Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 264441" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Cevap: Tasavvuf</strong></p><p></p><p>Zakkum fabrikası</p><p> 05 Ekim 2011 Çarşamba 07:08</p><p> Ziya Paşa, Endülüs meliklerinden Hakem’in görülmemiş zulmünü ve âhir ömründe aklını ve şuurunu kaybetmesi ve “Ebu’l Asi” gibi küçültücü bir lakapla anılması meselesini anlatırken şu şiiri kaleme alır: “her kim ki / zulüm etmezse bu cihanda / ebedi lanet okuna / hedef olmaz asla // her kim ki zulüm ederse / bu itibarsız dünyada / zamaneye ibret olacağım diye / hayal kurmasın asla” </p><p> Zulüm, neden, bir süredir, İslâm dünyasının değişmezleri arasına girdi? “Ebu’l Asi”ler nasıl türedi Rahmet Peygamberi’nin ümmeti arasında. Sadece ‘şüphe’ üzerine yüzlerce insanı katlettiren, binlercesini zindana attırtan bir canavarlık, babası yüzünden evladı cezalandırtan bir insafsızlık, bir ferdin cürümünü bahane edip koca şehri ateşe verdirten bir gaddarlık.</p><p> “Her şeye gücü yeten”, “Her şey elinde olan”, “kudretli” gibi ilâhî sıfatlar fânilere verildikçe, bu yalana, bir süre sonra fâninin kendisi de inanır ve ortaya su katılmamış bir firavun çıkar. Her firavunun gerçekten bir Hâmân’ı vardır. Bazen binlerle! İşte size ‘gaflet’in ‘iktidar’ hâli! Bin Ali, Mübarek, Beşşar, Saddam, Salih, Kaddafi... Bunlar da bir zamanlar masum ve çocuk idiler. Zakkum fabrikalarında devşirilip zâlim oldular. </p><p> ‘İktidar hırsı’yla her kuvvetli sesi kendine muhalif zanneden bir çürümüşlük! Tehevvür ve ceberutluk perdesi arkasına gizlenen kirli bir korkaklık! Aman ipler benim elimden çıkmasın diye her rakip vehmedilen nefsi ipe götürmek! Meşruiyet açmazını zulüm çıkmazı ile örtbas etmeye çalışmak! İstibdadı idare, dikteyi istişare, emri kanun, vehmi kanaat zannettiren bir ilüzyon! Şeytanlara maskara Şeddatlar, Karunlar türeten bir dipsiz çukur! Esfele sâfilin!</p><p> Tren kaçmak, iş işten geçmek üzere! İslâm dünyası anarşist üreten eğitim sistemlerini, firavun yetiştiren yönetim usullerini, yolsuz ve yoksul çoğaltan iktisadi yapılarını, düşmanlık, kin ve nifakı artıran sosyal sistemlerini elden geçirmek zorunda. Rahmet ve Şefkatle yoğurup bu sistemleri âdil ve meşrû çatılar altında; hikmetli, iffetli ve faziletli şehirler kurmalı.</p><p> Bu meyanda, Türkiye’de ‘ustalık’ döneminin en büyük imtihanının ‘eğitim’de verileceğinin altını çiziyorum ve Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’i cesaretli ve isabetli ‘ilk’ adımlarından dolayı tebrik ediyorum. Derslikler, mektepler, akıllı tahtalar, elektronik kitaplar, hantal bürokrasinin ıslahı, eğitim felsefesinin elden geçirilmesi, öğretmenleri ‘muallim’ yapacak bir mesai ve eğitim programı vs. bunlar güzel ve önemli çalışmalar. Zamanın gereklerine göre fizikî mekânların yenilenmesi ve eğitim kadrolarının yetiştirilmesi elbette olmazsa olmaz takdire şayan gelişmeler.</p><p> Bunların yanında, bakanlık ile birlikte eğitim sahasında çalışan tüm resmî-sivil kesimler-müesseseler topyekûn bir seferberlikle ‘eğitim’i ‘eritim’ olmaktan çıkartacak, âdil, müşfik ve vatanperver fertler yetiştiren bereketli bostanlar yerine, ‘zakkum fabrikaları’ olmaktan alıkoyacak, hâsılı, eğitime ‘maarif’ sıfatını kazandırıp öğretmeni aydınlatıcı ve yol gösterici ‘hoca’ ve ‘muallim’, öğrenciyi ‘talebe’ hüviyetine büründürecek bir ‘ruh’u temin etmek için çalışmalar yapmalılar. Akılla kalbi birlikte doyuracak, vicdanları tamir ve ıslah edecek bir ‘ruh’ olmalı bu ‘ruh’.</p><p> <strong>Bedîüzzaman Hazretleri’nin formülü ile </strong>söyleyecek olursak, vicdanı ziyalandıracak bir din eğitimi, aklı nurlandıracak bir fen eğitimi birlikte olmalı. ‘Talim’ ve ‘Terbiye’ Kurulu, ismindeki altını çizdiğim iki kelimeye yakışır bir şekilde çalışmalı. Dersliklerle birlikte sistemler de elden geçmeli. “Değerler Eğitimi” sistemi yeni usullerle ama reformcu olmayan bir zihniyetle düzenlenmeli.</p><p> Artık beylik lafları bir kenara bırakalım, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim. <strong>Zakkum Fabrikalarını Gül Fabrikalarına</strong> dönüştürecek formülü birlikte bulup cesaretle tatbik edelim!</p><p> <strong>Yeni Akit</strong></p><p></p><p></p><p>Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye: Bediüzzaman ve Milliyet</p><p></p><p> 05 Ekim 2011 Çarşamba 10:10</p><p> Nihal Atsız gibi seküler milliyetçiler için Bediüzzaman bir Kürtçü idi. Veya benim gibiler için Bediüzzaman Müslüman ama bir Türk milliyetçisiydi. bazı Kürt talebeler için de Müslüman Kürt milliyetçisiydi</p><p> Bu satırların yazarı orta öğretim yıllarında Münazarat'ın Türkler için yazılmış olduğunu ve kitabın epigrafındaki "kavmin" de Türkler olduğunu zannediyordu. Dahası, Risale-i Nur müellifinin neredeyse bir Türk milliyetçisi olduğunu düşünüyordu. Bu zan ve düşüncesi üniversite 2. sınıfına kadar sürdü.</p><p> Benimle sınırlı olmadığına inandığım sözkonusu yanılgının iki yönü olduğu kanaatindeyim. Birisi, Münazarat'ın en azından Said Nursi'nin tashihinden geçmiş haliyle bu zannı kolaylaştırdığı söylenebilir. Evet, Münazarat Kürtlere meşrutiyet ve hürriyeti anlatmak için yaşanmış ve yazılmıştır. Ama içeriğinin ve ana noktalarının rahatlıkla Türkler için de geçerli olması ilginç bir noktadır. Müsbet milliyet fikrini gösteren bu noktaya daha sonra dönmek üzere, diğer hususa, yani bizim özelde Münazarat genelde Eski Said eserleriyle ilgili çeşitli yanılgılarımıza göz atmakta fayda var.</p><p> 19. yüzyıl pozitivizmi ve milliyetçiliğinin ve 20. yüzyıl ulus-devletçiliğinin şekillendirdiği, etkilediği veya en azından bulaştığı zihinlerimizle, Bediüzzaman'ın kimi eski eserlerine içeriden ya da dışarıdan yanılgılı bakışlar geliştirebiliyoruz. Meselâ, Nihal Atsız gibi seküler milliyetçiler için Bediüzzaman bir Kürtçü idi. Delili sözkonusu eserlerdeki bazı ifadelerdi. Veya benim gibiler için Bediüzzaman Müslüman ama bir Türk milliyetçisiydi. Risale-i Nur dairesindeki bazı Kürt talebeler için de Müslüman ama Kürt milliyetçisiydi ve belki de hâlâ öyle.</p><p> Bediüzzaman'a herhangi bir milliyetçilik ithafının altında, zihinsel bir bölünmenin varlığı tartışılmazdır. Meselâ, Eski Said'in çoğu eser ve faaliyetlerinin hamiyet-i milliyenin eseri olduğunu düşünmek aynı zihinsel bölünmenin yansımasıdır. Bu zihinsel bölünme, seküler okul eğitimi, aile, çevre ve bireysel eğilimlerin sonucunda, milliyet ile dinin ayrı alanlar olduğu zannından kaynaklanmaktadır.</p><p> Ulusçuluk ya da milliyetçilik din ile hayatı, kalb ile aklı, ahiret ile dünyayı birbirinden ayıran ve bazen ilk sıradakileri reddeden pozitivizm ve sekülerleşme süreçleri ile zuhur eden bir ideolojidir. O yüzden şaşı veya tek gözlü algısıyla milliyeti dinden bağımsız bir varlık alanı olabileceğini iddia etmiş, bu iddiayı İslam dünyasına da taşımış ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur. Ulus-devletlerin tarihi sadece toplumsal bir tutkal olarak değil, merasimleri, maneviyatı, idealleri, vecdi ile milliyetçiliğin dinin yerine ikame gayretinin tarihidir.</p><p> Münazarat'a dönecek olursak, bu eser Bediüzzaman'ın hamiyetinin parlak bir eseridir. Bu hamiyet hem dinî hem millî hamiyettir. Daha somut ifade edecek olursak, Münazarat Muhammed ümmetinin Kürdistan adı verilen coğrafyasında yaşayan kısmının ilmî, siyasî ve sosyal sorunlarını kendine dert edinmiş bir kitaptır. Ve Bediüzzaman'ın daha sonraları kavramsallaştırdığı şekliyle "müsbet fikr-i milliye"nin yüksek bir örneğidir.</p><p> Aynı şekilde, Bediüzzaman rahatlıkla Said-i Kürdi ismini kullanmış, böylece İstanbul'da kendi memleketine ve insanlarına dikkat çekmeyi amaçlamış ve başarmıştır da. Her ne kadar kırılgan ve zahiri bir mahiyet arzetse de hilafetin ve millet sisteminin hâlâ geçerli olduğu, bölünmelerin henüz zihinlerden toplumsal ve siyasal hayata tam olarak sirayet etmediği bir ortamda Kürdistan'ın sorunlarına (fakirlik, cehalet, ihtilaf) çözüm arayışı da tek kelimeyle "hamiyet-i milliye"nin tezahürüdür ve müsbet fikr-i milliyenin meyvesidir.</p><p> Bu milliyet fikri müsbettir, çünkü sunduğu reçeteler sadece Kürt kavmiyle sınırlı kalamayacak kadar evrenseldir. Millî bir hamiyetin ürünüdür, çünkü Kürtlerin sorunlarına eğilmektedir. Ancak bugün bizim zihinlerimizde tasarladığımız bir dindışı/dinden bağımsız bir millilik değildir bu. Bu eserde hiç bir kavmî taassubun izine ve eserine rastlayamazsınız. Bir-iki sene önce İttihad-ı Muhammediyenin ateşli bir savunucusu olan aynı Bediüzzamanın birden bire milliyetçi olmasının imkânsızlığı da ortadadır.</p><p> haber7</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 264441, member: 1016557"] [b]Cevap: Tasavvuf[/b] Zakkum fabrikası 05 Ekim 2011 Çarşamba 07:08 Ziya Paşa, Endülüs meliklerinden Hakem’in görülmemiş zulmünü ve âhir ömründe aklını ve şuurunu kaybetmesi ve “Ebu’l Asi” gibi küçültücü bir lakapla anılması meselesini anlatırken şu şiiri kaleme alır: “her kim ki / zulüm etmezse bu cihanda / ebedi lanet okuna / hedef olmaz asla // her kim ki zulüm ederse / bu itibarsız dünyada / zamaneye ibret olacağım diye / hayal kurmasın asla” Zulüm, neden, bir süredir, İslâm dünyasının değişmezleri arasına girdi? “Ebu’l Asi”ler nasıl türedi Rahmet Peygamberi’nin ümmeti arasında. Sadece ‘şüphe’ üzerine yüzlerce insanı katlettiren, binlercesini zindana attırtan bir canavarlık, babası yüzünden evladı cezalandırtan bir insafsızlık, bir ferdin cürümünü bahane edip koca şehri ateşe verdirten bir gaddarlık. “Her şeye gücü yeten”, “Her şey elinde olan”, “kudretli” gibi ilâhî sıfatlar fânilere verildikçe, bu yalana, bir süre sonra fâninin kendisi de inanır ve ortaya su katılmamış bir firavun çıkar. Her firavunun gerçekten bir Hâmân’ı vardır. Bazen binlerle! İşte size ‘gaflet’in ‘iktidar’ hâli! Bin Ali, Mübarek, Beşşar, Saddam, Salih, Kaddafi... Bunlar da bir zamanlar masum ve çocuk idiler. Zakkum fabrikalarında devşirilip zâlim oldular. ‘İktidar hırsı’yla her kuvvetli sesi kendine muhalif zanneden bir çürümüşlük! Tehevvür ve ceberutluk perdesi arkasına gizlenen kirli bir korkaklık! Aman ipler benim elimden çıkmasın diye her rakip vehmedilen nefsi ipe götürmek! Meşruiyet açmazını zulüm çıkmazı ile örtbas etmeye çalışmak! İstibdadı idare, dikteyi istişare, emri kanun, vehmi kanaat zannettiren bir ilüzyon! Şeytanlara maskara Şeddatlar, Karunlar türeten bir dipsiz çukur! Esfele sâfilin! Tren kaçmak, iş işten geçmek üzere! İslâm dünyası anarşist üreten eğitim sistemlerini, firavun yetiştiren yönetim usullerini, yolsuz ve yoksul çoğaltan iktisadi yapılarını, düşmanlık, kin ve nifakı artıran sosyal sistemlerini elden geçirmek zorunda. Rahmet ve Şefkatle yoğurup bu sistemleri âdil ve meşrû çatılar altında; hikmetli, iffetli ve faziletli şehirler kurmalı. Bu meyanda, Türkiye’de ‘ustalık’ döneminin en büyük imtihanının ‘eğitim’de verileceğinin altını çiziyorum ve Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’i cesaretli ve isabetli ‘ilk’ adımlarından dolayı tebrik ediyorum. Derslikler, mektepler, akıllı tahtalar, elektronik kitaplar, hantal bürokrasinin ıslahı, eğitim felsefesinin elden geçirilmesi, öğretmenleri ‘muallim’ yapacak bir mesai ve eğitim programı vs. bunlar güzel ve önemli çalışmalar. Zamanın gereklerine göre fizikî mekânların yenilenmesi ve eğitim kadrolarının yetiştirilmesi elbette olmazsa olmaz takdire şayan gelişmeler. Bunların yanında, bakanlık ile birlikte eğitim sahasında çalışan tüm resmî-sivil kesimler-müesseseler topyekûn bir seferberlikle ‘eğitim’i ‘eritim’ olmaktan çıkartacak, âdil, müşfik ve vatanperver fertler yetiştiren bereketli bostanlar yerine, ‘zakkum fabrikaları’ olmaktan alıkoyacak, hâsılı, eğitime ‘maarif’ sıfatını kazandırıp öğretmeni aydınlatıcı ve yol gösterici ‘hoca’ ve ‘muallim’, öğrenciyi ‘talebe’ hüviyetine büründürecek bir ‘ruh’u temin etmek için çalışmalar yapmalılar. Akılla kalbi birlikte doyuracak, vicdanları tamir ve ıslah edecek bir ‘ruh’ olmalı bu ‘ruh’. [B]Bedîüzzaman Hazretleri’nin formülü ile [/B]söyleyecek olursak, vicdanı ziyalandıracak bir din eğitimi, aklı nurlandıracak bir fen eğitimi birlikte olmalı. ‘Talim’ ve ‘Terbiye’ Kurulu, ismindeki altını çizdiğim iki kelimeye yakışır bir şekilde çalışmalı. Dersliklerle birlikte sistemler de elden geçmeli. “Değerler Eğitimi” sistemi yeni usullerle ama reformcu olmayan bir zihniyetle düzenlenmeli. Artık beylik lafları bir kenara bırakalım, başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim. [B]Zakkum Fabrikalarını Gül Fabrikalarına[/B] dönüştürecek formülü birlikte bulup cesaretle tatbik edelim! [B]Yeni Akit[/B] Said-i Kürdi'den Said Nursi'ye: Bediüzzaman ve Milliyet 05 Ekim 2011 Çarşamba 10:10 Nihal Atsız gibi seküler milliyetçiler için Bediüzzaman bir Kürtçü idi. Veya benim gibiler için Bediüzzaman Müslüman ama bir Türk milliyetçisiydi. bazı Kürt talebeler için de Müslüman Kürt milliyetçisiydi Bu satırların yazarı orta öğretim yıllarında Münazarat'ın Türkler için yazılmış olduğunu ve kitabın epigrafındaki "kavmin" de Türkler olduğunu zannediyordu. Dahası, Risale-i Nur müellifinin neredeyse bir Türk milliyetçisi olduğunu düşünüyordu. Bu zan ve düşüncesi üniversite 2. sınıfına kadar sürdü. Benimle sınırlı olmadığına inandığım sözkonusu yanılgının iki yönü olduğu kanaatindeyim. Birisi, Münazarat'ın en azından Said Nursi'nin tashihinden geçmiş haliyle bu zannı kolaylaştırdığı söylenebilir. Evet, Münazarat Kürtlere meşrutiyet ve hürriyeti anlatmak için yaşanmış ve yazılmıştır. Ama içeriğinin ve ana noktalarının rahatlıkla Türkler için de geçerli olması ilginç bir noktadır. Müsbet milliyet fikrini gösteren bu noktaya daha sonra dönmek üzere, diğer hususa, yani bizim özelde Münazarat genelde Eski Said eserleriyle ilgili çeşitli yanılgılarımıza göz atmakta fayda var. 19. yüzyıl pozitivizmi ve milliyetçiliğinin ve 20. yüzyıl ulus-devletçiliğinin şekillendirdiği, etkilediği veya en azından bulaştığı zihinlerimizle, Bediüzzaman'ın kimi eski eserlerine içeriden ya da dışarıdan yanılgılı bakışlar geliştirebiliyoruz. Meselâ, Nihal Atsız gibi seküler milliyetçiler için Bediüzzaman bir Kürtçü idi. Delili sözkonusu eserlerdeki bazı ifadelerdi. Veya benim gibiler için Bediüzzaman Müslüman ama bir Türk milliyetçisiydi. Risale-i Nur dairesindeki bazı Kürt talebeler için de Müslüman ama Kürt milliyetçisiydi ve belki de hâlâ öyle. Bediüzzaman'a herhangi bir milliyetçilik ithafının altında, zihinsel bir bölünmenin varlığı tartışılmazdır. Meselâ, Eski Said'in çoğu eser ve faaliyetlerinin hamiyet-i milliyenin eseri olduğunu düşünmek aynı zihinsel bölünmenin yansımasıdır. Bu zihinsel bölünme, seküler okul eğitimi, aile, çevre ve bireysel eğilimlerin sonucunda, milliyet ile dinin ayrı alanlar olduğu zannından kaynaklanmaktadır. Ulusçuluk ya da milliyetçilik din ile hayatı, kalb ile aklı, ahiret ile dünyayı birbirinden ayıran ve bazen ilk sıradakileri reddeden pozitivizm ve sekülerleşme süreçleri ile zuhur eden bir ideolojidir. O yüzden şaşı veya tek gözlü algısıyla milliyeti dinden bağımsız bir varlık alanı olabileceğini iddia etmiş, bu iddiayı İslam dünyasına da taşımış ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur. Ulus-devletlerin tarihi sadece toplumsal bir tutkal olarak değil, merasimleri, maneviyatı, idealleri, vecdi ile milliyetçiliğin dinin yerine ikame gayretinin tarihidir. Münazarat'a dönecek olursak, bu eser Bediüzzaman'ın hamiyetinin parlak bir eseridir. Bu hamiyet hem dinî hem millî hamiyettir. Daha somut ifade edecek olursak, Münazarat Muhammed ümmetinin Kürdistan adı verilen coğrafyasında yaşayan kısmının ilmî, siyasî ve sosyal sorunlarını kendine dert edinmiş bir kitaptır. Ve Bediüzzaman'ın daha sonraları kavramsallaştırdığı şekliyle "müsbet fikr-i milliye"nin yüksek bir örneğidir. Aynı şekilde, Bediüzzaman rahatlıkla Said-i Kürdi ismini kullanmış, böylece İstanbul'da kendi memleketine ve insanlarına dikkat çekmeyi amaçlamış ve başarmıştır da. Her ne kadar kırılgan ve zahiri bir mahiyet arzetse de hilafetin ve millet sisteminin hâlâ geçerli olduğu, bölünmelerin henüz zihinlerden toplumsal ve siyasal hayata tam olarak sirayet etmediği bir ortamda Kürdistan'ın sorunlarına (fakirlik, cehalet, ihtilaf) çözüm arayışı da tek kelimeyle "hamiyet-i milliye"nin tezahürüdür ve müsbet fikr-i milliyenin meyvesidir. Bu milliyet fikri müsbettir, çünkü sunduğu reçeteler sadece Kürt kavmiyle sınırlı kalamayacak kadar evrenseldir. Millî bir hamiyetin ürünüdür, çünkü Kürtlerin sorunlarına eğilmektedir. Ancak bugün bizim zihinlerimizde tasarladığımız bir dindışı/dinden bağımsız bir millilik değildir bu. Bu eserde hiç bir kavmî taassubun izine ve eserine rastlayamazsınız. Bir-iki sene önce İttihad-ı Muhammediyenin ateşli bir savunucusu olan aynı Bediüzzamanın birden bire milliyetçi olmasının imkânsızlığı da ortadadır. haber7 [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst