Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="uður1" data-source="post: 264868" data-attributes="member: 1016557"><p><strong>Nur cemaatleri Özal'la sürece katılmış oldu...........</strong></p><p></p><p><span style="color: red">Nur cemaatleri Özal'la sürece katılmış oldu</span></p><p> 10 Ekim 2011 / 13:28</p><p> Bulaç, Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatlerinin Özal ile birlikte sürece katıldığını söyledi</p><p> </p><p> <span style="color: #00f"><u><strong>Risale Haber-Haber Merkezi</strong></u></span></p><p> Zaman yazarı Ali Bulaç, Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatlerinin Özal ile birlikte sürece katıldığını söyledi.</p><p> Suriye'de tıkanan tutumu anlayabilmek için, birçok yönden benzer özelliklere sahip Türkiye'deki değişimi hatırlamakta fayda olduğuna dikkat çeken Bulaç, "Türkiye'de 'başarılı' sayılan sosyo-politik değişimde rol oynayan üç faktör söz konusu: Toplumsal demokratik talep, siyasi irade ve dış tazyik" dedi.</p><p> Demokratik talebin sahici kimlik kazanmasının cemaatlerin, tarikat ve genel olarak modern kentlerin çevresinde toplanan yoksul kitlelerin talepte bulunmaları ve taleplerini kanuni siyaset yolunu seçerek ortaya koymalarıyla somutlaştığını ifade eden Bulaç, bir toplumun ana gövdesinin değişim talebinde bulunmadıkça bütün reformların fikirden öteye geçemeyeceğini, ana gövde olan dinî cemaat ve tarikatların sürece katılmadıkça değişimin olamayacağını vurguladı.</p><p> Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatlerinin Özal ile birlikte sürece katıldığını belirten Bulaç, yazısını şöyle sürdürdü:</p><p> "Değişim yönündeki "siyasi irade"nin ilk sahneye çıkışı 1950 seçimleriyle DP'nin iktidara gelişidir. Bunu, sahih dini meşruiyet zeminine oturtacak olan gelişme 1969 Milli Nizam, 1973 MSP ile başlayan Milli Görüş partileridir. Rahmetli Erbakan hocanın Milli Görüş partileri, dindar kitleyi iki yönde motive etti: Biri dindarları siyasi alana çekti, taleplerini siyaset yoluyla ifade etti; diğeri Ortadoğu'da trajik örneklerine rastladığımız terör ve şiddetten uzak tutup her durumda kanuni siyaset yolunu tercih etmeyi prensip haline getirdi. Bu Müslüman geniş kitlelerde siyasi iradenin teşekkülünde önemli rol oynadı. 1983'te iktidara gelen rahmetli Turgut Özal ve Özal'ın ANAP'ı da siyasi iradenin değişim yönünde evrimleşmesinde önemli rol oynadı. Özal'la beraber Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatleri sürece katılmış oldu. Kısa süren RP iktidarı ve arkasından gelen AK Parti bu mecra içinde teşekkül etti. DP, MSP, Özal'lı ANAP, RP ve AK Parti'de somutlaşan siyasi irade olmasaydı, tek başına toplumsal talep yetmezdi."</p><p></p><p><span style="color: blue">Said Nursi'nin sözü slogandan öteye geçmedi</span></p><p> 10 Ekim 2011 / 11:22</p><p> Cemal Uşşak, dindarların Kürt sorunuyla ilgili geçmişteki davranışlarıyla ilgili özeleştiride bulundu</p><p> </p><p> <span style="color: #00f"><u><strong><span style="font-family: 'verdana'">Risale Haber-Haber Merkezi</span></strong></u></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"><strong>Gazeteci yazar Cemal Uşşak, Nur cemaatlerinin ve dindarların Kürt sorunuyla ilgili geçmişteki davranışlarıyla ilgili özeleştiride bulundu. Uşşak, </strong></span></span></strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Bediüzzaman’ın “Türki lazım, Arabi vacip, Kürdi caiz” sözlerinin slogandan öteye geçemediğini ifade ederek, “Bu sloganik ifade aramızda konuşulmasına rağmen bunun gereği yapılmazdı” dedi. Uşşak, Radikal gazetesine konuştu:</span></span></p><p> </p><p> <u><strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Ezgi Başaran'ın röportajı:</span></span></strong></u></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Açık Toplum Vakfı’nın çıkardığı Anadolu Vicdanı kitabında Kürt sorunuyla karşılaşma anınızdan bahsediyorsunuz. Ne zamandı?</span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">1974 yılında öğrenciydim. Nur camiası içinde ama şu günlerdeki ifadesiyle Gülen Cemaati içinde değildim. Elbette ki Fethullah Gülen’e uzaktan kendimce derin sempati ve ilgi duyardım. ışte içinde bulunduğum camia o dönemde Kadıköy yakasında 4 öğrenci evine nezaret etmemi istemişti. Yani ağabeylik yapıyordum. Göztepe’de çoğu Bingöl ve Urfalı 6-7 kişilik bir talebe grubu vardı. Bir gün gittim, “Halim’le Mehmet nerede?” diye sordum. Mutfakta yemek hazırlıyorlarmış. Kapıya yaklaştığımda resmi belgelere de giren haliyle ‘anlaşılmayan bir dil’ duydum. Sonradan öğrendim ki Zazaca. Ben içeri girince panikle sustular ve “Abi özür dileriz, belki bir daha olmayacak, anamızın dilini özlemişiz de birkaç kelime konuşmuşuz” dediler. Sanki suçüstü haliydi yaşadıkları.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Siz ne dediniz?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">O ki ananızın dili, siz bu dili konuşmakta serbestsiniz dedim. ınanamadılar bir süre: “Abi sen doğru mu diyorsun? Ama Haşim Abi bize yasaklamıştır.” Haşim Abi dedikleri de onlardan büyük Urfalı bir Kürt. Haşim’le daha sonra konuştuğumda şöyle demişti: “Yahu, ben de bir Kürt olarak anamızın dilini konuşamamaktan mustaribim. Ama hassasiyetleri biliyorsun. Ben, gençlerin başına bir şey gelmemesi için ikaz etmiştim.” Ama bu izah, elbette ki, camiayı bu anlamda sorumluluktan kurtaramaz.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">CAİZ YANİ SEÇMELİ</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Bu camia ve sorumluluk kısmını biraz açar mısınız?</span></span></strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"></span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Bediüzzaman Hazretleri’nin 1911’de Kürt aşiretleri arasında yapmış olduğu mülakatlara dayanan kitabında söyleniyor: Bu bölgenin eğitim dili Kürtçe, Arapça ve Türkçedir. “Türki lazım, Arabi vacip, Kürdi caiz” sloganı aramızda sık tekrarlanırdı. Caiz kelimesini seçmeli yani dileyen Kürtçe de öğrenebilecek şeklinde anlıyorduk. Bu sloganik ifade aramızda konuşulmasına rağmen bunun gereği yapılmazdı.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Nasıl yani?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Caiz olduğu söylenen Kürtçenin özgürlüğünü savunmak lazımdı ama bu yapılmazdı. Çünkü dindarlar üzerinde de hegemonyasını sürdüren bir resmi söylem vardı. Milliyetçi, resmi söyleme kapılınca benim camiam da Kürtlerin varlığını kabul etse de vicdani gerekliliğini yapamamıştı. Genelde milliyetçiler ve biz dindarlar, ‘Çin zulmü altında’ anadillerini konuşmaktan men edilen Türkistanlı ırktaşlarımızın veya Bulgaristan’da Türkçe isim alamayan kardeşlerimizin derdine yandık. Onlar için ağıtlar düzdük ama burnumuzun dibindeki Kürtlerin anadilleri konuşamamasının ıstırabını hissetmedik.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Niye böyle oldu, tek açıklama dindarların da mağdur olması mı?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Birinci sebep, evet resmi söylemin baskısı altında olmamız. ıkinci sebep de şu: Herkesin kendisine göre bir hesabı ve gündemi vardı. Bu hedefine doğru giderken devletle cebelleşmek istemiyordu kimse. Çünkü devletin Kürt sorununa karşı resmi duruşu ortadaydı. Yani dindarlar bu ülkede çoğunluk olmalarına rağmen resmi anlayışın mağduruydu. Kürtler, Aleviler gibi.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Yani kendi mağduriyetimizle uğraşırken bir de Kürtlerin haklarını savunmayalım mı dendi?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Ben buna hak vermiyorum ama anlıyorum. ıkinci bir yük almayalım diyerek Kürt sorunu dindar camiada uzun süre dışlandı. Doğru muydu? Hayır. Çünkü mağdur olan bir kimse başka tür mağduriyetler yaşayanlarla empati kurmalıdır. Bu ülkede Alevilerin, Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Yahudilerin mağduriyetleri var. Bunu kimse anlamasa bile dindarlığı hayatının merkezine alan kişilerin anlaması gerekir.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Bunun altında devletin resmi söylemini özümsemiş olmaları da yatmıyor mu?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">“Esasen Kürt sorunu yoktur, bu sorunu birtakım dış mihraklar, içimizden bazı ‘hain’leri manipüle etmek suretiyle suni olarak yaratıyor” gibi yanlış bir algı vardı. Özellikle Milli Görüş geleneğinden gelenler bu fikri sıkça tekrar ederdi. Ve çözüm yolu olarak İslam kardeşliğini gösterirlerdi.</span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Rahmetli Erbakan bu anlayışı son günlerine kadar savunmuştu…</span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Evet ama nedir İslam kardeşliği? Bu bir reçete veya tablet değil ki, suya koyunca çözülsün. İslam ümmetinin yetimleri olarak tanımlanan Müslüman Kürtlerin derdine çözüm arayışı içinde olmaktı önemli olan. İslam kardeşliği sözünün arkasından somut bir teklif gelmiyordu hiçbir zaman. Kuran’da şöyle der: “Sizin dillerinizin ve renklerinizin çeşitliliği Allah’ın ayetlerindendir.” 15 sene kadar önce bu ayetin anlamını şöyle kavradım: Yüce Tanrı istemiş ki, kendisine muhtelif dillerle yalvarılsın ve yakarılsın. Dolayısıyla eğer ben o Yaradan’a iman etmişsem, onun ayet olarak ifade ettiği farklı dillere saygı göstermek durumundayım. Milli Görüşçüler bunu yapamadı, sloganik ifadelerin ötesine geçemedi.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Gülen cemaatinin Kürt sorununa bakışı nasıl değişti yıllar içinde?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Cemaat adına konuşmak durumunda değilim ama Gülen cemaatine sempati duyanların destek verdiği Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluşundan beri buradayım. Vakıf Türkiye’nin önünü açacak ‘devlet din ilişkisi’, ‘din demokrasi ilişkisi’, ‘demokratik hukuk devleti’ gibi konuları işledi. Sayın Erdoğan, Mısır’a gittiğinde laikliği bir değer olarak sundu ama dünya âlem biliyor ki Erdoğan’ın geldiği siyasi damarda laiklik bir değer değildi. Yani Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nın laiklik toplantısı düzenlediği yıllarda, Erdoğan’ın siyasi geleneğinde laiklik tam tersi bir konumdaydı.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Neden sonra bir değer haline geldi laiklik öyleyse?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Herkes gibi o ve yakın çevresi de değişti. Gayrimüslimlerin el konulan mallarının da iade edilmesine karar verildi çok yeni olarak. Önemli bir devrimdir bu. Biz ilk kez bir iftar sofrasına Patrik’i, Hahambaşı’nı çağırdığımız zaman bazı İslami gazeteler “Müslüman’ın sofrasına vaftiz şarabı düştü” demişti. Bu gelenekten gelen birileri bugün gayrimüslimlerin mallarını iade ediyorsa değişmişlerdir. Ve tabii AB süreci de bu değişimde çok etkili olmuştur.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">BİR KİMLİK SORUNU</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Anladım… Biraz önce cemaatin Kürt sorununa bakışını anlatıyordunuz, laiklikle bölündü…</span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">İlk başlarda biz Türkiye’deki sorunlara genel olarak temas ettik. Ama sonra Kürt ve Alevi sorunlarıyla ilgili cepheden toplantılar düzenledik. Kürt sorunuyla ilgili düzenlediğimiz toplantıların biri Erbil, biri Ankara, diğeri de Abant’taydı. Ama bundan 15-20 sene öncesine giderseniz, varlık yokluk mücadelesi içinde olan insanların kendi dertlerini ön planda tutmasını anlayabiliyorum.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Şimdi durum ne?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Bakın… Hükümet sözcüsü belli konulardaki tavrını çıkıp açıklıyor ama bizim camiamızın öyle bir durumu yok. Cemaat dediğiniz sosyolojik bir olgudur, ona gönül vermiş insanlar tarafından temsil edilir. Televizyonla, gazeteyle vs. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye gönül vermiş insanların kurduğu Gaziantep’te yayın yapan Dünya TV adlı bir Kürtçe televizyon bile var. Bizim Abant toplantımıza katılan bir avukat, “Sizin camianızın samimiyetiyle ilgili şüphelerim vardı ama şimdi buradaki tartışma ortamını görünce fikrim değişti” dedi.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Bölgede cemaatin samimiyeti sorgulanıyor mu sizce de?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Sanmıyorum, kimlerle muhatap olduğunuza göre değişir. Diyarbakır, Mardin, Urfa’daki insanlar bizim camianın açtığı etüt merkezlerinden, dershanelerden ve Kimse Yok mu derneğinin yaptığı yardımlardan memnuniyetlerini ifade ediyor. PKK ve yakın olanlar ise bu yolla asimile edildiklerini söylüyor. Bu, camia için inanılması zor bir iftira olur. Camiaya gönül verenler Filipinler’de, Madagaskar’da okul açıp o insanları kendi kimliğiyle kabul edecek ama buraya gelince dönüştürmeye kalkacak. Olacak iş mi?</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">O saydığınız ülkelerde de Türkçe öğretmiyor musunuz ama?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Her yerde Türkçe mecburi değil. Kazak-Türk okulu veya Filipin-Türk okulu dediğiniz zaman Türkçe haliyle müfredatta yer alıyor. Birçok okulda Türkçe mecburi değil.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Siz hükümetin meseleye yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Terör sorunuyla Kürt sorunu arasında elbette ilişki vardır ama akşamdan sabaha terörü bitirseniz bile Kürt sorunu çözülmez. PKK, Kürt sorununun içinden çıkmıştır. Önce Kürt sorunu vardı yani. Eskiden Kürt’ü kabul etmiyorlardı, şimdi Kürt’ü kabul ettiler, bu defa da terörle ilişkilendirmek suretiyle Kürt sorununu yumağa dönüştüren bir zihniyetin içine girdiler. Milliyetçi ve dindarlar arasında bir de şöyle yanlış bir algı var: “Evet Kürtlerin mağduriyetleri var ama terörü çözmeden sıra o mağduriyetlere gelmez.” Hiç katılmıyorum bu fikre. Kürt sorunu önemli ölçüde Kürt dili ve kimliğinin özgürlüğü sorunudur.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Bazılarına göre TRT şeş’in ve Kürtçe kurslarının açılması bu sorunu çözmek için yeterli. Sizce?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Osmanlı döneminde basılmış Kürtçe, Babanice, Suranice, Kırmançi mukayeseli sözlük ve grameri üzerine kitaplar var. Bir dilin özgürlüğü ne demek? Ben kendimi Kürt addedecek olsam, Kürtçeyi sadece evde konuşulan bir anadili olarak mı yaşayacağım? Öyle tabii bugünün şartlarında. Halbuki bu şekilde hiçbir dil yaşayamaz.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Öyleyse siz anadilde eğitim taleplerini çok haklı buluyorsunuz?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Anadilin eğitimi Kürtçe kurslarla telafi edilemez. Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı ülkenin her yerinde eğitim sisteminin içerisinde olması gerekir. Bir Kürt gidip, ben çocuğumun Kürtçe de öğrenmesini istiyorum dediğinde, Kürtçe sınıfımız var seçeneğini sunmak gerek. TRT şeş’in açılmasının sembolik anlamı var elbette. ıktidar yasal düzenlemeleri zorlarcasına siyasi risk alarak yaptı ama yeterli değildir. Çünkü Kürtçenin özgürlüğü önündeki engeller hâlâ hayatiyetini sürdürüyor.</span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> </span></span></p><p><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'"> <strong><span style="font-family: 'verdana'">Dindarlar 90’larda Kürtlerin haklarını ciddi biçimde savunsa bugün farklı bir yerde mi olurduk?</span></strong></span></span></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Kesinlikle. ıslami hassasiyeti olduğunu söyleyip bugün bir yerlerde yazıp çizen bazı kişiler hâlâ bunu görememiş vaziyette. Neredeyse “E çok oluyorlar, yetmez mi bu kadar hak” diyecekler… Kendine mümin diyen kişiler farklı dillerin ve kimliklerin özgürlüğünü kabul etmeli ve bu özgürlüğün temini için elinden geleni yapmalıdır. Dindarlar bu sorumluluğu yerine getiremediler.</span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Muhafazakâr çevrede bu konuda sizin gibi özeleştiri yapanlar var mı? </span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">10 sene öncesinde Türkiye’nin dindarları yoksullukla, mağduriyetle </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">sınanmaktaydı. Bugün ise dindarlar daha varlıklı ve muktedirdir. Bu yeni durum </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">da dindarlara yeni sorumluluklar getirir. Yeni bir sınav çıkarır. </span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Nasıl veriyorlar o sınavı? </span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Bu sınavı veremeyenlerin olduğunu söyleyebilirim. Ramazan ayında bazı </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">belediyelerin yaptığı şımarıklık ve taşkınlık mahsulü işleri gördüğümde üzüldüm. </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Biliyorsunuz içkiye meyyal olan vatandaşlarımız “Meret şişede durduğu gibi </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Durmuyor” der. Güç de öyle bir şey işte, insan vücuduna girdiği vakit şişede </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">durduğu gibi durmuyor, kişiyi dönüştürüyor. </span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">O bakımdan Başbakan da değişti mi? </span></span></strong></p><p> </p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Şüphesiz değişti. Bunun geri dönüşü yok. Benim bir mümin olarak dileğim </span></span></p><p> <span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">değişimlerin yozlaşmaya dönüşmemesidir.</span></span></p><p> </p><p> <strong><span style="color: black"><span style="font-family: 'verdana'">Radikal</span></span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="uður1, post: 264868, member: 1016557"] [b]Nur cemaatleri Özal'la sürece katılmış oldu...........[/b] [COLOR=red]Nur cemaatleri Özal'la sürece katılmış oldu[/COLOR] 10 Ekim 2011 / 13:28 Bulaç, Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatlerinin Özal ile birlikte sürece katıldığını söyledi [COLOR=#00f][U][B]Risale Haber-Haber Merkezi[/B][/U][/COLOR] Zaman yazarı Ali Bulaç, Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatlerinin Özal ile birlikte sürece katıldığını söyledi. Suriye'de tıkanan tutumu anlayabilmek için, birçok yönden benzer özelliklere sahip Türkiye'deki değişimi hatırlamakta fayda olduğuna dikkat çeken Bulaç, "Türkiye'de 'başarılı' sayılan sosyo-politik değişimde rol oynayan üç faktör söz konusu: Toplumsal demokratik talep, siyasi irade ve dış tazyik" dedi. Demokratik talebin sahici kimlik kazanmasının cemaatlerin, tarikat ve genel olarak modern kentlerin çevresinde toplanan yoksul kitlelerin talepte bulunmaları ve taleplerini kanuni siyaset yolunu seçerek ortaya koymalarıyla somutlaştığını ifade eden Bulaç, bir toplumun ana gövdesinin değişim talebinde bulunmadıkça bütün reformların fikirden öteye geçemeyeceğini, ana gövde olan dinî cemaat ve tarikatların sürece katılmadıkça değişimin olamayacağını vurguladı. Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatlerinin Özal ile birlikte sürece katıldığını belirten Bulaç, yazısını şöyle sürdürdü: "Değişim yönündeki "siyasi irade"nin ilk sahneye çıkışı 1950 seçimleriyle DP'nin iktidara gelişidir. Bunu, sahih dini meşruiyet zeminine oturtacak olan gelişme 1969 Milli Nizam, 1973 MSP ile başlayan Milli Görüş partileridir. Rahmetli Erbakan hocanın Milli Görüş partileri, dindar kitleyi iki yönde motive etti: Biri dindarları siyasi alana çekti, taleplerini siyaset yoluyla ifade etti; diğeri Ortadoğu'da trajik örneklerine rastladığımız terör ve şiddetten uzak tutup her durumda kanuni siyaset yolunu tercih etmeyi prensip haline getirdi. Bu Müslüman geniş kitlelerde siyasi iradenin teşekkülünde önemli rol oynadı. 1983'te iktidara gelen rahmetli Turgut Özal ve Özal'ın ANAP'ı da siyasi iradenin değişim yönünde evrimleşmesinde önemli rol oynadı. Özal'la beraber Milli Görüş partilerine mesafeli duran Nur cemaatleri sürece katılmış oldu. Kısa süren RP iktidarı ve arkasından gelen AK Parti bu mecra içinde teşekkül etti. DP, MSP, Özal'lı ANAP, RP ve AK Parti'de somutlaşan siyasi irade olmasaydı, tek başına toplumsal talep yetmezdi." [COLOR=blue]Said Nursi'nin sözü slogandan öteye geçmedi[/COLOR] 10 Ekim 2011 / 11:22 Cemal Uşşak, dindarların Kürt sorunuyla ilgili geçmişteki davranışlarıyla ilgili özeleştiride bulundu [COLOR=#00f][U][B][FONT=verdana]Risale Haber-Haber Merkezi[/FONT][/B][/U][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana][B]Gazeteci yazar Cemal Uşşak, Nur cemaatlerinin ve dindarların Kürt sorunuyla ilgili geçmişteki davranışlarıyla ilgili özeleştiride bulundu. Uşşak, [/B][/FONT][/COLOR][/B][COLOR=black][FONT=verdana]Bediüzzaman’ın “Türki lazım, Arabi vacip, Kürdi caiz” sözlerinin slogandan öteye geçemediğini ifade ederek, “Bu sloganik ifade aramızda konuşulmasına rağmen bunun gereği yapılmazdı” dedi. Uşşak, Radikal gazetesine konuştu:[/FONT][/COLOR] [U][B][COLOR=black][FONT=verdana]Ezgi Başaran'ın röportajı:[/FONT][/COLOR][/B][/U] [B][COLOR=black][FONT=verdana]Açık Toplum Vakfı’nın çıkardığı Anadolu Vicdanı kitabında Kürt sorunuyla karşılaşma anınızdan bahsediyorsunuz. Ne zamandı?[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]1974 yılında öğrenciydim. Nur camiası içinde ama şu günlerdeki ifadesiyle Gülen Cemaati içinde değildim. Elbette ki Fethullah Gülen’e uzaktan kendimce derin sempati ve ilgi duyardım. ışte içinde bulunduğum camia o dönemde Kadıköy yakasında 4 öğrenci evine nezaret etmemi istemişti. Yani ağabeylik yapıyordum. Göztepe’de çoğu Bingöl ve Urfalı 6-7 kişilik bir talebe grubu vardı. Bir gün gittim, “Halim’le Mehmet nerede?” diye sordum. Mutfakta yemek hazırlıyorlarmış. Kapıya yaklaştığımda resmi belgelere de giren haliyle ‘anlaşılmayan bir dil’ duydum. Sonradan öğrendim ki Zazaca. Ben içeri girince panikle sustular ve “Abi özür dileriz, belki bir daha olmayacak, anamızın dilini özlemişiz de birkaç kelime konuşmuşuz” dediler. Sanki suçüstü haliydi yaşadıkları. [B][FONT=verdana]Siz ne dediniz?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]O ki ananızın dili, siz bu dili konuşmakta serbestsiniz dedim. ınanamadılar bir süre: “Abi sen doğru mu diyorsun? Ama Haşim Abi bize yasaklamıştır.” Haşim Abi dedikleri de onlardan büyük Urfalı bir Kürt. Haşim’le daha sonra konuştuğumda şöyle demişti: “Yahu, ben de bir Kürt olarak anamızın dilini konuşamamaktan mustaribim. Ama hassasiyetleri biliyorsun. Ben, gençlerin başına bir şey gelmemesi için ikaz etmiştim.” Ama bu izah, elbette ki, camiayı bu anlamda sorumluluktan kurtaramaz. [B][FONT=verdana]CAİZ YANİ SEÇMELİ[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]Bu camia ve sorumluluk kısmını biraz açar mısınız?[/FONT][/COLOR][/B][COLOR=black][FONT=verdana] [/FONT][/COLOR][COLOR=black][FONT=verdana]Bediüzzaman Hazretleri’nin 1911’de Kürt aşiretleri arasında yapmış olduğu mülakatlara dayanan kitabında söyleniyor: Bu bölgenin eğitim dili Kürtçe, Arapça ve Türkçedir. “Türki lazım, Arabi vacip, Kürdi caiz” sloganı aramızda sık tekrarlanırdı. Caiz kelimesini seçmeli yani dileyen Kürtçe de öğrenebilecek şeklinde anlıyorduk. Bu sloganik ifade aramızda konuşulmasına rağmen bunun gereği yapılmazdı. [B][FONT=verdana]Nasıl yani?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Caiz olduğu söylenen Kürtçenin özgürlüğünü savunmak lazımdı ama bu yapılmazdı. Çünkü dindarlar üzerinde de hegemonyasını sürdüren bir resmi söylem vardı. Milliyetçi, resmi söyleme kapılınca benim camiam da Kürtlerin varlığını kabul etse de vicdani gerekliliğini yapamamıştı. Genelde milliyetçiler ve biz dindarlar, ‘Çin zulmü altında’ anadillerini konuşmaktan men edilen Türkistanlı ırktaşlarımızın veya Bulgaristan’da Türkçe isim alamayan kardeşlerimizin derdine yandık. Onlar için ağıtlar düzdük ama burnumuzun dibindeki Kürtlerin anadilleri konuşamamasının ıstırabını hissetmedik. [B][FONT=verdana]Niye böyle oldu, tek açıklama dindarların da mağdur olması mı?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Birinci sebep, evet resmi söylemin baskısı altında olmamız. ıkinci sebep de şu: Herkesin kendisine göre bir hesabı ve gündemi vardı. Bu hedefine doğru giderken devletle cebelleşmek istemiyordu kimse. Çünkü devletin Kürt sorununa karşı resmi duruşu ortadaydı. Yani dindarlar bu ülkede çoğunluk olmalarına rağmen resmi anlayışın mağduruydu. Kürtler, Aleviler gibi. [B][FONT=verdana]Yani kendi mağduriyetimizle uğraşırken bir de Kürtlerin haklarını savunmayalım mı dendi?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Ben buna hak vermiyorum ama anlıyorum. ıkinci bir yük almayalım diyerek Kürt sorunu dindar camiada uzun süre dışlandı. Doğru muydu? Hayır. Çünkü mağdur olan bir kimse başka tür mağduriyetler yaşayanlarla empati kurmalıdır. Bu ülkede Alevilerin, Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Yahudilerin mağduriyetleri var. Bunu kimse anlamasa bile dindarlığı hayatının merkezine alan kişilerin anlaması gerekir. [B][FONT=verdana]Bunun altında devletin resmi söylemini özümsemiş olmaları da yatmıyor mu?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]“Esasen Kürt sorunu yoktur, bu sorunu birtakım dış mihraklar, içimizden bazı ‘hain’leri manipüle etmek suretiyle suni olarak yaratıyor” gibi yanlış bir algı vardı. Özellikle Milli Görüş geleneğinden gelenler bu fikri sıkça tekrar ederdi. Ve çözüm yolu olarak İslam kardeşliğini gösterirlerdi.[/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]Rahmetli Erbakan bu anlayışı son günlerine kadar savunmuştu…[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]Evet ama nedir İslam kardeşliği? Bu bir reçete veya tablet değil ki, suya koyunca çözülsün. İslam ümmetinin yetimleri olarak tanımlanan Müslüman Kürtlerin derdine çözüm arayışı içinde olmaktı önemli olan. İslam kardeşliği sözünün arkasından somut bir teklif gelmiyordu hiçbir zaman. Kuran’da şöyle der: “Sizin dillerinizin ve renklerinizin çeşitliliği Allah’ın ayetlerindendir.” 15 sene kadar önce bu ayetin anlamını şöyle kavradım: Yüce Tanrı istemiş ki, kendisine muhtelif dillerle yalvarılsın ve yakarılsın. Dolayısıyla eğer ben o Yaradan’a iman etmişsem, onun ayet olarak ifade ettiği farklı dillere saygı göstermek durumundayım. Milli Görüşçüler bunu yapamadı, sloganik ifadelerin ötesine geçemedi. [B][FONT=verdana]Gülen cemaatinin Kürt sorununa bakışı nasıl değişti yıllar içinde?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Cemaat adına konuşmak durumunda değilim ama Gülen cemaatine sempati duyanların destek verdiği Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluşundan beri buradayım. Vakıf Türkiye’nin önünü açacak ‘devlet din ilişkisi’, ‘din demokrasi ilişkisi’, ‘demokratik hukuk devleti’ gibi konuları işledi. Sayın Erdoğan, Mısır’a gittiğinde laikliği bir değer olarak sundu ama dünya âlem biliyor ki Erdoğan’ın geldiği siyasi damarda laiklik bir değer değildi. Yani Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nın laiklik toplantısı düzenlediği yıllarda, Erdoğan’ın siyasi geleneğinde laiklik tam tersi bir konumdaydı. [B][FONT=verdana]Neden sonra bir değer haline geldi laiklik öyleyse?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Herkes gibi o ve yakın çevresi de değişti. Gayrimüslimlerin el konulan mallarının da iade edilmesine karar verildi çok yeni olarak. Önemli bir devrimdir bu. Biz ilk kez bir iftar sofrasına Patrik’i, Hahambaşı’nı çağırdığımız zaman bazı İslami gazeteler “Müslüman’ın sofrasına vaftiz şarabı düştü” demişti. Bu gelenekten gelen birileri bugün gayrimüslimlerin mallarını iade ediyorsa değişmişlerdir. Ve tabii AB süreci de bu değişimde çok etkili olmuştur. [B][FONT=verdana]BİR KİMLİK SORUNU[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]Anladım… Biraz önce cemaatin Kürt sorununa bakışını anlatıyordunuz, laiklikle bölündü…[/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]İlk başlarda biz Türkiye’deki sorunlara genel olarak temas ettik. Ama sonra Kürt ve Alevi sorunlarıyla ilgili cepheden toplantılar düzenledik. Kürt sorunuyla ilgili düzenlediğimiz toplantıların biri Erbil, biri Ankara, diğeri de Abant’taydı. Ama bundan 15-20 sene öncesine giderseniz, varlık yokluk mücadelesi içinde olan insanların kendi dertlerini ön planda tutmasını anlayabiliyorum. [B][FONT=verdana]Şimdi durum ne?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Bakın… Hükümet sözcüsü belli konulardaki tavrını çıkıp açıklıyor ama bizim camiamızın öyle bir durumu yok. Cemaat dediğiniz sosyolojik bir olgudur, ona gönül vermiş insanlar tarafından temsil edilir. Televizyonla, gazeteyle vs. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye gönül vermiş insanların kurduğu Gaziantep’te yayın yapan Dünya TV adlı bir Kürtçe televizyon bile var. Bizim Abant toplantımıza katılan bir avukat, “Sizin camianızın samimiyetiyle ilgili şüphelerim vardı ama şimdi buradaki tartışma ortamını görünce fikrim değişti” dedi. [B][FONT=verdana]Bölgede cemaatin samimiyeti sorgulanıyor mu sizce de?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Sanmıyorum, kimlerle muhatap olduğunuza göre değişir. Diyarbakır, Mardin, Urfa’daki insanlar bizim camianın açtığı etüt merkezlerinden, dershanelerden ve Kimse Yok mu derneğinin yaptığı yardımlardan memnuniyetlerini ifade ediyor. PKK ve yakın olanlar ise bu yolla asimile edildiklerini söylüyor. Bu, camia için inanılması zor bir iftira olur. Camiaya gönül verenler Filipinler’de, Madagaskar’da okul açıp o insanları kendi kimliğiyle kabul edecek ama buraya gelince dönüştürmeye kalkacak. Olacak iş mi? [B][FONT=verdana]O saydığınız ülkelerde de Türkçe öğretmiyor musunuz ama?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Her yerde Türkçe mecburi değil. Kazak-Türk okulu veya Filipin-Türk okulu dediğiniz zaman Türkçe haliyle müfredatta yer alıyor. Birçok okulda Türkçe mecburi değil. [B][FONT=verdana]Siz hükümetin meseleye yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Terör sorunuyla Kürt sorunu arasında elbette ilişki vardır ama akşamdan sabaha terörü bitirseniz bile Kürt sorunu çözülmez. PKK, Kürt sorununun içinden çıkmıştır. Önce Kürt sorunu vardı yani. Eskiden Kürt’ü kabul etmiyorlardı, şimdi Kürt’ü kabul ettiler, bu defa da terörle ilişkilendirmek suretiyle Kürt sorununu yumağa dönüştüren bir zihniyetin içine girdiler. Milliyetçi ve dindarlar arasında bir de şöyle yanlış bir algı var: “Evet Kürtlerin mağduriyetleri var ama terörü çözmeden sıra o mağduriyetlere gelmez.” Hiç katılmıyorum bu fikre. Kürt sorunu önemli ölçüde Kürt dili ve kimliğinin özgürlüğü sorunudur. [B][FONT=verdana]Bazılarına göre TRT şeş’in ve Kürtçe kurslarının açılması bu sorunu çözmek için yeterli. Sizce?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Osmanlı döneminde basılmış Kürtçe, Babanice, Suranice, Kırmançi mukayeseli sözlük ve grameri üzerine kitaplar var. Bir dilin özgürlüğü ne demek? Ben kendimi Kürt addedecek olsam, Kürtçeyi sadece evde konuşulan bir anadili olarak mı yaşayacağım? Öyle tabii bugünün şartlarında. Halbuki bu şekilde hiçbir dil yaşayamaz. [B][FONT=verdana]Öyleyse siz anadilde eğitim taleplerini çok haklı buluyorsunuz?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Anadilin eğitimi Kürtçe kurslarla telafi edilemez. Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı ülkenin her yerinde eğitim sisteminin içerisinde olması gerekir. Bir Kürt gidip, ben çocuğumun Kürtçe de öğrenmesini istiyorum dediğinde, Kürtçe sınıfımız var seçeneğini sunmak gerek. TRT şeş’in açılmasının sembolik anlamı var elbette. ıktidar yasal düzenlemeleri zorlarcasına siyasi risk alarak yaptı ama yeterli değildir. Çünkü Kürtçenin özgürlüğü önündeki engeller hâlâ hayatiyetini sürdürüyor. [B][FONT=verdana]Dindarlar 90’larda Kürtlerin haklarını ciddi biçimde savunsa bugün farklı bir yerde mi olurduk?[/FONT][/B][/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Kesinlikle. ıslami hassasiyeti olduğunu söyleyip bugün bir yerlerde yazıp çizen bazı kişiler hâlâ bunu görememiş vaziyette. Neredeyse “E çok oluyorlar, yetmez mi bu kadar hak” diyecekler… Kendine mümin diyen kişiler farklı dillerin ve kimliklerin özgürlüğünü kabul etmeli ve bu özgürlüğün temini için elinden geleni yapmalıdır. Dindarlar bu sorumluluğu yerine getiremediler.[/FONT][/COLOR] [B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Muhafazakâr çevrede bu konuda sizin gibi özeleştiri yapanlar var mı? [/FONT][/SIZE][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]10 sene öncesinde Türkiye’nin dindarları yoksullukla, mağduriyetle [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]sınanmaktaydı. Bugün ise dindarlar daha varlıklı ve muktedirdir. Bu yeni durum [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]da dindarlara yeni sorumluluklar getirir. Yeni bir sınav çıkarır. [/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]Nasıl veriyorlar o sınavı? [/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]Bu sınavı veremeyenlerin olduğunu söyleyebilirim. Ramazan ayında bazı [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]belediyelerin yaptığı şımarıklık ve taşkınlık mahsulü işleri gördüğümde üzüldüm. [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Biliyorsunuz içkiye meyyal olan vatandaşlarımız “Meret şişede durduğu gibi [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]Durmuyor” der. Güç de öyle bir şey işte, insan vücuduna girdiği vakit şişede [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]durduğu gibi durmuyor, kişiyi dönüştürüyor. [/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]O bakımdan Başbakan da değişti mi? [/FONT][/COLOR][/B] [COLOR=black][FONT=verdana]Şüphesiz değişti. Bunun geri dönüşü yok. Benim bir mümin olarak dileğim [/FONT][/COLOR] [COLOR=black][FONT=verdana]değişimlerin yozlaşmaya dönüşmemesidir.[/FONT][/COLOR] [B][COLOR=black][FONT=verdana]Radikal[/FONT][/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Serbest Kürsü
Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst