Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 264790" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Cevap: Haşir Bahsindeki Teşbih ve Temsiller</strong></p><p></p><p>İslâm Âleminin temel açmazları karşısında Türkiye</p><p> 09 Ekim 2011 Pazar 08:58</p><p> “Ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber bizi (İslâm dünyasını) maddî cihette kurun-u vustada (ortaçağda) durduran ve tevkif eden (sabitleyen) altı tane hastalık var” diyor, Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Hutbe-i Şamiye isimli eserinde…</p><p> Böyle diyor ve o hastalıkları şöyle sayıyor:</p><p> Birincisi: Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi...</p><p> İkincisi: Sıdkın (ki, İslâmiyetin esası sıdktır. İmanın hassası sıdktır. Bütün kemâlâta îsal edici sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-yi kemâlâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır) hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede (sosyal ve siyasi hayatta) ölmesi...</p><p> Üçüncüsü: Adavete muhabbet (düşmanlığa dostluk-nefreti sevmek)...</p><p> Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları (bağları) bilmemek (yahut umursamamak)...</p><p> Beşincisi: Çeşit çeşit sarî (bulaşıcı) hastalıklar gibi intişar eden (yayılan) istibdad (antidemokratik baskı ve şiddet)...</p><p> Altıncısı: Menfaat-ı şahsiyesine himmeti hasretmek (bütün himmet ve gayretini kişisel çıkar için harcamak)...</p><p> Bu çarpıcı tespitlerle birlikte Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’ndaki tüm tespitlerine dikkatle eğilmek gerekiyor. İnanıyorum ki, dünyanın gerçek kurtuluşu aramaya çıktığı bir sırada, Kur’an referanslı fikirler hem revaç bulacak, hem de yeni ufuklar açacaktır. Bu bakımdan, Kur’an gerçeğini çağa taşıyan Bediüzzaman gibi değerleri anlamaya ihtiyacımız var. Onun ve eserlerinin etrafında ufuk açıcı tartışmalar yapılması özelde İslâm âlemine, genelde tüm dünyaya büyük fayda sağlayacaktır.</p><p> İslam âleminin son derece önemli problemler yaşadığı bir dönemden geçiyoruz. Mısır başta olmak üzere, Afganistan, Irak, Mısır, Libya, Tunus, Suriye gibi ülkelerde ciddi problemler var.</p><p> Hepsi bu kadar da değil...</p><p> Batı dünyası acıkmasız kapitalist yöntemlerin bedelini ödüyor: Yunanistan ekonomik iflâsta, İsveç tökezledi, İspanya ve İtalya yalpalıyor, Fransa ekonomik kıskaca girmemek için Arap dünyasını sömürecek tuzaklarda çıkış arıyor...</p><p> Kısaca söylemek gerekirse, maddeyi öne çıkaran yanlış yapılanma, “Hayat mücadeledir” felsefesine tıkanıp çözülmek üzere... Artık yalnız fertler değil, milletler bile isyan ediyor.</p><p> Bu gelişmeler de gösteriyor ki, ne sosyalizm, faşizm, kapitalizm gibi yanlışlarla malül beşerî reçetelerde varlık arayan insanlık âlemi, ne de kendi varlık sebebini unutup onları şuursuzca taklit eden İslâm âlemi mutlu. Görüntü topyekün bir tıkanmaya işaret ediyor.</p><p> Marks’ıyla, Kant’ıyla, Dekart’ıyla ve Aristo’suyla, Weber’iyle, Durkheim’ıyla tüm Batı tıkandı.</p><p> Bu durumda Batı’yı taklit etmeye çalışan İslam dünyasının aynı hastalıkları paylaşması ve sonuç olarak tıkanması kaçınılmazdı.</p><p> Umutlar Türkiye’ye yönelik: Ama bu kargaşa ortamında yıldız gibi parlayan Türkiye’nin de PKK terörüyle başı dertte...</p><p> Ya da dirilip Osmanlı şemsiyesini açmaması için bilerek, isteyerek başına bu çorap örülmüş...</p><p> Türkiye PKK’yı bir şekilde bertaraf edebilir de Bediüzzaman’ın işaret ettiği hastalıklardan arınabilirse, dünya çapında müthiş bir “inkılâb”a öncülük edebilir.</p><p> Haydi hayırlısı!</p><p> ¥</p><p> NOT: Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve ailesine, sevgili annelerinin vefatı münasebetiyle taziyelerimi sunuyor, son yirmibeş yılını annesiz yaşamak zorunda kalan bir yetim olarak acılarını paylaşıyorum. Allah rahmet eylesin.</p><p>‘Arap Baharı yeni Türkiyeler yaratacaksa felaket’</p><p> 08 Ekim 2011 Cumartesi 05:46</p><p> Barack Obama’ya karşı ABD Başkan aday adayları arasında, aptallığı ve cehaleti sınır tanımayan, Bayan Michelle Bachmann, önceki gün Arap Baharı’nın değerlendirirken “Obama ABD’nin güçsüzlüğünü sergileyerek Arap Baharı’na çanak tuttu!” dedi ve ayakta alkışlandı Cumhuriyetçi parti yandaşlarınca. Bachmann gibi cahillerle dalga geçmek kolay, ancak Batı’da “İslam Gezegeni Korkusu” diye bir hastalığın varlığını da vurgulamak gerek. Bu korku 1992’de İslam Kurtuluş Cephesi’nin seçim kazanması sonucu Cezayir Ordusu’nun darbe yapmasıyla başlar. ABD ve yandaşları, Cezayir ordusu, demokrasiyi katlederken kılını kıpırdatmadı. Sonuç? Yer altına giren İslam Kurtuluş Cephesi radikalleşmeyi seçti demokrasi yerine.</p><p> Arap Baharı’na karşı çıkan sadece kökten dinci siyasiler değil. Liberaller de var içlerinde. Korkunun nedeni, diktatörler giderse, halkoyuyla gelecekler İslam devletleri kurar Mısır’da, Tunus’da, Libya’da ve de Suriye’de. Batı’lı liberaller, İslam’dan sadece nefret etmiyor korkuyorlar da. Sarkozy yandaşlarının Yemen’le ilgili “Aprés Ali Abdullah Saleh le deluge İslamisme” yani Ali Abdullah sonrası Yemen, İslam seline kapılacak lafı, bilinçsizliğin ve korkunun nasıl dağları beklediğini kanıtlıyor. Ancak Arap Baharı’nı başlatanların gerçekten demokrasi istediğini görmezden geliyorlar. The Economist dergisinin belirttiği şu görüş, “İnançlı siyasilerin kurduğu, on yılı aşkın bir süredir girdiği her seçimi kazanan, Türkiye’de demokrasiden bir milim bile şaşmaksızın yönetimi elinde bulunduran AK Parti’nin bile hala gizli, İslamcı bir gündemi olduğunu savunan ciddi sayıda, kendilerini liberal olarak tanımlayanlar var (Batı’da)” çok doğru. Bu tam bir soğuk savaş mantığı. Kimi komünistler gibi, İslamcılar da demokrasiden söz ederek saf liberalleri kandırıyor sersemliği. “Araplar” adlı kitabında gazeteci Peter Mansfield şöyle demişti ta 1985 yılında: “Batılı kurum ve fikirlerden yararlansalar da, İslam dünyasında kurulacak yeni demokrasiler, Arap ve İslam kimliklerini de bir köşeye atmayacaklardır. Demokrasi illa da Batı kurum ve inançlarını içermek zorunda değildir.” Bakınız, inançsızlık bürokrasi diktatörlüğü ve yolsuzluğun anasıdır. İnançsız bir toplumda ekonomik reform yapmak da mümkün değildir, bireysel özgürlüklerden söz etmek de, demokrasiye bağlı kalmak da!</p><p> Star</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 264790, member: 1016557"] [b]Cevap: Haşir Bahsindeki Teşbih ve Temsiller[/b] İslâm Âleminin temel açmazları karşısında Türkiye 09 Ekim 2011 Pazar 08:58 “Ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber bizi (İslâm dünyasını) maddî cihette kurun-u vustada (ortaçağda) durduran ve tevkif eden (sabitleyen) altı tane hastalık var” diyor, Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Hutbe-i Şamiye isimli eserinde… Böyle diyor ve o hastalıkları şöyle sayıyor: Birincisi: Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi... İkincisi: Sıdkın (ki, İslâmiyetin esası sıdktır. İmanın hassası sıdktır. Bütün kemâlâta îsal edici sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-yi kemâlâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır) hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede (sosyal ve siyasi hayatta) ölmesi... Üçüncüsü: Adavete muhabbet (düşmanlığa dostluk-nefreti sevmek)... Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları (bağları) bilmemek (yahut umursamamak)... Beşincisi: Çeşit çeşit sarî (bulaşıcı) hastalıklar gibi intişar eden (yayılan) istibdad (antidemokratik baskı ve şiddet)... Altıncısı: Menfaat-ı şahsiyesine himmeti hasretmek (bütün himmet ve gayretini kişisel çıkar için harcamak)... Bu çarpıcı tespitlerle birlikte Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’ndaki tüm tespitlerine dikkatle eğilmek gerekiyor. İnanıyorum ki, dünyanın gerçek kurtuluşu aramaya çıktığı bir sırada, Kur’an referanslı fikirler hem revaç bulacak, hem de yeni ufuklar açacaktır. Bu bakımdan, Kur’an gerçeğini çağa taşıyan Bediüzzaman gibi değerleri anlamaya ihtiyacımız var. Onun ve eserlerinin etrafında ufuk açıcı tartışmalar yapılması özelde İslâm âlemine, genelde tüm dünyaya büyük fayda sağlayacaktır. İslam âleminin son derece önemli problemler yaşadığı bir dönemden geçiyoruz. Mısır başta olmak üzere, Afganistan, Irak, Mısır, Libya, Tunus, Suriye gibi ülkelerde ciddi problemler var. Hepsi bu kadar da değil... Batı dünyası acıkmasız kapitalist yöntemlerin bedelini ödüyor: Yunanistan ekonomik iflâsta, İsveç tökezledi, İspanya ve İtalya yalpalıyor, Fransa ekonomik kıskaca girmemek için Arap dünyasını sömürecek tuzaklarda çıkış arıyor... Kısaca söylemek gerekirse, maddeyi öne çıkaran yanlış yapılanma, “Hayat mücadeledir” felsefesine tıkanıp çözülmek üzere... Artık yalnız fertler değil, milletler bile isyan ediyor. Bu gelişmeler de gösteriyor ki, ne sosyalizm, faşizm, kapitalizm gibi yanlışlarla malül beşerî reçetelerde varlık arayan insanlık âlemi, ne de kendi varlık sebebini unutup onları şuursuzca taklit eden İslâm âlemi mutlu. Görüntü topyekün bir tıkanmaya işaret ediyor. Marks’ıyla, Kant’ıyla, Dekart’ıyla ve Aristo’suyla, Weber’iyle, Durkheim’ıyla tüm Batı tıkandı. Bu durumda Batı’yı taklit etmeye çalışan İslam dünyasının aynı hastalıkları paylaşması ve sonuç olarak tıkanması kaçınılmazdı. Umutlar Türkiye’ye yönelik: Ama bu kargaşa ortamında yıldız gibi parlayan Türkiye’nin de PKK terörüyle başı dertte... Ya da dirilip Osmanlı şemsiyesini açmaması için bilerek, isteyerek başına bu çorap örülmüş... Türkiye PKK’yı bir şekilde bertaraf edebilir de Bediüzzaman’ın işaret ettiği hastalıklardan arınabilirse, dünya çapında müthiş bir “inkılâb”a öncülük edebilir. Haydi hayırlısı! ¥ NOT: Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve ailesine, sevgili annelerinin vefatı münasebetiyle taziyelerimi sunuyor, son yirmibeş yılını annesiz yaşamak zorunda kalan bir yetim olarak acılarını paylaşıyorum. Allah rahmet eylesin. ‘Arap Baharı yeni Türkiyeler yaratacaksa felaket’ 08 Ekim 2011 Cumartesi 05:46 Barack Obama’ya karşı ABD Başkan aday adayları arasında, aptallığı ve cehaleti sınır tanımayan, Bayan Michelle Bachmann, önceki gün Arap Baharı’nın değerlendirirken “Obama ABD’nin güçsüzlüğünü sergileyerek Arap Baharı’na çanak tuttu!” dedi ve ayakta alkışlandı Cumhuriyetçi parti yandaşlarınca. Bachmann gibi cahillerle dalga geçmek kolay, ancak Batı’da “İslam Gezegeni Korkusu” diye bir hastalığın varlığını da vurgulamak gerek. Bu korku 1992’de İslam Kurtuluş Cephesi’nin seçim kazanması sonucu Cezayir Ordusu’nun darbe yapmasıyla başlar. ABD ve yandaşları, Cezayir ordusu, demokrasiyi katlederken kılını kıpırdatmadı. Sonuç? Yer altına giren İslam Kurtuluş Cephesi radikalleşmeyi seçti demokrasi yerine. Arap Baharı’na karşı çıkan sadece kökten dinci siyasiler değil. Liberaller de var içlerinde. Korkunun nedeni, diktatörler giderse, halkoyuyla gelecekler İslam devletleri kurar Mısır’da, Tunus’da, Libya’da ve de Suriye’de. Batı’lı liberaller, İslam’dan sadece nefret etmiyor korkuyorlar da. Sarkozy yandaşlarının Yemen’le ilgili “Aprés Ali Abdullah Saleh le deluge İslamisme” yani Ali Abdullah sonrası Yemen, İslam seline kapılacak lafı, bilinçsizliğin ve korkunun nasıl dağları beklediğini kanıtlıyor. Ancak Arap Baharı’nı başlatanların gerçekten demokrasi istediğini görmezden geliyorlar. The Economist dergisinin belirttiği şu görüş, “İnançlı siyasilerin kurduğu, on yılı aşkın bir süredir girdiği her seçimi kazanan, Türkiye’de demokrasiden bir milim bile şaşmaksızın yönetimi elinde bulunduran AK Parti’nin bile hala gizli, İslamcı bir gündemi olduğunu savunan ciddi sayıda, kendilerini liberal olarak tanımlayanlar var (Batı’da)” çok doğru. Bu tam bir soğuk savaş mantığı. Kimi komünistler gibi, İslamcılar da demokrasiden söz ederek saf liberalleri kandırıyor sersemliği. “Araplar” adlı kitabında gazeteci Peter Mansfield şöyle demişti ta 1985 yılında: “Batılı kurum ve fikirlerden yararlansalar da, İslam dünyasında kurulacak yeni demokrasiler, Arap ve İslam kimliklerini de bir köşeye atmayacaklardır. Demokrasi illa da Batı kurum ve inançlarını içermek zorunda değildir.” Bakınız, inançsızlık bürokrasi diktatörlüğü ve yolsuzluğun anasıdır. İnançsız bir toplumda ekonomik reform yapmak da mümkün değildir, bireysel özgürlüklerden söz etmek de, demokrasiye bağlı kalmak da! Star [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst