Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'dan Nasihatler
Yaz mevsimi gafletine dikkat!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Nurist" data-source="post: 116265" data-attributes="member: 11025"><p>Aziz sıddık kardeşlerim,</p><p>Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maîşet meşgalesi hengâmı ve şuhûr-u selâsenin çok sevaplı ibâdet vakti ve zemin yüzündeki fırtınaların silahla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle, gayet kuvvetli bir metânet ve vazife-i nûriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa,</p><p></p><p><strong>Risâle-i Nûr'un hizmeti zararına bir atâlet, bir fütur ve tevakkuf başlar.</strong></p><p></p><p><span style="color: red">Aziz kardeşlerim, siz kat'î biliniz ki, Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin meşgul oldukları vazife, rû-yi zemindeki bütün muazzam mesâilden daha büyüktür. Onun için, dünyevî merakâver meselelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyvenin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i mâneviyeniz kırılmasın.</span></p><p></p><p>Evet, ehl-i dünyanın bütün muazzam meseleleri, fânî hayatta zâlimâne olan düstûr-u cidal dâiresinde, gaddarane, merhametsiz ve mukaddesât-ı diniyeyi dünyaya fedâ etmek cihetiyle, kader-i İlâhi, onların o cinayetleri içinde, onlara bir mânevî cehennem veriyor. Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin çalıştıkları ve vazifedâr oldukları fânî hayâta bedel, bâkî hayata perde olan ölümü ve hayat-ı dünyeviyenin perestişkârlarına gayet dehşetli ecel celladının, hayat-ı ebediyeye birer perde ve ehl-i imânın saâdet-i ebediyelerine birer vesile olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde katî ispat etmektedir. Şimdiye kadar o hakikati göstermişiz.</p><p></p><p>Elhasıl: Ehl-i dalâlet, muvakkat hayata karşı mücâdele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı nûr-u Kur'ân ile cidaldeyiz. Onların en büyük meselesi--muvakkat olduğu için--bizim meselemizin en küçüğüne--bekaya baktığı için--mukabil gelmiyor. Madem onlar divânelikleriyle bizim muazzam meselelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsî vazifemizin zararına onların küçük meselelerini merakla takip ediyoruz?</p><p></p><p>Bu âyet <strong>"Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez. (Mâide Sûresi: 105.)</strong>" ve usûl-ü İslâmiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan "Er-râzî bi'z-zarari lâ yunzeru lehû" yani, "Başkasının dalâleti sizin hidâyetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalâletleriyle meşgul olmayasınız"; düstûrun manası: "Zarara kendi râzı olanın lehinde bakılmaz, ona şefkat edip acınmaz."</p><p></p><p><strong>Madem bu âyet ve bu düstur, bizi, zarara bilerek râzı olanlara acımaktan men ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz. Onun hâricindekileri mâlâyânî bilip, vaktimizi zâyi etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var, topuz yoktur. Biz tecâvüz edemeyiz. Bize tecâvüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevî nûrânî müdafaadır.</strong></p><p></p><p>Bu tetimmenin yazılmasının sebeplerinden birisi:</p><p></p><p>Risâle-i Nur'un bir talebesini tecrübe ettim. "Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir?" diye, Boğazlar hakkında "boşboğazlığı" münâsebetiyle bir iki şey sordum. Baktım, alâkadarâne ve bilerek cevap verdi. Kalben, "Yazık!" dedim. "Bu vazife-i nûriyede zararı olacak." Sonra şiddetle ikaz ettim.</p><p></p><p><strong>"Eûzübillâhi mineşşeytâni ve's-siyâseti (Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım.) </strong>bir düsturumuz vardır. Eğer insanlara acıyorsan, geçmiş düstur onlara merhamete liyakatini selb ediyor. Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister.</p><p></p><p>(Beşinci Şuânın yine kısmen verdiği haberler tezahür ediyor.)</p><p><strong></strong></p><p><strong>Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 41</strong></p><p></p><p>Lügatçe:</p><p>derd-i maîşet: Geçim derdi.</p><p>şuhûr-u selâse: Üç aylar.</p><p>vazife-i nûriye-i kudsiye: Kudsî Nur vazifesi, İman-Kur'an hizmeti.</p><p>sebat: Dayanmak, kararlı olmak.</p><p>fütur: Ara, usanç, gevşeklik.</p><p>tevakkuf: Durma, duraklama.</p><p>rû-yi zemin: Yeryüzü.</p><p>mesâil: Meseleler.</p><p>vazife-i bâkiye: Daimî vazifeler.</p><p>düstûr-u cidal: Çarpışma kaidesi.</p><p>perestişkâr: İbadet edercesine seven.</p><p>ehl-i dalâlet: Doğru ve hak yoldan sapanlar.</p><p>muvakkat: Geçici.</p><p>mâlâyânî: Manasız, faydasız, boş şey.</p><p>selb: Zorla alma, ortadan kaldırma.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Nurist, post: 116265, member: 11025"] Aziz sıddık kardeşlerim, Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maîşet meşgalesi hengâmı ve şuhûr-u selâsenin çok sevaplı ibâdet vakti ve zemin yüzündeki fırtınaların silahla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle, gayet kuvvetli bir metânet ve vazife-i nûriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa, [B]Risâle-i Nûr'un hizmeti zararına bir atâlet, bir fütur ve tevakkuf başlar.[/B] [COLOR=red]Aziz kardeşlerim, siz kat'î biliniz ki, Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin meşgul oldukları vazife, rû-yi zemindeki bütün muazzam mesâilden daha büyüktür. Onun için, dünyevî merakâver meselelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyvenin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i mâneviyeniz kırılmasın.[/COLOR] Evet, ehl-i dünyanın bütün muazzam meseleleri, fânî hayatta zâlimâne olan düstûr-u cidal dâiresinde, gaddarane, merhametsiz ve mukaddesât-ı diniyeyi dünyaya fedâ etmek cihetiyle, kader-i İlâhi, onların o cinayetleri içinde, onlara bir mânevî cehennem veriyor. Risâle-i Nur ve şâkirtlerinin çalıştıkları ve vazifedâr oldukları fânî hayâta bedel, bâkî hayata perde olan ölümü ve hayat-ı dünyeviyenin perestişkârlarına gayet dehşetli ecel celladının, hayat-ı ebediyeye birer perde ve ehl-i imânın saâdet-i ebediyelerine birer vesile olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde katî ispat etmektedir. Şimdiye kadar o hakikati göstermişiz. Elhasıl: Ehl-i dalâlet, muvakkat hayata karşı mücâdele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı nûr-u Kur'ân ile cidaldeyiz. Onların en büyük meselesi--muvakkat olduğu için--bizim meselemizin en küçüğüne--bekaya baktığı için--mukabil gelmiyor. Madem onlar divânelikleriyle bizim muazzam meselelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsî vazifemizin zararına onların küçük meselelerini merakla takip ediyoruz? Bu âyet [B]"Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez. (Mâide Sûresi: 105.)[/B]" ve usûl-ü İslâmiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan "Er-râzî bi'z-zarari lâ yunzeru lehû" yani, "Başkasının dalâleti sizin hidâyetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalâletleriyle meşgul olmayasınız"; düstûrun manası: "Zarara kendi râzı olanın lehinde bakılmaz, ona şefkat edip acınmaz." [B]Madem bu âyet ve bu düstur, bizi, zarara bilerek râzı olanlara acımaktan men ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz. Onun hâricindekileri mâlâyânî bilip, vaktimizi zâyi etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var, topuz yoktur. Biz tecâvüz edemeyiz. Bize tecâvüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nevî nûrânî müdafaadır.[/B] Bu tetimmenin yazılmasının sebeplerinden birisi: Risâle-i Nur'un bir talebesini tecrübe ettim. "Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir?" diye, Boğazlar hakkında "boşboğazlığı" münâsebetiyle bir iki şey sordum. Baktım, alâkadarâne ve bilerek cevap verdi. Kalben, "Yazık!" dedim. "Bu vazife-i nûriyede zararı olacak." Sonra şiddetle ikaz ettim. [B]"Eûzübillâhi mineşşeytâni ve's-siyâseti (Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım.) [/B]bir düsturumuz vardır. Eğer insanlara acıyorsan, geçmiş düstur onlara merhamete liyakatini selb ediyor. Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister. (Beşinci Şuânın yine kısmen verdiği haberler tezahür ediyor.) [B] Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 41[/B] Lügatçe: derd-i maîşet: Geçim derdi. şuhûr-u selâse: Üç aylar. vazife-i nûriye-i kudsiye: Kudsî Nur vazifesi, İman-Kur'an hizmeti. sebat: Dayanmak, kararlı olmak. fütur: Ara, usanç, gevşeklik. tevakkuf: Durma, duraklama. rû-yi zemin: Yeryüzü. mesâil: Meseleler. vazife-i bâkiye: Daimî vazifeler. düstûr-u cidal: Çarpışma kaidesi. perestişkâr: İbadet edercesine seven. ehl-i dalâlet: Doğru ve hak yoldan sapanlar. muvakkat: Geçici. mâlâyânî: Manasız, faydasız, boş şey. selb: Zorla alma, ortadan kaldırma. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman'dan Nasihatler
Yaz mevsimi gafletine dikkat!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst