Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 260916" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Bayramı zehir ettiler</strong></p><p></p><p>Bayramı zehir ettiler</p><p> 05 Eylül 2011 Pazartesi 07:12</p><p> 9 günlük bayram tatilinin sonunda 150'ye yakın kişi hayatını kaybederek yakınlarını hüzne boğdu.</p><p> Vefat edenler, sakat kalanlar, yetimler, öksüzler... Maddi hasarın hadd u hesabı yok.</p><p> Ne ilginçtir ki bayramın kana bulanacağı biliniyordu. Devlet tedbirler aldı, polis günlerce uyumadı her kavşağı denetim altına aldı, medya "Aman dikkat!" nev'inden yayınlar yaptı... Yine de korkulan başımıza geldi, ölümlü kazalar yaşandı. Ölenlerin yakınlarına Allah'tan sabır diliyorum...</p><p> Ancak anlamak mümkün değil! Yollarımız beş-on sene öncesiyle kıyaslanamayacak kadar modern hale geldi. En ücra köşelerimizde bile ya otoban bulunmakta ya da duble yol. Devlet yapacağını yapmış, dağları delmiş tüneller açmış, yol kenarlarına gayet modern tesisler kurulmuş ki insanlar dinlenebilsin. Heyhat! Beş-on sene önce lüks sayılan arabaların yüzüne bakan yok artık. Yüksek kapasiteli araçların acil fren sistemlerinden kaza anında devreye giren tedbirlerine kadar pek çok avantajı bulunmakta. Buna rağmen insanlar trafikte can veriyor. Neden?</p><p> Maalesef acı gerçekle yüz yüze gelmek zorundayız: Yol ve araçlardaki kalite artışı kadar sürücü seviyesindeki çıta yükseltilemedi. İnsanlar trafikte birbirine saygı duymuyor; tıpkı hayatın diğer alanlarında saygı duymadığı gibi. Araba sürme kültürümüz yok. Kurallara uyma alışkanlığımız hâlâ çok zayıf. Siz çok dikkatli olsanız, kurallara uysanız bile bir başkası şımarık ve serseri tarzıyla gelip başınıza bela kesilebiliyor. Hiçbir modern ülkede bu kadar vahşetle, dehşetle, şehvetle araba kullanan ve hesaba çekilmeyen insan yaşamıyordur; bundan emin olun.</p><p> Uzun yıllar sonra bir bayramda sıla-ı rahim yapmak isteyince trafiği yerinde izleme imkânına kavuştum. Bir annenin, kanlar içinde ters dönmüş arabadan çıktığını gördüm. Bir yavrucağızın hıçkırıklar içinde annesinin başında gözyaşı döktüğüne şahit oldum. Şehirler arası bir otobüsün bir aileyi göz göre göre yolun dışına itişine ve olayı gören vatandaşların tepkisine, şoför ve avenesinin kahkahalarla cevap verdiğine rastladım. Sürekli şerit değiştiren ve her hareketiyle hem kendini hem başkalarını tehlikeye atan onlarca sürücüyü anlamaya çalıştım. Bazıları eğitimli insanlara benziyordu. Hatta önemli bir kısmı aile reisiydi, belki torun tosun sahibiydi. Yani dışarıda görseniz gayet normal ve beyefendi bir insan sanırsınız. Ancak trafikte 'makas atma'yı maharet sanıyor, sürekli hız sınırını aşıyor, öndeki aracın tamponuna kadar yaklaşıp sürekli selektör yapıyordu. Peki ne oluyor da sade vatandaş direksiyon başına geçince adeta gözü dönüyor, aklı başından gidiyor, şuuru dumura uğruyor? Bu soruya cevap bulmak zorundayız!</p><p> Trafikte ödediğimiz bedel, o mel'un terörü çoktan solladı. Geçenlerde Twitter'dan şu soruyu yönelttim: "Aranızda trafik kazası sonucu bir yakınını kaybetmeyen kaldı mı?" sadece bir kişiden, "Hiçbir yakınımı kaybetmedim ama böyle bir akıbetten korkuyorum." cevabı geldi. Aynen öyle! Neredeyse her ferdin bir yakını canını trafik kazasında kaybetmiş durumda ve hâlâ ufukta umut vaat edecek bir gelişme gözükmüyor... Elbette, trafik kurallarına azamî ölçüde riayet ettiği halde başına kaza gelenler de var.</p><p> Tabii ki meselenin devlete bakan yönleri var. Kurallar daha sert uygulanacak, cezalar caydırıcı olacak, ehliyetler üzerindeki denetim artacak, bazı sürücüler için modern ülkelerde olduğu gibi psikolojik tedaviler ve gözetimlere başvurulacak, sabıkası kabarık sürücüler için hapis cezaları devreye girecek, alkollü sürücüye göz açtırılmayacak vesaire. Hatta bu tedbirler de yetmez; demiryollarında ve hava yollarında yapılan muazzam çalışmalara daha çok ağırlık verilerek insanların ulaşım alternatifi artırılacak. Ancak her şey sonuçta bir soruda kesişiyor: Direksiyon başına oturan adamın kendini kaybetmesi nasıl önlenecek, cehalet ve vahşete esir olmasının önüne nasıl geçilecek? Meselenin bam teli bu!</p><p> Belki de her şeye sil baştan başlamak gerekiyor. Ta ilk mektepten başlayıp 70 yaşındaki sürücüyü de kapsayacak şekilde insana saygı ve tahammül kültüründen bahsetmek, onu fıtratımızın bir parçası haline getirmek şart. Burada en büyük görev (eğitim kurumları kadar) medyaya düşüyor. İlle de, "Ben araba sürerken başkalaşırım ve canavarlaşırım." diyenin de yakasına kanun yapışacak. Yoksa daha çok kan akacak ve maalesef bayramlar herkese zehir olacak.</p><p> <strong>Hocaefendi'den trafik kazaları ikazı</strong></p><p> İnsan hayatını ilgilendiren ve ucu vicdanlara dokunan her mevzuun dinî ve ahlakî prensiplerle ilgisi vardır. Trafik de öyle. Kurallara inadına uymayan ve kasten insan hayatını tehlikeye atan adamın kanun yakasına yapışmalıdır; ancak dinî prensipler de onu erdemli davranmaya (terğip ve terhip yoluyla) davet etmelidir. Nedense bu konularda yeterince açıklama yapılmıyor...</p><p> Fethullah Gülen Hocaefendi'den trafikle ilgili şu hayati satırları sizlerle paylaşıyorum; çok önemli: "Trafik kurallarına uymak bir vatandaş olarak, ondan önce de bir Müslüman olarak bizim görevlerimizdendir. Hatta meseleye fıkhî açıdan yaklaşacak olursak, trafik kurallarına uymanın vacip olduğunu bile söylemek mümkündür. Çünkü bu kurallar, uzun deneme ve araştırmalar sonucu elde edilen, 'iki kere iki dört eder' kat'iyetinde olmasa da yine de bir kesinlik ifade etmektedir. Meselâ, trafik kazalarına sebep olan âmillerin başında aşırı hız gelmektedir. Bu açıdan şehir içi ve şehir dışında belirtilen hız limitlerine uymanın vacip olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, hız limiti aşılıp, bunun sonucunda ölümlü bir kaza meydana gelmişse bu kaza, cinayet hükmünde değerlendirilebilir. İslâm fıkhında buna şibh-i amd/kasta benzeyen öldürme denir... Ayrıca İslâm fıkhının özünde bulunan bir başka prensip de şudur: 'Başkasına zarar verici her fiilden kaçınması mümkün iken kaçınmayan ve ihmalkâr davranıp ihtiyatı elden bırakan kişi o işin sonucundan sorumlu tutulur.' Trafik kazalarına bu açıdan da bakıldığında kazaya sebebiyet verenlerin sorumlu olduğunu söylemek mümkündür."</p><p> Özetleyerek iktibas ettiğim bu satırlar bile trafik ile ilgili ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığımızı ortaya koyuyor. Ne dersiniz?</p><p> <strong>Zaman</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 260916, member: 1016557"] [b]Bayramı zehir ettiler[/b] Bayramı zehir ettiler 05 Eylül 2011 Pazartesi 07:12 9 günlük bayram tatilinin sonunda 150'ye yakın kişi hayatını kaybederek yakınlarını hüzne boğdu. Vefat edenler, sakat kalanlar, yetimler, öksüzler... Maddi hasarın hadd u hesabı yok. Ne ilginçtir ki bayramın kana bulanacağı biliniyordu. Devlet tedbirler aldı, polis günlerce uyumadı her kavşağı denetim altına aldı, medya "Aman dikkat!" nev'inden yayınlar yaptı... Yine de korkulan başımıza geldi, ölümlü kazalar yaşandı. Ölenlerin yakınlarına Allah'tan sabır diliyorum... Ancak anlamak mümkün değil! Yollarımız beş-on sene öncesiyle kıyaslanamayacak kadar modern hale geldi. En ücra köşelerimizde bile ya otoban bulunmakta ya da duble yol. Devlet yapacağını yapmış, dağları delmiş tüneller açmış, yol kenarlarına gayet modern tesisler kurulmuş ki insanlar dinlenebilsin. Heyhat! Beş-on sene önce lüks sayılan arabaların yüzüne bakan yok artık. Yüksek kapasiteli araçların acil fren sistemlerinden kaza anında devreye giren tedbirlerine kadar pek çok avantajı bulunmakta. Buna rağmen insanlar trafikte can veriyor. Neden? Maalesef acı gerçekle yüz yüze gelmek zorundayız: Yol ve araçlardaki kalite artışı kadar sürücü seviyesindeki çıta yükseltilemedi. İnsanlar trafikte birbirine saygı duymuyor; tıpkı hayatın diğer alanlarında saygı duymadığı gibi. Araba sürme kültürümüz yok. Kurallara uyma alışkanlığımız hâlâ çok zayıf. Siz çok dikkatli olsanız, kurallara uysanız bile bir başkası şımarık ve serseri tarzıyla gelip başınıza bela kesilebiliyor. Hiçbir modern ülkede bu kadar vahşetle, dehşetle, şehvetle araba kullanan ve hesaba çekilmeyen insan yaşamıyordur; bundan emin olun. Uzun yıllar sonra bir bayramda sıla-ı rahim yapmak isteyince trafiği yerinde izleme imkânına kavuştum. Bir annenin, kanlar içinde ters dönmüş arabadan çıktığını gördüm. Bir yavrucağızın hıçkırıklar içinde annesinin başında gözyaşı döktüğüne şahit oldum. Şehirler arası bir otobüsün bir aileyi göz göre göre yolun dışına itişine ve olayı gören vatandaşların tepkisine, şoför ve avenesinin kahkahalarla cevap verdiğine rastladım. Sürekli şerit değiştiren ve her hareketiyle hem kendini hem başkalarını tehlikeye atan onlarca sürücüyü anlamaya çalıştım. Bazıları eğitimli insanlara benziyordu. Hatta önemli bir kısmı aile reisiydi, belki torun tosun sahibiydi. Yani dışarıda görseniz gayet normal ve beyefendi bir insan sanırsınız. Ancak trafikte 'makas atma'yı maharet sanıyor, sürekli hız sınırını aşıyor, öndeki aracın tamponuna kadar yaklaşıp sürekli selektör yapıyordu. Peki ne oluyor da sade vatandaş direksiyon başına geçince adeta gözü dönüyor, aklı başından gidiyor, şuuru dumura uğruyor? Bu soruya cevap bulmak zorundayız! Trafikte ödediğimiz bedel, o mel'un terörü çoktan solladı. Geçenlerde Twitter'dan şu soruyu yönelttim: "Aranızda trafik kazası sonucu bir yakınını kaybetmeyen kaldı mı?" sadece bir kişiden, "Hiçbir yakınımı kaybetmedim ama böyle bir akıbetten korkuyorum." cevabı geldi. Aynen öyle! Neredeyse her ferdin bir yakını canını trafik kazasında kaybetmiş durumda ve hâlâ ufukta umut vaat edecek bir gelişme gözükmüyor... Elbette, trafik kurallarına azamî ölçüde riayet ettiği halde başına kaza gelenler de var. Tabii ki meselenin devlete bakan yönleri var. Kurallar daha sert uygulanacak, cezalar caydırıcı olacak, ehliyetler üzerindeki denetim artacak, bazı sürücüler için modern ülkelerde olduğu gibi psikolojik tedaviler ve gözetimlere başvurulacak, sabıkası kabarık sürücüler için hapis cezaları devreye girecek, alkollü sürücüye göz açtırılmayacak vesaire. Hatta bu tedbirler de yetmez; demiryollarında ve hava yollarında yapılan muazzam çalışmalara daha çok ağırlık verilerek insanların ulaşım alternatifi artırılacak. Ancak her şey sonuçta bir soruda kesişiyor: Direksiyon başına oturan adamın kendini kaybetmesi nasıl önlenecek, cehalet ve vahşete esir olmasının önüne nasıl geçilecek? Meselenin bam teli bu! Belki de her şeye sil baştan başlamak gerekiyor. Ta ilk mektepten başlayıp 70 yaşındaki sürücüyü de kapsayacak şekilde insana saygı ve tahammül kültüründen bahsetmek, onu fıtratımızın bir parçası haline getirmek şart. Burada en büyük görev (eğitim kurumları kadar) medyaya düşüyor. İlle de, "Ben araba sürerken başkalaşırım ve canavarlaşırım." diyenin de yakasına kanun yapışacak. Yoksa daha çok kan akacak ve maalesef bayramlar herkese zehir olacak. [B]Hocaefendi'den trafik kazaları ikazı[/B] İnsan hayatını ilgilendiren ve ucu vicdanlara dokunan her mevzuun dinî ve ahlakî prensiplerle ilgisi vardır. Trafik de öyle. Kurallara inadına uymayan ve kasten insan hayatını tehlikeye atan adamın kanun yakasına yapışmalıdır; ancak dinî prensipler de onu erdemli davranmaya (terğip ve terhip yoluyla) davet etmelidir. Nedense bu konularda yeterince açıklama yapılmıyor... Fethullah Gülen Hocaefendi'den trafikle ilgili şu hayati satırları sizlerle paylaşıyorum; çok önemli: "Trafik kurallarına uymak bir vatandaş olarak, ondan önce de bir Müslüman olarak bizim görevlerimizdendir. Hatta meseleye fıkhî açıdan yaklaşacak olursak, trafik kurallarına uymanın vacip olduğunu bile söylemek mümkündür. Çünkü bu kurallar, uzun deneme ve araştırmalar sonucu elde edilen, 'iki kere iki dört eder' kat'iyetinde olmasa da yine de bir kesinlik ifade etmektedir. Meselâ, trafik kazalarına sebep olan âmillerin başında aşırı hız gelmektedir. Bu açıdan şehir içi ve şehir dışında belirtilen hız limitlerine uymanın vacip olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, hız limiti aşılıp, bunun sonucunda ölümlü bir kaza meydana gelmişse bu kaza, cinayet hükmünde değerlendirilebilir. İslâm fıkhında buna şibh-i amd/kasta benzeyen öldürme denir... Ayrıca İslâm fıkhının özünde bulunan bir başka prensip de şudur: 'Başkasına zarar verici her fiilden kaçınması mümkün iken kaçınmayan ve ihmalkâr davranıp ihtiyatı elden bırakan kişi o işin sonucundan sorumlu tutulur.' Trafik kazalarına bu açıdan da bakıldığında kazaya sebebiyet verenlerin sorumlu olduğunu söylemek mümkündür." Özetleyerek iktibas ettiğim bu satırlar bile trafik ile ilgili ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığımızı ortaya koyuyor. Ne dersiniz? [B]Zaman[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst