Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 263183" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Çok acı günlerdi</strong></p><p></p><p>Çok acı günlerdi</p><p> 22 Eylül 2011 Perşembe 06:50</p><p> Aradan yarım asır geçmiş. 1961, 2011... İstiklal Caddesi'nde yürüyordum, öğleden sonraları çıkan bir gazeteyi birisi bağırarak satıyordu. Alıp şöyle bir baktıktan sonra parçalayıp yere attım. İnfazın yapıldığını yazıyordu... 17 Eylül 1961...</p><p> Çok kötü günlerdi.</p><p> Darbe, iftira, zulüm yargılamaları, işkence filmleri, radyodaki Yassıada Saati... Onca işkenceden, zulümden aşağılamadan sonra, "infazlar olmaz" diyordum; o da oldu.</p><p> Peyami Safa'yı da o yaz kaybetmiştik. İçimde sabit bir sıkıntı vardı. Uyurken bile rahat değildim... Sonra ağlayan insanların doldurduğu seçim meydanları açıldı... Seçimden başka her şeye benziyordu.</p><p> İki ay sonra, bir apandisit ameliyatı için 10 gün Gureba Hastanesi'nde yattım. Geceleri herkes uyurken, ben şiir falan yazıyordum... "... İşte sevgilerimin de bağrını da yakan kor; işte senin de aczin bundadır doktor!" diye bir şeyler...</p><p> Sevdiğimiz saydığımız bazı insanlar, olup bitenlere bizim gibi üzülmüyorlardı. Beni en çok zedeleyen de buydu. Bir avuç sorumsuz insan gelmiş zulmetmiş değildi, bu zulmü onaylayan kesimler vardı. CHP seçmeni büyük ölçüde öyleydi. İçlerinde öyle olamayacaklarını umduklarımız da maalesef aynı duyarsızlığı gösteriyorlardı.</p><p> İnönü'nün samimiyetine o zaman da inanmamıştım, şimdi de inanmıyorum. Samimi olsaydı, infazların yapılmaması gerektiğini açıktan söylerdi ve bunu yapacak cesarete de itibara da sahipti. 22 Şubat'a karşı çıktığı gibi, infazlara da karşı çıkabilirdi. Askerler onun, fısıldadıklarına değil; haline tavrına, duruşuna baktı ve bundan cesaret buldu. İnönü'nün verdiği mesaj, "siz bilirsiniz" anlamını taşıyordu. Bu mesajı, duruşuyla, tavrıyla, haliyle verdi; yazdığı satırlar ve söylediği özel görüşme cümleleri, sadece tarihe kendisi için bir olumlu not düşmek amacını taşıyordu.</p><p> Cevdet Sunay "asarsanız iyi olur, ama biz doğrudan karışmayız; siz bilirsiniz" demişti MBK'ya. İşte bu başka türlü bir "siz bilirsiniz"dir! Bu mesajı komutanlarıyla beraber gelerek, MBK'ya fiilen ve resmen tebliğ ediyor. MBK, böyle bir "siz bilirsiniz!"e karşı çıkamazdı. Çünkü bu tavır, fiili-resmi-sorumlu etkili gücün eylemiydi. Birinci tavır "siz bilirsiniz benden bu kadar!" anlamına gelirken; ikincisi "sonrasında neler olur bilinmez!" kararlılığını içeriyordu. Ama İnönü önceden açık tavır alsaydı, Cevdet Sunay bu mesajı seslendiremezdi.</p><p> Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, infazlara taraftarmış. O konuşmadan duramamış, diğer profesörler karşı olduklarını söylemişler mi? Onlar da "siz bilirsiniz" diyorlardı! Onların "siz bilirsiniz"i de şöyleydi: "Bize sormuyorsunuz, iyi de yapıyorsunuz. Siz ne yapacağınızı bilirsiniz zaten"!</p><p> ... Yüce Rabb'im her şeyi biliyor. En doğrusunu, en gizlisini biliyor. Bugün, o zamanki aktörlerin, hemen hemen, hiçbiri hayatta değil. Menderes gitti de; İnönü'ler, Gürsel'ler,Başol'lar kaldı mı?</p><p> Geldik, gidiyoruz... Ne götürdüğümüz, neler yaşadığımız, mahiyetleriyle ve karşılıklarıyla görülecek orada. Gel de Yenişehirli Avni'nin beyitini hatırlama: "Ruz-i Mahşerde sorarlarsa nemiz var denecek; Biz bu dünyada günah etmedik insancasına!"</p><p> İnsanca olmayan günahlar; gayretullaha dokunan günahlardır, cezası özel olan günahlardır. O; Adil-i Mutlak'tır; bizim izahını yapamayacağımız hallerin de tam karşılığını bilir ve verir. (İkab'ın bir nüansı da budur.) Bu dünyada kısmen verir ve veriyor da zaten. 1950'de başlayan cunta gruplaşmaları potansiyel bir haldi ve onların varlığı hiçbir şeyi izah etmez. O açıdan baktığınızda 27 Mayıs'ı ve infazları kimin gerçekleştirdiği belli bile değildir. Geneldeki gerçek fail ise çok büyük ekseriyetiyle o zamanki CHP ve CHP'li aydınlar idi. O cunta çekirdekleri İnönü'nün icazet ve meşruiyet tahrikleri ve tescilleri olmasa parmaklarını bile kıpırdatamazlardı. Milli Birlik Komitesi 27 Mayıs'tan sonra adeta kura ile seçilerek belirlendi. Onların birbirinden haberleri bile yoktu. Organizatör, şeklen geri planda duran İnönü ve bağlılarıydı. Darbeyi ve sonrasını oya gibi işlediler. 19 Eylül 1961 tarihli Milliyet, Menderes'in son sözlerini şöyle veriyor: "Hatalarımın ve çocuklarımın cezasını çekiyorum." İnfazdan sonra bile iftira ediyor. Başka söze gerek var mı?</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 263183, member: 1016557"] [b]Çok acı günlerdi[/b] Çok acı günlerdi 22 Eylül 2011 Perşembe 06:50 Aradan yarım asır geçmiş. 1961, 2011... İstiklal Caddesi'nde yürüyordum, öğleden sonraları çıkan bir gazeteyi birisi bağırarak satıyordu. Alıp şöyle bir baktıktan sonra parçalayıp yere attım. İnfazın yapıldığını yazıyordu... 17 Eylül 1961... Çok kötü günlerdi. Darbe, iftira, zulüm yargılamaları, işkence filmleri, radyodaki Yassıada Saati... Onca işkenceden, zulümden aşağılamadan sonra, "infazlar olmaz" diyordum; o da oldu. Peyami Safa'yı da o yaz kaybetmiştik. İçimde sabit bir sıkıntı vardı. Uyurken bile rahat değildim... Sonra ağlayan insanların doldurduğu seçim meydanları açıldı... Seçimden başka her şeye benziyordu. İki ay sonra, bir apandisit ameliyatı için 10 gün Gureba Hastanesi'nde yattım. Geceleri herkes uyurken, ben şiir falan yazıyordum... "... İşte sevgilerimin de bağrını da yakan kor; işte senin de aczin bundadır doktor!" diye bir şeyler... Sevdiğimiz saydığımız bazı insanlar, olup bitenlere bizim gibi üzülmüyorlardı. Beni en çok zedeleyen de buydu. Bir avuç sorumsuz insan gelmiş zulmetmiş değildi, bu zulmü onaylayan kesimler vardı. CHP seçmeni büyük ölçüde öyleydi. İçlerinde öyle olamayacaklarını umduklarımız da maalesef aynı duyarsızlığı gösteriyorlardı. İnönü'nün samimiyetine o zaman da inanmamıştım, şimdi de inanmıyorum. Samimi olsaydı, infazların yapılmaması gerektiğini açıktan söylerdi ve bunu yapacak cesarete de itibara da sahipti. 22 Şubat'a karşı çıktığı gibi, infazlara da karşı çıkabilirdi. Askerler onun, fısıldadıklarına değil; haline tavrına, duruşuna baktı ve bundan cesaret buldu. İnönü'nün verdiği mesaj, "siz bilirsiniz" anlamını taşıyordu. Bu mesajı, duruşuyla, tavrıyla, haliyle verdi; yazdığı satırlar ve söylediği özel görüşme cümleleri, sadece tarihe kendisi için bir olumlu not düşmek amacını taşıyordu. Cevdet Sunay "asarsanız iyi olur, ama biz doğrudan karışmayız; siz bilirsiniz" demişti MBK'ya. İşte bu başka türlü bir "siz bilirsiniz"dir! Bu mesajı komutanlarıyla beraber gelerek, MBK'ya fiilen ve resmen tebliğ ediyor. MBK, böyle bir "siz bilirsiniz!"e karşı çıkamazdı. Çünkü bu tavır, fiili-resmi-sorumlu etkili gücün eylemiydi. Birinci tavır "siz bilirsiniz benden bu kadar!" anlamına gelirken; ikincisi "sonrasında neler olur bilinmez!" kararlılığını içeriyordu. Ama İnönü önceden açık tavır alsaydı, Cevdet Sunay bu mesajı seslendiremezdi. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, infazlara taraftarmış. O konuşmadan duramamış, diğer profesörler karşı olduklarını söylemişler mi? Onlar da "siz bilirsiniz" diyorlardı! Onların "siz bilirsiniz"i de şöyleydi: "Bize sormuyorsunuz, iyi de yapıyorsunuz. Siz ne yapacağınızı bilirsiniz zaten"! ... Yüce Rabb'im her şeyi biliyor. En doğrusunu, en gizlisini biliyor. Bugün, o zamanki aktörlerin, hemen hemen, hiçbiri hayatta değil. Menderes gitti de; İnönü'ler, Gürsel'ler,Başol'lar kaldı mı? Geldik, gidiyoruz... Ne götürdüğümüz, neler yaşadığımız, mahiyetleriyle ve karşılıklarıyla görülecek orada. Gel de Yenişehirli Avni'nin beyitini hatırlama: "Ruz-i Mahşerde sorarlarsa nemiz var denecek; Biz bu dünyada günah etmedik insancasına!" İnsanca olmayan günahlar; gayretullaha dokunan günahlardır, cezası özel olan günahlardır. O; Adil-i Mutlak'tır; bizim izahını yapamayacağımız hallerin de tam karşılığını bilir ve verir. (İkab'ın bir nüansı da budur.) Bu dünyada kısmen verir ve veriyor da zaten. 1950'de başlayan cunta gruplaşmaları potansiyel bir haldi ve onların varlığı hiçbir şeyi izah etmez. O açıdan baktığınızda 27 Mayıs'ı ve infazları kimin gerçekleştirdiği belli bile değildir. Geneldeki gerçek fail ise çok büyük ekseriyetiyle o zamanki CHP ve CHP'li aydınlar idi. O cunta çekirdekleri İnönü'nün icazet ve meşruiyet tahrikleri ve tescilleri olmasa parmaklarını bile kıpırdatamazlardı. Milli Birlik Komitesi 27 Mayıs'tan sonra adeta kura ile seçilerek belirlendi. Onların birbirinden haberleri bile yoktu. Organizatör, şeklen geri planda duran İnönü ve bağlılarıydı. Darbeyi ve sonrasını oya gibi işlediler. 19 Eylül 1961 tarihli Milliyet, Menderes'in son sözlerini şöyle veriyor: "Hatalarımın ve çocuklarımın cezasını çekiyorum." İnfazdan sonra bile iftira ediyor. Başka söze gerek var mı? [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst