Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 263798" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Hayat ve vazife</strong></p><p></p><p>Hayat ve vazife</p><p> 29 Eylül 2011 Perşembe 06:32</p><p> Hayat, ilahi kudretin var ettikleri arasında en “paha biçilmez” olanıdır. <strong>Üstadımız Otuzuncu Lem’a’da</strong> “hayat”ın yirmi dokuz ehemmiyetli “öz”ünü ve yüksek “vazife”sini hulasa eder.</p><p> İlk beşi şöyledir: </p><p> 1-Hayat şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi, </p><p> 2-En büyük neticesi </p><p> 3-En parlak nuru </p><p> 4-En latif mayesi, </p><p> 5-Gayet süzülmüş bir hülasası.</p><p> Zat-ı Hayy-ı Kayyum, insana ve sair hayat sahiplerine bahşettiği bu paha biçilmez nimete <strong>“kâinat kadar büyük bir gaye ve azametli bir netice”</strong> takmıştır. Bu gaye ve neticenin manasını anlamak için anahtar bir kavrama ihtiyacımız var: “vazife”</p><p> Perdesiz bir ihsan olan <strong>hayat, bütün güzelliklerin cevelan ettiği nurlu bir alandır.</strong> </p><p> Hayata ait güzellikler yaşandıkça keşfedilir, mahiyeti anlaşıldıkça nuru inkişaf eder. Hayatın hayatı olan <strong>iman nuru inkışaf ettikçe</strong> güzelliklerin derecesi kemale doğru yol alır.</p><p> Bütün güzelliklerin odağı olan hayatı ve akabindeki ölümü halk eden Allahtır. “Hayat’ın bu dünyaya gelmesi” bir halk ve takdir ile olduğu gibi ”hayatın dünyadan gitmesi” de bir halk ve takdir iledir. (Birinci Mektup) Bu halk ve takdir birçok hikmet sarmalını içinde barındırır.</p><p> Hayat tektir fakat bunun <strong>“fani” ve “baki” yüzleri vardır.</strong> Dünya/ahiret ayırımında fani yüz dünyaya baki yüz ise ahirete bakar. </p><p> Bahtiyar bir doktora yazdığı mektubunda “şimşek” ve “güneş” metaforlarından hareketle <strong>fena-beka kıyası yapan Üstadımız</strong> “vazife”yi hayatın merkezine koyarak “hayatın bakileşen yönünü” idealize eder.</p><p> Vazife hayatın merkezine oturdukça hayata ait manalar renklenir ve “fani” olan hayat “baki”ye inkılâp eder.</p><p> Fani hayatın bütün kıymet ve ehemmiyeti baki hayata çekirdek olmasıdır. </p><p> <em>“Yoksa hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı faniyeye hasr-ı nazar etmek, ani bir şimşeği, sermedi bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.”</em> (Barla Lahikası)</p><p> Bahşedilen hayatın gelgitleri içinde bazen her şey anlamsız ve bütün yollar tıkalı görünebilir. Çaresizliğin hükmettiği o anlarda insanın şuur mekanizması zıt duyguların resmigeçidine dönebilir. Evladını kaybeden bir babanın feryadı bu zıt duyguların dışa vurumudur. Hz. Yakub’un (as) yaşadığı budur. <strong>Abdülmecid Ağabey</strong> 1944 yılında evladını genç yaşta kaybederken şöyle dememiş miydi:</p><p> “Ey mezarcı! Göm beni şu Fuad’ın kabrine/Fıkratın dayanmaz vallahi asla kahrine./Katılsın zerratımız, alem-i berzahta keza,/Sarılsın birbiriyle ruhlar, ilâyevmi’l-ceza/Ey mezarcı! Cebeci’de bana da kaz bir mezar,/Olalım ünlü Fuad’ın komşusu leyl ü nehar.”</p><p> İşte <strong>bu anlar “Ya Hay” deme anlarıdır.</strong> Marifet, bu çaresizlik anlarında “Hayatıma hayat ver ya Rab!” diye iştiyak derecesinde hayatın sahibinin kucağına atlayabilmektir.</p><p> Hazırane bir musahabe dairesini açabilmek, aczini ve fakrını anlayarak “Sabur” ismini o karanlık anların parlak nuru yapabilmek dirençlerin zirvesidir. </p><p> Belki de böyle olmak üzerimize “vazife”dir!</p><p> <strong>“Kudretini aczde, gınasını fakrda bilmek”</strong> (Sözler) hayatı vereni ve alanı, musibeti “isabet” ettireni ve onunla “imtihan” edeni fark edebilmek, “fani”nin içinde “baki”yi görebilmektir.</p><p> Bu acz insanı “mahbubiyete” kadar çıkarır. Bu fakr ise Rahman ismine isal eder. Bunların her ikisi de Allah’a ulaştıran yolların en kısasıdır ve aşktan daha keskindir.</p><p> Aşk denizinde yüzen Mevlana anlaşıldığı kadar, acz ve fakr denizinde yüzen <strong>Bediüzzaman anlaşılmadıkça “düğüm”ler kapalı kalır!</strong></p><p> Bu anlaşılmayı sağlayacak olanlara son söz: Hayatımız ile birlikte <strong>ikinci bir hayat olarak bize bahşedilen Risale-i Nur</strong>’un üzerimize yüklediği “vazifeler”in farkında olarak yaşamalıyız. Bu kutsi “vazifeler” için “seçilmiş” olmak büyük bir “mazhariyet”tir ve kuvvetli bir şükrü gerektirir. Bu şükrü eda etmenin tek yolu Risale-i Nur’a hizmet etmektir. <strong>Risale-i Nur’a hizmet edildikçe Üstadımız anlaşılır, Üstadımız anlaşıldıkça kapalı düğümler açılır.</strong></p><p> Şu emir hepimizedir: “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz. “Vazife”niz kudsiyedir, hizmetiniz ulvidir. Her bir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın” (29. Mektup, 5. desise).</p><p> Farkında olanlara ne mutlu.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 263798, member: 1016557"] [b]Hayat ve vazife[/b] Hayat ve vazife 29 Eylül 2011 Perşembe 06:32 Hayat, ilahi kudretin var ettikleri arasında en “paha biçilmez” olanıdır. [B]Üstadımız Otuzuncu Lem’a’da[/B] “hayat”ın yirmi dokuz ehemmiyetli “öz”ünü ve yüksek “vazife”sini hulasa eder. İlk beşi şöyledir: 1-Hayat şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi, 2-En büyük neticesi 3-En parlak nuru 4-En latif mayesi, 5-Gayet süzülmüş bir hülasası. Zat-ı Hayy-ı Kayyum, insana ve sair hayat sahiplerine bahşettiği bu paha biçilmez nimete [B]“kâinat kadar büyük bir gaye ve azametli bir netice”[/B] takmıştır. Bu gaye ve neticenin manasını anlamak için anahtar bir kavrama ihtiyacımız var: “vazife” Perdesiz bir ihsan olan [B]hayat, bütün güzelliklerin cevelan ettiği nurlu bir alandır.[/B] Hayata ait güzellikler yaşandıkça keşfedilir, mahiyeti anlaşıldıkça nuru inkişaf eder. Hayatın hayatı olan [B]iman nuru inkışaf ettikçe[/B] güzelliklerin derecesi kemale doğru yol alır. Bütün güzelliklerin odağı olan hayatı ve akabindeki ölümü halk eden Allahtır. “Hayat’ın bu dünyaya gelmesi” bir halk ve takdir ile olduğu gibi ”hayatın dünyadan gitmesi” de bir halk ve takdir iledir. (Birinci Mektup) Bu halk ve takdir birçok hikmet sarmalını içinde barındırır. Hayat tektir fakat bunun [B]“fani” ve “baki” yüzleri vardır.[/B] Dünya/ahiret ayırımında fani yüz dünyaya baki yüz ise ahirete bakar. Bahtiyar bir doktora yazdığı mektubunda “şimşek” ve “güneş” metaforlarından hareketle [B]fena-beka kıyası yapan Üstadımız[/B] “vazife”yi hayatın merkezine koyarak “hayatın bakileşen yönünü” idealize eder. Vazife hayatın merkezine oturdukça hayata ait manalar renklenir ve “fani” olan hayat “baki”ye inkılâp eder. Fani hayatın bütün kıymet ve ehemmiyeti baki hayata çekirdek olmasıdır. [I]“Yoksa hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı faniyeye hasr-ı nazar etmek, ani bir şimşeği, sermedi bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.”[/I] (Barla Lahikası) Bahşedilen hayatın gelgitleri içinde bazen her şey anlamsız ve bütün yollar tıkalı görünebilir. Çaresizliğin hükmettiği o anlarda insanın şuur mekanizması zıt duyguların resmigeçidine dönebilir. Evladını kaybeden bir babanın feryadı bu zıt duyguların dışa vurumudur. Hz. Yakub’un (as) yaşadığı budur. [B]Abdülmecid Ağabey[/B] 1944 yılında evladını genç yaşta kaybederken şöyle dememiş miydi: “Ey mezarcı! Göm beni şu Fuad’ın kabrine/Fıkratın dayanmaz vallahi asla kahrine./Katılsın zerratımız, alem-i berzahta keza,/Sarılsın birbiriyle ruhlar, ilâyevmi’l-ceza/Ey mezarcı! Cebeci’de bana da kaz bir mezar,/Olalım ünlü Fuad’ın komşusu leyl ü nehar.” İşte [B]bu anlar “Ya Hay” deme anlarıdır.[/B] Marifet, bu çaresizlik anlarında “Hayatıma hayat ver ya Rab!” diye iştiyak derecesinde hayatın sahibinin kucağına atlayabilmektir. Hazırane bir musahabe dairesini açabilmek, aczini ve fakrını anlayarak “Sabur” ismini o karanlık anların parlak nuru yapabilmek dirençlerin zirvesidir. Belki de böyle olmak üzerimize “vazife”dir! [B]“Kudretini aczde, gınasını fakrda bilmek”[/B] (Sözler) hayatı vereni ve alanı, musibeti “isabet” ettireni ve onunla “imtihan” edeni fark edebilmek, “fani”nin içinde “baki”yi görebilmektir. Bu acz insanı “mahbubiyete” kadar çıkarır. Bu fakr ise Rahman ismine isal eder. Bunların her ikisi de Allah’a ulaştıran yolların en kısasıdır ve aşktan daha keskindir. Aşk denizinde yüzen Mevlana anlaşıldığı kadar, acz ve fakr denizinde yüzen [B]Bediüzzaman anlaşılmadıkça “düğüm”ler kapalı kalır![/B] Bu anlaşılmayı sağlayacak olanlara son söz: Hayatımız ile birlikte [B]ikinci bir hayat olarak bize bahşedilen Risale-i Nur[/B]’un üzerimize yüklediği “vazifeler”in farkında olarak yaşamalıyız. Bu kutsi “vazifeler” için “seçilmiş” olmak büyük bir “mazhariyet”tir ve kuvvetli bir şükrü gerektirir. Bu şükrü eda etmenin tek yolu Risale-i Nur’a hizmet etmektir. [B]Risale-i Nur’a hizmet edildikçe Üstadımız anlaşılır, Üstadımız anlaşıldıkça kapalı düğümler açılır.[/B] Şu emir hepimizedir: “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz. “Vazife”niz kudsiyedir, hizmetiniz ulvidir. Her bir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın” (29. Mektup, 5. desise). Farkında olanlara ne mutlu. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst