topraktoprak
Talebe
Sevmekle emrolunduk. Bir karıncayı, mart çiçeklerini, incecikten yağan bir kar tanesini. İnsanı, kendimizi, Yaratanımızı… Dünyada sevgi olsun diye yaşıyoruz, yaşatılıyoruz. Sevgi oldukça huzur olacak çünkü. Sevgi oldukça adaletin terazisi doğru tartacak. Sevgi oldukça gülecek yüzler. İnsandan ağaca, insandan insana, insandan kendine giden bağlar güçlenecek sevgiyle. Ve bu bağlar güçlendikçe Yaratanımızla bağımız güçlenecek.
. . .
Sevgiye yollar aramakla emrolunduk. Yalnız değiliz o yolu ararken. Bize ezelden dost olanlarla karşılaşırız. Allah Rasulü s.a.v. ile karşılaşırız. O’nunla, tavsiyeleriyle karşılaşırız da sapmadan, yanılmadan buluruz yolumuzu.
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu: “Hediyeleşiniz ki birbirinize olan muhabbetiniz artsın.”
“Birbirinize hediye veriniz. Çünkü hediye gönüllerdeki dargınlığı giderir.”
Ve Allah Rasulü s.a.v.’in yanında büyüyen, terbiyesini O’ndan alan Enes bin Malik r.a. da şöyle der: “Evlatlarım! Birbirinize ikramda bulunup hediyeleşin. Çünkü bu, aranızdaki muhabbeti artıran en kuvvetli etkendir.”
Göklerden gelen
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu: “Davete gidin, hediyeyi reddetmeyin.”
Bir müslüman bir müslümana hediye verse, Rabbimizin rahmetindendir. Verdiğimiz zaman açılır gök kapıları. Açılır rahmet kapıları. İner damlalar. Görmediğimiz, bilmediğimiz, altında ıslanmadığımız damlalar. Ve hediye göklerden gelir.
Hz Aişe r.a. Peygamberimiz s.a.v. için şöyle söyler: “Allah Rasulü hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi.”
Hediye vermek kadar hediyeyi kabul etmek de önemli ve muhatabımıza değer verdiğimizi gösteren bir harekettir. Peygamberimiz s.a.v. kendisine verilen ya da gönderilen bir şeyin sadaka mı yoksa hediye mi olduğunu öğrenir, hediye ise kabul ederdi. Şayet sadakaysa muhtaç olanlara gönderirdi. Çünkü peygamberler sadaka almaz.
Hz. Aişe Annemize bir gün bir hediye geldi, kabul etmedi. Çünkü hediyeyi veren kadın muhtaç biriydi. Bunu gören Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu: “O kadın muhtaç olsa da hediyesini kabul etmeliydin. O hediyeyi alıp karşılığında daha fazla bir şey vermeliydin.”
Yarım elma, yarım hurma
Büyüklerimiz ne güzel söyler: “Yarım elma gönül alma.” Yarım elmayla gönül alabilsek, gönüller alabilsek ne güzel! Ve derler ki “az veren candan...” “Çam sakızı çoban armağanı.”
Ne güzel söylerler! Sözleri kelimelerini, nağmelerini Peygamber’den almıştır. Tadını O’ndan... Zira Allah Rasulü s.a.v. için küçük bir şey yoktu. İyi ve güzel vardı. Sevdiğimiz ve sevmediğimiz vardı. Beğendiğimiz beğenmediğimiz vardı. Küçük şey yoktu. Önemli olan, değer kazandıran sevgimizdi. Sevgiler vermek, sevgiler almaktı. Bilirdi ki kimi dağlar kadar çaba, hizmet, hediye vardı ki niyet onu küçültürdü. Ve kimi zerreyi de dağlar kadar yapan niyetti.
Şöyle buyurmuşlardır: “Ey müslüman hanımlar! Hiçbir komşu hanım, bir koyun parçası bile olsa komşusuna vereceği hediyeyi küçük görüp de vermemezlik etmesin.”
Kendi haliyle ilgili de şunu söyler: “Eğer paça veya kürek eti yemeye bile davet edilsem hemen giderim. Şayet bana kürek veya paça bile hediye edilse hemen kabul ederim.”
Kendimizden geçer gibi
Bir gün Efendimiz s.a.v.’e kertenkele hediye edilmişti. Allah Rasulü onu yemediği için Hz. Aişe r.a. onu kapıya gelen bir fakire verip veremeyeceğini sordu. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:
“Onlara kendi yemediğiniz şeylerden vermeyin.”
Efendimiz s.a.v. arkadaşlarıyla oturuyordu. Sehl bin Sa’d r.a.’dan su istedi. Sehl bir bardakla su verdi. Sonra bu bardağı uzun yıllar sakladı. Bir gün arkadaşlarına bu hadiseyi anlatarak bardağı çıkarıp onlara gösterdi. Sonra o bardakla onlara su ikram etti. Ömer bin Abdülaziz bardağı kendisine vermesini rica etti. O da hiç tereddüt etmeden hediye etti. Bütün varımızı, varımız sandıklarımızı bir kefeye koysak ve Hz. Peygamber s.a.v.’ın bir tası, bir bardağı geçse elimize de onu bir kefeye koysak hangisi ağır basar gönlümüzde?
Acaba hangisi yeri doldurulamaz olandır? Onlar, o yeri doldurulamaz olanı verdiler. En sevdiklerini verdiler. Düşünmeden verdiler.
Bizler diyeceğiz ki Allah Rasulü s.a.v.’ın değil tasına bardağına, ayak izine veririz tüm sevdiğimiz varımızı. Peki, o sevdiğimiz varımızdan hangisini O’nun yoluna veririz? Hani o bir tas, bir bardak için vereceğimiz varımızdan hangisini O’nun sevgisi için, O ver dediği, verdiği için veririz? Ayak izi mi değerlidir şimdi, o ayak izlerine basarak yürümek mi? O’nun bardağını veriyormuş gibi versek... O’nun bardağından geçiyormuş gibi geçsek tüm varlarımızdan da, O’nunla kalsak...
Alıntı...
. . .
Sevgiye yollar aramakla emrolunduk. Yalnız değiliz o yolu ararken. Bize ezelden dost olanlarla karşılaşırız. Allah Rasulü s.a.v. ile karşılaşırız. O’nunla, tavsiyeleriyle karşılaşırız da sapmadan, yanılmadan buluruz yolumuzu.
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu: “Hediyeleşiniz ki birbirinize olan muhabbetiniz artsın.”
“Birbirinize hediye veriniz. Çünkü hediye gönüllerdeki dargınlığı giderir.”
Ve Allah Rasulü s.a.v.’in yanında büyüyen, terbiyesini O’ndan alan Enes bin Malik r.a. da şöyle der: “Evlatlarım! Birbirinize ikramda bulunup hediyeleşin. Çünkü bu, aranızdaki muhabbeti artıran en kuvvetli etkendir.”
Göklerden gelen
Allah Rasulü s.a.v. buyurdu: “Davete gidin, hediyeyi reddetmeyin.”
Bir müslüman bir müslümana hediye verse, Rabbimizin rahmetindendir. Verdiğimiz zaman açılır gök kapıları. Açılır rahmet kapıları. İner damlalar. Görmediğimiz, bilmediğimiz, altında ıslanmadığımız damlalar. Ve hediye göklerden gelir.
Hz Aişe r.a. Peygamberimiz s.a.v. için şöyle söyler: “Allah Rasulü hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi.”
Hediye vermek kadar hediyeyi kabul etmek de önemli ve muhatabımıza değer verdiğimizi gösteren bir harekettir. Peygamberimiz s.a.v. kendisine verilen ya da gönderilen bir şeyin sadaka mı yoksa hediye mi olduğunu öğrenir, hediye ise kabul ederdi. Şayet sadakaysa muhtaç olanlara gönderirdi. Çünkü peygamberler sadaka almaz.
Hz. Aişe Annemize bir gün bir hediye geldi, kabul etmedi. Çünkü hediyeyi veren kadın muhtaç biriydi. Bunu gören Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu: “O kadın muhtaç olsa da hediyesini kabul etmeliydin. O hediyeyi alıp karşılığında daha fazla bir şey vermeliydin.”
Yarım elma, yarım hurma
Büyüklerimiz ne güzel söyler: “Yarım elma gönül alma.” Yarım elmayla gönül alabilsek, gönüller alabilsek ne güzel! Ve derler ki “az veren candan...” “Çam sakızı çoban armağanı.”
Ne güzel söylerler! Sözleri kelimelerini, nağmelerini Peygamber’den almıştır. Tadını O’ndan... Zira Allah Rasulü s.a.v. için küçük bir şey yoktu. İyi ve güzel vardı. Sevdiğimiz ve sevmediğimiz vardı. Beğendiğimiz beğenmediğimiz vardı. Küçük şey yoktu. Önemli olan, değer kazandıran sevgimizdi. Sevgiler vermek, sevgiler almaktı. Bilirdi ki kimi dağlar kadar çaba, hizmet, hediye vardı ki niyet onu küçültürdü. Ve kimi zerreyi de dağlar kadar yapan niyetti.
Şöyle buyurmuşlardır: “Ey müslüman hanımlar! Hiçbir komşu hanım, bir koyun parçası bile olsa komşusuna vereceği hediyeyi küçük görüp de vermemezlik etmesin.”
Kendi haliyle ilgili de şunu söyler: “Eğer paça veya kürek eti yemeye bile davet edilsem hemen giderim. Şayet bana kürek veya paça bile hediye edilse hemen kabul ederim.”
Kendimizden geçer gibi
Bir gün Efendimiz s.a.v.’e kertenkele hediye edilmişti. Allah Rasulü onu yemediği için Hz. Aişe r.a. onu kapıya gelen bir fakire verip veremeyeceğini sordu. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:
“Onlara kendi yemediğiniz şeylerden vermeyin.”
Efendimiz s.a.v. arkadaşlarıyla oturuyordu. Sehl bin Sa’d r.a.’dan su istedi. Sehl bir bardakla su verdi. Sonra bu bardağı uzun yıllar sakladı. Bir gün arkadaşlarına bu hadiseyi anlatarak bardağı çıkarıp onlara gösterdi. Sonra o bardakla onlara su ikram etti. Ömer bin Abdülaziz bardağı kendisine vermesini rica etti. O da hiç tereddüt etmeden hediye etti. Bütün varımızı, varımız sandıklarımızı bir kefeye koysak ve Hz. Peygamber s.a.v.’ın bir tası, bir bardağı geçse elimize de onu bir kefeye koysak hangisi ağır basar gönlümüzde?
Acaba hangisi yeri doldurulamaz olandır? Onlar, o yeri doldurulamaz olanı verdiler. En sevdiklerini verdiler. Düşünmeden verdiler.
Bizler diyeceğiz ki Allah Rasulü s.a.v.’ın değil tasına bardağına, ayak izine veririz tüm sevdiğimiz varımızı. Peki, o sevdiğimiz varımızdan hangisini O’nun yoluna veririz? Hani o bir tas, bir bardak için vereceğimiz varımızdan hangisini O’nun sevgisi için, O ver dediği, verdiği için veririz? Ayak izi mi değerlidir şimdi, o ayak izlerine basarak yürümek mi? O’nun bardağını veriyormuş gibi versek... O’nun bardağından geçiyormuş gibi geçsek tüm varlarımızdan da, O’nunla kalsak...
Alıntı...