönetim mahkemesi[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]diyar[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yer, memleket [B]ecnebî[/B] : yabancı [B]hakir[/B] : küçük, değersiz, önemsiz[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]halim-selim[/FONT][/B][FONT=Calibri] : yumuşak huylu, uysal [B]hâzır, nâzır olma[/B] : Cenab-ı Hakkın her yerde her an bulunması ve görmesi[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]hürmet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : saygı [B]ırz[/B] : namus, şeref [B]ihtilâl[/B] : ayaklanma, karışıklık [B]inkılâp[/B] : değişim, dönüşüm[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]kesafet[/FONT][/B][FONT=Calibri] : katılık, yoğunluk; perde, engel [B]lâiklik[/B] : devlet yönetiminde dinin ve din kurallarının devre dışı bırakılmasını öngören sistem [B]letafet[/B] : saydamlık, incelik, açıklık [B]lokal[/B] : kulüp, dernek [B]mağrur[/B] : gururlu [B]mahkûm[/B] : cezalı, mahpus [B]mâneviyat adamı[/B] : fazilet ve ahlâk gibi mânevî değerlerin korunması için gayret gösteren kişi[/FONT] [B][FONT=Calibri]medrese-i Yusufiye[/FONT][/B][FONT=Calibri] : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane [B]muhakkak[/B] : kesinlikle [B]muhkem[/B] : sağlam[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]mukaddesat[/FONT][/B][FONT=Calibri] : mukaddes olan şeyler, kutsal ve yüce değerler [B]münevver[/B] : aydın, bilgili [B]mürşid[/B] : doğru ve hak yolu gösteren [B]mürteci[/B] : eskiye dönmek isteyen; gerici [B]nâzil[/B] : inme [B]nefis müdafaası[/B] : kişinin kendisini savunması[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]nizam[/FONT][/B][FONT=Calibri] : düzen, kanun [B]nümayiş[/B] : gösteriş, gösteri [B]panzehir[/B] : zehire karşı ilâç [B]Said Nur[/B] : Bediüzzaman Said Nursî [B]softa[/B] : söyledikleriyle yaptıkları uyuşmayan kişi anlamıma gelen ve medrese talebelerini ve dindar kişileri küçümsemek amacıyla kullanılan bir ifade [B]Şark[/B] : Doğu [B]şerirler[/B] : şerliler, kötüler[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]tahdit[/FONT][/B][FONT=Calibri] : sınırlama, sınır koyma [B]takdim olunma[/B] : sunulma, tanıtılma; lanse edilme [B]tecellî[/B] : yansıma, görünme[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]teksir[/FONT][/B][FONT=Calibri] : çoğaltma [B]teşekkül[/B] : kuruluş, oluşum [B]ulvî[/B] : yüce, yüksek[B] [/B][/FONT] [B][FONT=Calibri]umman[/FONT][/B][FONT=Calibri] : derya, okyanus [B]Üstad[/B] : Bediüzzaman Said Nursî[/FONT] [/TD] [/TR] [/TABLE] [FONT=Calibri] [/FONT] [FONT=Calibri] [/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst