Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 264789" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Cevap: Haşir Bahsindeki Teşbih ve Temsiller</strong></p><p></p><p>Hala mı devlet-ulus, usanmadık mı?</p><p> 08 Ekim 2011 Cumartesi 05:39</p><p> Berlin Duvarı’nın çökmesinden sonra yeryüzünde meydana gelen değişiklikleri art arda hatırlayınca, Türkiye’nin dünyaya uymak ve iç sorunlarını halletmek konusunda ne kadar beceriksiz ve hantal olduğunu görüyorsunuz.</p><p> Rejimlerin değiştiği, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, Çekoslovakya ile Slovakya’nın sessiz sedasız ayrıldığı bir dünyada, Ankara hâlâ ‘Kemalizm’in dört fobisi’ olan problemlerini aynı 1923 yılındaki gibi koruyor.</p><p> Ne Kürt sorununu, ne Müslüman kimliği, ne Aleviliği, ne liberal ve Marksist düşünceyi demokratik bir ülkenin normal akışı içine çekebiliyor.</p><p> Bu hantallık, tarihsel gelişme içinde ‘uluslar’ devletleri kurarken, bizde bunun tam tersi olmasından kaynaklanıyor gibi.</p><p> Biz de ‘devlet, kendine bir ulus yaratmaya koyulmuş’. Ortaya devlet eksenli bir toplum çıkarılmış.</p><p> ***</p><p> Geçenlerde bir grup tarafından kaleme alınan ‘ortak anlayış metni’nde Türkiye’nin bu sadece ‘kendine benzeyen’ garip durumu ve bunlardan doğan sorunlar şöyle anlatılıyordu:</p><p> ‘Söz konusu anlayışın temelinde uluslaşma sürecimizin, ulustan devlete değil, devlet aracılığıyla ulus oluşturma biçiminde evrimi yatmaktadır.</p><p> Osmanlı, bir ulus-devlet değildi. Kozmopolit bir siyasal birlikti. Türkiye Cumhuriyeti, bir ulus-devlet olarak kuruldu ama olmayan ulusu yaratmak işlevini, Cumhuriyet öncesinde de varolan devlet üstlendi. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti, devletin şekillendirdiği ve şekillendirmeyi sürdürdüğü bir ulus olgusu üzerine inşa edildi...</p><p> Değişen, büyüyen, karmaşıklaşan, dünya ile etkileşime giren, müthiş bir kültürel zenginliği içinde barındıran toplum ile 1920’lerin ihtiyaçlarına göre yapılanmış otoriter devlet teşkilatı ve onu meşrulaştıran siyasal kültür arasında doku uyuşmazlığı doğmuştur.’</p><p> ***</p><p> ‘Ortak anlayış metni’ devlet-ulus olarak doğan bir cumhuriyetin bu zaafının giderilememesi halinde ‘Kürt sorununu’ da çözemeyeceğimiz kanaatinde:</p><p> ‘Siyasal kültürümüzün temel kavramlarından olan ‘ulus’, daha doğrusu bu kavramın içeriği, yaşanan sorunlardan birinin kaynağıdır. Başta devralınan çoğul toplumsal doku ve imparatorluk mirasçısı olmanın getirdiği çok kültürlü nüfus gerçeği, yöneticilerce doğal bir veri olarak algılanmıştır.</p><p> ‘Ulus’, Türkiye toprakları üzerinde yaşayan herkesi soy, din ve kültür farkı gözetilmeden içine alan bir siyasal birlik olarak düşünülmüştü. Bu anlayış, çoklu nüfus yapısından, çoğulcu bir siyasi örgütlenme doğurabilirdi. Doğacak çoğulcu örgütlenme, kaçınılmaz olarak demokratik olacaktı. Ama yoksul, eğitimsiz, ulus bilincinden yoksun kozmopolit bir halktan çoğulculuk ilkesine dayalı bir ulus yaratmak, o günün seçkinlerine fazlaca zahmetli ve uzun erimli geldi. İki kez denenen çok partili hayata kısa sürede son verildi.</p><p> Ortak bir siyasal kültür oluşturmanın acil ihtiyacı, onları ‘çeşitlilikten ya da farklılıktan birlik’ yaratmak yerine, ‘farklılıkları benzeştirmeye’ itti.</p><p> Bu tercih, onları (devleti), çoğunluk kümesinin özelliklerine dayanan, yani Türk ve Sünni (hatta Hanefi) özellikleri ağır basan bir ulus yaratmak biçiminde somutlaştı.’</p><p> ***</p><p> Bu eksikliğin bugünkü çözümü nedir?</p><p> Hiç şüphesiz ‘vatandaşlık’ kavramının ‘hukuksal’ içeriğine sahip çıkan demokratik bir devlet ruhu... Vatandaşını, ırkına, dinine, mezhebine göre ayırmayan, ‘devletin eşit üyesi’ olarak algılayan bir yönetim...</p><p> Ankara’nın hâlâ dünyayı 1920’lerde zanneden ve ‘devlet eliyle ulus yaratmayı’ normal bulan zevatı bu gerçeği anlamadıkça sorunları çözmekte zorlanacağız.”</p><p> ***</p><p> Bu yazıyı tam on dört yıl önce, 7 Ekim 1997 Salı günü yazmışım...</p><p> On dört yıl içinde değişenler ve değişmeyenler sizce nedir?</p><p> ***</p><p> Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın annesinin ölümünü, bu acıyı epeyce önce tatmış biri olarak Amerika’da öğrendim. Bunun ne demek olduğunu bilirim... Başbakan’ın değerli annesine rahmet, kendisine ve tüm ailesine başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum.</p><p> Star</p><p></p><p> </p><p></p><p>PKK... KCK... Güneydoğu gerçekleri</p><p></p><p> 08 Ekim 2011 Cumartesi 05:51</p><p> Haber kanalı 24’te yayınlanan OLAY YERİ programı için çekim yaptığım güneydoğudan izlenimleri aktarmak gerekiyor... Çünkü, memleketin nabzı bir kez daha bölgeye kaymış durumda ve hepimizin “gerçeklere” yönelmesinden yarar var.</p><p> 1. AK Parti hükümetinin sürdürmekte olduğu demokratikleşme çalışmaları, güneydoğuda sokaktaki insanın beyninin arkasında yatan “1990’lar korkusunu” henüz yenmiş değil. Çiller-Ağar-Güreş üçlüsünün bölgede uygulamaya koydukları ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle halkın devlete olan güveni derinden sarsılmış durumda.</p><p> 2. Başbakan Erdoğan’ın, MHP lideri Bahçeli’nin, “Kandil’e bayrak dik” çağrısını, “bayrak dikmekte terör sonlanıyor mu” diyerek yanıtlaması çok yerinde bir çıkış. Açıklama tam olarak bölge halkının yaklaşımlarını özetler nitelikte ve yumuşamayı destekleyeceği kesin.</p><p> 3. Bölge insanına yürütme-yargı ayrılığının çok iyi anlatılması, KCK operasyonu tarzı gelişmelerin hükümetten değil, doğrudan hukuktan kaynaklandığını çok iyi aktarılması gerekiyor. BDP kanadı, operasyonu doğrudan hükümetin bir tasarrufu olarak göstermeyi şu anda başarıyor.</p><p> 4. Dertlerin anlatılmasında medyaya çok iş düştüğü bir gerçek. Türk medyasının olaylara bağlı olarak bölgeyle ilgilenmesi, sansasyonel başlıklar ile işi geçiştirme alışkanlığı bölge halkıyla bağlantı açısından ciddi zaafiyet yaratıyor. Bölgenin sesinin ulusal yayın kurumlarında daha net duyulması, Roj TV alışkanlığının da ortadan kalkmasına neden olacak.</p><p> 5. Halk kesinlikle şiddetin bitmesini istiyor. Bu durum PKK’yı köşeye sıkıştırmış durumda. Siirt’te masum dört genç kızın öldürülmesi gibi olaylar nedeniyle de örgüt, halkın karşısına çıkacak çaptan düştü ve teröre tepki büyük.</p><p> 6. Bu nedenle siyasi otoritenin dağdaki gençleri yaşama kazandıracak politikaları uygulaması için en iyi zaman olduğu belirtiliyor.</p><p> 7. Bu çerçevede BDP’lilerin de halktan gelen tepkiler üzerine Meclis’e geldiklerini öğreniyoruz. Siyasi bir manevra değil, halkın “biz size bölgeyi Ankara’da savunun diye oy verdik” tepkisinin gelişmede büyük rol oynadığı belirtiliyor. Bu nedenle PKK’nın da BDP’lilere kızgın olduğu biliniyor.</p><p> 8. Halkın tercihi belli: Silahlar sussun, demokratik siyasetin önü açılsın.</p><p> Özetle: PKK zayıflıyor, ekonomisi güçlenen ve dünyada ağırlığı artan Türkiye Cumhuriyeti devletine dönük yaklaşımlar olumlu yönde rotalanıyor.</p><p> Öneri: BDP’lilere “sivil siyasetin kırmızı çizgileri” anayasa çalışmaları başlamadan bildirilmeli. Bölge halkının “özerklik” diye bir kaygısı yok, ama, yerel yönetimlerin güçlendirilerek bazı kültürel taleplerin yerinde karşılanması talebi olacaktır.</p><p> Detay: “Anadilde eğitim” bir siyasi slogandan ibaret, Irak Kürdistan’ından gelen Kürtler’in hepsinin İngilizce’ye olan hakimiyeti bölgede yeni modayı başlatmış durumda, herkes, Kürtçe ve Türkçe’den önce İngilizce öğrenmenin gayreti içinde... DİYARBAKIR / SİİRT</p><p> Star</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 264789, member: 1016557"] [b]Cevap: Haşir Bahsindeki Teşbih ve Temsiller[/b] Hala mı devlet-ulus, usanmadık mı? 08 Ekim 2011 Cumartesi 05:39 Berlin Duvarı’nın çökmesinden sonra yeryüzünde meydana gelen değişiklikleri art arda hatırlayınca, Türkiye’nin dünyaya uymak ve iç sorunlarını halletmek konusunda ne kadar beceriksiz ve hantal olduğunu görüyorsunuz. Rejimlerin değiştiği, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, Çekoslovakya ile Slovakya’nın sessiz sedasız ayrıldığı bir dünyada, Ankara hâlâ ‘Kemalizm’in dört fobisi’ olan problemlerini aynı 1923 yılındaki gibi koruyor. Ne Kürt sorununu, ne Müslüman kimliği, ne Aleviliği, ne liberal ve Marksist düşünceyi demokratik bir ülkenin normal akışı içine çekebiliyor. Bu hantallık, tarihsel gelişme içinde ‘uluslar’ devletleri kurarken, bizde bunun tam tersi olmasından kaynaklanıyor gibi. Biz de ‘devlet, kendine bir ulus yaratmaya koyulmuş’. Ortaya devlet eksenli bir toplum çıkarılmış. *** Geçenlerde bir grup tarafından kaleme alınan ‘ortak anlayış metni’nde Türkiye’nin bu sadece ‘kendine benzeyen’ garip durumu ve bunlardan doğan sorunlar şöyle anlatılıyordu: ‘Söz konusu anlayışın temelinde uluslaşma sürecimizin, ulustan devlete değil, devlet aracılığıyla ulus oluşturma biçiminde evrimi yatmaktadır. Osmanlı, bir ulus-devlet değildi. Kozmopolit bir siyasal birlikti. Türkiye Cumhuriyeti, bir ulus-devlet olarak kuruldu ama olmayan ulusu yaratmak işlevini, Cumhuriyet öncesinde de varolan devlet üstlendi. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti, devletin şekillendirdiği ve şekillendirmeyi sürdürdüğü bir ulus olgusu üzerine inşa edildi... Değişen, büyüyen, karmaşıklaşan, dünya ile etkileşime giren, müthiş bir kültürel zenginliği içinde barındıran toplum ile 1920’lerin ihtiyaçlarına göre yapılanmış otoriter devlet teşkilatı ve onu meşrulaştıran siyasal kültür arasında doku uyuşmazlığı doğmuştur.’ *** ‘Ortak anlayış metni’ devlet-ulus olarak doğan bir cumhuriyetin bu zaafının giderilememesi halinde ‘Kürt sorununu’ da çözemeyeceğimiz kanaatinde: ‘Siyasal kültürümüzün temel kavramlarından olan ‘ulus’, daha doğrusu bu kavramın içeriği, yaşanan sorunlardan birinin kaynağıdır. Başta devralınan çoğul toplumsal doku ve imparatorluk mirasçısı olmanın getirdiği çok kültürlü nüfus gerçeği, yöneticilerce doğal bir veri olarak algılanmıştır. ‘Ulus’, Türkiye toprakları üzerinde yaşayan herkesi soy, din ve kültür farkı gözetilmeden içine alan bir siyasal birlik olarak düşünülmüştü. Bu anlayış, çoklu nüfus yapısından, çoğulcu bir siyasi örgütlenme doğurabilirdi. Doğacak çoğulcu örgütlenme, kaçınılmaz olarak demokratik olacaktı. Ama yoksul, eğitimsiz, ulus bilincinden yoksun kozmopolit bir halktan çoğulculuk ilkesine dayalı bir ulus yaratmak, o günün seçkinlerine fazlaca zahmetli ve uzun erimli geldi. İki kez denenen çok partili hayata kısa sürede son verildi. Ortak bir siyasal kültür oluşturmanın acil ihtiyacı, onları ‘çeşitlilikten ya da farklılıktan birlik’ yaratmak yerine, ‘farklılıkları benzeştirmeye’ itti. Bu tercih, onları (devleti), çoğunluk kümesinin özelliklerine dayanan, yani Türk ve Sünni (hatta Hanefi) özellikleri ağır basan bir ulus yaratmak biçiminde somutlaştı.’ *** Bu eksikliğin bugünkü çözümü nedir? Hiç şüphesiz ‘vatandaşlık’ kavramının ‘hukuksal’ içeriğine sahip çıkan demokratik bir devlet ruhu... Vatandaşını, ırkına, dinine, mezhebine göre ayırmayan, ‘devletin eşit üyesi’ olarak algılayan bir yönetim... Ankara’nın hâlâ dünyayı 1920’lerde zanneden ve ‘devlet eliyle ulus yaratmayı’ normal bulan zevatı bu gerçeği anlamadıkça sorunları çözmekte zorlanacağız.” *** Bu yazıyı tam on dört yıl önce, 7 Ekim 1997 Salı günü yazmışım... On dört yıl içinde değişenler ve değişmeyenler sizce nedir? *** Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın annesinin ölümünü, bu acıyı epeyce önce tatmış biri olarak Amerika’da öğrendim. Bunun ne demek olduğunu bilirim... Başbakan’ın değerli annesine rahmet, kendisine ve tüm ailesine başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum. Star PKK... KCK... Güneydoğu gerçekleri 08 Ekim 2011 Cumartesi 05:51 Haber kanalı 24’te yayınlanan OLAY YERİ programı için çekim yaptığım güneydoğudan izlenimleri aktarmak gerekiyor... Çünkü, memleketin nabzı bir kez daha bölgeye kaymış durumda ve hepimizin “gerçeklere” yönelmesinden yarar var. 1. AK Parti hükümetinin sürdürmekte olduğu demokratikleşme çalışmaları, güneydoğuda sokaktaki insanın beyninin arkasında yatan “1990’lar korkusunu” henüz yenmiş değil. Çiller-Ağar-Güreş üçlüsünün bölgede uygulamaya koydukları ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle halkın devlete olan güveni derinden sarsılmış durumda. 2. Başbakan Erdoğan’ın, MHP lideri Bahçeli’nin, “Kandil’e bayrak dik” çağrısını, “bayrak dikmekte terör sonlanıyor mu” diyerek yanıtlaması çok yerinde bir çıkış. Açıklama tam olarak bölge halkının yaklaşımlarını özetler nitelikte ve yumuşamayı destekleyeceği kesin. 3. Bölge insanına yürütme-yargı ayrılığının çok iyi anlatılması, KCK operasyonu tarzı gelişmelerin hükümetten değil, doğrudan hukuktan kaynaklandığını çok iyi aktarılması gerekiyor. BDP kanadı, operasyonu doğrudan hükümetin bir tasarrufu olarak göstermeyi şu anda başarıyor. 4. Dertlerin anlatılmasında medyaya çok iş düştüğü bir gerçek. Türk medyasının olaylara bağlı olarak bölgeyle ilgilenmesi, sansasyonel başlıklar ile işi geçiştirme alışkanlığı bölge halkıyla bağlantı açısından ciddi zaafiyet yaratıyor. Bölgenin sesinin ulusal yayın kurumlarında daha net duyulması, Roj TV alışkanlığının da ortadan kalkmasına neden olacak. 5. Halk kesinlikle şiddetin bitmesini istiyor. Bu durum PKK’yı köşeye sıkıştırmış durumda. Siirt’te masum dört genç kızın öldürülmesi gibi olaylar nedeniyle de örgüt, halkın karşısına çıkacak çaptan düştü ve teröre tepki büyük. 6. Bu nedenle siyasi otoritenin dağdaki gençleri yaşama kazandıracak politikaları uygulaması için en iyi zaman olduğu belirtiliyor. 7. Bu çerçevede BDP’lilerin de halktan gelen tepkiler üzerine Meclis’e geldiklerini öğreniyoruz. Siyasi bir manevra değil, halkın “biz size bölgeyi Ankara’da savunun diye oy verdik” tepkisinin gelişmede büyük rol oynadığı belirtiliyor. Bu nedenle PKK’nın da BDP’lilere kızgın olduğu biliniyor. 8. Halkın tercihi belli: Silahlar sussun, demokratik siyasetin önü açılsın. Özetle: PKK zayıflıyor, ekonomisi güçlenen ve dünyada ağırlığı artan Türkiye Cumhuriyeti devletine dönük yaklaşımlar olumlu yönde rotalanıyor. Öneri: BDP’lilere “sivil siyasetin kırmızı çizgileri” anayasa çalışmaları başlamadan bildirilmeli. Bölge halkının “özerklik” diye bir kaygısı yok, ama, yerel yönetimlerin güçlendirilerek bazı kültürel taleplerin yerinde karşılanması talebi olacaktır. Detay: “Anadilde eğitim” bir siyasi slogandan ibaret, Irak Kürdistan’ından gelen Kürtler’in hepsinin İngilizce’ye olan hakimiyeti bölgede yeni modayı başlatmış durumda, herkes, Kürtçe ve Türkçe’den önce İngilizce öğrenmenin gayreti içinde... DİYARBAKIR / SİİRT Star [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst